10.454
Bediüzzaman Said Nursi'nin Siyasete Bakışı Nasıldır? Siyaset, İman Hizmeti ve Risale-i Nur
Bediüzzaman Hazretleri'nin siyasete bakışı, tek cümleyle şöyle özetlenebilir: Asıl vazifemiz siyaset yapmak değil, imanı kurtarmak ve Kur'an hakikatlerine hizmet etmektir. Çünkü bu zamanın en büyük yarası, kalpleri ve zihinleri bozan inkar, şüphe ve dalalet cereyanlarıdır. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri, bu manevi yarayı tedavi etmenin yolunu siyasette değil, Kur'an'dan almış olduğu dersler ile “nur”da, yani iman hakikatlerini anlatmakta görmüştür.Bu zamanda ehl-i İslam'ın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalaletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yeganesi, nurdur. Nur göstermektir ki: kalbler ıslah olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzu ile hareket edilse, galebe çalınsa, o kafirler münafık derecesine inerler. Münafık, kafirden daha fena olur. Demek, topuz böyle bir zamanda kalbi ıslah etmez. O vakit küfür kalbe girer. Saklanır, nifaka inkılab eder. Hem nur, hem topuz, ikisini bu zamanda benim gibi bir aciz yapamaz. Onun için bütün kuvvetimle nura sarılmaya mecbur olduğumdan, siyaset topuzu ne şekilde olursa olsun, bakmamak lazım geliyor. 1Burada geçen “nur”, imani hakikatlerin kuvvetli delillerle anlatılmasıdır. “Topuz” ise kuvvet, baskı, siyasi mücadele ve tarafgirlik manasına gelir. Bediüzzaman Hazretleri, insanları dine yaklaştırmanın baskıyla, kaba kuvvetle veya siyasi üstünlükle değil; ikna ile, hakikati göstererek ve kalbi ıslah ederek mümkün olacağını ifade etmektedir. Çünkü bir insan dıştan susturulsa bile, kalben ikna olmazsa mesele çözülmez; hatta inkarını gizleyip nifaka düşebilir. Bu sebeple onun mesleğinde önce kalbin tamiri, aklın ikna edilmesi ve imanın kurtarılması vardır.Fakat Bediüzzaman Hazretleri'nin siyasete hiç bakmadığını söylemek de doğru değildir. O, dini siyasete alet etmeyi kabul etmez; fakat dine düşman olan, siyaseti dinsizliğe alet eden anlayışlara karşı da tamamen ilgisiz kalmaz. Mecburiyet ortaya çıktığında yapılacak iş, dini siyasete alet etmek değil; siyaseti dine dost ve hizmetkar hale getirmeye çalışmaktır. Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Evet biz, dini siyasete alet değil, belki vatan ve milletin dehşetli zararına siyaseti mutaassıbane dinsizliğe alet edenlere karşı, bizim siyasete bakmamıza mecburiyet-i kat'iye olduğu zaman, vazifemiz, siyaseti dine alet ve dost yapmaktır ki, üç yüz elli milyon kardeşlerin uhuvvetini bu vatandaki kardeşlere kazandırmaya sebeb olsun.Elhasıl: Bize işkence edenlerin, siyaseti asabiyetle dinsizliğe alet etmelerine mukābil, biz de siyaseti dine alet ve dost yapmakla, bu vatan ve milletin saadetine çalışmışız. 2Bu ifadede çok ince bir denge vardır. Bediüzzaman Hazretleri, dini bir parti programı gibi kullanmayı doğru bulmuyor. Fakat öte yandan, dine zarar veren bir siyasete karşı da “bana ne” demiyor. Eğer siyaset, milletin imanına, ahlakına ve dini hayatına zarar vermeye başlamışsa, o zaman dindar insanlar siyasetin dine dost olmasını istemek durumunda kalabilirler. Yani burada hedef koltuk, makam, iktidar veya dünyevi menfaat değildir; hedef, dinin serbestçe yaşanmasına zemin hazırlamaktır.Bize hücum eden ve mahkemelerde ta'zib edenler demişler: Bu nur talebelerinin dini siyasete alet etmek ihtimalleri var, belki de ediyorlar. Biz de o zalimlere karşı müdafaatlarımızdaki binler hüccet ile demişiz ve diyoruz ki: Biz, dini siyasete alet değil, belki Rıza-yı İlahi'den başka hiç bir şeye, hatta dünyaya ve saltanata alet etmemek, bizim esas mesleğimiz. 3Bu cümle, meselenin temelini gösterir: Din, oy toplamak, kitle yönlendirmek, güç kazanmak veya rakipleri yenmek için kullanılmaz. Çünkü din çok yüce bir hakikattir. Onu geçici dünya hesaplarına alet etmek, hem dine zarar verir hem de ihlası bozar. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri'nin çizgisi, dünyevi menfaat merkezli bir siyaset değil; Rıza-yı İlahi merkezli bir iman hizmetidir.Öte yandan Bediüzzaman Hazretleri, toplum hayatında dine ve şeair-i İslamiyeye alan açan idareleri de tamamen görmezden gelmemiştir. Özellikle dine daha serbest bir zemin hazırlayan idarelerin, millete dayanmak ve toplumu ayakta tutmak için ittihad-ı İslam hakikatine muhtaç olduğunu söylemiştir. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri'ne göre dinsizlik, zındıklık, masonluk ve komünistlik gibi cereyanlar toplumda anarşiyi doğurur; buna karşı en kuvvetli set ise Kur'an etrafındaki birliktir.Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslamiyenin serbestiyetine vesile olan demokratlar, hem mevkiʻlerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yeganesi, ittihad-ı İslam cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransa, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani' oluyordular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil, belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor. Bu dehşetli tahrip edicilere karşı, ancak ve ancak hakikat-i Kur'aniye etrafında ittihad-ı İslam dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-yı ecanibden ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur. 4Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bediüzzaman Hazretleri bir partizanlık dersi vermiyor. O, toplumun manevi yapısını koruyacak esasın İslami değerler olduğunu söylüyor. Yani dine alan açan, millete manevi nefes aldıran gelişmeler desteklenebilir; fakat yine de asıl vazife parti siyaseti değil, iman ve Kur'an hizmetidir.Nitekim kendisi, insanın en büyük davasının ahireti kazanmak olduğunu özellikle vurgular. Eğer insanın itikadı sağlam değilse, en önemli davasını kaybetmiş olur. Bunun dışındaki mücadeleler, asıl vazifenin önüne geçerse zarar verir. Siyasetle aşırı meşgul olmak ise insanı hem hizmetten geri bırakabilir hem de kalp selametini bozabilir.En büyük da'va, baki olan alemi kazanmaktır. İnsanın i'tikādı sağlam olmazsa, da'vayı kaybeder. Hakiki da'va budur. Bunun haricindeki da'valara karışmak zararlıdır. Siyasetle meşgul olan, ehemmiyetli hizmetlerinden geri kalır. Hem de siyaset boğuşmalarına kapılanlar, selamet-i kalbini kaybeder. 5Bu ifade, özellikle gençler için çok önemlidir. Çünkü siyaset çoğu zaman insanı sertleştirir, tarafgir yapar ve karşısındakini düşman gibi görmeye sevk eder. Halbuki iman hizmeti şefkat ister, ihlas ister, teenni ister. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinin siyaset kavgaları içinde savrulmasını değil; ilimle, ahlakla, tefekkürle ve Kur'an hakikatleriyle meşgul olmasını istemiştir.Dindar bir adamın hedefi siyaset olamaz. Ben اُولِی الْاَمْرِ ayetinin hakikatini biliyorum. Dindar bir adamdan hıyanet beklenemez; 6Bu cümle de aynı hakikati destekler. Gerçek dindarlıkta birinci hedef, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Siyaset ise ancak ikinci derecede, şartlara bağlı ve sınırlı bir alanda değerlendirilebilir. Yani dindar bir insanın bütün gayesini siyasete çevirmesi, Bediüzzaman Hazretleri'nin ortaya koyduğu dengeyle bağdaşmaz.Son olarak Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'un hiçbir dünyevi cereyana alet edilemeyeceğini çok net bir şekilde ifade eder. Hatta sadece siyasete değil, bütün dünya cereyanlarına ve hatta kainata dahi alet edilemeyeceğini söyler. Çünkü Risale-i Nur'un vazifesi, küfr-ü mutlak karşısında imanı kurtarmak, insanlara ebedi hayatı kazandıracak Kur'ani hakikatleri ispat etmektir.Biz Risale-i Nur şakirdleri, Risale-i Nur'u, değil dünya cereyanlarına, belki kainata da alet edemeyiz. Hem Kur'an, bizi siyasetten şiddetle men' etmiş.Evet, Risale-i Nur'un vazifesi ise, hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imani olan hakikatlerle gāyet kat'i ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli burhanlar ile Kur'an'a hizmet etmektir. Onun için Risale-i Nur'u hiç bir şeye alet edemeyiz. 7Sonuç olarak Bediüzzaman Hazretleri'nin siyasete bakışı, ne tamamen siyasetin içinde olmak ne de her şeyi siyaset üzerinden okumaktır. Onun asıl çizgisi; dini siyasete alet etmemek, iman hizmetini her şeyin üstünde tutmak, kalpleri nur ile ıslah etmek ve gerektiğinde siyasetin dine hizmetkâr olmasını istemektir. Yani merkezde siyaset değil; iman, ihlas, Kur'an hizmeti ve Rıza-yı İlahi vardır. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri için en büyük mesele, insanların hangi görüşü savunduğu değil; imanını kurtarıp kurtarmadığıdır.Ayrıca BakınızSİYASET, EFKARIN ALEMİNDE BİR ŞEYTANDIR; İSTİAZE EDİLMELİ / LEMAATBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ NEDEN EVLENMEDİ?BEDİÜZZAMAN'IN İMAN KURTARMA ÇABASIBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ NEDEN EVLENMEDİ?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN HALEFİ KİM?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 104.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.4, s. 25.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.4, s. 25.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.4, s. 37.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 329.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 353.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 421.

