Soru

Dünyayı ve Yıldızları Çevirmeye Gücü Yeten Bütün Kainatı da Yaratandır

“ Arzı ve bütün nücûm ve şümûsu tesbîh taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinâtta da‘vâ-yı halk ve iddiâ-yı îcâd edemez. Zîrâ her şey her şeyle bağlıdır.” İfadelerini izah eder misiniz?

Tarih: 5.03.2021 11:47:19
Okunma: 181

Cevap

Hakikat çekirdeklerinde geçen bu muhteşem özlü cümlede Hz. Üstad bir iddiada bulunarak diyor ki: Dünyayı, bütün yıldızları ve güneşleri adeta tespih taneleri gibi kolayca fezada kaldırıp döndürecek sonsuz bir kudrete sahip ol(a)mayan biz Zât, bu koca kâinatın yaratılmasında ve idaresinde söz sahibi olamaz. Çünkü kâinattaki tüm varlıklar; yaratılışları, idareleri ve pek çok cihetlerle birbirleriyle sıkı bir irtibatları vardır.

Bu cümlede öne çıkan hakikatleri sıralayacak olursak;

  1. Kâinatın Rabbi olan Allah’ın sonsuz bir kudreti vardır ki koskoca galaksileri ve yıldızları yaratması ile yıldızlara nispeten tespih tanesi hükmünde olan atomları yaratması O’nun kudreti için aynı kolaylıktadır.
  2. Kâinattaki atomlardan galaksilere kadar tüm varlıkların birbirleriyle ciddi irtibatları ve alakalarının olması cihetiyle bir şeyin yaratıcısı ile her şeyin yaratıcısı tek bir Allah olduğu hakikatidir.  

 

1. Allah’ın kudretinin sonsuz olması hakikati;

Cenâb-ı Hakk’ın ezeli sıfatlarından biri de “Kudret” sıfatıdır. Yani sonsuz gücü ve iktidarı olan demektir. Allah’ın kudreti ve diğer bütün isim ve sıfatları sonsuz ve sınırsız bir mertebededir. Öyleyse güçsüzlük ve iktidarsızlık manasına gelen acizlik sıfatı onda bulunmaz. Acizlik yoksa O’nun gücü her şeyi yapmaya ve yaratmaya yeter, demektir. Kur’ân-ı Kerim’de “Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” ( Al-i İmran,3/ 189) buyrulmuştur.

Şimdi ‘’Her şey zıddıyla bilinir’’ düsturu ile düşünelim; Sıcaklıktaki dereceler soğuğun müdahalesi ile, aydınlıktaki mertebeler ise onun zıddı olan karanlığın müdahalesi ile ortaya çıkar. Yani soğuk ve karanlık olmasa idi sıcaklık ve aydınlığın sayısız basamak ve derecelerinden de bahsedemezdik.

Evet, Rabbimiz Allah (cc), bütün kâinatın yegâne yaratıcısı ve idare edicisidir. Zira sayısız isim ve sıfatları herhangi bir kayıttan, sınırdan ve miktardan uzaktırlar. Çünkü isim ve sıfatlarının zıtları Rabbimiz hakkında muhaldir. Meselâ; kudretin zıttı acizliktir. Evet, biz insanlarda bir kudret görünmektedir. Fakat bu kudret, Allah tarafından verilmiş olup, sınırlıdır. Sınırlı olduğu için, bizim için bir kâlemi kaldırmak çok kolay iken bir sırayı kaldırmak zordur. Büyük bir masayı kaldırmak daha zor, bir binayı kaldırmak ise bizim için imkânsızdır. Demek biz mahluklarda acizlik hat safhada olduğu için bizdeki kudret de varlıklar adedince mertebelere ayrılmıştır.

Oysaki semadaki galaksilerden atomlara varıncaya kadar Rabbimizin yarattığı bütün varlıklarda öyle mükemmel, kusursuz ve ölçülü bir yaratma, idare ve tasarruf var ki; en ufak bir acizlik ve güçsüzlük emaresi görülmemektedir. Her şeyde akıllara durgunluk veren bir düzen ve mükemmellik akıl gözüne çarpmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’de yüce Rabbimiz ‘’O ki, yedi göğü tabaka tabaka, birbiriyle âhenkli olarak yarattı. Rahmân olan Allah'ın yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin! Haydi gözünü çevir de bir bak, hiçbir çatlak görecek misin? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir ve yine bak; o göz, aradığı kusuru bulamadan zelil ve bitkin bir hâlde sana dönecektir!’’ (Mülk,67/ 3-4) buyurarak bütün insanların nazar-ı dikkatini kâinattaki hükümranlığına, kusursuz ve sonsuz kudretine bakıp ibret almaya davet etmektedir.

Mademki atomlardan yıldızlara kadar küçük büyük, canlı cansız hiçbir varlıkta en ufak bir acizlik, güçsüzlük ve kusur emaresi görülmüyor. Öyleyse Allah’ın kudretine acz müdahale edemiyor demektir. Acz müdahale edemiyorsa o zaman Allah’ın kudretinde herhangi bir mertebe ve derece yoktur, mutlak ve sonsuz bir mertebededir. Zira, Allah’ın kudretinin kaynağı bizatihî kendisidir. Bu haliyle sonsuz kudretiyle aza çoğa, küçüğe büyüğe, ferde nev’e nispeti bir olur. Bir çiçeği yaratmasıyla koca baharı yaratması, atomu yaratması ile galaksileri yaratması, bahar mevsimini yaratmasıyla cenneti ve ahiret hayatını yaratması aynı kolaylıkta olur.

Unutmamak gerekir ki; Rabbimizin kudret sıfatı için cari olan bu kanunlar bütün isim ve sıfatları için de geçerlidir. Biz mahluklara mahsus olan cehalet, Rabbimizin ilim sıfatına müdahale edemediğinden Allah (cc), sonsuz bir ilme, fakir ve ihtiyaç sahibi olmadığından sonsuz bir gınâ ve zenginliğe sahiptir. Uzaklık-yakınlık ve mekân gibi yine biz mahluklara ait kayıtlar, sınırlar Rabbimiz için engel olamadığından (ki zaman ve mekân da mahluktur ve Allah yarattığı şeylerin sınırlamasından uzaktır) isim ve sıfatlarıyla her yerde ve her mahlukun yanında hazır ve nazırdır.  Bu sırdan dolayı tüm yarattıklarının ihtiyaçlarını aynı anda görmesine, tazarru ve niyazlarını işitmesine, layık rızıklarını karıştırmadan vermesine, hastalarına şifa, darda olanlarına inayetiyle imdat eylemesine hiçbir maddi engel sınır çekemez. Tekliğiyle birlikte had ve hesaba gelmez işleri aynı anda aynı kolaylıkla yapar, bir iş bir işe asla mâni’ olmaz.

Mesela Rabbimiz Allah (cc), nihayetsiz kudretiyle bir tek balığa rızkını verdiği gibi, bütün denizlerdeki canlılara ve tüm hayat sahibi varlıklara da layık rızıklarını verir. Bir çiçeği yarattığı gibi, baharda sayısız bitkileri de yaratır. Bir sineği yarattığı gibi, bütün hayvanları da aynı anda yaratır. Dünyayı idare ettiği gibi aynı anda bütün galaksileri ve yıldızları da kusursuz bir şekilde idare eder.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri Risale- i Nur külliyatının pek çok yerinde bu hakikati muhteşem misaller ışığında izah ve ispat etmektedir. Allah’ın hiçbir ortağa muhtaç olmadığını, her şeyi kendi kudretiyle yaratıp iradesiyle sevk ve idare ettiğini R. Nur'dan şöyle bir misalle açıklayalım:

Mesela güneş, bir tane olmakla beraber ısısı, ışığı ve yedi rengiyle aynı anda birden fazla yerde bulunabilir. Bulunduğumuz yeri aydınlattığı gibi başka yerleri de aynı anda aydınlatır. Mekânların farklı olması bu duruma engel olmaz.  Hem güneş, deniz üzerindeki bütün kabarcıklarda ısısı, ışığı ve yedi rengi gibi bütün özellikleriyle aynı anda akseder. Birinde görünmesi diğerlerinde görünmesine engel teşkil etmez. Güneşin bir kabarcık ile binlerce kabarcıkta görünmesi aynı kolaylıktadır.

Hem nasıl bir komutan “Arş-ileri!” emriyle bir askeri harekete geçirdiği gibi, büyük bir orduyu da harekete geçirir. Bu konuda bir askerle bir ordu arasında fark yoktur. Dikkat edilirse aynı emirle, bir asker de bir ordu da harekete geçiyor.

Elbette her türlü kayıt ve sınırdan, mekân ve zamandan münezzeh olup sonsuz isim ve sıfatlara sahip olan Rabbimizin, sayısız varlıkları aynı anda aynı kolaylıkla ‘’Kün (Ol!) Emri’’ ile yaratması, idare etmesi, halden hale çevirmesi O’nun için çok kolay ve basittir. Yani Allah (cc), “Kün” emriyle bir atomu da yaratır, bir yıldızı da. İkisi de Allah’ın kudretine nispetle aynıdır. Şimşek gibi bir süratle her şeyi kolaylıkla var eder. Bir şeyin olmasını dilediği zaman, O’nun emri, ona sadece “Ol!” demektir, o da hemen oluverir.''(Yasin, 36/81) Bütün mülk ve hâkimiyet elinde (tasarrufunda) olan Allah ne yücedir! Ve O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (Mülk, 67/1) âyetleri de bu hakikati ifade etmektedirler. 

Bütün bu izahlar gösteriyor ki Allah’ın her şeye gücü yeter. Hiçbir şey O’na ağır gelmez. Bir iş, bir işe mâni’ olmaz. Kudretinde hiçbir cihetle noksanlık ve mertebelenme yoktur. Sonsuz kudretiyle her şeyi, bir şey kolaylığında süratle yaratır ve idare eder.

Ayrıca bakınız;

https://risale.online/soru-cevap/sonsuz-kudret-sonsuz-ilim

https://risale.online/soru-cevap/allahin-kudretinin-nihayetsizligi

https://risale.online/soru-cevap/kudretin-yaratmasindaki-kolaylik

https://risale.online/soru-cevap/kudret-zatin-lazimidir

2. ‘Her şey her şeyle bağlıdır’ hakikati;

Allah’ın varlığının ve birliğinin en parlak delillerinden birisi hiç şüphesiz şu koca kâinat kitabıdır. Evet, Rabbimizin kudret kâlemiyle kusursuz bir tarzda yazdığı kâinat kitabına baktığımızda; milyonlarca çeşit varlıkları ve bu varlıkların sayısız fertlerini görmekteyiz. Ve tüm bu varlıkların birbirleriyle ciddi alakadârlıklarını ve alış-verişlerini görünce, hepsinin yaratıcısının aynı Zât (cc) olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz.

Mesela, insanın kâinatla olan alakasına bir bakalım; İnsan öyle câmi ve yüksek bir istidatla yaratılmış ki sanki koca kâinatın küçültülmüş bir halidir. Tüm âlemlerden birer numune özüne takılmıştır. Tüm elementlerden birer örnek vücudunda mevcuttur. Bütün kâinatta tecelli eden Allah’ın güzel isimleri, tek başına insanda tecelli etmektedir. Külli ve umumî ibadeti cihetiyle, umum varlıkların ibadet, tesbih ve hamdlerini tek başına Rabbine takdim edebilecek bir kabiliyete sahiptir. Demek insan, koca kâinatın küçültülmüş bir hulasası, zübdesi ve özü hükmündedir. Öyleyse kâinatı yaratan Zât (cc) kim ise küçük bir kâinat olan insanı dahi yaratan O’dur. İnsanı yaratan kim ise büyük bir insan olan kâinatı da yaratan aynı Zât’tan başkası olamaz.

Bir tek insanı böyle mükemmel yaratan elbette bütün hayvanları da rahatça yaratmıştır. Çekirdekleri, tohumları, yumurtaları ve nutfeleri; ağaçların, bitkilerin ve hayvanların bir fihristi suretinde yaratan elbette bütün ağaçları, bitkileri ve hayvanları da yaratandır. İnsanı kâinatın bir küçük örmeği olarak yaratan ve isimlerine ve sıfatlarına mazhar ve birer ayna yapan ve bütün kâinatla alakadar eden ve yeryüzünün halifesi kılan, elbette kâinatı o insanın yaratılışı kolaylığında yaratacak kudrette olandır ve yaratmış ve düzenlemiştir. Öyleyse atom ve benzeri küçük parçaların ve çekirdeklerin ve insanın Rabbi kim ise elbette açıkça anlaşılır ki yıldızların, türlerin, âlemlerin, ağaçların kısaca bütün kâinatın Rabbi dahi O’dur. Başkası olması mümkün değildir.

Başka bir alâkadarlık ciheti şöyledir: Rabbimiz her şeyde olduğu gibi dünyayı, güneşi, gezegenleri ve diğer bütün yıldızları da muazzam bir denge ile yaratmıştır. Dünyada yaşam için uygun bir zeminin oluşması diğer varlıklarda olan bu denge üzerine kurulmuştur.

Binler misallerinden birisini ifade edecek olursak; Yapılan bir araştırmada; dünyadaki hayatın muhafaza edilmesinde Jüpiterin önemli bir vazife gördüğü ortaya çıkmıştır. Jüpiter güçlü çekim kuvvetiyle güneş sistemine giren her türlü kuyruklu yıldız ve asteroiti ya yörüngesini değiştirerek fırlatır ya da kendi içerisine alarak o gök cismini yok eder. (Kâinattaki Dengeler ve Allah, 62) Buradan anlıyoruz ki Jüpiter dahi bizlere hizmet etmektedir, ettirilmektedir.

Uzay boşluğunda dönen, içi hayat dolu, mevsimlere göre güneşe yaklaşıp uzaklaşan, içinde sayısını bilemediğimiz kadar canlıları barındıran, dağlarıyla ormanlarıyla denizleriyle ekolojik dengesiyle mükemmel bir atmosferiyle hayatı netice verecek gayelere göre planlanmış olan dünyamızı, varlıklar için en uygun vaziyette yaratan Zât, hiç içinde yaşayan varlıkların yaratıcısından başkası olabilir mi?

Şimdi bir de Atmosferin katmanlarını düşünelim; Dünyamız bizi güneşin ultraviyole ışınlarına karşı koruyan ozon tabakası ile çevrelenmiş. Dünyanın dışına böyle büyük bir koruyucu zırhı kin takmış olabilir?  3-4 milimlik bazı yerlerde o kadar bile değil, incecik bütün dünyayı çepeçevre saran bu koruyucu zar şeklindeki gaz tabakası ile kaplamak bizi seven bizi himaye eden, tüm canlıların Rabbi olan bir Zâtı göstermiyor mu? Dünyanın dışında uzay tarafında, yeryüzünden kilometrelerce yukarda, insanoğlunun yeni fark ettiği bu olmazsa olmaz koruyucu tabakanın nasıl vücuda geldiğini, orada dağılmadan bu gazın nasıl durabildiğini düşünmemiz gerekmiyor mu? Güneşin zararlı ışınlarından insanları ve tüm canlıları koruma, himaye etme gerçeği bizi tanımayan, bilmeyen, şefkatsiz, cansız, hayatsız gaz moleküllerinin işi olabilir mi? Bu harika durum tesadüflerle nasıl açıklanır? Hayat sahibi olmayan, hayat nedir bilmeyen bu cansız, akılsız tabakanın, kendi kendine tesadüfen hayata vesile olamayacağı apaçık ortadadır. O zaman bu koruma ve himaye etme fiiline bakarak o koruyucu kalkanı biz canlılar için dünyanın etrafına saran merhametli, ilim ve kudret sahibi Rabbimizi görmemiz gerekmiyor mu?

Mesela; Dünya’nın %70’ini kaplayan denizler ve okyanuslarda yaşayan ‘Algler’ ekosistemler için oldukça yararlı canlılardır. Dünyadaki foto sentetik karbonun üçte ikisi su yosunları tarafından üretilmektedir. Denizlerde birincil üretici aynı zamanda denizde yaşayan diğer canlılar için besin kaynağıdırlar. Ürettikleri oksijen sadece deniz canlıları için değil bütün dünya için önemli miktardadır.

Su yosunları dünyadaki oksijenin yaklaşık %70-80’ini üretirler. Geriye kalan kısmını ise bitkiler üretir. Bu oran oldukça fazladır. Bu nedenle su yosunları ve bitkiler dünyadaki canlılık için bir vazgeçilmezdir. Demek tüm canlıları yaratan Zâtla su yosunlarını yaratan aynı Zâttır. Tüm varlıkların yaşamları ve rızıkları için birbirlerine muhtaç olmaları ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılamaları bize gösteriyor ki; her şeyin Rabbi olan Allah tektir, birdir. Bunun misallerini çoğaltabiliriz.

Bir başka cihet ise; Nasıl ki bir elmayı yaratan Zât, elbette dünyadaki bütün elmaları yaratmaya ve koca baharı îcâd etmeye muktedir olan Zâttır. Baharı îcâd etmeyen, bir elmayı îcâd edemez. Zîrâ o elma o tezgâhta do­kunuyor. Bir elmayı îcâd eden, bir baharı îcâd edebilir. Bir elma bir ağacın, belki bir bahçenin, belki bir kâinâtın küçük bir misalidir. Hem üzerindeki sanat itibariyle bir elma çekirdeği, koca bir elma ağacının fihristi ve tarihçe-i hayatının incecik kaderi hatla yazılmış harika bir özeti olması ciheti gösterir ki; onu öylece îcâd eden, hiçbir şeyden âciz kalmaz.

Demek elmanın çekirdeğini yaratan kim ise elmayı yaratan O’dur. Elmayı yaratan kim ise ağacı yaratan O’dur. Çünkü o elma o ağaçta meydana geliyor. Elma ağacını yaratan kim ise toprağı yaratan da O’dur. Zira o ağaç o toprak tezgâhında dokunuyor. Toprağı yaratan elbette dünyayı yaratan Zâttır. Dünyayı yaratan Zât ile güneşi yaratan Zât da aynı olmak lazım. Zira dünyanın ışık ve ısı kaynağı güneştir. Güneşi yaratan kim ise güneş sistemini, samanyolu galaksisini ve pamuk ipliğine bağlı kusursuz dengede hareket eden bütün galaksileri ve dahi galaksilerin hanesi olan semâvâtı yaratan Zât dahi aynı olmak gerektir. Öyleyse elma çekirdeğini yaratan Zâtla kâinatı yaratan Zât aynı olmak lazımdır. Çünkü bütün varlıkların birbirleriyle olan bu sağlam irtibat ve âhenkli ölçülü ve uyumlu hareketleri, birden çok ilâhların varlığını muhal derecesine düşürmektedir. Demek her şeyi yapamayan hiçbir şeyi yapamaz. Ve bir tek şeyi halk eden (yaratan) her şeyi yapabilir.

Varlıklar adedince alâkadarlıklardan birkaç tanesini daha gösterelim: Bediüzzaman Hazretleri şöyle der: ‘’Çünki bir tek şeyden her şeyi yapmak, yani bir topraktan bütün nebâtât (bitkiler) ve meyveleri yapmak, hem bir sudan bütün hayvanâtı halketmek (yaratmak), hem basit bir yemekten bütün cihâzât-ı hayvâniyeyi îcâd etmek; bununla beraber her şeyi bir tek şey yapmak, yani zihayatın (hayat sahibi varlıklar) yediği gayet muhtelifü’l-cins taâmlardan o zîhayata bir lahm-ı mahsus (hususi et) yapmak, bir cild-i basit  dokumak gibi san‘atlar, Zât-ı Ehad-i Samed olan Sultân-ı Ezel ve Ebed’in sikke-i hâssasıdır(hususi damga), hâtem-i mahsusudur (hususi mühür). Taklîd edilmez bir turrasıdır. Evet, bir şeyi her şey ve her şeyi bir şey yapmak, her şeyin Hâlik’ına hâs ve Kādir-i Küll-i Şey’e mahsûs bir nişandır, bir âyettir. (Sözler, 22)

Bu ifadelerden anlıyoruz ki; toprağı yaratan Zât kimse, topraktan meydana gelen bütün bitki, ağaç ve meyveleri yaratan Zât O’dur. Bu bitki ve ağaçların büyümesinde, yeşermesinde, çiçeklenmesinde ve meyvelenmesinde toprağa yardım eden hava, su, güneş ve pek çok elementlerin sahibi dahi aynı Zâttır. Zira her şey her şeyle bağlıdır.

Yine yeryüzünde bulunan ve özellikle canlıların temel yapı taşları olan “Karbon, azot, oksijen ve hidrojen” atomları bütün canlıların bedenlerinde ve bütün organlarında ve hücrelerinde çalışabilmektedir. Her nereye girerler ise oranın düzen ve intizamını bilip ona göre hareket ederler. Mesela bir bitkinin yaprağında da iş görebilirler meyvesinde de. Ya da bir insanın gözünde de çalışabilirler, kalbinde de. Adeta bütün canlıların ve organlarının nasıl yapılacağının sanatını bilir gibi olağanüstü bir şekilde çalışırlar. Hâlbuki insanlık, bir atom zerresinin bir tek hücrede gösterdiği faaliyeti bile hakkıyla anlayabilmekten âciz bir durumdadır. Bu durum ise o atomların nihayetsiz bir ilim ve iktidar sahibi olması demektir. Elbette hiçbir akıl sahibi, cansız ve şuursuz bir atomun böyle bir özellikte olabileceğine ihtimal veremez. Bu da mantıken kesin bir şekilde gizli sonsuz bir ilim ve kudret sahibinin o atomları çalıştırdığını gösterir.

Hem bir tek atomu o harika yapısıyla kim yaratmış ise bütün atomları da muhakkak o yaratmıştır. Çünkü hepsi aynı temel özelliklere sahiptir ve aynı şekillerde çalışmaktadır. Ayrıca bir atomu kim yaratmış ise bütün her şeyi ve bütün kâinatı da o yaratmıştır. Çünkü her şey atomlardan oluşmaktadır ve kâinat da atomlardan oluşmuş bir deniz gibidir. Aynı mantığı maddenin en küçük bölünemez yapı taşları olan ve uzay boşluğunu dolduran esir zerrelerine uygulamak da mümkündür. Bir esir zerresini kim yaratmış ise bütün kâinatı da o yaratmıştır.

Deniz gibi derin bu hakikatin izahının detaylarını Risale-i Nur külliyatına havale ederek yine Bediüzzaman Hazretleri’nin şu veciz sözleriyle cevabımızı tamamlamış olalım: Demek sivrisineğin gözünü halk eden (yaratan), güneşi dahi o halk etmiştir. Pirenin midesini tanzim eden (düzenleyen), manzume-i şemsiyeyi (güneş sistemi) de o tanzim etmiştir. (Hakikat Çekirdekleri)


Yorum Yap

Yorumlar