İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Ezel ve Ebed Sultanı olan Sâni‘-i Zülcelâl, nihâyetsiz kemâlâtını ve nihâyetsiz cemâlini görmek ve göstermek istemiştir ki, şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, her bir mevcûd pek çok dillerle onun kemâlâtını zikreder. Pek çok işaretler ile cemâlini gösterir. Esmâ-yı hüsnâsının her bir isminde ne kadar gizli ma‘nevî defineler ve her bir ünvân-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letâif bulunduğunu, şu kâinât bütün mevcûdâtıyla gösterir. Ve öyle bir tarzda gösterir ki, bütün fünûn, bütün desâtîriyle, şu kitâb-ı kâinâtı, zaman-ı Âdemden beri mütâlaa ediyor. Halbuki o kitap, esmâ ve kemâlât-ı İlâhiyeye dâir ifade ettiği ma‘nâların ve gösterdiği âyetlerin öşr-ü mi‘şârını daha okuyamamış. 1
“Ezel ve Ebed Sultanı olan Sâni‘-i Zülcelâl, nihâyetsiz kemâlâtını ve nihâyetsiz cemâlini görmek ve göstermek istemiştir ki…”
Allah Teâlâ ezelî ve ebedîdir; yani başlangıcı ve sonu olmayandır. Yaratandır. Kemâli (kusursuzluğu) ve cemâli (güzelliği) sonsuzdur. Bu nihâyetsiz kemâl ve cemâlin bilinmesini ve görünmesini murad etmiştir. Buradaki “görmek ve göstermek” ifadesi, Allah’ın kusursuz sıfat ve mükemmelliklerinin, yaratılmış varlıkların üzerinde yansıyıp görünmesini ve insanların bunu anlayıp fark etmesini istemesidir.
“…şu âlem sarayını öyle bir tarzda yapmıştır ki, her bir mevcûd pek çok dillerle onun kemâlâtını zikreder.”
Âlem, bir saray gibi sanatlı ve düzenli yaratılmıştır. Kâinattaki her bir varlık yalnız “var olmak”la değil; yapısı, işleyişi, faydası, ölçüsü, güzelliği ve hikmeti gibi pek çok farklı yönüyle Allah’ın kudretini, ilmini, rahmetini ve sanatındaki kusursuzluğunu ilan eder. Bir çiçek; hem rengindeki güzellikle hem kokusundaki cazibeyle hem de tohum verip çoğalmasıyla ayrı ayrı “dillerle” konuşur ve Yaratıcı’sının kusursuzluğunu ve mükemmelliğini bildirir.
“Pek çok işaretler ile cemâlini gösterir.”
Varlıklardaki eşsiz güzellik, incelik, ahenk ve mükemmellikler; İlâhî cemâlin (güzelliğin) işaretleridir. Bir çiçeğin rengi, bir canlının simetrisi, gök cisimlerinin intizamı gibi sayısız güzellik unsuru, bu cemâle (güzelliğe) işaret eder.
“Esmâ-yı hüsnâsının her bir isminde ne kadar gizli ma‘nevî defineler ve her bir ünvân-ı mukaddesesinde ne kadar mahfî letâif bulunduğunu, şu kâinât bütün mevcûdâtıyla gösterir.”
Allah’ın güzel isimlerinin her biri, çok geniş mânâlar ve yüksek hakikatler taşır; bunlar gizli “ma‘nevî defineler” gibidir. Yine Allah’ın kudsî ünvanlarında ince, latîf hakikatler vardır. Kâinatın tamamı, içindeki bütün varlıklarla bu isimlerin mânâlarını gösteren bir sergi ve bir delil hâline gelir. Yani her varlık, bir veya birçok ismin özelliğini üzerinde taşıyarak bizlere yansıtır.
“Ve öyle bir tarzda gösterir ki, bütün fünûn, bütün desâtîriyle, şu kitâb-ı kâinâtı, zaman-ı Âdemden beri mütâlaa ediyor.”
Bu gösterme o kadar kapsamlıdır ki insanlık, tarih boyunca ilimler ve onların yöntem/kanunları ile kâinatı “kitap” gibi okuyup anlamaya çalışır. “Mütâlaa ediyor” ifadesi, araştırma, inceleme, keşif ve tefekkür faaliyetlerini anlatır.
“Halbuki o kitap, esmâ ve kemâlât-ı İlâhiyeye dâir ifade ettiği ma‘nâların ve gösterdiği âyetlerin öşr-ü mi‘şârını daha okuyamamış.”
Fakat kâinat kitabının Allah’ın isimlerine ve kemâline dair ifade ettiği mânâlar ve işaret ettiği deliller o kadar çoktur ki insanlığın ilim yoluyla şimdiye kadar okuyabildiği, bunun ancak pek küçük bir kısmıdır. “Öşr-ü mi‘şâr” (binde bir) çok az bir kısmı temsil eder. Yani kâinatta bize yansıyan İlâhî mânâların anlaşılan kısmı, anlaşılmamasına oranla çok sınırlı kalmıştır.
DEĞERLENDİRME
Rabbimiz, kâinatı kendisini tanıtan bir kitap gibi yaratmış; o kitabı okuyup anlaması için de insanı var etmiştir. Eğitimini gördüğümüz bütün ilim ve fen disiplinleri, binlerce yıldır bu kâinat kitabını okumaya, anlamaya ve hikmetlerini çözmeye çalışmaktadır. Ancak sadece matematik, fizik, kimya, biyoloji, coğrafya vb. pozitif ilimlerle Allah’ı tanıtan bu kâinat kitabını inceleyerek, onun açıkladığı Rabbimizin isim, sıfat ve mânâlarının binde birine bile ulaşamayız. Bu sebeple bizler, kâinat kitabını yaratılış maksadına uygun olarak ancak Peygamberimiz (sav) ve Kur’ân’ın rehberliğiyle okuyabilir ve anlayabiliriz.
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.255

