3.625
İmkanı Zati, İmkanı Akliyi Öğrenmek
“İmkân-ı zati” ile “imkânı zihni” yi üstadımız birkaç yerde anlatıyor. Bu delilleri öğrenmemizin bize ne gibi katkısı var acaba merak ettim. Yani bu konu üzerinde neden bu kadar çok duruluyor?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
3.625
“İmkân-ı zati” ile “imkânı zihni” yi üstadımız birkaç yerde anlatıyor. Bu delilleri öğrenmemizin bize ne gibi katkısı var acaba merak ettim. Yani bu konu üzerinde neden bu kadar çok duruluyor?
3.612
Gelen musibete karşı ilk anda sabır gösterilemezse, sonra sabır gösteremediği için pişman olunursa ne olur?
3.586
İlgili ayet Kur'an'da şöyle geçmektedir:Artık o zaman gök yarılıp da erimiş yağ gibi (kıpkırmızı) bir gül hâline gelir!1Bu ayet hakkında tefsir âlimleri şöyle demiştir:Elmalılıya göre, Sonra da gök bir yarıldı mı yani kıyamet kopmaya başlayıp gök dürülmek üzere çatladığı çatlayıp da bir gül olduğu, kıpkırmızı bir gül gibi kızarmış bir halde yağ gibi eridiği zaman.. şartiyyedir, cevabı mahzuftur. Yani kıyamet zamanı şimdi tafsilatını anlayamayacağınız, beyana sığmaz ne dehşetler, ne inkılablar olacaktır.2İmam Matüridi'ye göre, Gökyüzü yağ gibi kızarır ve erir. Dünya semasının demirden olduğu rivayet edilmiştir, kıyamet koptuğunda cehennem ateşinin hararetiyle yeşilden kırmızıya döner, tıpkı ateşte ısıtılan demirin kızarması gibi.3Fahrettin Razi'ye göre, Meşhur olan manaya göre bu, "Sema o zaman hemen, kıpkırmızı olur.." anlamındadır. Buna göre, eritilmiş olan yağ, bir defada dökülür ve bir defada erir. Demir ve kurşun ise, iyice erimezler. Böylece, yağın, eridikten sonraki hareketi, dışındaki şeylerin hareketinden daha süratli olur. Buna göre Cenab-ı Hak sanki, "O zaman göğün hareketi, ince kısımları eriyip de kendisinden yararlanılan, geriye ise tortuları kalan bir kurşun gibi değil de, bir hamlede akıveren yağ gibi, tek bir meydana geliş (verde) olur." buyurmuştur. Demir ve bakır da böyledir. kelimesi, semânın büyüklüğü ve unsurlarının farklılığından dolayı, meydana gelecek olan erimelerin çokluğu sebebiyle çoğul getirilmiştir. Zira gök cisimleri, dışındakilere muhalefet halindedir.4Vehbe Zuhayli'ye göre ise: Gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül..." teşbih-i beliğdir. Burada benzerlik yönü ve edatı zikredilmemiştir. "Kırmızılıkta gül gibi" demektir.Artık gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül olduğu zaman." Yani kıyamet günü gelip gök yarıldığı, kırmızı bir gül gibi olup dağıldığı ve yağ gibi eridiği, bir başka manaya göre kırmızı deri (sahtiyan) gibi renklendiği zaman. Burada anlatılmak istenen şudur: Gökyüzü zeytin yağı gibi erir ve renkten renge girer: Bazan kırmızı, bazan sarı, bazan mavi, bazan yeşil olur. İşte bu, emrin şiddetinden ve kıyametin dehşetindendir.5Birçok klasik müfessir bu ayeti kıyametin kopması sırasında gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimlerin anlatımı olarak açıklamışlardır. Göğün yarılması, kızarması ve eriyen yağ gibi bir hâle gelmesi, kıyametin dehşetli olaylarını anlatan güçlü bir benzetmedir. Kıyamet anında gök düzeninin bozulacağı, renginin değişeceği ve insan aklının tasavvur etmekte zorlanacağı büyük dönüşümler yaşanacağı ifade edilmiştir.Bununla birlikte modern çağda bilimsel gelişmeler sayesinde bazı araştırmacılar bu ayete farklı bir açıdan da bakmaktadır. Günümüzde teleskoplar ve uzay araştırmaları sayesinde insan gökyüzünü adetâ yararak uzayın derinliklerini gözlemleyebilmektedir. Bu durum da ayette geçen "göğün yarılması" ifadesinin daha geniş anlamlara işaret edebileceği de muhtemeldir. Bu noktada özellikle uzayda görülen bazı görsel oluşumlar ayette "gül" tabiriyle uyumlu olması Kur'an'ın ezeli ve ebedi bir kitap olduğu gözler önüne sermektedir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:Ne yerde, ne de gökte zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalır; ne bundan daha küçük, ne de daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) bulunmasın!6Rosette Nebuba (Güle Benzeyen Bulutsu)Konunun daha iyi anlaşılması için uzayda gerçekleşen iki önemli astronomik olaya değinmek gerekir: Nebula ve süpernova. Nebula (bulutsu), uzayda geniş alanlara yayılmış gaz ve toz bulutlarına verilen isimdir. Bu yapılar genellikle hidrojen, helyum ve çeşitli iyonize gazlardan oluşur ve milyonlarca kilometrelik alanlara yayılabilir. Nebulaların sıcaklıkları çok yüksek değerlere ulaşabilir ve bazıları yeni yıldızların oluştuğu bölgeler hâline gelir.Süpernova ise büyük yıldızların ömrünün sonunda meydana gelen çok şiddetli patlamalara verilen isimdir. Bir yıldızın yakıtı tükendiğinde gerçekleşen bu patlama sırasında ortaya çıkan enerji son derece büyüktür hatta bazen Güneş'in milyarlarca yılda yayacağı enerjiden daha fazlası kısa sürede açığa çıkabilir. Bu patlamalar sonucunda uzayda büyük gaz bulutları oluşur ve bu bulutlar çoğu zaman renkli ve çiçeğe benzer şekiller meydana getirirler.7Bu tür oluşumlardan biri de "gül bulutsusu” olarak bilinen "Rosette Nebula"dır. Bu bulutsu 1690 yılında İngiliz astronom John Flamsteed tarafından gözlemlenmiş ve görünüşü bir güle benzediği için Latince "gül şeklindeki bulutsu" anlamına gelen bu isim verilmiştir. Uzay teleskoplarıyla çekilen görüntülerde gerçekten de kırmızı tonlarda, gül şeklini andıran büyük gaz bulutları görülmektedir.89Kur'an'daki "gök yarılıp erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül hâline gelir" ifadesi bu tür kozmik görüntülere de dikkat çekiyor olabilir. Çünkü süpernova patlamaları sonucu oluşan nebulalar (bulutsu), ayetteki tasvire benzer bir görüntü ortaya çıkarabilmektedir.Sonuç olarakRahmân Sûresinin 37. ayeti klasik müfessirlere göre kıyamet günü gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimleri anlatan bir benzetmedir. Modern dönemde ise uzay araştırmaları sayesinde görülen nebula ve süpernova gibi olayların görüntülerinin ayetteki tasvire benzemesi dikkat çekmiş ve bu durum Kur'an'ın derin anlamlarından biri olması muhtemeldir.Güle Benzeyen Bulutsu Görselleri:Ayrıca BakınızKURAN-I KERİM'İN BİLİMSEL MUCİZELERİ NELERDİR.KUR'AN İLE BİLİM ARASINDA GÖRÜNEN ÇELİŞKİLER NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?HER BİR AYETİN BİRÇOK MANASIKaynakçalarRahmân, 55 / 37.Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku'ran Dili, Huzur Yayınevi, 2005, c. 7, s. 379-380.Ebu Mansur el-Maturidi, "Te'vilatül Kur'an", Râhman 55/37.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c.21, s. 118-119.Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü'l-Münir, Risale Yayınları, c. 14, s. 187-189.Yunus, 10 / 61.https://tua.gov.tr/tr/blog/evren/bulutsu-nebula-nedirhttps://bilimgenc.tubitak.gov.tr/cassiopeia-supernova-kalintisihttps://enpopulersorular.com/library/lecture
2.981
İlgili yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:Faniyim, fani olanı istemem. Acizim, aciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yar-ı baki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.1Bediüzzaman Hazretleri burada insanın, yaratılış bakımından çok zayıf, aciz ve muhtaç olduğunu anlatıyor. İnsan, bedeni yönüyle kâinatta çok küçük bir yer kaplar. Hatta adeta bir hiç gibidir. Fakat buna rağmen manevi yönü çok büyüktür. Çünkü insan, Allah'ın isimlerine ayna olacak, yeryüzünde halife olacak ve kainattaki birçok manayı anlayıp Rabbine yöneltecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Bu yüzden küçücük olduğu halde çok büyük şeyler ister. Yani insan, aciz olduğu için sonsuz kudret sahibini; fani olduğu için ebedi olanı; muhtaç olduğu için her şeye malik olan Allah'ı arar ve ister. Dünyadaki sınırlı şeyler insan kalbini tam doyurmaz. İnsanın içindeki büyük istekleri ancak Allah karşılayabilir. “Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim” sözü de bunu anlatır.Daha geniş bir ifadeyle “Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.” ifadesiyle, insanın nefsi ve görünüşü itibarıyla kâinatta hiç hükmünde olduğunu; lakin gördüğü vazife ve manen çıktığı yüksek mertebe itibarıyla bütün varlıkların üstünde bir mevkiye ulaşacağını ifade eder. Aynı zamanda kalbindeki sınırsız muhabbet ve sevgi ile dünyayı, evreni, ahiret hayatını ve tüm yaratılmış varlıkları birden sevip isteyecek bir fıtratta yaratıldığını nazara vermektedir. Zira insana bu potansiyel ve istidat Rabbimiz tarafından verilmiş ve özüne yerleştirilmiştir. İman ve ibadet vasıtasıyla ruhuna yerleştirilmiş olan bu istidatlar gelişmeye ve büyümeye başlar ve sonuçta insanı yüksek manevi bir makama yüceltir. Burada asıl olan, insanın kendi acizliğini, fakirliğini, eksikliğini, kusurlu ve fani oluşunu anlayıp sonsuz kudret, rahmet ve hikmet sahibi Rabbine iman ve dua ile yönelmesi, O'na dayanıp O'ndan yardım dilemesi ve O'na ibadet etmesidir.İnsanın madde itibarıyla hiçliğiyle birlikte bütün varlıkları birden istemesi gerçeğini Bediüzzaman Hazretleri başka bir yerde şöyle izah eder:Hem deme ki: Ben hiçim; ne ehemmiyetim var ki, bu kainat, bir Hakim-i Mutlak tarafından kasdi olarak bana teshir edilsin, benden bir şükr-ü külli istenilsin? Çünkü sen, çendan nefsin ve suretin itibariyle hiç hükmündesin, fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belagatlı bir lisan-ı natıkı ve şu kitab-ı alemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlukatın hayretli bir nazırı ve şu ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.2Bu kısımda insanın dış görünüşü ve cismani varlığı bakımından küçük, zayıf ve adeta “hiç” hükmünde olduğu; fakat vazifesi ve manevi kıymeti bakımından çok büyük bir makam taşıdığı anlatılır. Yani insan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Bilakis kâinatı seyreden, ondaki hikmetleri anlayan, varlıkların tesbihini fark eden ve bunları idrak edip şükürle Allah'a yönelen şuurlu bir kuldur. Yukarıdaki paragrafta “şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi” denilmesi, insanın koca âlemi ibretle temaşa etmesi demektir. “Şu hikmetli mevcudatın belagatlı bir lisan-ı natıkı” ifadesi, varlıklarda görünen manaları anlayıp dile getirebilmesini bildirir. “Şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalaacısı” denilmesi ise insanın kâinata mana-yı harfi ile yani Allah hesabına bakıp onu Allah'ın isimlerini gösteren bir kitap gibi okuyabilmesidir.Netice olarak insan, kendi başına zayıf ve fakirdir; fakat iman, şuur ve kulluk ile bütün varlıklar namına bakabilen, düşünebilen, şükredebilen ve Allah'a yönelen çok kıymetli bir mahluktur.Ayrıca BakınızİNSANIN "AHSEN-İ TAKVİM" ÜZERE YARATILMASININ ANLAMIİNSANIN YERYÜZÜNDE HALİFE OLMASIİNSANDAKİ ADI KONMAMIŞ LATİFELER / 13. LEMAALLAH'IN İSİMLERİNİN İNSAN ÜZERİNDE TECELLİSİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 92Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 120
1.089
Bir vakit namazı kasten terk edersek 80 yıl cehennemde yanacağımız söyleniyor. Herhangi bir kaynak var mıdır? Varsa 80 yıl, dünya yılı ile midir?
1.289
Risalelerin bazı yerlerinde 'akıldan ziyade kalbe bakar. Delilden ziyade zevke nazırdır' gibi ifadeler geçmekte. Bu ifadeleri nasıl anlamak gerekir? İzah eder misiniz?
1.304
Bir kimse yemin eder sonra bozar, aynı konuda yemin eder ve tekrar bozarsa birincinin kefaretini henüz ödememişken bu tekrarlansa bir kefaret yeterli midir?
1.300
Eş kelimesinin karı koca için kullanılmasının sebebi nedir?
1.224
6 yıl önce dolar üzerinden bir akrabama borç para verdim. Fakat ne zaman ödeyebileceğini ben de bilmiyorum. Bu paranın zekatı var mıdır?İkinci sorum ise şöyle: Maaşla çalışan bir kişiyim. Zekat için bir sene temel ihtiyaçları çıkıp kalan miktara mı zekat vereceğim?
1.173
Zekat hesaplanırken bir senelik ihtiyacımızı (gıda vb) birikmiş paramızdan düşmek gerekir mi?
404
Meal Okuyarak Kur'ân Hatmi Yapılmış Olur mu?
2.878
"Mü'minler mabeyninde husumet ve adavet bir seyyiedir. O seyyie içinde kalb, ve ruhu sıkıntılarla boğacak bir azab-ı vicdanîyi, âlîcenap ruhlara hissettirir." Namaz kılmayan veya fasık olan birisi de ettiği adaveti ruhunda hissedebilir mi?
1.296
Hz. Asiye, cennetle mujdelenmiş hanımlardan olmasına rağmen toplumda ismi pek uygun görülmüyor. Bunun sebebi nedir? Asiye ismini çocuklara koymak caiz midir? Anlamı nedir?
3.119
19. Söz Risalet-i Ahmediye Risalesi'nin (Reşhalar) ilk 11 reşhasını izah eder misiniz?
515
19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin Sekizinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?
3.627
"Hakaik-i imaniyeye girmeyen cüz'î hâdisât-ı istikbaliye nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetsizdir." cümlesini izah eder misiniz?
Farklı bir mezhebe mensup olan imama uyarak namazı cemaatle kılmakta bir sakınca yoktur. Zira mezhep farklılığı namazda iktidaya (imama uymaya) engel değildir. Her ne kadar “başka bir mezhepten olan imam, namazda iken muktedinin mezhebine göre namazı bozan bir davranışta bulunursa, muktedinin namazı fasit olur” 1 şeklinde bir ictihad varsa da bu konudaki daha doğru yaklaşım, imamın kendi mezhebine göre namazı bozulmadığı sürece, hangi mezhepten olursa olsun ona uyan kişinin de namazının tamam olduğu yaklaşımıdır.Bu son görüş, selef-i salihinin uygulamalarına muvafık olduğu gibi cemaat ruhunun gereğiyle de uyumludur. Nitekim İmam Ebû Yûsuf, kan aldırdıktan (hacamat) sonra abdest almadan imamlık yapan Halife Harun Reşid'in arkasında namaz kılmıştır.2Ayrıca imamın kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırmak da gerekmez.3Ayrıca BakınızİMAMA UYAN KİŞİ HATA YAPARSA SEHİV SECDESİ YAPMASI GEREKİR Mİ?MEZHEPLERİN ORTAYA ÇIKIŞ SEBEPLERİMEZHEPLERDEKİ FARKLILIKLARIN SEBEBİBEŞ VAKİT NAMAZ İLE KAZANILAN SONSUZ HAYAT/ 4. SÖZZARURET DURUMLARINDA FARKLI MEZHEPLERİN TAKLİT EDİLMESİ (TELFİK) NEDİR? CAİZ OLDUĞU /OLMADIĞI YERLER NERELERDİR? TELFİK'İ UYGUN GÖREN/GÖRMEYEN ÂLİMLERKaynakçalarel-Fetâva'l-Hindiyye, 1/84; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 1/562-563İbn Ebü'l-'İz, Şerhu'l-'akîdeti't-Tahâviyye, 368-369İbn Âbidîn, Reddü'l- muhtâr, 1/562-563; Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 210.
Mektubun ilgili kısmını biraz önceden alarak izah edelim:Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyânlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, farazâ hakîkî beklenen o zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyânlara kaptırmamak için siyâset âlemindeki vaz'iyetten ferâgat edecek ve hedefini değiştirecek, diye tahmîn ediyorum. Hem üç mes'ele var:Bediüzzaman Hazretleri, bu asırda insanların imanlarını, ibadetlerini ve hayat düzenlerini hedef alan “cereyan”lardan, günümüz ifadesiyle ise çeşitli akımlardan söz etmektedir. Burada geniş anlamda, toplumları etkileyen komünizm, sosyalizm, sekülerizm, Batıcılık, ateizm gibi siyasî, fikrî, ideolojik akımları düşünebiliriz. Bu akımlar, Hz. Üstad'ın yaşadığı dönemde olduğu gibi günümüzde de Müslümanların imanına, Müslüman devletlerin siyasetine ve hayat anlayışına hücum etmekte ve bunları dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu sebeple Üstad Hazretleri, beklenen zat olan Hz. Mehdi'nin bu dönemde ortaya çıkması halinde siyasî alandaki faaliyetlerinden uzaklaşarak üç vazifeyi merkeze alacağını ifade ediyor.Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri şerîat, biri îmândır. Hakîkat noktasında en mühimmi ve en a'zamı, îmân mes'elesidir. Fakat şimdi umûmun nazarında ve hâl-i âlem ilcââtında en mühim mes'ele hayat ve şerîat göründüğünden; o zât şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden umûm rûy-u zemîndeki vaz'iyetleri değiştirmesi, nev'-i beşerdeki cârî olan âdetullâha muvâfık gelmediğinden, her hâlde en azîm mes'eleyi esas yapıp, öteki mes'eleleri esas yapmayacak.Âhir zamanda beklenen zâtın en önemli vazifesi Kur'ân'ın iman hakikatlerini tahkikî bir surette ortaya koymak, yaymak ve mü'minleri imanlarını zedeleyen şüphe ve inkârdan kurtarmaktır. Diğer vazifesi ise şeriatı, yani İslâm'ın hukuk, ibadet, muamelât, uluslararası ilişkiler ve benzeri alanlardaki hükümlerini toplum hayatında fiilen tatbik etmektir. Bu vazife, bir cihetle siyasî bir mahiyet taşımaktadır. Nitekim Bediüzzaman, bu vazifenin gerçekleştirilebilmesi için yalnızca ihlâs ve iman sahibi olmanın yeterli olmayacağını, aynı zamanda güçlü bir maddî kudret ve hâkimiyet gerektiğini belirterek, “Bu ikinci vazîfe için, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzımdır.” demektedir.1Bununla birlikte asrın şartları, dönemin siyasi anlamda çalkantılı olması vb. sebeplerle insanların nazarında en önemli ve öncelikli vazifeni hayat ve şeriat olarak düşünülmekte ve bu yönde bir bekleyiş içerisindedirler. Ancak üç vazifenin tamamının aynı anda, bütün dünyada ve aynı ölçüde gerçekleştirilmesi, âdetullah çerçevesinde düşünüldüğünde mümkün ve muvafık görülmemektedir. Bu sebeple âhir zamanda beklenen zât, diğer vazifeleri bütünüyle ihmal etmek anlamında değil, onları iman hizmetinin önüne geçirmemek ve esas vazife hâline getirmemek suretiyle hareket edecektir.Tâ ki îmân hizmeti safvetini umûmun nazarında bozmasın. Ve avâmın çabuk iğfâl olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.2Siyaset ve içtimai meselelerin esas yapılmamasının nedeni, iman hizmetinin içine başka amaçların karıştığı düşüncesinin hakim olmamasıdır. Eğer iman hizmeti aynı zamanda doğrudan siyasî, ve sosyal bir şekilde yürütülse avam insanlar bunun gerçek maksadını yanlış anlayabilirler. “Bunların asıl amacı iman hizmeti değil, başka bir siyasî veya dünyevî maksattır.” şeklinde düşünebilirler. Bu ise iman hizmetinin ihlasına ve güvenilirliğine zarar verebilir. Çünkü bir insan her ne kadar niyetinde saf ve hâlis olsa da diğer iki hedefi esas alarak hizmet etse yürüttüğü faaliyetlerin siyasî ve ictimaî hedeflerle iç içe olması, dışarıdan bakan insanların onun asıl maksadını farklı değerlendirmelerine yol açabilir. Böylece iman hizmetinin saf ve mücerret gayesi gölgelenerek, bu hizmetin başka hedeflerin aracı olduğu zannı avamda oluşabilir.Ayrıca BakınızMEHDİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERMEHDİ NEDİR VE KİMDİR? RİSALE-İ NUR'DA MEHDİ MESELESİNİN İZAHIHZ. MEHDİ'NİN MAKAMIMEHDİ HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLERHZ. İSA İLE HZ. MEHDİ ARASINDAKİ İRTİBATHZ. MEHDİ İLE ALAKALI GÜVENİLİR KAYNAKLARKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 111.
Yurt dışında mezhebi Şafii olan bir imamın arkasında namaz kıldım. Sehiv secdesi yaptı. Lakin sehiv secdesinden sonra tahiyyat okumak için hiç beklemeden doğrudan selam verdi. Şafii mezhebine göre bu yaptığı doğru mudur? Şafii mezhebinde sehiv secdesi nasıldır? Namazı kaza etmem gerekir mi? Bir daha böyle bir durumla karşılaşırsam ne yapmalıyım?
4.514
Mektubatta şöyle bir yer var: "Eğer yalan söylemişse, beni riyadan ve riyanın esası olan şöhret-i kâzibeden kurtarmaya yardımdır." Üstad'a atılan bir iftiranın, onun riyadan kurtulmasına sebep olmasını izah eder misiniz?
4.536
"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, madem masnuat içinde en mükemmel ferttir ve mahlûkat içinde en mümtaz şahsiyettir. Hem san'at-ı İlâhiyeyi bir velvele-i zikir ve tesbihle teşhir ediyor ve istihsan ediyor. Hem esmâ-i İlâhiyedeki cemâl ve kemâl hazinelerini lisan-ı Kur'ân ile açmıştır. Hem kâinatın âyât-ı tekviniyesinin, Sâniinin kemâline delâletlerini parlak ve kat'î bir surette lisan-ı Kur'ân'la beyan ediyor. Hem küllî ubûdiyetiyle rububiyet-i İlâhiyeye âyinedarlık ediyor. Hem mahiyetinin câmiiyetiyle bütün esmâ-i İlâhiyeye bir mazhar-ı etemm olmuştur." burayı açıklar mısınız?