Allah’ın varlığını apaçık ve geniş şekilde ispat etmenin çok fazla delili ve yönü olmakla beraber üç temel yönünü incelemeye çalışalım:
1. Kâinattaki Düzen
Etrafımızdaki kâinat baştan sona kusursuz bir sanatla, ölçüyle ve düzenle doludur. En küçük atomdan en büyük galaksiye, bir kar tanesinin geometrisinden insan beyninin muazzam yapısına kadar her şey incelikli bir ilim, hikmet ve irade ile var edilmiştir. Tesadüf, kör kuvvet veya şuursuz tabiat bu derece düzenli, maksatlı ve birbirini tamamlayan bir sistemi meydana getiremez. Nasıl ki sanatsız bir resim, ustasız bir bina düşünülemezse; bu kusursuz âlem de ancak sonsuz kudret, ilim ve irade sahibi bir yaratıcının varlığıyla açıklanabilir. Kâinat, âdeta “sanatkârım olan Allah'ı tanıyın, ben O'nun eseriyim” diye konuşan büyük bir kitaptır.
2. İnsanın İç Âlemi
İnsanın bizzat kendisi Allah’ın varlığı için en büyük delildir. Akıl, doğruyu yanlıştan ayırabilecek şekilde yaratılmış; vicdan, iyiyi ve kötüyü hissedecek kıvama getirilmiş; ruh ise sonsuzluğu isteyen bir yapıya konulmuştur. Sıradan maddelerin birleşimiyle akıl ve idrak gibi manevi yeteneklerin ortaya çıkması imkânsızdır. İnsan, hem kendini hem de kâinatı anlamaya çalışan bilinçli bir varlıktır ve bu bilinç, maddeden bağımsız bir kaynağa işaret eder. Ayrıca insanın fıtratında bulunan dua etme, inanma, sığınma ve anlam arayışı gibi duygular, onu yaratıcısına yönlendiren hislerdir. İnsanın iç dünyası, “ben sahipsiz olamam, benim bir yaratıcım olmalı” diye haykıran güçlü bir delildir.
3. Peygamberler ve Vahiy
Allah’ın varlığı sadece varlık âleminde değil, insanlık tarihinin tamamında da açıkça görünmektedir. Hz. Âdem’den (as) Hz. Muhammed’e (sav) kadar gönderilen binlerce Peygamber, aynı hakikati ilan etmiş; mucizeler ve ilâhî kitaplar vasıtasıyla insanlığa yaratıcılarını tanıtmışlardır. En son ve en büyük delil olan Kur’ân-ı Kerîm, hiçbir insanın benzerini ortaya koyamadığı eşsiz bir kelâmdır. Kur’ân’ın içindeki hikmet, haber verdiği gaybî bilgiler, evrensel ahlâk sistemi ve yüzyıllardır tazeliğini koruyan mucizevî yapısı, onun Allah’tan geldiğini apaçık gösterir. Tarih boyunca bu vahiy zincirinin devam etmesi, Allah’ın varlığının ve insanlarla irtibatının kesintisiz bir delilidir.
Sonuç olarak, Allah’ın varlığı; kâinatın baştan sona işleyen muhteşem düzeniyle, insanın akıl ve vicdanında yankılanan fıtrî ihtiyaç ve duygularıyla, ayrıca tarihin her döneminde gönderilen Peygamberler ve vahyin kesintisiz rehberliğiyle apaçık bir şekilde sabittir. Gözünü ve kalbini açık tutan herkes, bu üç büyük delilin ortak bir hakikati gösterdiğini görür. Bu âlem sahipsiz değildir; her şey, sonsuz kudret ve hikmet sahibi bir yaratıcının varlığını ilân etmektedir.

