Soru

1. Reşha

19. Sözde geçen 1. Reşhayı izah eder misiniz?

Tarih: 28.10.2020 11:08:07
Okunma: 546

Cevap

Reşha; sızma, sızıntı ve terleme gibi manalara gelmektedir. 19. Mektub gibi büyük bir risaleden sızan ve 19. Söz olan bu risale reşhalar diye isimlendirilmiştir.

 İnsanın tek başına ve sadece aklıyla Rabbini bulması ve tanıması kolay değildir. Bundan dolayı Cenabı Hak, kendisini bizlere büyük muarrifler ile yani tarif ediciler ile tanıtmıştır. Bu muarrifler 1. Kainat, 2. Peygamberimiz 3. Kuran-ı Kerim’dir. Başka risalelerde de bu üç tarif ediciye Vicdanı[1] da ekliyor.

Kainattaki her varlıklara dikkatle bakıldığı zaman üzerlerinde mükemmel bir düzen, ölçü, hikmet ve sanat görünüyor. Bunlar kendi kendine ve tesadüfen olamayacağına göre bir yaratıcısı olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü basit bir iğne ustasız, bir harf ise o harfi yazan olmadan olmaz. Aynı zamanda düzen, ölçü, hikmet sanat ve mükemmel yaratılış, bunların faili olan Zatın Halık, Rahman, Musavvir, Sani, Mukaddir gibi isim ve Kudret, ilim ve irade gibi sıfatlarını da görmüş oluruz. Bu şekilde Rabbimizi bütün isim ve sıfatlarıyla tanımış oluruz.

Kuran, dikkatli ve tefekkür ile okunduğu zaman bizlere Rabbimizi güzel bir şekilde ve mükemmel tarif ettiğini görürüz. Özellikle ayet sonlarında geçen Ğafur’ur-Rahim, Alîm’ül-Hakîm, ve hüve Ala külli şeyin Kadîr, Serî’ül-Hisab, Şedid’ül-İkab gibi isim ve sıfatlarla Kuarn’ın Rabbimizi bize bir çok isim ve sıfatlarla tanıttığını görürüz. Ayrıca Emir ve yasaklar ile de neleri sevdiğini; neleri sevmediğini veya nelerden razı olup; nelerden razı olmadığını da öğrenmiş oluruz.

Bozulmamış ve insafını kaybetmemiş bir vicdan ve fıtrat ise bize Rabbimizden haber verir. İnsan kendini doğru okuyabilirse, Cenabı Hakk’ın isim ve sıfatlarının birçok örneğini kendi üzerinde görebilir. Mesela kendi cüzi ilmiyle Allah’ın nihayetsiz ilmini, kendi kudretciği ile Allah’ın sonsuz kudretini, kendi işitmesi ile Allah’ın semi sıfatını, kendi görmesi ile Allah’ın basar sıfatını, kendi konuşması ile Allah’ın kelam sıfatını bir derece anlar. Aynı zamanda kendisindeki nihayetsiz acz ve fakr ile de kudreti sonsuz bir Zata sığınmak ve zenginliği ve cömertliği sonsuz bir yaratıcıdan yardım isteme gereği hisseder. Mükemmel yaratılışı ve birçok hisleri ve duyguları ile üzerinde tecelli eden Allah’ın bazı isim ve sıfatlarını görebilir.

Bu risalede ikici bürhan ve tarif edici olan Peygamberimizden bahsedilmektedir. Çünkü bu ikinci tarif edici konuşan bir delildir. Onu tanır ve anlattıklarını iyice kavrarsak Rabbimizi de iyi tanımış oluruz.

İnsanın bir maddi şahsiyeti olduğu gibi bir de manevi şahsiyeti vardır. İnsanın Manevi şahsiyeti maddi şahsiyetinden çok daha geniş bir anlamı ifade etmektedir. Yani o insanın temsil ettiği makam ve temsilcisi olduğu diğer unsurlar da düşünüldüğünde ortaya çok büyük sonuçlar çıkarmaktadır. Mesela Sevgili Peygamberimizin (a.s.m) manevi şahsiyetine baktığımız zaman; bütün yeryüzü O’nun için mescid hükmündedir. Mekke imamların cemaate namaz kıldırdığı yer misali tüm inanaların inanç merkezi olmuştur. Aynı şekilde Medine şehri ise minbere benzetilerek bütün insanlığa iman ve Kuran hakikatlerini ders olarak verildiği hutbe okunan yer olarak anlatılmıştır. Zira bütün inananlara imam olan peygamberimiz aynı zamanda bütün insanlığa hakikat dersleri veren bir hatip hükmündedir. Peygamberlik silsilesinin en nurani halkası olan peygamberimiz bütün peygamberlerin reisi olmuştur. Kendisinden sonra gelen bütün evliyalara efendi olarak onlara her asırda rehber ve önder olmuştur. Yüz yirmi dört bin evliya ve yüz yirmi dört milyon evliyayı beraber aynı ortamda zikir çektiklerini hayal etsek Sevgili Peygamberimiz o zikir meclisinin başıdır ve reisidir. Sevgili Peygamberimizi nurani bir ağaca benzetirsek peygamberler o ağacın kökleri ve evliya ve salih kullar da o ağacın meyveleri hükmündedir. Bütün peygamberler tarih boyunca gösterdikleri tüm mucizelerle Peygamberimizin peygamberliğine imza atmış oluyorlar. Çünkü hepsi O’nun geleceğini ve peygamberlerin sonuncusu olduğunu ifade etmişlerdir. Kendisinden sonra gelen veli kullarında gösterdikleri tüm kerametler, harika olaylarla yine Peygamberimizin davasına imza atmış oluyorlar. Çünkü o büyük zatlar biz onu dinleyerek, sünnetini takip ederek bu makama ulaştık diye anlatıyorlar.

Bütün peygamberlerin ve evliyaların en büyük ve sarsılmaz davaları “La ilahe illallah” olmuştur. Yani Allah’ın varlığı ve birliği Peygamberlerin mücadelesinin özüdür. Aynı şekilde on dört asırdır İslama hizmet eden tüm büyük şahsiyetlerin de ortak davası ve mücadelesi yine tevhiddir. ““La ilahe illallah” deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum”[2] hadis-i şerifi bu davanın ne kadar mühim olduğunu güzel bir şekilde ders vermektedir. Yine müşrikler bir gün Peygamberimizi amcası olan Ebu Talibe şikayet ettiklerinde, “ bunu bilesin ki, Ey Amca! Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler davamdan ve tebliğimden vazgeçmem”[3] diyerek bu konudaki kararlılığını ifade etmiştir.

Sevgili Peygamberimiz (a.s.m)’in bu büyük davasını kendi zamanında yaşamış yüz yirmi bin sahabe tasdik ettiği gibi kendisinden önce yaşamış Peygamberler ve kendisinden sonra yaşamış olan evliyalar da manen “doğru söyledin ve hak olanı güzel ifade ettin” diyerek tasdik ediyorlar.

İşte böyle milyonlarca hatta milyarlarca çok büyük şahsiyetlerin altına imza attıkları “La ilahe illallah” davasına kim şüphe düşürebilir, bu dava hakkında kim inanları tereddüte düşürebilir acaba? Demek ki bu dava haktır ve gerçektir. Hiçbir şüphe, vehim ve tereddüt böyle büyük bir davaya parmak karıştıramaz ve gölge düşüremez.

 


[1] Mesnevi-i Nuriye, Nokta risalesi

[2] Buhari, Zekat, 1.

[3] İbn-i Hişam, c.1, s.285


Yorum Yap

Yorumlar