Sorular

Yerdeki Haç İşaretini Kaldırmak Günah mıdır?

Haç işareti Hristiyanlığın sembolüdür. Bu sembol güya Hz. İsa'nın (as) çarmıha gerildiğini ve büyük işkence ve eziyetlerle öldürüldüğünü ifade eder. Halbuki en doğru bilgi kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim, İsa peygamberin çarmıha gerilmediğini ve öldürülmediğini bilakis Allah'ın onu kendi katına yükselttiğini anlatır. Bu sebeple haç, bâtıl bir semboldür. Rabbimiz İsa (as) ile ilgili Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:Bir de inkâr etmeleri ve (babasız çocuk doğurması üzerine) Meryem'e karşı büyük bir iftirâ söylemeleri ve: “Doğrusu biz, Allah'ın elçisi Meryemoğlu Îsâ Mesîh'i öldürdük” demeleri sebebiyle (onlara lâ'net ettik). Hâlbuki onu ne öldürdüler, ne de onu astılar; fakat (öldürdükleri kişi) kendilerine, ona (Îsâ'ya) benzer gösterildi. Bil'akis Allah, onu kendi (katı)na yükseltti.(1) Çünki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.1Bediüzzaman Hazretleri ise İsa (as) hakkında şu bilgileri verir:Üçüncü tabaka-i hayat (hayat tabakası): Hazret-i İdrîs ve Îsâ Aleyhimesselâm'ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levâzımâtından tecerrüd ile (insan olmaktan gelen ihtiyaçlarından sıyrılarak), melek hayâtı gibi bir hayâta girerek, nûrânî bir letâfet (hafiflik) kesb eder (kazanır). Âdetâ beden-i misâlî letâfetinde (nûrânî bir beden hafifliğinde) ve cesed-i necmî nûrâniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle (yıldızlar gibi nûrlanmış olan dünyadaki bedenleriyle) semâvâtta bulunurlar.İslami Hakikatler ve Haç Sembolünün MahiyetiHaç, Hristiyanlıkta Hz. İsa'nın (as) çarmıha gerilerek eziyetlerle öldürüldüğü iddiasını temsil eden bir semboldür. Ancak en doğru bilgi kaynağı olan Kur'ân-ı Kerim, Nisâ Suresi 157-158. Âyetlerinde bu durumu net bir şekilde ortaya koyar. Âyette, Yahudilerin Hz. İsa'yı ne öldürdükleri ne de astıkları, öldürülen kişinin onlara Hz. İsa gibi gösterildiği ve bilakis Allah'ın onu kendi katına yükselttiği bildirilir.Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de Mektubat adlı eserinde Hz. İsa'nın (as) ölmediğini, üçüncü tabaka-i hayatta olduğunu açıklar. O, insani ihtiyaçlardan sıyrılarak melek gibi nuranî bir hayat mertebesine geçmiş ve dünyadaki bedeniyle semavatta yaşamaya devam etmektedir. Bu hakikatler karşısında, Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği iddiasına dayanan haç işareti tamamen bâtıl (geçersiz ve asılsız) bir semboldür.Bu nedenle bir Müslümanın, aslı olmayan bir inancı temsil eden bu bâtıl sembole karşı dini bir hürmet gösterme veya onu koruma gibi bir yükümlülüğü yoktur. İslam dininde sadece Kur'ân-ı Kerim, âyetler, hadisler, Allah ve peygamber isimleri gibi mukaddesatın yerden kaldırılması gerekir.Bununla birlikte, yerde duran bir haç sembolünü sadece çevre temizliği, düzen-tertip veya o inanca mensup kişilere karşı insanî bir nezaket amacıyla çiğnenmeyecek bir kenara koymak dinen bir sakınca doğurmaz ve kişiyi günaha sokmaz. Dolayısıyla haçı yerden kaldırmak dini bir görev değil, tamamen kişisel bir nezaket tercihidir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA HZ. İSA'NIN AHİRZAMANDA YERYÜZÜNE İNİŞİ MESELESİHZ. MEHDİ İLE HZ. İSA AYNI KİŞİ Mİ?HZ. İSA İLE HZ. MEHDİ ARASINDAKİ İRTİBATKaynakçalarNisâ, 4/157-158

Risale-i Nur'da Geçen "Cennetin Bin Senesi Bir Saat Rü'yet-i Cemale Denk Değildir" Sözü Hangi Ayet ve Hadislere Dayanmaktadır?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Dokuzuncu İşâret: Îmân ve muhabbetullâhın netîcesi, ehl-i keşif ve tahkîkin ittifâkıyla, dünyanın bin sene hayat-ı mes'ûdânesi bir saatine değmeyen cennet hayatı; ve cennet hayatının dahi bin senesi, bir sâat müşâhedesine değmeyen bir kudsî münezzeh cemâl ve kemâl sâhibi olan Zât-ı Zülcelâl'in müşâhedesi , rü'yetidir ki.1Aynı yerin Haşiye kısmında ise şöyle denilmektedir:Hadîsin nassıyla o şuhûd, bütün lezâiz-i cennetin o derece fevkındedir ki, onları unutturur. Ve şuhûddan sonra ehl-i şuhûdun hüsn-ü cemâli. o derece fazlalaşır ki, döndükleri vakit saraylarındaki âileleri çok dikkat ile, zor ile onları tanıyabilirler, hadîste vârid olmuştur.2Bediüzzaman Hazretlerinin, “Dünyanın bin sene mes'ûdâne hayatı, bir saat Cennet hayatına; Cennet hayatının bin senesi de bir saat rü'yet-i cemâle mukabil gelmez.” ifadesi, Kur'an ve hadislerde yer alan Allah'ı görmenin (rü'yetullahın) Cennet nimetlerinin en büyüğü olduğu hakikatine dayanmaktadır. Buradaki "bin sene" ve "bir saat" ifadeleri herhangi bir ayet veya hadiste geçmemektedir lakin "ehl-i keşif ve tahkîkin ittifâkıyla" tabirinden ayet ve hadislerin manasına temsili bir atıf olduğu anlaşılmaktadır. Yani bu ifade cennet nimetleri ile Allah'ın cemâlini müşahede etmenin verdiği lezzet arasındaki farkın büyüklüğünü anlatan temsili bir üsluptur. Rü'yetullahın Kur'an'daki en önemli delillerinden biri şu ayettir:Nice yüzler vardır ki, o gün (âhirette) parlaktırlar! Rablerine nazar edicidirler! (Allah'ın cemâlini görmeye mazhar olurlar!)3Bu konudaki hadis-i şerifler ise şöyledir:Cennet'te yay kadar bir yer, üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.4Vallahi, ahiretin yanında dünya(nın kıymeti), sizden birinizin parmağını denize daldırması gibidir. Parmağının (denizden) ne kadarcık su ile döndüğüne bir baksın!5Cennetlikler cennete girince Allah Teâlâ onlara: Size vermemi istediğiniz bir şey var mı? diye soracak. Onlar: Yâ Rabbî! Yüzlerimizi ak etmedin mi? Bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadın mı, daha ne isteyelim, diyecekler. İşte o zaman Allah Teâlâ perdeyi kaldıracak. Onlara verilen en güzel ve en değerli şey Rablerine bakmak olacaktır.6İşte Bediüzzaman Hazretlerinin haşiyede "Hadîsin nassıyla o şuhûd, bütün lezâiz-i Cennetin o derece fevkindedir ki, onları unutturur." dediği ifade, doğrudan bu hadisin manasına dayanmaktadır. Hadis, Allah'ın cemâlini müşahede etmenin cennetteki bütün nimetlerden daha üstün olduğunu bildirmektedir.Cennette, cennetliklerin her Cuma gittikleri bir çarşı vardır. Orada, yüzlerine ve elbiselerine cennet kokuları üfleyen bir kuzey rüzgârı eser ve böylece güzellikleri daha da artar. Eskisinden daha güzel ve yakışıklı olarak eşlerinin yanına döndükleri zaman, aileleri: Vallâhi bizden ayrıldıktan sonra sizin güzelliğinize güzellik katılmış!» derler. Onlar da: Siz de vallâhi biz ayrıldıktan sonra daha bir güzel ve cemâl sahibi olmuşsunuz!» derler7Bediüzzaman Hazretlerinin, "Döndükleri vakit saraylarındaki aileleri çok dikkat ile, zor ile onları tanıyabilirler." şeklindeki ifadesi, bu hadislerde anlatılan güzelliğin ve nuraniliğin son derece artmasını açıklayan rivayetlerin bir özetidir. Buradaki maksat, Allah'ın cemâlini müşahede etmenin insanın maddi ve manevi güzelliğinde meydana getireceği büyük değişimdir.Sonuç olarak, Bediüzzaman Hazretlerinin "Cennet'in bin senesi bile bir saat rü'yet-i cemâle denk değildir" sözü, ayet ve hadislerin ortaya koyduğu bu hakikati güçlü bir temsil ve veciz bir ifadeyle dile getirmektedir.Ayrıca BakınızCENNETİN EN YÜKSEK TABAKASI VE TABAKALARININ İSİMLERİCENNETTE CANIMIZ SIKILMAZ MICENNETTE BİR ŞEY DİLEMEKCENNETİN EBEDİLİĞİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 318.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 318.Kıyâmet, 75/22-23.Buhârî, Cihâd 5, 6, Bed'ü'l-halk 8, Rikak 51; Tirmizî, Fezâilü'l-cihâd 17.Müslim, Cennet 55.Müslim, Îmân 297.Müslim, Cennet, 13.

Denize ve Plaja Gitmek Günah mı? İslam'a Göre Tatilde Dikkat Edilmesi Gereken Ölçüler

Deniz kıyısına gitmek, dinlenmek ve tatil yapmak tek başına haram veya günah olan bir davranış değildir. Ancak bu gibi durumlarda İslâmî ölçülere riayet edilmesi gerekir. Tatil veya başka bir seyahat için gidilen yerin, kişiyi günaha sevk edecek bir ortam oluşturmaması önemlidir.Umumî plajlar ve kadın-erkek karışık sahiller; ekseriyetle harama nazar etmeye, tesettüre riayetsizliğe, israfa ve gaflete sebebiyet verdiğinden, müminin bu tür ortamlardan kesinlikle sakınmak gerekir.Tatil ihtiyacı varsa; mahremiyetin korunduğu, tesettüre riayet edilen, namazların muhafaza edildiği ve aile hayatını ifsat etmeyen imkânlar tercih edilmelidir. Müslüman, tatilde de kulluk şuurundan ayrılmaz. Dinlenmek, helâl dairesinde kaldığı sürece bir nimet olur; ancak harama kapı açtığında kişiye zarar verir.Tatil gibi sebeplerle insanın kendisini harama sürükleyecek ortamlara bilerek girmesi doğru değildir. Mü'mine yakışan, her hâl ve şartta helâl dairesi içerisinde kalarak İslâmî ölçülere riayet etmektir. "Tatil için mecburen geldik." şeklindeki bir mazeret de doğru değildir ve kişiyi mesuliyetten kurtarmaz. Dolayısıyla mesele deniz veya tatil değil; bulunulan ortamın ve sergilenen davranışların meşru olup olmamasıdır.Özetle:Tatil, farz ibadetlerin ihmal edilmesine sebep olmamalıdır.Tesettür, mahremiyet ve haya muhafaza edilmelidir.Kadın-erkek karışık ve günaha açık plajlardan kesinlikle uzak durulmalı; kişiyi harama götürme ihtimali bulunan ortamlara dahi tevessül edilmemelidir.Sadece plaj ve tesettür meselesi değil; kalınacak otelin de alkol, kumar ve benzeri haram unsurlardan uzak, dinî hassasiyetlere uygun bir ortam sunmasına dikkat edilmelidir.

Allah'ın İlmindeki Şekilsiz ve Suretsiz Mümkinler Ne Demektir? Risale-i Nur'dan Açıklama

Şualar/Yedinci Şua (Ayetü'l-Kübra-Birinci Bab) "... ve farikalı ve münasip o muayyen sureti giydirmek; hem, hemcinsinden olan eşhasın miktarınca imkanlar içinde çalkanan o mevcuda, o layık şahsiyeti imtiyazla tahsis etmek; hem, sıfatların nevileri ve mertebeleri sayısınca imkanlar ve ihtimaller içinde şekilsiz ve mütereddit bulunan o masnua o has ve muvafık maslahatlı sıfatları yerleştirmek; hem hadsiz yollar ve tarzlarda bulunması mümkün olması noktasında hadsiz imkanat ve ihtimalat içinde mütehayyir, sergerdan, hedefsiz o mahluka, o hikmetli keyfiyetleri ve inayetli cihazları takmak ve teçhiz etmek ilahır."Benim sorum: Cenab-ı Hakk'ın ilm-i ezelisi, mümkün ve mümteni olan her şey daire-i ilmi içindedir; yani şekil ve suret olması gerekmiyor mu? Üstat neden böyle, ilm-i dairesindeki şekilsiz, suretsiz diyor?