İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Eğer sen vücûdundaki o zerreleri , Kadîr-i Ezelî’nin kanunuyla hareket eden küçük me’mûrları ; veya bir ordusu ; veya kalem-i kaderin uçları ; her bir zerre bir kalem ucu ; veya kalem-i kudretin noktaları ; ve her bir zerre , bir nokta olduğunu kabûl etmezsen , o vakit senin vücûdunda çalışan her bir zerreye öyle bir göz lâzım ki , senin mecmû‘-u cesedin her tarafını görmekle beraber , münâsebetdâr olduğun bütün kâinâtı dahi görecek bir göz ; ve bütün senin mâzî ve müstakbelin ; ve nesil ve aslın ; ve anâsırının menba‘larını ; ve rızkının ma‘denlerini bilecek , tanıyacak yüz dâhî kadar bir akıl vermek lâzım gelir .1
“Rızkının madenleri” ile kastedilen, insanın yaşaması için ihtiyaç duyduğu rızıkların çıktığı, hazırlandığı ve kendisine ulaştığı kaynaklardır.
Buradaki “rızık” yalnızca ekmek ve su gibi doğrudan tükettiğimiz şeylerle sınırlı değildir. Hava, su, ışık, ısı, vitamin, mineral ve bedenin ihtiyaç duyduğu diğer maddeler de rızık kapsamındadır. “Maden” kelimesi ise burada yalnızca yer altından çıkarılan madenler anlamında değil, rızıkların temin edildiği kaynak ve menbalar anlamında kullanılmaktadır.
Mesela bir lokma ekmeği ele alalım. Ekmeğin arkasında yalnızca un bulunmaz. Toprak, su, hava, güneş, yağmur ve tohum gibi pek çok unsur birlikte vazife görür. Buğday tarlada yetişir; topraktaki mineraller, yağmurun suyu ve güneşin harareti onun gelişmesine yardımcı olur. Ardından buğday un ve ekmek hâline gelir ve insana rızık olur. İşte bütün bu kaynaklar, o rızkın “madenleri” hükmündedir.
Aynı şekilde bir elmanın meydana gelmesini düşünelim. Bunun için ağacın yanı sıra toprağa, suya, havaya, güneşe ve mevsimlerin düzenli işlemesine ihtiyaç vardır. İnsan elmayı yediğinde onun içindeki çeşitli besinlerden istifade eder. Dolayısıyla elmanın arkasındaki bu kaynaklar da rızkın madenleri olarak düşünülebilir.
Bu ifade yalnızca yiyeceklerle de sınırlı değildir. Nefes aldığımız hava da bir rızıktır. İnsan hayatının devamı için gerekli olan oksijen, atmosferdeki hassas bir düzen içerisinde bulunmaktadır. Bu sebeple atmosfer ve onu meydana getiren unsurlar da rızkın madenleri içinde düşünülebilir.
Metindeki asıl maksat ise, insan bedenindeki zerrelerin kendi başlarına hareket edemeyeceklerini ve insanın ihtiyaç duyduğu rızıkların nereden geleceğini kendiliklerinden bilemeyeceklerini göstermektir. Çünkü insanın rızıkları, bütün kâinata dağılmış geniş kaynaklardan gelmektedir. Toprak, su, hava, güneş, bitkiler ve daha nice sebepler, insanın ihtiyacına hizmet etmektedir.
Bu noktada Üstad Bediüzzaman Hazretleri, zerrelerin kendi başlarına bütün bu ihtiyaçları bilemeyeceklerine dikkat çekmektedir. Eğer zerrelerin Allah'ın emriyle hareket eden birer memur olduğu kabul edilmezse, her bir zerreye bütün insan bedenini, insanın geçmiş ve geleceğini, neslini, ihtiyaç duyduğu unsurların kaynaklarını ve rızkının nerelerden geleceğini bilecek derecede kuşatıcı bir ilim ve akıl vermek gerekecektir.
Kur'an-ı Kerim'de bütün canlıların rızkının Allah tarafından verildiği şöyle bildirilir:
Yeryüzünde kımıldanan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a âid olmasın! (Allah) onun kaldığı yeri ve emânet bırakıldığı yeri bilir.2
Bu ayet, canlıların rızkını verenin Allah olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İnsanların rızıklarının nasıl hazırlandığına dikkat çekilmesi de Kur'an'da şöyle ifade edilir:
Şimdi o insan, yiyeceğine (bir) baksın! 3
Bu ayet, insanı bir lokma yiyeceğin arkasındaki ilahi hazırlığı ve sayısız nimeti düşünmeye sevk etmektedir. Çünkü bir yiyeceğin meydana gelmesinde yağmurdan toprağa, güneşten bitkilere kadar pek çok unsur vazife görmektedir.
Kısacası, “rızkının madenleri” insanın ihtiyaç duyduğu rızıkların çıktığı, hazırlandığı ve kendisine ulaştığı bütün kaynaklar demektir. Toprak, su, hava, güneş, bitkiler ve kâinattaki daha birçok unsur bu kapsamda düşünülebilir. Bu ifade, insanın rızkının ne kadar geniş bir daireden geldiğini ve bütün bu rızıkların Allah'ın ilmi, kudreti ve rahmetiyle insana ulaştırıldığını göstermektedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 190
Hud / 6
Abese Suresi / 24

