Sözlükte nefis; “ruh, can, hayat, hayatın ilkesi, nefes, varlık, zat, öz varlık, insan, kişi, hevâ ve heves, kan, beden ve bedenden kaynaklanan süflî arzular” gibi mânalara gelir. Başka bir ifadeyle nefis; dar manada insandaki çok latifelerden bir latife iken (nefs-i emmâre), geniş manada kişinin bütün özelliklerinin tamamı olarak kendisi manasında kullanılır. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) için “Nefsim sana feda olsun!” diyen sahabeler gibi.
Tasavvufta ise nefis; “Kulun kötü, beğenilmeyen, bayağı ve hayvânî arzuları, huy ve fiilleri, kibir, gazap, kin, haset, hırs, tahammülsüzlük, hasislik, dedikodu, şehvet, ihtiras, hevâ ve heves gibi zaaflarının merkezi” olarak tanımlanır. Daha detaylı olarak tasavvufta nefis denilince; şer ve günahın kaynağı olan, “kötü huy ve süflî arzuların tamamı” anlamına gelen ve kötülüğü emreden nefis anlaşılır. Bu bağlamda şu âyet ve hadise sıkça atıf yapılır:
Sana isâbet eden her iyilik Allah'tandır; sana isâbet eden her kötülük ise nefsindendir. 1
Allah'ım! Nefislerimizin şerrinden sana sığınıyoruz.2
Kötülük sebebi olması bakımından şeytanın iş birlikçisi sayılan nefis, insanın içindeki en büyük düşman olduğundan, Peygamber Efendimiz (sav) bizlere şu duayı öğretir:
Ey Allah'ım! Senin rahmetini umuyorum, beni göz açıp kapayıncaya kadar (da olsa) nefsimle baş başa bırakma. Hâlimi tümüyle düzelt, senden başka ilâh yoktur. 3
İnsan, nefsinin arzularına düşkün bir tabiatta yaratılmıştır. Şehvet, cimrilik, menfaatperestlik, makam hırsı gibi pek çok hâl, insan nefsinin zaaflarındandır. Fakat bütün bu zaaflar, aşılamayacak zaaflar değildir. Zira insan nefsi terbiye edilmeye müsaittir. Ehl-i tasavvuf, Kur'ân âyetlerine dayanarak nefsin yedi mertebesinden bahseder:
1- Nefs-i Emmâre
2- Nefs-i Levvâme
3- Nefs-i Mülheme
4- Nefs-i Mutmainne
5- Nefs-i Râziye
6- Nefs-i Marziye
7- Nefs-i Kâmile
Nefs-i Emmare
Bedenin tabiatına meyleden, lezzet ve şehvete emreden nefse denir. Bu nefis, kalbi kötü ve aşağılık yöne meylettirir. Nefs-i emmâre, her türlü kötülüğün ve kötü ahlakın membaıdır. Bediüzzaman Hazretlerine göre nefs-i emmâre, aleyhine olan şeyi lehine zanneden ve her fenalığa meyli olan nefse denir. Şeytanın talebesidir. İnsanı aldatır. Ona güvenilmez.
Üstad Bediüzzaman Hazretlerine göre nefs-i emmâre, herkeste bulunmakta ve hayatın sonuna kadar devam etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, nefs-i emmârenin ıslah edilebileceğini, bundan dolayı onu ıslah ederek kurtulan evliyaların olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte bu evliyalarda, hayatın sonuna kadar imtihanın devam etmesi sırrını sağlayan manevi/mecazi bir nefs-i emmâre olduğunu da söylemektedir.
Bu manevi nefs-i emmâre ise daha şiddetli, daha çok söz dinlemez ve daha fazla kötü ahlakı devam ettiren bir özelliğe sahiptir. Manevi nefs-i emmâre; heves, damar, sinirler, tabiat ve hissiyat karışımından ortaya çıkmakta ve nefs-i emmârenin son kalesidir. Nefs-i emmârenin vazifesini daha şiddetli bir şekilde görmekle, hayatın sonuna kadar mücadelenin devamını sağlar. Hz. Üstada göre Allah'ın (cc) veli kullarının şikâyetlerinin gerçek nefs-i emmâreden olmadığını, bilakis manevi/mecazi nefs-i emmâreden kaynaklandığını ifade etmektedir. Hz. Üstad, bu düşüncesinin İmam-ı Rabbânî tarafından dile getirildiğini söylemekle de temellendirmektedir.
Üstad Bediüzzaman Hazretlerine göre manevi/mecazi nefs-i emmârede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamaz ve dinlemez. Bundan dolayı ıslah olmaz. Yalnız tokatlar ve elemler ile nefret edip veya tam bir fedakârlıkla her hissini maksadına feda ederek benliğini bırakabilir. Hz. Üstad, yaşadığımız zaman diliminde dehşetli bir aşılama ve şırınga ile hem hakikî hem mecazî iki nefs-i emmârenin ittifak edip insanları öyle günahlara severek attığını, bu hâlin kâinatı hiddete getirdiğini ifade ediyor. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle bahsedilir:
Muhakkak ki nefis, dâimâ kötülüğü emredicidir.4
Nefs-i Levvame
Kınayan nefis demektir. İşlediği günahların fenalığını anlayıp da kendini kınayan, pişman olan nefis demektir. Nefs-i levvâme, bir dereceye kadar gaflet uykusundan uyanmak suretiyle ve kalbin nuru ile nurlanan nefistir. Nefs-i levvâme, kendisinin bir günah işlemesi hâlinde nefsini kınamak ve ayıplamakla tevbe etmeye çalışır. Bediüzzaman Hazretlerine göre nefs-i levvâme, nefs-i emmârenin levvâmeye inkılap etmesidir. Fakat nefs-i emmâre, silahlarını ve özelliklerini a'saba devrederek ömrün sonuna kadar devam eder. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle bahsedilir:
(Pişmanlık duyup) dâimâ kendini kınayan nefse de yemîn ederim (ki öldükten sonra diriltileceksiniz)!5
Nefs-i Mülheme
İlham, feyiz ve keşfe mazhar olan; neyin iyi, neyin kötü ve günah olduğunu ilhamî bir sezgi ile bilen ve davranışlarını ona göre ayarlayan, şehvet ve şeytanî hislere karşı direnebilen, ruh-i sultanî’nin sesini duyan ve dinleyen insan iradesi yerine kullanılır. Nefs-i Levvâme mertebesinde dünyaya ait zevklerden vazgeçen sâlik, bu mertebede uhrevî mükâfatlardan da vazgeçer ve sadece Allah sevgisi ile meşgul olur. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle bahsedilir:
(Ki) onu (o nefsini, günahlardan) temizleyen muhakkak kurtulmuştur! 6
Nefs-i Mutmainne
İstikrar ve sebata ermiş zat veya ruh demek olur. İstikrardan kasıt ise hiçbir şüphe ile bulanmayacak tarzda hakkın zevkine eren, korku ve kederden sarsılmayacak şekilde emniyet bulan, Kur'ân ve burhana uygun olan demektir. Nefs-i mutmainne, esbab ve müsebbebattan geçip Yüce Allah'ın (cc) marifetine yükselerek O'nu tanımak gayesinde karar kılan ve vücudunda ve sair işlerinde Allah'ın (cc) gayrısına ihtiyaç hissetmeyen, O'na ancak O'nun için tevhîd ve ihlâs ile itaat eden nefis demektir. Nefs-i mutmainne; doğrulayan, Allah'ın (cc) va'di konusunda mutmain, Allah'ın (cc) Rabbi olduğunu tasdik etmek ve her yaptığı işte O'nun emrine teslim olmuş anlamına gelmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle bahsedilir:
(Allah, mü'min kuluna ise:) “Ey nefs-i mutmainne (kâmil bir îman sâhibi olarak huzûra ermiş olan nefis)!” 7
Nefs-i Radiye
Gerek kendisi gerekse de başkaları için tecelli eden, hakkındaki ilahî hükümlere tamamen rıza gösteren, keşke şu şöyle olsaydı, bu da böyle olsaydı diye itiraza kalkışmayan nefis demektir. Bu makamda sâlikte beşerî sıfatlar yok olup sâlik, “beka”ya istidat kazanmaya başlar. Allah'tan gelen
her şeye tam bir rıza gösterdiğinden bu mertebeye Râziyye denmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle bahsedilir:
(Hem) râzı olan, (hem) kendisinden râzı olunan (sen Rabbinden, O da senden râzı) olarak Rabbine dön!8
Nefs-i Marzıyye
Allah ile kul arasında karşılıklı rızanın bulunduğu, Allah'ın razı, kulun da razı olunmuş olduğu bir durumdur. Allah'ın kendisinden razı olduğu nefis, bu mertebede tecelli-i ef'âlden kurtulup, tecelli-i esmâ'yı Hakk'tan bir cezbe ile ayne'l-yakîn müşahede eden nefsin tavrı demektir. Bu mertebede sâlik, Allah'tan razı olduğu gibi, artık Allah da ondan razıdır. Fecr suresi 28. âyette geçen "mardiyye" kelimesi bu nefis mertebesine işaret eder. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetle bahsedilir:
(Hem) râzı olan, (hem) kendisinden râzı olunan (sen Rabbinden, O da senden râzı) olarak Rabbine dön!9
Nefs-i Kâmile
Bu mertebede sâlik, Hakk'tan bir cezbe ile bütün kemâl ve marifet sıfatlarını kazanarak insanları irşat mevkiine yükselir. Bu makam Hakk vergisi olup, buraya riyâzet ve mücâhede ile gelinmez. Bu menzilde mücadele ve mücâhede biter. Bu mertebede artık sâlik en yüce makama ulaşmış, “kâmil” sıfatını kazanmış, bütün güzel sıfatları kendinde toplamıştır. Bu makamdaki kişinin hareketleri ve davranışları hasenat ve ibadetten ibarettir. Sözleri hikmettir. Bu makamdaki kişi, bütün bu özellikleriyle “mürşid-i kâmil” sıfatıyla insanları irşad etme yetkisini eline almıştır.
Nisa, 4/79.
İbn Mâce, Nikâḥ, 19.
Ebu Davud, Edep, 110.
Yusuf, 12/53.
Kıyame, 75/2.
Şems, 91/9.
Fecr, 89/27.
Fecr, 89/28.
Fecr, 89/28.

