Sorular

0

Peygamberlik Bir Ayrıcalık mı, Yoksa Ağır Bir Mesuliyet mi?

Kur'an'da Hz. Zekeriya, Hz. Meryem, Hz. Yahya ve Hz. İsa'dan söz edilirken soylarının hayırlı kılındığı belirtilir. Hz. İsa'nın beşikte konuşup peygamber oluşu ve Hz. İbrahim'in soyundan gelenlere verilen bu özel konum, diğer insanlar açısından bir ayrımcılık olup olmadığı sorusunu gündeme getirir; “o soydan gelseydik biz de böyle olamaz mıydık” şeklinde soranlara nasıl cevap verebiliriz?

0

Hz. Ömer'e Neden "Adaletin Sembolü" Deniliyor?

Ömer bin Hattab, İslam tarihinde adaletin sembolü olarak anılan en önemli şahsiyetlerden biridir. Bunun sebebi, onun adaleti sadece sözde değil, günlük hayatta, şahsi yaşantısı ve devlet yönetiminde en doğru şekilde uygulamasıdır. Hz. Ömer döneminde insanlar, haklarının korunacağına güvenmiş ve devletin herkese eşit davrandığını görmüştür.Hz. Ömer'in adaletine dair en bilinen örneklerden biri Mısır'da yaşanan bir olaydır. Bir gün Mısır valisinin oğlu, bir Kıpti genci haksız yere döver. Bu duruma uğrayan genç Medine'ye giderek Hz. Ömer'e şikâyette bulunur. Hz. Ömer, valiyi ve oğlunu hemen çağırır. Daha sonra mağdur gence kırbaç vererek, kendisine vurana aynı şekilde karşılık vermesini ister. Genç, valinin oğluna aynı şekilde vurur. Hz. Ömer bu olaydan sonra şu sözü söyler: "İnsanları ne zamandan beri köleleştirdiniz? Oysa onlar hür doğar." Bu olay, onun gözünde herkesin eşit olduğunu açıkça gösterir.Bir diğer önemli örnek, Hz. Ömer'in gece yaptığı kontrollerdir. O, bazen kılık değiştirerek halkın durumunu gizlice incelerdi. Bir gece aç bir aileye rastlar. Çocuklar açlıktan ağlamaktadır ve anneleri onları oyalamak için boş bir tencereyi kaynatmaktadır. Kadın, halifeden şikâyet eder. Hz. Ömer bunu duyunca çok üzülür. Hemen devlet hazinesine gidip yiyecek alır ve çuvalı kendi sırtında taşır. Yardım etmek isteyenlere “Bu yükü kıyamet günü siz mi taşıyacaksınız?” diyerek izin vermez. Aileye yemek yapar ve çocuklar doyuncaya kadar orada bekler. Bu olay, onun halkına karşı ne kadar sorumluluk sahibi olduğunu gösterir.Hz. Ömer'in yöneticilere karşı tutumu da oldukça dikkat çekicidir. Valileri göreve getirirken onları sürekli denetlerdi. Görevdeyken haksız kazanç elde edip etmediklerini kontrol ederdi. Eğer bir valinin malında artış olursa, bunun sebebini sorar ve gerekirse fazla malı geri alırdı. Bu sayede devlet yöneticilerinin adil olması sağlanırdı.Ayrıca Hz. Ömer, kendi ailesine bile ayrıcalık tanımazdı. Oğlu veya yakınları bir hata yaptığında, diğer insanlara uygulanan cezanın aynısını onlara da uygulardı. Bu durum, onun adalet anlayışının ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Çünkü çoğu insan yakınlarını korumaya çalışırken adaletten taviz verirken, o adaletten asla vazgeçmemiştir.Hz. Ömer aynı zamanda eleştiriye açık bir liderdi. Bir gün halka “Eğer ben yanlış yaparsam ne yaparsınız?” diye sormuştur. Bir kişi “Seni düzeltiriz” diye cevap vermiştir. Hz. Ömer bu cevaba kızmak yerine sevinmiştir. Çünkü halkın yanlış gördüğünde yöneticiyi uyarabilmesini doğru bulmuştur. Bu da onun adaletli yönetim anlayışını gösterir.Kıtlık zamanlarında da Hz. Ömer adaleti elden bırakmamıştır. Halk zor durumdayken kendisi de sade bir hayat yaşamış, lüks sayılabilecek yiyecekleri yememiştir. “Halkım sıkıntı çekerken ben rahat edemem” diyerek herkesle aynı şartları paylaşmıştır. Bu davranış, yöneticilerin halkını anlaması gerektiğini gösterir. Bu misalleri çoğaltabiliriz.Sonuç olarak Hz. Ömer, adaleti hayatının merkezine koymuş bir devlet başkanıydı. Zengin-fakir, yönetici-halk ayrımı yapmadan herkese eşit davranmıştır. Hem bireysel hayatında hem de devlet yönetiminde adaleti uyguladığı için, tarih boyunca adaletin sembolü olarak anılmıştır.Ayrıca BakınızSAHABELERİN YÜKSEK MAKAMISAHABE MESLEĞİNİN FAZİLETİ / SAHABELERİN ÜSTÜNLÜĞÜADALETLE YÖNETİCİLİK YAPMANIN HADİSLERDE GEÇEN MÜKÂFATI

5

Sabah Ezanının Diğer Vakit Ezanlarından Daha Uzun Okunmasının Sebebi

Sabah ezanının diğer vakitlere göre daha uzun sürdüğü doğrudur. Ancak bu durumun özel bir sebebi yoktur. Dini olarak dayandığı bir emir veya tavsiyede yoktur. Sabah namazının daha uzun olmasının bir sebebi "es-salâtü hayrun minen-nevm" (Namaz uykudan hayırlıdır) cümlesinin eklenmesi, camiilerde her vakit için farklı makamlarda ezan okunmasından dolayı sabah ezanının nispeten daha ağır bir okuyuş olan ve insana hüzün, sükunet ve manevi bir uyanış hissi veren "Saba" makamında okunması sabah namazının daha uzun okunmasına sebep olan sebeplerden olabilir.Ayrıca BakınızEZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELEREZAN VE KAMET DUASI NEDİR? HADİSLERDE GEÇER Mİ?EZAN OKUNURKEN YAPILMASI SÜNNET OLAN AMELLERHZ. PEYGAMBER (SAV) EZAN OKUMUŞ MUDUR?EZAN DİNLEME ADABI

3

"Nehcü'l-Belâğa" Eserini Okumak Ehl-i Sünnet Açısından Uygun Mudur?

Nechu'l Belağa Hz. Aliye nispet edilse de ona ait değildir. Hicri 4. asırda telif edilen bu eser, ona nispet edilen rivayetlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur.Eser hutbeler, hitabeler ve emirnâmeler, resmî ve özel mektuplar, vecîzeler ve öğütler olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; Allah Teâlâ'dan, Resûl-i Ekrem'den, Hz. Ali ve Ehl-i beyt'ten, dünya ve âhiretten, bazı içtimaî ve iktisadî meselelerle ilk üç halifeden ve Hz. Ali zamanına ait bazı tarihî olaylardan söz eden 242 hutbe yer alır. İkinci bölüm; Hz. Ali'nin Cemel Savaşı'ndan önce, savaş sırasında ve savaştan sonra yazdığı, Muâviye'ye gönderdiği mektuplar, ayrıca idarî mektuplar, emirnâmeler, ahidnâmeler olmak üzere yetmiş sekiz (tekrarsız altmış üç) parçayı kapsar. Hz. Ali'nin vecizelerine ayrılan son bölümde ise 498 özdeyişe yer verilmiştir. Bunlar din, iman, Kur'an, ibadet, dünya ve âhiret, akıl ve bilgi, hakikat, adalet, insanlık ve savaş gibi konularla Hz. Peygamber, Ali ve Ehl-i beyt'e dair özdeyişlerdir.1Nehcü'l-Belâğa'da İslam inancı ve ahlakına uygun güzel nasihatler ve hikmetli sözler bulunmakla birlikte kitabın yazılış amacına uymayan metinler de yer almaktadır. Muhtevasında ilk halifelere yönelik tenkitler barındırması hasebiyle Ehl-i Sünnet akidesiyle bağdaşmayan unsurlar içermektedir. Mesela Hz. Muâviye'ye yazılan mektuplarda geçen hakaret içerikli ifadeler böyledir. Yine Şia'nın sevmediği bazı sahabileri aşağılayan ve kötüleyen metinler de böyledir. Genel bir değerlendirme yapacak olursak, Nehcü'l-belâğa'da eleştiri konusu yapılan metinlerin en önemli ortak noktası Ehl-i Sünnetin görüşüne uymamalarıdır diyebiliriz. 2Bu sebeple, eserin barındırdığı aykırı fikirlerin reddedilmesi gerekirken; Ehl-i Sünnet çizgisine uygun olan kısımlarından istifade edilebilir. Ancak bu müvazeneyi yapabilmek için ciddi bir ehl-i sünnet akidesi malumatına sahip olmak gerektir ki doğru ile yanlış doğru bir süzgeçten geçirilebilsin. Bu yüzden bizlerin tavsiyesi daha faydalı, sıhhati daha kuvvetli, ehl-i sünnet âlimler tarafından yazılmış kitaplara vaktinizi ayırmanızdır.Kaynakçalarİsmail Durmuş, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c. 32, s. 538.Gültekin, Hikmet. "Nehcü'l-Belâğa'ya Yöneltilen Eleştiriler ve Hadis İlmi Açısından Değeri." Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 9.29/5 (2016): 106-143.

12

Cinlerin İbadeti Nasıldır?

Sözlükte “örtmek, örtünmek, gizli kalmak” anlamındaki cenn kökünden türeyen bir isim olup tekili olan cinnî “örtülü ve gizli şey” manasına gelir. Terim olarak “duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilâhî emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kâfir gruplarından oluşan varlık türü” anlamına gelir. Cinlerin atalarına ise cân adı verilir.1Cinlerin imtihanı da temel olarak insanlarla aynı amaca dayanmaktadır. Yani her iki varlık da Allah'a kulluk etmek ve O'na itaat etmek için yaratılmıştır. Nitekim Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!2Cinler de akıl ve irade sahibi oldukları için sorumludur, yani iyi–kötü arasında seçim yaparlar ve buna göre hesaba çekilirler. Ancak bu imtihanın şartları ve uygulanış biçimi birebir aynı değildir. Çünkü cinler farklı bir varlık türüdür (ateşten yaratılmıştır) ve hayat şartları insanlardan farklıdır.3 Cinlere de peygamber gönderilmiş, bir kısmı iman etmiş, bir kısmı kâfir olarak kalmıştır. Peygamberimiz (sav) insanlara olduğu gibi cinlere de ilâhî emirleri tebliğ etmiştir.4İbadetler konusuna gelince onların da bir kulluk sistemi vardır ancak bu, "insanlardaki namaz ve oruç birebir aynıdır" anlamına gelmez. Alimler bu konuda şunu söyler: Cinlerin ibadetleri vardır fakat şekli ve uygulaması insanlardan farklı olabilir. Örneğin namaz ve oruç gibi ibadetlerin özü (Allah'a yönelmek, itaat etmek) ortaktır. Fakat cinlerin fiziksel yapısı farklı olduğu için bu ibadetlerin nasıl yerine getirildiği tam olarak bilinmez.Bu bağlamda Kur'an'ın hitabına cinler de muhataptır. Yani vahiy sadece insanlara değil, cinlere de yöneliktir. Nitekim Kur'an'da cinlerin Kur'an'ı dinledikleri, iman edenlerinin bulunduğu ve inkâr edenlerinin de sorumlu tutulacağı açıkça ifade edilir.5 Cinler de akıl ve irade sahibi varlıklardır, bu yüzden İlâhî hitapla yükümlü bulunmaktadırlar. Ancak bu muhataplık, her hükmün birebir aynı şekilde uygulanacağı anlamına gelmez. Çünkü cinlerin yaratılış ve yaşam şartları insanlardan farklıdır. Bu nedenle Kur'an'ın temel mesajları (iman, itaat, ahlak) açısından cinler tamamen muhataptır. Fakat ibadetlerin detayları ve uygulanışı kendi yapılarına uygun şekilde farklılık gösterebilir.6Sonuç olarak cinlerin imtihanı ile insanların imtihanı aynı hedefe yöneliktir ama aynı şartlarda değildir. İkisi de sorumludur, ikisi de hesaba çekilecektir fakat her varlık kendi yaratılışına uygun şekilde imtihan edilir. Bu da aslında adaletin bir gereğidir. Allah herkesi kendi kapasitesine ve şartlarına göre sorumlu tutmaktadır.Ayrıca BakınızCİNLERİN HZ. PEYGAMBER'E (SAV) İMAN ETMESİ / KUR'ÂN DİNLEMELERİCİNLERDEN PEYGAMBER GELMİŞ MİDİR?CİNLER İLE İNSANLARIN İMTİHANINDA EŞİTSİZLİK VAR MI?CİNLER VE ŞEYTANLAR ARASINDAKİ FARKHÂTİFLERİN (CİNLERİN) PEYGAMBER EFENDİMİZDEN (SAV) HABER VERMELERİKaynakçalarM. Süreyya Şahin, "Cin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 8, s. 5.Zâriyât, 51 / 56.Halil İbrahim Aydın, "Cinlerin Mükellef Varlıklar Olmalarıyla İlgili Kur'an'ın Ortaya Koyduğu Perspektifin Tespitine Dair Bir İnceleme", Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 30/2, Aralık, 2025, s. 232-233.Ahmet Saim Kılavuz, "Cin", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 8, s. 8.(Ey Resûlüm!) De ki: “Bana vahyolundu, şu şübhesiz ki, cin'lerden bir topluluk (ben Kur'ân okurken) dinlemiş de: 'Doğrusu biz, hârikulâde güzel bir Kur'ân dinledik!' demişler. (Ve demişler ki:) “(O Kur'ân) doğru yola götürüyor; artık (biz de) ona îmân ettik. Ve Rabbimize hiçbir şeyi aslâ ortak koşmayacağız! (Cin, 72 / 1-2.)Aydın, a.g.m., s. 240-241.

7

Kur'ân'da Kutuplardan Bahsediliyor mu?

Cevabımıza Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle başlayalım. Şöyle ki:بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ٭ وَلَا رَطْبٍ وَلَا یَابِسٍ اِلَّا فٖی كِتَابٍ مُبٖینٍBir kavle göre Kitâb-ı Mübîn, Kur'ân'dan ibârettir. Yaş ve kuru her şey içinde bulunduğunu şu âyet-i kerîme beyân ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zîrâ muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri, bazen düstûrları, bazen alâmetleri ya sarâhaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtâr tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'âna münâsib bir tarzda ve iktizâ-yı makam münâsebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor.1En'am suresinin 59. ayeti kerimesine göre, Kuran-ı Mübin'de yaş kuru her şey vardır. Bu şeylerin bazıları açık, herkes anlayabileceği şekilde vardır, bazıları alamet ve işaretler şeklinde vardır, bazılarının öz ve çekirdek hali vardır, bazıları ise kapalı ve ihtar şeklinde bulunur. Öyle olduğu için herkes her şeyi içinde göremez. Ve Kuran-ı Kerim bunları ihtiyaç ölçüsünde, maksadına uygun bir tarzda ifade etmiştir. Bu çerçevede Kur'ân, açık ve doğrudan bir anlatımla olmasa da, işaret ve remiz yoluyla kutuplara dikkat çekmektedir. Mesela:Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun!2(O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.3Yer'in küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batıya işaret edilmiştir. Buna göre ayet, Dünya'nın yuvarlak olduğuna da işaret etmektedir. Bunda doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı, batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir.4Bu ince ifadeyle, yeryüzünün sabit ve düz bir yüzey olmadığını, aksine hareketli ve kürevî bir yapıya sahip olduğunu bizlere düşündürmektedir.Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir; gören ve düşünenler için bunlardan alınacak ibretler vardır.5Aynı şekilde, gece ile gündüzün birbirine sarılması, çevirmesi ifadesi de, bu dönüşümün düz bir zeminde değil, küresel bir yapı üzerinde gerçekleştiğini hatıra getirir. Çünkü sarma fiili, ancak yuvarlak bir cisim üzerinde tam anlamını bulur. Yuvarlak bir cisimde de göreceli olarak iki uç nokta diyebileceğimiz kutup noktalarının olması zorunluğu vardır. Bu yönüyle Kur'ân, açık ve doğrudan değil, işaret, remiz ve ince beyanlarla kutuplardan haber vermektedir.Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in ele aldığı esas maksadlar ve temel konular dört ana başlıkta toplanır:1. Tevhid: Bu kâinatın yaratıcısının varlığını ve birliğini ispat etmek.2. Nübüvvet: Peygamberlik müessesesini ve özellikle Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini ortaya koymak.3. Haşir: İnsanların kıyamet günü bedenleriyle birlikte diriltileceğini (haşr-i cismanîyi) beyan ve ispat etmek.4. Adalet ve ibadet: Şeriatın bütün hükümlerini içine alan ilahî esasları bildirmek.Özetle Kur'ân, bütün anlatımını bu dört temel maksada hizmet edecek şekilde kurar. Bir konudan bahsettiğinde, o konu doğrudan doğruya bu esaslardan birine hizmet eder veya onlara delil olacak şekilde zikredilir. Meselâ Kur'ân'da kâinatın yaratılışından veya geçmiş kavimlerin kıssalarından söz edilmesi; tarih anlatmak veya tabiatı tasvir etmek amacıyla değildir. Bu anlatımların amacı; ya tevhidi göstermek, ya peygamberlik hakikatini açıklamak, ya haşrin mümkün ve hak olduğunu ispat etmek ya da İlâhî adalet ve kulluk esaslarını öğretmek içindir.Bu sebeple Kur'ân bir coğrafya, tarih veya fen kitabı değildir. Kâinata ve varlıklara dair yaptığı açıklamalar asıl maksad değil, o maksadlara götüren deliller mahiyetindedir ve istitradîdir; yani asıl konuya hizmet eden yardımcı açıklamalardır.Nitekim Kur'ân'da sinek, deve, arı, güneş, ay gibi varlıklardan bahsedilmesi; onların biyolojik veya fiziksel özelliklerini anlatmak için değildir. Bu varlıklar, kâinattaki nizamı, hikmeti ve sanatı gösteren deliller olarak zikredilir. Böylece insanın dikkatini ya onların yaratıcısına yöneltir ya öldükten sonra bir yaşamın olacağına ya ibadet ve kulluğa davet için ya da peygamberliğe delil olarak gösterilir.Ayrıca Kur'ân'ın kullandığı delillerin, muhatapların gördüğü, bildiği ve kolayca anlayabildiği şeylerden seçilmesi de hikmet gereğidir. Çünkü bir iddiayı ispat eden delil, muhatap için anlaşılır olmalıdır. Eğer delil, iddiadan daha kapalı ve anlaşılmaz olursa maksad gerçekleşmez. Bu nedenle Kur'ân'da o dönemin insanlarının açık bir şekil bildiği varlıkların zikredilmesi lazımı vardır. Bu da Kur'ân'ın hidayet maksadına uygun bir üsluptur. Çünkü muhatapların tanımadığı, bilmediği ve anlamakta zorlanacağı şeylerle delil getirilmesi, mesajın anlaşılmasını zorlaştırırdı.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 159.Mearic, 70/40.Rahman, 55/17.İbn Aşur, XXVI/247; Yazır, VII/370-371Nur, 24/44.

27

Ahirette İnsanın Hafıza Nasıl İşleyecek? İşlenen Bütün Günahlar Hatırlanacak mı?

İnsan yatarılışı gereği unutkan bir varlıktır. Hayatın keşmekeşi içinde işlediğimiz küçük hataları, söylediğimiz kırıcı sözleri, hatta bazen yaptığımız iyilikleri bile unutur, zamanın tozlu raflarına terk ederiz. Ancak İslam inancına göre ölümle başlayan ve mahşerle devam eden süreçte unutmak kavramı ortadan kalkacaktır. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde, ahiretin sadece bir ödül ve ceza yeri değil, aynı zamanda hatırlama ve yüzleşme yeri olduğunu anlamaktayız.Kur'an, insanın unutmuş olabileceği amellerin Allah katında korunduğunu ve o gün her şeyin ayan beyan ortaya çıkacağını ve insanın her şeyi hatırlayacağını şu ayetler ile vurgular:Kitap (amel defteri) ortaya konmuştur. Suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, 'Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.1O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir sayıp zaptetmiş, kendileri ise onları unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.2Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.3O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı her şey haber verilir. Doğrusu insan, mazeretlerini ortaya dökse de, kendi nefsi üzerine bir basirettir (kendi kendinin şahididir).4Peygamber Efendimiz (sav) hesabın dehşetini ve hafızanın o günkü netliğini çeşitli vesilelerle anlatmıştır. Bazı hadisleri şöyledir:Sizden her birinizle Rabbi, arada bir tercüman olmadan bizzat konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak, sadece (dünyada iken) gönderdiği amelleri görecek. Soluna bakacak, sadece gönderdiği amelleri görecek...5Kıyamet gününde kulun iki ayağı şu dört şeyden sorgulanmadıkça yerinden ayrılmaz: "Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiğiyle ne yaptığından.”6Allah, kıyamet gününde mümin kuluna yaklaşır, şefkatiyle örterek insanlardan gizler; 'Şu, şu günahını biliyor musun?' der; kul 'Evet Rabbim biliyorum.' der. Allah tekrar 'Şu şu günahını da biliyor musun?' der; o kul 'Evet, Rabbim' der. Böylece o insan bütün günahlarını ikrar eder. Artık ben kurtulamam diye düşünmeye başlayınca Allah, 'Ben senin bütün o günahlarını dünyada örttüm. İşte bugün de onları mağfiret edeceğim.' der.7Cennet; lütuf, iyilik ve nimetlerin bulunduğu bir yer olduğundan, kötülük ve kötü düşüncelere dair hiçbir şey oraya giremez. Çünkü insana elem ve keder verecek hiçbir şey cennette bulunmayacaktır. Bu sebeple, hatırlandığında insana acı verecek olan insanın dünyada yaptığı kötülükler ve günahlar cennete giremez. Belki de Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanı olarak cennette insanlar onları hatırlayamaz.Ayrıca BakınızAHİRET HAYATICENNET NASIL BİR YER? ORADA HER İSTEDİĞİMİZ OLACAK MI?CEHENNEM NASIL BİR YER? ÂYET VE HADİSLERDE CEHENNEM AZABIKaynakçalarKehf Suresi, 18/49Mücadele Suresi, 58/6Zilzal Suresi, 99/7-8Kıyamet Suresi, 75/13-14Buhari, Zekat 20Tirmizî, Kıyâme, 1Buhârî, Mezâlim, 3