Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:
İ‘lem eyyühe’l-azîz! Bütün Esmâ-yı Hüsnâ’nın ifade ettiği ma‘nâlar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye, Lafza-i Celâl olan Allâh bil’iltizâm delâlet eder. Sâir ism-i hâslar yalnız müsemmâlarına delâlet eder. Sıfatlarına delâletleri yoktur. Çünki sıfatlar müsemmâlarına cüz’ olmadığı gibi, aralarında lüzûm-u beyyin de yoktur. Bu i‘tibârla ne tazammunen ve ne de iltizâmen sıfatlara delâletleri yoktur. Ama Lafza-i Celâl, bilmutâbakat Zât-ı Akdes’e delâlet eder. Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemâliye arasında lüzûm-u beyyin olduğundan, sıfatlara da bil’iltizâm delâlet eder.
Ve kezâ, ulûhiyet ünvânı, sıfât-ı kemâliyeyi iltizâm etmesi, ism-i hâs olan Allah’ın da o sıfâtı iltizâm ettiğini istilzâm eder.1
Burada kastedilen, Cenâb-ı Hakk’ın diğer esmâ-i hüsnâsı değil, genel olarak Allah esmasıdır. Yani metin, “Allah” esmasını diğer bütün isim ve sıfatlardan ayırıyor. Bunu daha sade şekilde şöyle anlayabiliriz:
Her özel isim bir kişiyi veya varlığı gösterir. Meselâ bir insanın adı söylendiğinde, akla önce o kişinin kendisi gelir. Fakat o isim, o kişinin bütün özelliklerini mecburî olarak içine almaz. Yani sadece ismini duymakla onun ilimli mi, güçlü mü, merhametli mi olduğu isimden doğrudan çıkmaz. “Allah” ismi ise böyle değildir. Bu isim sadece Zât-ı Akdes’i göstermekle kalmaz; aynı zamanda O’nun sonsuz kemâl sıfatlarını da hatıra getirir. Çünkü Allah denildiğinde, ilimsiz, kudretsiz, iradesiz, işitmeyen, görmeyen bir ilâh düşünmek zaten mümkün değildir. İşte metindeki “sair ism-i haslar” ifadesi bunu anlatır. Yani “Allah” ismi dışındaki isimler, yalnız sahiplerini gösterir; ama onların sıfatlarını zorunlu olarak göstermez. “Allah” ismi ise Zât-ı Akdes’i gösterdiği gibi, O Zât’ın bütün kemâl sıfatlarını da beraberinde düşündürür.
Buradaki ince nokta şudur: Cenâb-ı Hakk’ın “Rahmân, Rahîm, Hakîm, Rezzâk, Kadir” gibi isimleri elbette O’nun sıfat ve fiillerine bakar. Fakat metinde bilhassa Lâfza-i Celâl olan “Allah” isminin farklı hususiyeti anlatılıyor. Yani “Allah” ismi, bütün esmâ-i hüsnâyı ve sıfât-ı kemâliyeyi topluca hatırlatan kuşatıcı bir isimdir.
Mesela: Rezzâk denilince rızık verme sıfatı öne çıkar. Hakîm denilince hikmetle iş yapma mânâsı öne çıkar. Rahîm denilince merhamet mânâsı öne çıkar. Allah denilince ise yalnız tek bir sıfat değil, bütün kemâl sıfatlarına sahip olan Zât-ı Akdes anlaşılır.
Yani Allah'ın diğer isimleri, birer pencere gibidir; her biri ayrı bir mânâyı daha ziyade gösterir. Lafza-i Celal olan Allah ismi ise bütün pencerelerin baktığı Zât’ı, daha kuşatıcı şekilde bildirir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.225

