Bahse konu olan yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takvâ kuvvetine göre o uzun yolu mütefâvit derecede kat‘ ederler. Bir kısım ehl-i takvâ berk gibi, bin senelik yolu bir günde keser. Bir kısmı da hayâl gibi, elli bin senelik bir mesâfeyi bir günde kat‘ eder. Kur’ân-ı Azîmüşşân şu hakîkate iki âyetiyle işaret eder.1
Burada anlatılan seyahat, insanın ölümle başlayan ve kabirden haşre, oradan da ebedi hayata uzanan manevi yolculuğudur. Bu yolculuğun süresi ve kolaylığı, kişinin ameline ve takva derecesine göre değişir. Takva sahibi kimseler bu yolu çok kısa bir zamanda ve kolaylıkla kat ederken, manevi hazırlığı zayıf olanlar için aynı yol son derece uzun ve ağır olur. Yani zamanın uzayıp kısalması, yolun kendisine değil, kulun iman ve ameline bağlıdır.
Kur’ân’ın işaret ettiği kısım ise, ahiret yolculuğunda zamanın göreceli oluşudur. Bin ve elli bin seneye işaret eden âyetler şunlardır:
(Ey Habîbim!) Senden azâbı acele istiyorlar; hâlbuki Allah, va'dinden aslâ dönmez! Şüphesiz ki Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin sene gibidir.2
Melekler ve Rûh (Cebrâîl), mikdârı (sizce) elli bin sene olan bir günde O'na (arşına) çıkarlar.3
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 8.
Hac, 22 / 47.
Meâric, 70 / 4.

