Bağış Yap

Sorular

Kız Yurdunda Kameralar Varken Kadınların Başı Açık Durması Caiz midir?

İslam fıkhına göre Müslüman kadınların kendi aralarındaki avret mahalli göbek ile diz kapağı arasıdır. Bu doğrultuda, dışarıya ve yabancı erkeklerin görüşüne tamamen kapalı olan yurt odaları veya özel mekanlarda kadınların kendi aralarında başı açık durmaları ve rahat kıyafetlerle bulunmaları caizdir. Ancak güvenlik kamerasının bulunduğu koridor ve ortak alanlarda durum, bu kamera ekranlarını ve kayıtlarını kimlerin izlediğine göre şekillenmektedir. Dinen namahrem bir erkeğin kadının baş, saç ve diğer mahrem yerlerine doğrudan veya ekran vasıtasıyla bakması haram kılındığı için, söz konusu kamera görüntülerinin erkek görevliler (güvenlik personeli, idareciler veya teknik ekip) tarafından canlı ya da kayıttan izlenme imkanı bulunuyorsa kadınların bu alanlarda başı açık gezmeleri caiz olmayıp günah sayılır.Şayet yurttaki güvenlik kameraları kesin bir biçimde sadece kadın güvenlik görevlileri tarafından takip ediliyor ve erkeklerin bu kayıtlara erişimi tamamen engelleniyorsa, kameralı alanlarda başı açık bulunmakta dinen bir sakınca yoktur. Fakat kameraları erkeklerin izleme riski veya olası bir erişimi mevcutsa, mahremiyetin korunması adına bu alanlarda tesettüre riayet edilmesi bir zorunluluktur. Bu durumda yurt yönetimi ile görüşüp net bilgi alınabilir.Ayrıca BakınızTESETTÜR VE BAŞÖRTÜSÜ FARZ MI ?BAŞÖRTÜSÜNÜ ÇIKARAN BİR HANIMA YAKLAŞIM TARZIMIZ NASIL OLMALI?ABDESTTE KADINLARIN BAŞÖRTÜSÜ VEYA ÇARŞAF ÜZERİNE SAÇLARINI MESH ETMESİKADINLARIN NAMAZDA BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNE NAMAZ ÖRTÜSÜ ÖRTMESİ SÜNNET MİDİR? HİKMETİ NEDİR VE BEYAZ OLMASI ŞART MIDIR?

Çocuk Müstehcenliği Suçlarıyla Mücadelede Bu Görüntüleri İncelemenin Dini Hükmü Nedir?

Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün Çocuk Müstehcenliği Büro Amirliğinde çalışıyorum. İnternet üzerinden çocuk pornografisi alıp satan şahıslara yönelik soruşturmalar yürütüyoruz. Bu görev kapsamında ister istemez söz konusu görüntülere maruz kalıyoruz. Bu görüntüleri incelememizin dinen hükmü nedir? Görevimizin gereği olarak buna cevaz var mıdır?

Dua Ettiğimizde Her Zaman Bizim İçin En Hayırlısı mı Gerçekleşir?

Dua, güçsüzlük ve ihtiyacını ortaya koyarak Allah'a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme, yakarış ve niyaz demektir. Zira insan, yaratılışı itibarıyla sonsuz şeylere muhtaçtır. Bununla birlikte hastalık, bela ve musibet gibi birçok sıkıntıya maruz kalmaktadır. Bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birinden yardım istemeye ve sıkıntılarından kurtulabilmek için birine sığınmaya ihtiyacı vardır. Bu sebeple Rabbine dua ve niyazda bulunmaktadır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır.Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim (duanıza cevab vereyim) Şübhesiz benim ibadetimden (yüz çevirip) kibirlenenler, yakında zelil olan kimseler olarak Cehenneme gireceklerdir!”1Ayetin de ifade ettiği üzere kulun yapmış olduğu her duaya muhakkak bir karşılık vardır. Bu karşılık, yani duaya cevap ise genel anlamda üç farklı şekilde gerçekleşmektedir. Allah (cc), kulun duada istediği hususun aynısını verebilir veya daha güzel ve hayırlısı ile cevap verebilir. Yahut ahirette cennet nimetleri şeklinde en güzel bir ihsan ile duaya karşılık verir. Lakin insan, kendisi için neyin hayırlı olup olmadığını tam idrak edemediğinden, Allah'ın takdirinin kendisi için hayırlı olmadığı zannına kapılır. Halbuki geleceği bilemeyen, kendisini tam anlamlandıramayan, his ve heveslerine söz geçiremeyen insan; hayır ve şerrin tam olarak ayrımını yapabilecek kabiliyette değildir. Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi Yüce Allah ise kulunun her daim hayrını ve güzelliğini istediğinden, takdirinde kulunun hayrını ve güzelliğini murat eder ve duasına bu şekilde karşılık verir.Netice olarak gerek duaların karşılığı gerekse insanın hayat üzerinde yaşadığı her şey tam olarak hayırdır ve hayra hizmet eder. Başımıza gelen her şey doğrudan veya dolaylı olarak en hayırlı olanıdır. Bazen bizzat kendisi hayırlıdır, insan bunu fark eder ve şükreder. Dünyaya gelen evlat gibi. Bazen de olaylar şer gibi görünebilir; lakin neticesinde çok büyük hayırlar ve güzellikler ortaya çıkar. Hastalıklar gibi.Ayrıca BakınızDUA VE ÇEŞİTLERİHER ŞERDE HAYRI GÖRMENİN YOLUKaynakçalarMü'min, 40/60

"Hakiki Bir Müslüman Hiçbir Zaman Yahudi ve Nasrani Olamıyor. Olsa Olsa Dinsiz Olup Tam Anarşist Olur" Ne Demektir?

İlgili yer Emirdağ Lahikasında şöyle geçmektedir:Küfür ile îmân ortası yoktur. Bu memlekette İslâmiyet'e karşı komünist mücâdelesi ortası olamaz. Sağ ve sol ortası üç meslek îcâb ettirir. Eğer İngiliz, Fransız deseler, hakları var. Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasrâniyet diyebilirler. Fakat bu vatanda küfr-ü mutlaka karşı îmân ve İslâmiyet'ten başka bir dîn, bir mezheb olamaz. Olsa, dîni bırakıp komünistliğe girmektir. Çünkü hakîkî bir Müslüman hiç bir zaman Yahûdî ve Nasrânî olamıyor. Olsa olsa dinsiz olup tâm anarşist olur.1Bir insanda -hangi inanca sahip olursa olsun- bir takım güzel hasletler, insanî özellikler bulunabilir. Yani bir Hristiyan tahrif olmasına rağmen kendi dininden kaynaklanan doğru ve dürüst olmak veya Allah'a dua etmek gibi bir kısım güzellikler hayatında görünebilir. İsa peygamberi kabul etmese dahi insaniyete ait özellikler kendinde görünebilir. Mesela Avrupa başkentlerinde Gazzeli mazlumlar ve masumlar için sokaklara dökülen insanlar gibi... Ancak bir Müslüman diğerlerine benzemez. Hakkı ve hakikati, kısacası her şeyi en son ve yegane Hak din olan İslam'ın peygamberi Hz. Muhammed'den (asm) öğrenen birisi, onun manevi zincirinden çıksa artık hiç bir kayıt altına giremez. Anarşist olur.Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şu sözleriyle teyid ediyor:Bir Müslüman İslâmiyet dâiresinden çıksa, mürted ve anarşist olur, hayât-ı ictimâiyeye zehir hükmüne geçer. Çünkü anarşi hiç bir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini canavar hayvanların seciyesine çevirir.2KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.198-199Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.355

Hüsrev Efendi Hazretleri'nin Hizmet Uğruna Fedakarlığı ve İnsanların Hidayetinden Sorumluluğumuz

Hüsrev Efendi Hazretleri'nden rivayet edilen, “Bu insanlar gençler cennete, biz cennete; bu insanlar cehenneme, biz cehenneme” şeklinde, tam hatırlayamadığım bir söz var.İnsanları kurtarmak için çabalıyoruz. Ancak bizim gayretimizle cennete gideceklerse veya gayret etmediğimizde cehenneme gideceklerse, onların şahsi imtihanları bir yönüyle bize bağlı hâle gelmiyor mu? Elbette kendi tercihleri var; fakat bazen bu durum, onların akıbeti bizim çabamıza bağlıymış gibi düşündürüyor. Bu konunun aslı ve esası nedir?

Hıfz ve Hafiziyet Kavramlarının Farkı Nedir? Ef'al-i İlahiye ve Şuunat-ı İlahiye ile Münasebetleri Nasıl Açıklanır?

“Yedinci Hakikat: Bab-ı Hıfz ve Hafîziyet Olup, İsm-i Hafîz ve Rakîb'in Cilvesidir.”Bu parça ile ilgili iki sualim var:1. Bu parçada aynı kökten gelen “hıfz” ve “hafîziyet” kavramlarının birlikte zikredilmesinin cümlenin anlamına kazandırdığı ıstılahî ve ilmî manaları detaylıca izah eder misiniz? Özellikle fiil-sıfat veya tecelli-hakikat bakımından aralarındaki nüanslar nelerdir?2. Bu parçada “hıfz” kavramının ef'al-i ilahiyeye (İlahi fiillere), “hafîziyet” kavramının ise Cenab-ı Hakk'ın tabirinde aciz olduğumuz ve me'zun olmadığımız şuunat-ı ilahiyesine işaret ettiği yönündeki yorum, ilmî ve kelami açıdan isabetli midir? Gerekçeleriyle açıklar mısınız?

Bediüzzaman Hazretleri'ne Göre Kur'an'ın Kırk Vecihteki İ'cazı Nelerdir?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, "kırk vech-i i'caz" denilen, Kur'an'ın kırk çeşit mucizelik yönünü 25. Söz Mucizat-ı Kur'aniye Risalesi'nde beyan etmiştir.Yine Lemeat namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Söz'de, Kur'an'ın kırk vecihle mu'cize olduğunu icmalen beyan etmişim. Ve kırk vücuh-u i'cazına işaret etmişim...1Yalnız bu risalede mucizeler konularına göre tasnif edilmiş olsa da birden kırka kadar numaralandırılmamış, risalenin içerisine dağılmış bir vaziyettedir. Öte yandan Bediüzzaman Hazretleri, başka bir eseri olan Rumuzat-ı Semaniye'de Kur'an'ın mucize yönlerinin iki yüzü bulduğunu ifade eder. Ancak Hz. Üstad, 25. Söz'de bu kırk ciheti madde madde sıralamamaktadır. Bu noktadan hareketle, ilgili risale dikkatle okunarak bir sıralama yapmak mümkündür. Farklı nazarlar elbette farklı maddeleri tespit edebilirler. Bizim okumalarımız neticesinde 25. Söz'de geçen Kur'an'ın kırk cihetle mucize oluşuna dair hususlar şu şekilde sıralanabilir:Kur'an'ın Belagatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Nazmındaki Cezaletinin Mucize OlmasıKur'an'ın Nazmının Hüsn-ü Metanetinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Bedaatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Garipliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Mustahsenliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Beraatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Faikliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Safvetinin Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin Manalarındaki Kuvvetin Mucize OlmasıKur'an'ın Manalarının Hakkaniyetinin Mucize OlmasıKur'an'ın Lafızlarının Fesahatinin Mucize olmasıKur'an'ın Lafızlarının Selasetinin Mucize olmasıKur'an cümlelerinin Birbirine Karşı Münasebetlerindeki İntizamının Mucize OlmasıKur'an'ın Manasındaki Belagatın Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin Manasındaki Kuvvetin Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin İfadelerindeki Yüceliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubundaki Âliliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubundaki Haşmetin Mucize olmasıKur'an'ın Üslubundaki Letafetin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Tesirin Mucizesi OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Rakikliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Munisliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Şefkatin Mucize OlmasıKur'an'ın Ayetlerinin İfham ve Talimde Mucize OlmasıKur'an'ın Şebabetinin (gençliğinin) Mucize olmasıKur'an Lafızlarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Manasındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Mebhaslarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın İnsanlığın Her Tabakasının Maddi ve Manevi İhtiyaçlarını Görmesinin Mucize olmasıKur'an'ın Îcazının Mucize OlmasıKur'an'ın İ'câzının Cami' Olmasının Mucize olmasıKur'an'ın Maksatlarındaki, Meselelerindeki, Manalarındaki, Üsluplarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Gaybi Haberler Yönünden Mucize OlmasıKur'an'ın Hikmet Yönü ile Mucize OlmasıKur'an'ın İlmi ve Ameli Yönünün Mucize OlmasıKur'an Ayetlerinin Sonlarındaki Fezlekeler ve Allah'ın İsimlerini İfade Yönünden Mucize OlmasıKur'an Ayetlerinin Tekrarının Mucize olmasıKur'an'ın Karanlıkları Aydınlatan Nuru Cihetiyle Mucize OlmasıKur'an'ın Kâinat İlimleri Yönünden Mucize OlmasıBununla beraber Allah kelamı olan Kur'an'ın mucizevi tarafları sınırlandırılamaz. Zira ezeli kelam olduğu için Kur'an'ın mucizeleri bitmez ve tükenmez.Ayrıca BakınızKURANIN HER TABAKAYA HİTABIKURANIN EVRENSELLİĞİKURANIN TAKVA SAHİPLERİNE HİDAYET OLMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 79-224.

Komşunun Wi-Fi Şifresini İzinle Kullanmanın ve İnternet Sözleşmesine Aykırı Paylaşımın Dini Hükmü Nedir?

Komşunun evinde internet (Wi-Fi) varsa, şifresini alıp kendi evinde kullanmak caiz değildir. İnternet servis sağlayıcısının sözleşmesinde, internetin ev dışındaki başka kişilerle, dairelerle ve kurumlarla paylaşılmasına izin verilmemişse bu şartlara uyulması gerekir. Dolayısıyla evine internet bağlatan kişinin şifresini komşusuyla paylaşması da komşusunun bu şifreyi alarak interneti kullanması da caiz değildir.Bu tür ihlallerle sözleşmenin kapsamı dışına çıkmak uygun değildir. Sözleşme hükümleri çerçevesinde, internetin bağlandığı mekanda yaşayan hane halkı ve misafirler interneti kullanabilir.Hakkı olmayan bir şeyden iyilik olmaz. Bu sebeple, izin verilmeyen bir paylaşımda bulunan kişinin de bu paylaşım yoluyla interneti kullanan kişinin de bu davranışı caiz değildir.1Ayrıca BakınızİNTERNETTEN VİDEO, KİTAP, PROGRAM İNDİRMENİN HÜKMÜİNTERNETTE BULUNAN ÜCRETSİZ UYGULAMALARIN KULLANIMI CAİZ Mİ?YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ HAZIRLANAN PROGRAMLARIN SAKINCALI TARAFLARIYAPAY ZEKA KADIN SESİNİ DİNLEMEK CAİZ Mİ? DİJİTAL CANLI RESİMLER CAİZ MİDİR? TARİHİ ÇİZİM VE YAPAY ZEKA GÖRSELLERİNİN HÜKMÜKaynakçalarTaşköprü Gazetesi, Dr. Hasan Çınar (Ankara Müftüsü), “Günün Fetvâsı | WiFi Paylaşımı”, 26 Ekim 2025.

Ahzab Suresi 59. Ayetin Sebeb-i Nüzulü Nedir?

Bahsedilen âyet, kadınların dışarı çıkarken iç elbiselerinin üzerine giydikleri ve bütün vücutlarını örten cilbabın farziyetiyle alakalıdır. Âyetin meali şöyledir:Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapatacak şekilde) dış örtülerinden (çarşaflarından bir kısmıyla) üzerlerini örtsünler!(2) Bu, onların (iffetli olarak) tanınıp da rahatsız edilmemeleri için daha yakındır(daha elverişlidir). Allah ise, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.1Âyetin sebeb-i nüzulü ise şöyledir:İbn Sa'd, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhakî, es-Sünen adlı eserinde Hazret-i Âişe'nin şöyle dediğini bildirir:Hicab âyeti nazil olduktan sonra Sevde, tuvalet ihtiyacını gidermek için dışarı çıktı. Sevde, cüsseli bir kadındı. Kendisini tanıyan biri, uzaktan görse bile onun kim olduğunu anlardı. Hazret-i Ömer onu gördü ve şöyle dedi:“Ey Sevde! Vallahi, bizden gizlenemiyorsun. Nasıl dışarı çıktığına bir bak!”Bunun üzerine Sevde geri döndü. O sırada Resûlullah (sav), evimde akşam yemeğini yiyordu ve elinde etli bir kemik parçası bulunuyordu. Sevde içeri girerek şöyle dedi:“Ey Allah'ın Resûlü! Bir ihtiyacım için dışarı çıkmıştım. Ömer bana şöyle şöyle söyledi.”Bunun üzerine Yüce Allah, Resûlullah'a (sav) vahiy indirdi. Vahyin ağırlığı Resûlullah'ın üzerinden kalktığında, elindeki kemik parçası hâlâ duruyordu. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:“İhtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza izin verildi.”2İbn Cerîr'in bildirdiğine göre, Resûlullah (sav) Medine'ye geldiğinde evlerde tuvalet yoktu. Resûlullah'ın (sav) hanımları ve diğer kadınlar, gece olunca tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için dışarı çıkıyorlardı. Erkekler de kadınlarla konuşmak amacıyla yollarda oturuyorlardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.3Ayrıca BakınızTESETTÜR VE ÇARŞAFŞERİATA GÖRE TESETTÜR ZORUNLU MUBAYANLARIN BİRBİRİNE KARŞI TESETTÜRÜTESETTÜRDE EL VE YÜZTESETTÜRÜN (ÖRTÜNMENİN) GEREKLİLİĞİTESETTÜRLE ALAKALI İNEN AYETLERİN SIRASIKaynakçalarAhzab, 33/59.Celâleddîn es-Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr, Beyrut: Dârü'l-Fikr, c. 6, s. 659.İbn Cerîr et-Taberî, Câmiʿu'l-Beyân ʿan Teʾvîli Âyi'l-Kurʾân, Mekke: Dârü't-Terbiye ve't-Türâs, c. 20, s. 315.