Soru

Kabir Azabı İle İlgili

İmanla kabre girdi ve sevapları fazla ise cennet bahçelerinden bir bahçe; İmansız öldü ise cehennem çukurlarımdan bir çukurdur. Soru) İmanla kabre giren fakat günahları sevaplarından fazla olan kulların kabirdeki halleri nasıldır? 

Tarih: 24.12.2021 15:00:12
Okunma: 376

Cevap

Kabir Hayatı; insanın ölümüyle başlayıp defnedilmesi ile devam edip ve kıyamet kopmasına, mahlukatın tekrar diriltilmesine kadar geçen zamanın adıdır.

Kabir azabı deyince akla iki şey gelmektedir:

1- İmansız ölenlerin karşılaşacağı azap ve ceza,

2- Günahkâr olan Mü’minlerin ve Müslümanların kabirlerine konulduktan sonra çekecekleri çeşitli azap ve cezayı ifade etmektedir.

Hadis-i Şerifte “Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur” buyurulmuştur.[1]

İslâm âlimleri de kabir hayatının ahiret hayatından olduğunu, kabir azabının da ahiret azaplarından bir azap olduğunu bildirmişlerdir.[2]

Örnek olarak Hz. Aişe validemizden rivayet edildiğine göre Rasulullah (asm) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak kabrin bir sıkması vardır ki, eğer ondan kimse kurtulacak olsaydı Sa'd b. Mu'âz kurtulurdu."[3] Buyurulması ile kabrin insanı sıkması gibi bir durum hasıl olacaktır.

Ayrıca idrar ve tuvalet adabına dikkat etmeyenler için "Bazen bevlden (küçük abdestten) temizlenmede kusur ederdi."[4]  demiştir ki, bu da kabir sıkmasının, bazı günahlardan dolayı azap için de vaki olduğunu gösterir.

Peygamber Efendimiz (asm) Mirac gecesi bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan insanlar gördüğünü ve Cebrail (as)'dan bunların kim olduklarını sorduğunda bunların, gıybet eden kimseler olduğunu öğrendiğini haber vermiştir. [5] Demek ki gıybet edenler berzahta bu şekilde azap görmektedirler.

Ashaptan Semuret ibnü Cündeb diyor ki; Rasulullah (asm) namaz kılınca yüzünü bize döner ve: "Bu gece sizden kim rüya gördü?" diye sorardı. Eğer rüya gören varsa anlatırdı o da maşaAllah derdi. Yine bir gün: "Sizden rüya gören var mı?" diye sordu. Biz "Hayır!" deyince kendisi:

"Fakat ben bu gece gördüm ki, iki adam gelip benim elimden tuttu ve beni Arz-ı Mukaddes'e (mukaddes yere) götürdüler. Bir de baktım ki bir adam, elinde bir demir çengelle ayakta durmuş o çengeli bir defa ağzının bir tarafından sokuyor, kafasına kadar varınca çıkarıp bir defa da diğer taraftan sokuyor. Bu sırada yüzünün öbür tarafının dağılmış olan etleri birleşiyor ve tekrar oraya çengeli takıyor (böylece devam ediyor). 'Bu nedir?..' dedim, 'Gel!..' dediler ve gittik."

"Ta ki kafası üzerine yatan bir adam gördük. Başucunda da elinde bir avuç dolusu taş olan bir adam vardı ki, onlarla o adamın başını yarıyor, vurduğu zaman, alması için taş yuvarlanıp tekrar o adama geliyor. Taş dönünceye kadar adamın (yarılmış olan) başı bitişiyor ve eski haline dönüyor. Adam tekrar taşı vuruyor. 'Bu nedir?..' diye sordum. 'Gel!..' dediler ve gittik."

"Ta ki üstü dar, altı geniş olan fırın gibi bir deliğe geldik. Altında ateş yanıyordu. Yaklaşınca neredeyse oradan çıkacak kadar yükseldiler. Ateş alçalınca tekrar oraya döndüler. O deliğin içinde çıplak kadın ve erkekler vardı. 'Bunlar kimdir?..' dedim. Yine 'Gel!..' dediler ve gittik."

"Ta ki ortasında ayakta duran bir adamın bulunduğu, kandan bir nehre vardık. Bir adam da elinde taşlar olduğu halde nehrin kenarında duruyordu. Nehirdeki adam oradan çıkmağa yönelince, kıyıdaki adam bir taş atıyor onun ağzına ve o eski yerine dönüyordu. Her çıkmak istediğinde böyle yapıyordu. 'Bu nedir?..' diye sordum. 'Gel!..' dediler."

"Ve içinde büyük bir ağaç bulunan yemyeşil bir bahçeye varıncaya kadar yürüdük. O ağacın köklerinde ihtiyarlar ve çocukları vardı. Bir de baktım ki, ağacın yakınında bir adam önündeki ateşi yakıyor. (Yanımdaki iki arkadaşım) beni ağaca çıkardılar ve şimdiye kadar daha güzelini hiç görmediğim bir eve girdirdiler ki, o evde adamlar, ihtiyarlar, gençler, kadınlar ve çocuklar vardı. Sonra beni oradan çıkartıp ağaca yukarı yükselttiler. Daha güzel ve daha faziletli bir eve getirdiler ki, orada da ihtiyarlar ve gençler vardı."

"(Arkadaşlarıma) dedim ki: 'Beni bu gece dolaştırdınız. Gördüklerimden haber verin.'

'Pekiyi!..', dediler ve devam ettiler: Gördüğün yanağına çengel takılan adam yalancıdır. Yalan söylerdi ve yalanına ufuklara yayılıncaya dek göz yumulur (müsamaha edilir) di. Ve işte ona kıyamet gününe kadar gördüğün şey (azap) yapılır. Gördüğün başı yarılan adam ise, Allah'ın kendisine Kur'an öğretip de gece uyuyan, gündüz de onunla amel etmeyendir. Ona da kıyamet gününe kadar o (azap) yapılır. O çukurda gördüklerin ise, zina edenlerdir. Nehirde gördüğün ise faiz yiyenlerdir."

"Ağacın kökünde gördüğün ihtiyar, İbrahim (as) idi. Etrafındaki çocuklar da insanların çocukları. Ateş yakan, Cehennem bekçisi Mâlik idi. Girdiğin birinci ev, bütün mü'minlerin evi idi. Bu ev ise şehitlerin evidir."

"Ben Cebrail'im. Bu (arkadaşım) da Mikâil'dir. Başını kaldır, dediler. Başımı kaldırınca, üstümde bulut gibi bir şey vardı. Dediler ki: 'O senin yerindir.' Dedim ki: 'Beni bırakın yerime gireyim.' Dediler ki: 'Senin daha tamamlamadığın ömrün var, onu tamamlayınca yerine gelirsin."[6]

Netice itibariyle Kabir azabı Müslüman ve Mü’minler için de vardır. Duamız odur ki; Allah cc bizleri kabir azabından, cehennem ateşinden muhafaza eylesin. Âmin

 

[1] Tirmizi, Kıyamet, 26

[2] İmam-ı Rabbani, Mektûbat

[3] Ahmet b. Hanbel, Müsned, c. VI, s. 55, 98

[4] Suyûtî, Ş. Sudur, v. 177

[5] Ahmet b. Hanbel, Müsned, c. III. s. 224

[6] Buhârî, Sahih, Cenâiz, 92, c. II, s. 104-105; Ayrıca bk. Buhârî, Sahih, Ta'bir, 48, c. VIII, s. 84-86; Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 36 a-36 b; Rodosîzâde, , Ahval-i Alemi Berzah, v. 71 a-73


Yorum Yap

Yorumlar