Allah’ın varlığını kabul etmeyen bazı kimseler, varlıkların nasıl meydana geldiğini açıklamak için tabiatı öne sürmüş ve canlı-cansız bütün varlıkların tabiat tarafından yapıldığını iddia etmişlerdir. Ancak bu düşünce akla ve bilime tamamen aykırıdır. Hatta imkânsız denecek kadar tutarsızdır. Tabiata fikrini savunanları iki kısma ayırabiliriz. Birinci kısım, dünyada olan mükemmel sistemi hava, su, toprak, güneş gibi maddî unsurlara veriyorlar. İkinci kısım ise bu sistemi tabiat kanunları yani fizik yasalarına dayandırıyorlar. Bu iki kısım fikri inceleyecek olursak;
Birinci Kısım: Bir şeyi yapan ile yapılan birbirinden farklı olmak zorundadır. Marangozun yaptığı masa ile marangoz nasıl ayrı varlıklarsa, tabiatın yaptığı iddia edilen eserlerle tabiat da ayrı olmalıdır. Fakat tabiatçılar hem yapanı hem yapılanı “tabiat” olarak kabul ederek açık bir çelişkiye düşmektedirler.
Ayrıca yapan, yapılandan üstün olmalıdır. Aklı, iradesi, bilgisi ve kudreti olmayan toprak, su veya hava; akıllı, şuurlu ve son derece kompleks olan insanı nasıl meydana getirebilir? Bu sebeple sebep-sonuç ilişkisi tamamen tersine çevrilmiş olur.
Varlıklara baktığımızda her şeyin belirli bir plan, ölçü, hikmet ve sanatla yaratıldığını görürüz. Eğer bütün bu sanatlar kör, sağır, şuursuz ve cansız olan tabiata verilirse, tabiatın her bir varlık için sayısız makine, kalıp ve fabrika taşıması gerekir. Mesela, bir avuç toprak, içine hangi çiçeğin tohumu ekilirse o çiçeği çıkarır. Her çiçek ise farklı renk, şekil, koku ve büyüme safhalarına sahiptir. Eğer bu sanat toprak tarafından yapılıyor denseydi, toprakta her çiçeğin kalıbı, her evrenin modeli ve her büyümenin planı bulunmalıydı. Fakat toprakta ne bu makine ve kalıplar ne de böyle bir kabiliyet vardır. Bu, tabiatın değil, ancak sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcının işidir.
İkinci Kısım: Tabiatı maddî unsur olarak değil de kanunlar bütünü olarak düşünenlerin iddiası da aynı derecede hatalıdır. Kanunlar yaratıcı olamaz; çünkü kanunların eli, gözü, iradesi, kudreti ve şahsî varlığı yoktur. Kanun sadece bir tarif ve tanımdır; icra eden ve uygulayan değildir. Mesela, muhteşem bir saraya giren biri sarayın planlarını içeren bir defter bulduktan sonra, “Bu defter bu sarayı yaptı” demesi ne kadar akıl dışıysa, fizik yasalarına yaratıcı gücü vermek de o kadar akıl dışıdır. Kanunların varlığı, onları koyan bir iradenin varlığını gösterir; kanunlar kendiliğinden var olamaz ve kendilerini uygulayamazlar. Tabiat kanunlarının gücü yoktur. Gücü ve yaratmayı uygulayan kudret ancak Allah’tır.
Sonuç olarak tabiat, olsa olsa bir sanat, bir düzen ve bir eserdir. Ancak hiçbir zaman sanatkâr veya yaratıcı olamaz. Tabiatın kendisi yaratılmıştır; dolayısıyla yaratıcı olması mümkün değildir. Ne maddî unsurların ne de fizik yasalarının ilim, irade ve kudret gibi yaratmayı gerçekleştiren özellikleri yoktur. Varlıkları tabiata vermek, hem mantıken hem de bilimsel olarak çıkmazlarla doludur. Kâinattaki muazzam düzen, hikmet ve incelik, ancak her şeyi bilen, dileyen ve sınırsız kudret sahibi bir yaratıcıyı gerekli kılar. Bu gerçek, tabiatın yaratıcı olmadığını, sadece yaratılan bir eser olduğunu apaçık şekilde göstermektedir.

