Ene, Bediüzzaman Hazretleri’ne göre insanda bulunan ve çok mühim vazifeler gören bir latifedir. Fakat öyle bir latifedir ki içinde binlerce sırlı sıfatı, mizanı, hâli ve hissi barındırır. Bunun hikmeti, Rabbimizin bütün isimlerini bir derece bildirmek ve tanıttırmaktır. Aynı zamanda ene, kâinattaki varlıkların hikmetlerini, vazifelerini ve sırlarını açan bir anahtardır. Bu noktada Bediüzzaman Hazretleri, enenin bir vâhid-i kıyâsî, yani bir ölçü âleti olduğunu ifade eder. 1
Meselâ insan, “Ben şu evi nasıl yaptım, tanzim ettim ve idare ediyorum; öyle de şu dünya hânesini de birisi yapmış, tanzim etmiş ve idare etmektedir.” diye düşünür. Yine, “Nasıl ki bu evin, arabanın veya eşyanın sahibi benim; öyleyse bu koca kâinatın da bir sahibi vardır. O da Mâlikü’l-Mülk olan Allah’tır.” hükmüne varır. Ayrıca insan, “Ben emrim altında çalışanları görüyor, onları dinliyor ve ihtiyaçlarını karşılıyorum; öyle de kâinattaki canlı-cansız bütün varlıkları gören, onların arzularını işiten ve ihtiyaçlarını karşılayan Semî’, Basîr ve Rezzâk olan bir Allah vardır.” diye anlar. İşte bu kıyaslama ile ene, Allah’ın isimlerini bir derece bildirip tanıtan bir anahtar olur.
Ene, insana emânet olarak verilen bir mikyas bir ölçü âletidir. Yani kendisinde hakikî mâlikiyet/sahiplik ve rubûbiyet/terbiye edicilik var zannedilen cüz’î ölçülerle, Allah’ın sonsuz sıfât ve şuûnâtını anlamaya bir vesile olur.
Enenin doğru kullanılması, “Ben mâlikim, yaparım, bilirim.” deyip onda hakikî bir vücud ve varlık vermekle değil; kendi nefsindeki cüz’î ilim, irade, kudret ve mâlikiyet hissini, Allah’ın sonsuz ilim, irade, kudret ve mâlikiyetini anlamak için bir vâhid-i kıyâsî bir ölçü âleti olarak kullanmakla mümkündür.
Kısacası, insandaki “ben” duygusu hakikî mâlikiyet için değil, emânet ve ölçü olarak verilmiştir. İnsan, kendi nefsinde cüz’î bir ilim ve irade görür; buradan Allah’ın Alîm ve Mürîd olduğunu anlar. Kendi cüz’î tasarruf hissinden de Allah’ın mutlak rubûbiyetini ve mâlikiyetini tanır. Eğer ene kendini bağımsız zannederse hakikati örter; eğer bir abd/kul olduğunu anlarsa marifetullâha kapı açar.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.220

