Sorular

83

Hafızların Teheccüd Namazı Kılması Vacip midir?

Teheccüd namazı, manevi kazancı, fazileti, bereketi çok yüksek ve dinimizde büyük ehemmiyeti olan bir sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gecenin bereketini bu ibadetle taçlandırmış ve teheccüdü düzenli olarak kılmıştır. Ancak bu namazın kılınması, farz ya da vacip ibadetler gibi zorunlu değildir. Dileyen her müminin Allah'ın rızasını ve sevap kazanmak amacıyla kılabileceği çok faziletli bir ibadettir. Fakat kimsenin üzerine farz değildir.Ayrıca BakınızTEHECCÜD NAMAZI'NIN FAZİLETİTEHECCÜD NAMAZI PEYGAMBER EFENDİMİZE (SAV) FARZ MIYDI?YATSI NAMAZINI İMSAK ÖNCESİ TEHECCÜD NAMAZI İLE BERABER KILMAKTEHECCÜD NAMAZI İÇİN UYKU ŞART MIDIR? UYUMADAN KILINABİLİR Mİ?TEHECCÜD VE EVVABİN GİBİ NAFİLE NAMAZLAR SESLİ KILINABİLİR Mİ?

3

Rumuzât-ı Semâniye'de Geçen "İkinci Hizb-i Kur'ânî" Hangi Eserdir?

Rumuzât-ı Semâniye Risalesi; 29. Mektub'un 9 risalesinden 8. Risalesidir. Sekiz Remizden oluşan bu risale 29. Mektup'ta yer almayıp müstakil neşredilmiştir. Mektubat Mecmuasının Fihristi olan 27. Mektub'da (c.1 s. 196-215) genişçe özeti yer almaktadır.Bu risalede; cifir ilminin mühim bir düstûru, gizli ilimlerin mühim bir anahtarı ve   Kur'ân'daki gayba ait bir kısım sırların mühim bir anahtarı olan tevâfuk üzerinde durulmakta ve bu meyanda ayetlerden çokça misaller getirilmektedir. Hususen bu tevâfuk anahtarıyla, küçük sûrelerin çok mühim mucizevî sırları gösterilmektedir. Soruya bahis olan kısım ise şöyle geçmektedir:Lafz-ı Resûldeki nükte-i azîmenin beyanında yüz altmış âyet yazıldı. İşbu âyetlerin hâsiyeti pek azîm olmakla beraber, ma'nâ cihetiyle bir birini ispat ve tekmîl ettiğinden çok ma'nîdâr olduğu için, muhtelif âyâtı hıfzetmek veya okumak arzusunda bulunanlara bir hizb-i Kur'ânî olduğu gibi, Kur'ân kelimesindeki nükte-i azîmenin beyanında altmış dokuz âyât-ı azîmenin derece-i belâgati pek fevkalâde ve kuvvet-i cezâleti pek ulvîdir. Bu da ikinci bir hizb-i Kur'ânî olarak ihvâna tavsiye edilir. 1Bediüzzaman Hazretleri; "Resûl" kelimesinin geçtiği 160 ayeti tespit etmiş ve bu ayetlerden oluşan bir hizbin yani evrad olarak okunacak bir dua mecmuasının okunmasını tavsiye etmiştir. Yine "Kur'ân" kelimesinin geçtiği 69 ayeti de tespit etmiştir. Bu ayetlerden oluşacak bir evrad mecmuasının ise Kur'ân'dan alınarak hazırlanmış ikinci bir hizb olarak okunabileceğini de tavsiye etmektedir.Her iki hizbin de ihtiva ettiği ayetler Rumuzât-ı Semâniye Risalesi'nde yer alıp orijinal teksir nüshaları Hayrat Vakfı Arşivi'ndedir. Şu an tashihi yapılmakta olup yakında Rumuzât-ı Semâniye Risalesi olarak Hayrat Neşriyat tarafından neşredilecektir.Ayetlerden oluşan hizblerin ayrıca neşredileceği bir kitapçık ise teklif olarak değerlendirilmeye alınmıştır.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Rumuzât-ı Semâniye, Hayrat Vakfı Arşivi.

5

Risale-i Nur'da Geçen İmâm-ı Nûreddîn Kimdir? Celcelûtiye İle Bağlantısı Nedir?

"İmâm-ı Gazâlî'nin, İmâm-ı Nûreddîn'den ders alarak Celcelûtiye'nin Süryânî kelimelerini, kıymetini ve hâsiyetini şerh ettiği" ifadesiyle ilgili iki sorum var.1) Burada geçen İmâm-ı Nûreddîn kimdir? Hakkında bilgi verir misiniz?2) Celcelûtiye'nin bu yönlerini şerh eden İmâm-ı Gazâlî'nin hangi eserinde geçer ve hangi kaynakta zikredilmiştir? Orijinal metne ulaşmak için bilgi verebilir misiniz?

7.659

Hurûf-u Mukattaa Ne Demektir?

Huruf-u Mukataa; harf kelimesinin çoğulu olan hurûf ile “kesilmiş, ayrılmış” anlamındaki mukattaa kelimesinden meydana gelen bir tamlamadır. Mukattaa, “kesmek, bir şeyi bütününden ayırmak” mânasına gelen kat' kökünden türemiş bir sıfat olup söz konusu harfler kelimeyi oluştururken okundukları gibi değil kendi isimleriyle telaffuz edildiklerinden “bağımsız ve ayrı harfler” anlamında “hurûf-ı mukattaa” diye anılmıştır. Hurûf-ı mukattaa Arap alfabesindeki on dört harften (ا، ح، ر، س، ص، ط، ع، ق، ك، ل، م، ن، هـ، ى) teşekkül etmiş olup bunların üçü tek, dördü iki, üçü üç, ikisi dört, ikisi de beş harflidir. Tekrarlarıyla birlikte yirmi dokuz ünite oluşturan hurûf-u mukattaa, ikisi Medenî olmak üzere yirmi dokuz sûrenin başında yer alır. Hurûf-u mukattaa hakkında değişik kaynaklarda da izahlar vardır. Biz, numune olması cihetiyle Bediüzzaman Hazretleri tarafından yapılan izahlardan birkaçını buraya alıyoruz.İkinci Mebhas: Bu mebhasta de birkaç letâif vardır. ( الٓمٓ ) ile emsâlinde göze çarpan garâbet, bu harflerin pek garib ve acîb bir şeyin mukaddemesi ve keşif kolları olduklarına işarettir. 1Yukarıdaki cümlede (الٓمٓ) ile sureye başlanması, çok garip ve farklı bir usul olarak vurgulanmıştır. Çünkü o zamana kadar kimsenin kullanmadığı bir yöntemdir. Alışılmışın dışında bir giriş tarzıdır. İşte bu farklılıklar, bu harflerin önemli bir hakikatin başlangıcı ve akla gelmeyecek manaların keşif kolları olmasına işarettir. Hatta her bir harf dahi bir hükme işaret eder. Bir örnek verecek olursak; ا (elif), Kur'an'ın Allah'tan geldiğine; ل (lam), Hazreti Cebrail'in Kur'an'ı getirdiğine; م (mim) ise Hazreti Muhammed (s.a.v.)'e indirildiğine işarettir. Bu harflerin taktî' ile ta'dâdı, san'atın madde ve me'hazini muhâtaba göstermekle, muârazaya tâlib olanlara karşı meydan okuyarak, “İşte i'câz-ı san'atı, şu gördüğünüz harflerin nazım ve nakışlarından yaptım. Buyurunuz meydana!” diye, onların tahkîrâne tebkîtlerine işarettir. 2Yukarıdaki metinde, bu harflerin teker teker ve sırayla okunması Kur'an-ı Kerim'in mucizevi bir yönünü gösterdiği ifade edilmektedir. Herkesin bildiği harflere farklı ve derin manalar yüklenerek Kur'an'a karşı olanlara meydan okunmaktadır. Yani (الٓمٓ) gibi, 'Ben sizden açık mânâları, hükümleri, hakîkatleri ifade eden yüksek hutbeleri ve nutukları istemiyorum. Yalnız şu sayılan harflerden bir nazîre yapınız. Velev iftirâ ve hikâyelerden ibâret bile olsa olsun.' denmesine rağmen, kimse farklı üç harfle meydana gelip Kur'an'a karşı çıkamamıştır. Harfleri ta'dâd ile hecelemek, yeni kırâate ve kitabete başlayan mübtedîlere mahsûstur. Bundan anlaşılıyor ki, Kur'ân, ümmî bir kavme ve mübtedî bir muhîta muallimlik yapıyor.  ( ا - ل - د ) gibi harfleri, meselâ elif, lâm, dal gibi isimleriyle ta'bîr ve zikretmek, ehl-i kırâat ve erbâb-ı kitâbetin ittihâz ettikleri bir usûldür. Bundan anlaşılıyor ki, hem söyleyen, hem dinleyen ümmî olduklarına nazaran, bu ta'bîrler söyleyenden doğmuyor. Ve onun malı değildir. Ancak başka bir yerden ona geliyor.3Yukarıdaki metinde ise Bediüzzaman Hazretleri, harfleri teker teker saymak, yeni okuma yazmaya başlayan kimselerin usulü olduğu, Kur'an-ı Kerim, harfleri teker teker okutmakla ümmi, yani okuma yazması az olan bir topluluğa geldiğini söylemektedir. Aynı zamanda Peygamberimiz (s.a.v.) ümmi olduğu gibi, hitap ettiği kitle de ümmidir. Bu da göstermektedir ki Kur'an, söyleyenin yani Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in ortaya koyduğu bir kitap değildir; ancak Allah'ın gönderdiği bir kitaptır.Sûrelerin başlarındaki hurûf-u mukattaa, İlâhî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dadır.4Yukarıdaki paragrafta ise hurûf-u mukattaalar, ilahî bir şifre olarak ifade edilmiştir. Herkes altında yatan manayı tam olarak anlayamaz; herkesin aklı o manaları kavrayamaz. Kastedilen derin manaların anahtarı yani izahı, yalnız Hazreti Muhammed (s.a.v.)'dedir. Bu da Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın fevkalâde bir zekâya mâlik olduğuna işarettir. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri açık ve net bir şekilde telakkî eder, anlar. Bu da peygamberlerin 'fetânet' sıfatıyla yani bütün insanların en zekisi, en akıllısı ve anlayış bakımından en üstün seviyede oluşlarıyla alâkalıdır.Hatîblerin ve belîğlerin âdetindendir ki, meslek­lerinde dâimâ bir misâle tâbi' olurlar. Ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar. Ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur'ân hiçbir misâle tâbi' olmamıştır. Ve hiçbir nakş-ı belâgat örneği üzerine nakış yapmamıştır. Ve baştan başa işlenmemiş bir yolda yürümüştür.5Yukarıdaki paragrafta ise harfleri sayarak hitaba başlamak, daha önce denenmemiş ve kimsenin uygulamadığı bir metod olduğundan dolayı Kur'an'ın özgünlüğüne; hiç kimseden ve hiçbir çalışmadan esinlenmediğine; eşsiz, tek ve benzersiz olduğuna işaret edilmektedir.Ayrıca BakınızHURÛFİLİK VE EBCED HESABI ARASINDAKİ FARKLARÜSTAD VE EBCED CİFİRKUR'AN'IN ŞİFA OLUŞU / HURUF-U MUKATTAANIN FAZİLETİKUR'AN HARFLERİNİN MADDİ VE MANEVİ TESİRİKUR'AN HARFLERİNİN MADDİ SIRLARIKUR'AN HARFLERİNİN KIYMETİBAZI SURELERİN BAŞINDAKİ HARFLERİN ANLAMIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s .28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 30.

6.216

Hurûf-u Mukattaa İle Kur'ân Harflerinin Maddî Tesirlerinin İlişkisi

"Bunun gibi emâreler, mevcudât-ı havâiye olan hurûfun, özellikle kudsî ve Kur'ânî harflerin, bilhassa sûre başlarındaki şifre-i İlâhiyenin hurûfâtının, muntazam ve çok hassas emirleri dinler gibi göründüğünü gösterir. Bu hâl, zerrât-ı havâiyede emr-i كُنْ فَيَكُونُ'un cilvesine ve İrâde-i Ezeliyenin tecellîsine mazhar olan hurûfâtın maddî hassalarını ve hârika faziletlerini kabul ettirir."Kur'an-ı Kerîm'in bazı sûrelerin başlarındaki ilahî şifrelerle burada yazdırılmış olanların alakasını kuramadım. Yardımcı olur musunuz?