Bazı çalışanlar, özellikle tarla ve fabrikalarda çalışan işçiler, büyük ölçüde bedensel güç ve fiziksel emeklerini ortaya koyarak üretime katkı sağlarken; mühendis, tabip, hattat ve nitelikli işçiler gibi vasıflı çalışanlar ise sahip oldukları uzmanlık, bilgi, teknik beceri, sanat ve mesleki tecrübelerini kullanarak çalışırlar.
Mesela bir tarım işçisi, gün boyunca tarlada yoğun bir fiziksel emek harcayarak çalışırken, bir hattat aynı süre içerisinde daha az fiziksel güç sarf ederek eser ortaya koyabilir. Ancak hattatın ortaya koyduğu iş, uzun yıllar süren eğitim, sabır, el becerisi, estetik anlayış ve mesleki tecrübe gerektirmektedir. Dolayısıyla hattatın fiziksel açıdan daha az yorulması, onun emeğinin daha değersiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, sahip olduğu özel beceri ve sanat, yaptığı işin niteliğini ve ekonomik değerini artırmaktadır. Aynı durum mühendis, tabip ve diğer uzmanlık gerektiren meslekler için de geçerlidir.
Bununla birlikte, özellikle sanatsal ürünlerin çoğu zaman temel bir ihtiyaç niteliğinde olmayıp tüketicinin tercihine bağlıdır. Kişi, ihtiyaç duymadığı veya satın almak istemediği bir sanat eserine yüksek bir bedel ödemek zorunda değildir.
Halil Gönenç Hoca, hattatlık karşılığında ücret alınabileceğini belirterek şu ifadeleri kullanmaktadır:
Kutsal kitabımızı ve dini eserlerimizi dünyaya ve ticarete alet edilmesin diye onların basılmasını ve ticaretini yasaklamak, okunmalarına ve yayılmalarına set çekmek anlamına gelir. Bu da İslam’a ve Kur'an’a düşmanlık yapan kimsenin işine yarar. Kur’an-ı Kerim’in satışı meselesi İbn Abbas'a soruldu. İbn Abbas (ra) şöyle cevap verdi: Bunda beis yoktur. Çünkü hattatlar el emeğini alıyorlar.1
Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.1, s. 84.

