Allah (c.c), Hz. Adem (as)'a o an dünyada bulunan eşyanın isimlerini öğretmiştir. Tefsirlerde genel olarak bu mana verilmiştir. Yani Adem (as) yaratıldıktan sonra, Allah (c.c) Hz. Adem (as)' a yeryüzünde bulunan tüm eşyayı bilecek, anlayacak ve hikmetini kavrayacak bir kabiliyet vermiş ve onu bu istidat üzere yaratmıştır demektir.
“Şahs-ı Âdem’e ta‘lîm-i esmâ (isimlerin öğretilmesi) ünvânıyla nev‘-i benî Âdem’e (Âdemoğullarına) ilhâm olunan bütün ulûm ve fünûnun (ilimlerin ve fenlerin) ta‘lîmini ifâde eder” (Zülfikār, 25. Söz, 32). Burada Üstadımız Said Nursi'nin de belirttiği gibi Adem (as) nasıl ki insanların ilk tohumu ve çekirdeğidir. Aynen öyle de ona verilen ilim, bilgi, anlama, yorumlama gibi kabiliyetler de insanlığın bilgisinin tohumları hükmündedir. Adem (as) aynı zamanda tüm ilim ve fenlerin kaynağının bilgisini elde etmiştir denilebilir. Ona böyle bir kabiliyetin mucize olarak verilmesi mümkündür. Ona verilen bu kabiliyet tüm insanlığın bilgi hazinesinin kaynağını oluşturmuştur. Yoksa Allah (c.c) gelecekteki tüm bilimsel faaliyet ve buluşları öğretmiş ve göstermiş demek değildir. İnsanlık ise Adem (as)'a verilen bu bilginin teselsülü ile öğrenmiş, bilmiş ve bu icadları yapabilmiştir. Zaten ayette de o an yaratılan varlıkların isimlerinin sorulduğu açıktır.
"Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, haydi şunların isimlerini bana bildirin!” buyurdu (Bakara Suresi/ 31). Ayette rabbimiz, "Şunların isimlerini bildirin?" dediği zaman, yaratılmış olan, o an mevcut eşyanın isimlerinin sorulduğunu görüyoruz. Allah-u A'lem.

