İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran en önemli özellik, akıl ve anlayış sahibi olmasıdır. İnsan, yaratılışı itibarıyla zayıf ve aciz olduğundan, her zaman dayanacağı bir gücü aramıştır. Tarih boyunca insanların mutlaka bir şeye tapmış olması, bu duygunun insanın yaratılışında bulunduğunun açık bir göstergesidir. Kimi zaman güneşe, kimi zaman bir hayvana, kimi zaman da bir puta tapılması, insanın içindeki bu duygunun dışa vurmuş hâlidir. İnsan, aklı ve şuuru ile şu koca evrenin yaratılışına baktığında; böylesine büyük sistemlerin kendi kendine dönmesinin ve idare edilmesinin mümkün olamayacağını anlar ve bir yaratıcının varlığının zorunlu olduğunu kabul eder. Ancak insan aklı, bu hakikatleri ancak belli bir yere kadar kavrayabilir. Akıl tek başına kaldığında her zaman eksik ve yanlış anlamalar ortaya çıkar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. İnsanoğlunun zamanla aciz varlıklara yönelip onlara ilahlık atfetmesi, aklın bu konuda tek başına yeterli olmadığını açıkça göstermektedir. Yaratıcının bu büyük sistemleri yaratması elbette bir amaç içindir. Eğer bu koca sistemleri açıklayan, tanıtan bir rehber olmazsa, yaratılışın anlamı anlaşılamaz. Nasıl ki anlaşılmaz bir kitap, onu açıklayan bir öğretmeni olmadığında sadece bir kâğıt parçasından ibaret kalırsa, kâinat da rehbersiz bırakıldığında maksadını anlatamaz. Yaratıcımız olan Rabbimiz; bu büyük kâinatı bize tanıtmak, niçin yaratıldığımızı, bu dünyada ne yapmamız gerektiğini ve buradan nereye gideceğimizi açıklamak için dinleri ve peygamberleri göndermiştir. Hazret-i Âdem’den (a.s.) günümüze kadar din ve insanlık, âdeta okullardaki sınıf seviyeleri ve müfredatlar gibi, zamanla yükselmiş; İslamiyet’in gelmesiyle de en mükemmel noktaya ulaşarak tamamlanmıştır.Kur'ân-ı Kerim'de bu konu ile alakalı şöyle bir âyet bulunmaktadır:
İnkâr edenler, bugün sizin dîninizden (onu yok etmekten) ümidlerini kesti(ler); artık onlardan korkmayın, ancak benden korkun! Bugün, size dîninizi kemâle erdirdim, üzerinize olan ni‘metimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a râzı oldum!
O hâlde kim günâha (ölmeyecek kadar olan zarûret mikdârından fazlasına) meyletmeksizin açlık içinde (bunlardan yemeye) mecbur kalırsa, artık şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.1
Sonuç olarak, insan aklı yaratılışın varlığını ve bir yaratıcının zorunluluğunu kavrayabilecek güce sahiptir; ancak bu akıl tek başına bırakıldığında eksik ve yanlış sonuçlara ulaşabilir. Bu nedenle insanın doğruyu bulabilmesi için bir öğreticiye ihtiyacı vardır. Dinler ve peygamberler, insanın varoluşunu anlamlandırması ve hayatına doğru bir yön vermesi için gönderilmiştir. İslamiyet ise bu rehberliğin en son ve en mükemmel şekli olarak insanlığa yol göstermektedir.
Mâide 5/3.

