İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Saltanat-ı rubûbiyet-i İlâhiyeye karşı ubûdiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan yemek, içmek gibi, nefsin gafletle hayvânî hâcâtına ve mâlâya‘nî ve hevâperestâne müştehiyâta girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaz‘iyetine ve yahud âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezâhür etmiş bir ruh vaz‘iyetine girerek, savmı ile samediyete bir nevi‘ aynadârlık etmektir. Evet, Ramazân-ı Şerîf, bu fânî dünyada, fânî ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâkî bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.1
“Savmı ile Samediyete bir nevi aynadarlık etmek” ifadesi, oruç tutan müminin Allah’ın es-Samed isminin bazı manalarını kendi kulluk hayatında yansıtması demektir. Samed isminin manası; herkesin kendisine muhtaç olduğu, fakat kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan; bütün yönelişlerin kendisine çevrildiği ve eksiklikten uzak olan Allah’tır. Bu bağlamada insan iki açıdan aynadarlık yapmaktadır:
Birincisi: Ramazan’da mümin, yemek, içmek ve nefsin diğer arzularını Allah’ın emri için terk ederek kalbini doğrudan Allah’a yöneltir. Böylece Samed isminin “kendisine yönelinilen” manasına bir ayna olur.
İkincisi: Aynı zamanda oruçlu kimse, ibadetini yalnız Allah rızası için yapmaya çalıştığından ameline başka maksatlar karıştırmaz. Bu da Samed isminin eksiksiz yani sırf Allah için olma manasını hatırlatmaktadır.
Ayrıca insan normalde ne kadar muhtaç bir varlık olduğunu açlık ve susuzlukla daha iyi anlar. Buna karşılık Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını idrak eder. Hatta oruçlu kişi geçici olarak yeme ve içmeden uzak kaldığı için, melekleri andıran bir hâle girer ve böylece Allah’ın beşeri ihtiyaçlardan münezzeh oluşuna temsili bir aynadarlık yapmış olur. Bu sebeple oruç, insanın hem kendi acz ve ihtiyaçlarını fark etmesine hem de Allah’ın Samediyetini daha derinden anlamasına vesile olan büyük ibadettir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 286.

