Soru

Bazı Kitapların Zararlı İçerikleri

Kastamonu Lahikasındaki bir mektuptaki bazı yerleri sormak istiyorum. Şöyle ki,

1) Hem şimdilik bazı ulemanın yeni eserlerinde meslek ve meşreb ayrı ve bid'atlara müsaid gittiği için... Burda bahsi geçen ulema kimlerdir, meslek ve meşrebleri ayrı ne demektir?

2) Ey kardeşlerim! Mesleğimiz, tecavüz değil, tedafü'dür, hem tahrib değil tamirdir, hem hâkim değiliz mahkûmuz.... virgül ile ayrılan yerlerin her birini ayrı ayrı izah eder misiniz?

3) Mesleklerinde elbette çok mühim ve bizim de malımız hakikatlar var. O hakikatların intişarına bize ihtiyaçları yoktur. Binler o şeyleri okur, neşreder adamları var.... Burayı izah eder misiniz?

4) Meselâ: Hâdisat-ı zamaniye bahanesiyle Vehhabîlik ve Melâmîliğin bir nev'ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış... Burayı izah eder misiniz?

5) Risale-i Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil... Burayı izah eder misiniz?

6) Fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir... Burayı izah eder misiniz? 

Tarih: 22.12.2020 21:53:15
Okunma: 660

Cevap

1- "Hem şimdilik bazı ülemanın yeni eserlerinde meslek ve meşreb ayrı ve bid'atlara müsaid gittiği için" 

Burada üstadımız bu alimlerin kim olduğunu belirtmemiştir. Fakat bir kimsenin alim olması onun doğru yolda olmasını gerektirmez. Biliniyor ki tarihte "bel'am" denilen ilmini kötüye kullanan bazı "ulema-i su" bulunmaktadır. Geçmişte Hariciler ve uzantısı olan Vahhabiler, Mutezile, Cebriye gibi şimdiler de uzantılarını gördüğümüz alimler ve ortaya attıkları fikirler bulunmaktadır. Bugün bile ilahiyat fakültelerinde Kur'an ayetlerini kendi heva ve arzularına göre tevil eden veya hadisi ve sünneti reddeden nice ulema-i su bulunmaktadır. Bu tarz alimler üstadımız zamanında da bulunduğu gibi şimdi de bulunmaktadır. "Meselâ, hadisat-ı zamaniye bahanesiyle Vehhâbîlik ve Melâmîliğin bir nev’ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer’iyeyi perde yapıp eserler yazılmış" konunun sonundaki bu ifade gözden kaçmış olabilir. Yani bazı alimler şeriat'ın bazı ruhsatlarını su-i istimal ederek yanlış fetva verdikleri görülmektedir. Bu alimer vahhabilik tehlikesinin Osmnalı'nın içinde yaygınlık kazanması için ciddi bir faaliyet yürütmüşlerdir. Ortaya attıkları görüşleri de güya "gerçek İslam, gerçek din" veya "selefilik" adı altında bu ümmete yutturmaya çalışmışlardır. 

Bu alimlerin kim olduğunu tesbit etmek için o dönemde ehl-i sünnetin dışında İslam şearini hiçe sayan ve "cumhur-u ulemanın" aksine semavi değil arzi yani dünya menfaatlerine uygun düşen fetvalar veren alimlere bakabiliriz. Fakat isim vermek belki şimdilik uygun olmayabilir. Konunun geçtiği yere de baktığımızda "Risaletü’n-Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid’ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur’anı muhafaza etmek bir vazifesi iken, has talebelerden birisi bilfiil huruf ve hatt-ı Kur’aniye’yi ders verdiği halde, sırrı bilinmez bir hevesle, huruf ve hatt-ı Kur’aniyeye, ilm-i din perdesinde tesirli bir surette darbe vuran bazı hocaların darbede istimal ettikleri eserleri almışlar" cümlesi bize bazı alim ve hocaların bunun aksine fetva verdikleri görülmektedir. Demek bazı hocalar o dönemde İslam'ın bir şeairi olan hatt-ı Kur'an aleyhinde fetva vermişler. Üstadımız bu hocaları ve fetvalarını bid'at olarak değerlendirmiştir.

2- "Ey kardeşlerim! Mesleğimiz, tecavüz değil, tedafü'dür, hem tahrib değil tamirdir, hem hâkim değiliz mahkûmuz..."

Risale-i nur mesleğinin amacı topluma zarar vermek değil, onlara saldırmak ve onları yıkmak dağıtmak değildir. Aksine ümmeti bu yanlışlardan korumak ve onları savunmaktır. İslam'ı ve sünnet-i seniyyeyi müdafaa etmektir. Savunma yapmak bir suç teşkil etmez, saldırgan bir tutum göstermez. Mesleğimiz insanları uyarırken onların gönüllerini yıkmak kalblerini kırmak değil; aksine kavlin leyyindir, yani yumuşaktır. Peygamberimizin(sav) tebliğine uygun yumuşak ve güzel bir üslubla barış esaslı bir iritbat ve müzakere yöntemidir. Birinin sırtında bir akrep gördüğümüzde hem akrebi hem adamı öldürmek değil adama zarar vermeden onu o akrepten kurtarmaktır. Çünkü elimizde nurdan başka bir alet yoktur. Nurdan da kimseye zarar gelmez yarasalar ve baykuşlar hariç.  

 "hem hakim değil mahkumuz"

Bir kaç izahı şu olabilir.

a) Bu vazifeyi yapmak bir ihsan-ı ilahi olarak omuzumuza konulmuştur. Biz bu vazifeyi yapmakla yükümlüyüz. Bu vazifeden kaçamayız.

b) Yani şu anki şerait altında gücümüz ve kuvvetimiz sayımız gibi maddi sebepler açısından elimiz kolumuz bir derece bağlıdır. imkanlar elde verdikçe hizmetimizi bu şartlar altında yağpacağız. Çünkü daimi gözetlemeler, sürekli soruşturmalar gibi hizmetimizi zahiren bitirmeye çalışan unsurlar bulunmaktadır.

c) Toplum yapısı belki daha bir çok hakikati anlmaya müsait değil. Her doğruyu heryerde söylemek bazen uygun olmayabilir. Mesela  "şu şüphelidir" denildiğinde onu ağzından çıkaran ve istifra eden, hemen ondan uzaklaşan nesil nerede şimdiki nesil nerede. O yüzden şimdilik sadece savunmada kalıp kalem ile fikirleri neşerdeceğiz. Eğer İslam hakim olsaydı belki devlet eliyle alınan bir çok önlem ile zararlı fikirlerin ve yayınların intişarına dur denilebilirdi. O zararlı fikirler daha körpe beyinlere ulaşmadan engellenebilirdi. Bu noktada devletin itibarı ve gücü yadsınamaz. Kanuni Sultan Süleyman'ın bir dönem fransaya verdiği ayar hatırlanabilir.

3- "Mesleklerinde, elbette çok mühim ve bizim de malımız hakikatler var. O hakikatlerin intişarına bize ihtiyaçları yoktur. Binler o şeyleri okur, neşreder adamları var. Biz onların yardımlarına koşmamızla, omuzumuzdaki çok ehemmiyetli vazife zedelenir ve muhafazası lazım olan ve birer taifeye mahsus bir kısım esaslar ve âli hakikatler kaybolmasına vesile olur."

Burada kastedilen İmam Gazalinin kitaplarıdır. Risale-i Nurun en önemli vazifesi bu zamanda çok fazla zelzeleye uğrayan imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmektir. Bu vazife çok önemli olduğu için dört elle sarılıp bütün vakitlerini vermeleri gerekmektedir. İmam Gazalinin kitaplarını okuyup yayacak zamanları yoktur.Fakat nur talebeleri risal-i nuru ihmal etmeden ehl-i sünnetçe makbul zatların kitaplarına tebei bir nazarla bakabilirler. İmam-ı Rabbani, Abdulkadir Geylani, İmam-ı Gazali gibi zatlar bunlardandır.

Şunu da gözden kaçırmamak lazımdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi bazı kitaplar da bu ümmeti ehl-i sünnet vel-cemaat yolundan ayırmak isteyen büyük devlet ve sinsi komiteleri vahhabilği ve onun benzeri akımları islamlar içinde yaymaya çalışmışlardır. onlar ciddi bir neşir ve propganda ile bu zararlı fikirleri doğru ve istikametli güzel fikirlerin içinde saklayarak bu ümmeti zehirlemeye çalışıyorlar. beş doğrunun yanında üç yanlışı katmaları bu ümmetin saf ve temiz fikirlerini zehirlemeye yetiyor. Sakın olaki o kitaplardaki bazı hakikatleri ve doğruları görüp de bu fikirlere destek vermeye kalkmayasınız, sonra hem aldanır hem de aldatırsınız. Mesela elinize "Peygamberin Hadisleri" veya "İslam Akadi" gibi buna benzer isimlerle vahhabi zihniyetli bir yayınevinin kitabı geçer. Siz de saf bir düşünce ile alır okursunuz. Fakat farkında olmadan zehirlenir ehl-i sünnetin çizidği sınırlar dışına çıkamaya başlarsınız. Her batıl mesleğin içinde bir hak danesi bulunabilir. Bu hak danesi için o insanlara temayül göstermek farkında olmadan İslam'ı tahrip adına yapılan çok büyük bir faaliyetin içinde onlara alet olursunuz. İşte bu açıdan risal-i nur gibi bir hakikat deryası olan bir kitap bize bu açıdan yeter de artar.

4- Meselâ: Hâdisat-ı zamaniye bahanesiyle Vehhabîlik ve Melâmîliğin bir nev'ine zemin ihzar etmek tarzında, bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış.

Yukarıda izah edildi.

5- "Risale-i Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil"

6- fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir

5-6 Risale-i nur mesleğinin vazifesi olan "esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye"  dir. Yani "Risale-i Nur'da velayetin esasları vardır. Fakat herkesten veli olması beklenemez . Onda takvanın esasları vardır. Onlar  azimetle amel eder ruhsatla amel etmezler. Zaruret kılıfı altında fetvaya kapı aralamazlar. Fakat herkesten böyle davranması beklenemez. Yine onlar "sünnet-i seniyye"nin esaslarını en ince noktasına kadar yaşamaya çalışırlar. Fakat böyle bir asırda farzların bile tam yapılmadığı insanlardan bu sünnetleri yapması beklenemz. Şimdilik risale-i nur'da bulunan bu esasları umuma teşmil etmeden, -çünkü herkes yapamaz-bizler hayatımızda tatbik etmeye çalışmalıyız. Bunları yapmayanları da kınamamalı onların üstünde fazilet füruşluk yapmamalıyız. 

 


Yorum Yap

Yorumlar