1.775
Hafız Ali Efendi'nin (rh) Bediüzzaman Hazretleri'nin Yerine Vefat Etmesi
Hazret-i Üstad tarafından kendine "Nur Fabrikasının Sahibi" lakabı verilen Häfiz Ali Efendi, Erkân-ı Sitte namındaki en öndeki altı talebeden biridir. 1935 Eskişehir ve 1944 Denizli Hapislerinde hapis yattı. Denizli Hapsinin altıncı ayında, Bediüzzaman Hazretleri ve Hüsrev Etendi ile birlikte kendisine de zehir verildi.Üstad Bediüzzaman, çok defa olduğu gibi bu zehirden de Allah'ın izniyle kurtulur. Hüsrev Efendi de kendisine verilen zehiri inâyet-i ilâhiye ile zamanında fark eder. Derhal kendini zorlayarak içindeki zehiri istifrağ edip dışarı atar. Bu sırada kendisini öyle zorlamıştır ki çektiği sıkıntıyı, “âdeta horozlar gibi ötüyordum” diye tasvir etmiştir. Zehri çıkardıktan sonra son derece mecalsiz düşen Hüsrev Efendi, sadık arkadaşı Rüşdü Efendi'den kirlenen yerleri temizlemesini rica eder ve yerleri o temizler. Hüsrev Efendi'den sonra Hâfız Ali Efendi'yi de zehirlerler. Hüsrev Efendi ona da derhal kendisini zorlayıp zehri çıkarmasını söyler. Fakat maalesef o ne kadar çabaladı ise de çıkarmaya muvaffak olamaz.1Gerçekten de Nur Fabrikası'nın sahibi Kahraman Hâfız Ali Efendi, hâlis dualarının neticesinde Üstad'ının hastalığını da kendi üzerine almıştı. Çünkü Hazret-i Üstad'ın zehirlenme neticesinde şiddetli hasta olduğunu öğrenmiş ve onun bedeline âhirete gitmeyi çok samimi olarak istemişti. Bu halis duaları kabul olmuş, Hz. Üstad iyileşirken o daha da ağırlaşmıştı. Bir gün ateşler içerisinde hastahaneye kaldırıldı ve aynı gece vefat etti. O sırada Hazret-i Üstad, hapisteki talebelerine tekbîr getirmelerini emir buyurdular. Mazlum Nur Talebeleri, muazzez dava arkadaşları Hâfız Ali Efendi'yi hak yolunda şehîd verdiklerini anlamışlardı.Bediüzzaman Hazretleri'nin mahkemeye karşı söylediği, “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikata, başımız dahi feda olsun” davasında, Üstad'ını vefatıyla tasdik ederek, küfre karşı cihad hizmetinde ruhunu feda etmişti. Aslında gizli din düşmanlarının planı Nur'un üç kahramanını da imha etmekti. Bununla birlikte Hâfız Ali'nin vefatı onların şiddetini kırmış ve Mübarek Üstad'ın üzerine daha fazla gidememişlerdi.17 Mart 1944'te hastahanede vefat eden Hâfız Ali Efendi, Denizli kabristanına defnedildi. Eskişehir Hapsi hâdisesi Binbaşı Asım Bey'in şehadetini netice verdiği gibi, bu Denizli Hapsi de Nur'un diğer bir büyük kahramanının şehadetini netice vermiş oldu.Hâfız Ali Efendi Isparta Hapsi'nde bulundukları sırada bir rüya görmüş ve rüyasında kendisine bir avuç Denizli toprağı verilmişti. Rüyayı anlattığı arkadaşlarına “Herhalde buradan Denizli'ye gideceğiz” diye tabir etmişti. Hakikaten bu rüyadan kısa bir süre sonra Denizli'ye nakledilmişlerdi. Lâkin rüyanın tam tabiri daha sonra zuhur edecekti. Hapiste altı ay kaldıktan sonra vefat edip Denizli toprağına defnolmasıyla o mübarek zatın rüyasının tam tabiri de ortaya çıkmış oluyordu. Hafız Ali Ağabey'in vefatı ile ilgili Bediüzzaman Hazretleri şu ifadeleri kullanmıştır:Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler ve Nur'un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi me'yusane ağlattırdı.2Ben merhum Hâfız Ali'yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti.3Benim bedelime şehid olacağını hissetmiş. Kuvvet-i ihlasın kerameti olarak haber veriyor. Haber verdiği gibi şehid oldu.4Bediüzzaman Hazretleri, hapisten çıktıktan bir süre sonra yazdığı Meyve'nin On Birinci Mes'elesi'nde Hâfız Ali'nin kabrindeki saadetli ahvalini müjdeleyerek tüm Nur Talebeleri'ne kabir âlemi hakkında şöyle ümid verecektir:“Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: “Men Rabbüke”, “Senin Rabbin kimdir?” diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: “(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz, bu kolaydır” diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve rahmet-i ilâhiyeyi tebessüme getirdi; azabdan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesi'ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleri ile cevab verdiği misillü; ben de ve Risale-i Nur Şâkirdleri de, o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevab verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevkedecekler inşâallah.5Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?ŞAMLI HAFIZ TEVFİK (MEHMED TEVFİK GÖKSU) KİMDİR?BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÇOK TAKDİR ETTİĞİ SAFRANBOLULU MUSTAFA USMAN KİMDİR?İMAMOĞLU HAFIZ MUSTAFA (ERTÜRK) KİMDİR?DENİZLİ HAPSİ ÂDİL HAKİMESİ HESNA ŞENER HANIM KİMDİR?KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s. 751.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.279.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401.Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.11.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 248.

