Bağış Yap

Sorular

1.882

Tesettürün Ölçüsü

Hz. Âişe'den(ra) rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in(ra) kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resülü (asv)'ın huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esma! Şüphesiz kadın ergenlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber(sav) bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti" (Ebu Davûd, Libâs, 31). Buna göre yüz açılabilir. Bu soruma başka kaynaklardan peçe olması gerektiğine dair cevap verilmişti. Fakat burası açıklanmamıştı. Madem yüz kapatılmalı. Neden peygamberimiz böyle bir açılım yapmış?

5.153

Latince ve Sadeleştirmeye Ruhsat

"Evet, bu dünya memleketine ve misafirhânesine giren her bir misafir…” diye başlayan Birinci Makam'ın başından -ilhâm, vahiy mertebeleri- hâriç kalıp, tâ on sekizinci mertebe olan kâinâtın hudûs hakîkati, tâ imkâna kadar yeni hurûfla, bir ihtâr-ı ma'nevî ile izin verdik. Daktilo (el makinesi) ile kendilerine yazdılar. Siz de bu dört parçayı birden cild yapıp, yeni hurûfla ehl-i inkâra on ikilik top güllesi gibi atabilirsiniz. Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe'nin farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimât-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risâle-i Nûr yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshîlât olmak için bazı ta'birâtı değiştirirseniz, iyi olur." Gibi ifadelerden latinceye ve sadeleştirmeye izin var anlamı çıkar mı?

"Hikmet Müminin Yitik Malıdır" Hadisi Ne Anlatır, Hikmetli İnsan Nasıl Olunur?

Hikmet, en kısa ifadesiyle doğruyu bilmek, doğruyu yerli yerince söylemek ve faydalı olanı yapmaktır. Hikmet; ilim, basiret, isabet, ölçü, fayda ve hayır manalarını içine alır.Seyyid Şerif el-Cürcani hikmeti, “İnsanın gücü ölçüsünde eşyanın mahiyet ve hakikatlerini bilmesi” şeklinde tarif eder. Bu tarifte hikmet, sadece bilgi sahibi olmak değil; eşyanın iç yüzünü, maksadını ve hakikatini kavramak manasına gelir. Elmalılı Hamdi Yazır ise hikmet kelimesinin kök manasında iyiliği elde etme ve kötülüğe engel olma bulunduğunu ifade eder. Bu cihetle hikmetin fayda kavramıyla yakın alakası vardır. Ona göre hikmet, bazen “sebebin sebebi” yahut “amacın sonucu” manasında da kullanılır. En geniş manasıyla hikmet, doğru bilgi ve faydalı iş demektir. 1 İlgili hadis şöyle geçmektedir:Ebu Hüreyre (ra) şöyle rivayet etmektedir:Resulullah Aleyhissalatü Vesselam şöyle buyurur: Hikmet, mü'minin yitik malıdır; onu nerede bulursa almaya en ziyade kendisi hak sahibidir. 2Bu hadis-i şerifte geçen hikmet; faydalı ilim, hakikat, doğru bilgi, insanı hayra sevk eden isabetli söz ve derin kavrayış manalarına gelir. Hadisin verdiği ders ise şudur: Bir insan kıymetli bir malını kaybettiğinde onu nerede bulursa hemen sahiplenir. Mü'min de bunun gibi, nerede ve kimde doğru, hayırlı ve faydalı bir söz yahut bilgi bulursa onu alır, benimser ve istifade eder. Burada bizim için asıl ölçü, sözü söyleyen kişinin kimliği değil; sözün doğru, hak ve faydalı olmasıdır. Fakat bu, her duyulan sözü kabul etmek demek değildir. Hikmet, Kur'an ve Sünnet'e uygun olan hakikattir. Batıl, hurafe veya yanlış fikir hikmet sayılmaz. Bu cihetle mü'min, hakikati arar; fakat onu daima hak ölçüleriyle tartar. 3Bu hadis aynı zamanda mü'minin ilme ve hakikate karşı daima açık olması gerektiğini de gösterir. Mü'min, “Ben biliyorum” diyerek gelişmesinin önünü tıkamaz. Doğruyu nerede bulsa alır. Çünkü hikmet, insanı hayra götüren bir nurdur. Kur'an-ı Kerim'de hikmet büyük bir nimet olarak şöyle zikredilir:Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiştir. 4Demek ki hikmet, yalnız bilgi çokluğu değil; bilginin hayra, isabete ve salih amele dönüşmesidir. Hikmetli konuşmak, sözü yerinde, zamanında, ölçülü ve faydalı söylemektir. Muhatabın halini gözetmek, doğru sözü uygun üslupla ifade etmek, kırmadan ve incitmeden hakkı anlatmak hikmetli konuşmanın esaslarındandır. Bununla beraber lüzumsuz, faydasız ve boş sözlerden kaçınmak da hikmetin bir şubesidir.Hikmetli insan ise ilmiyle amel eden, hadiselerin yalnız dış yüzüne değil neticelerine ve manalarına da bakabilen, öfke ve heva ile değil aklıselim ve ölçü ile hareket eden kimsedir. Böyle bir insan, doğruyu kim söylerse söylesin alçak gönüllülükle kabul eder; bildiğini de hayra sarf eder.Netice olarak hikmet; hakikati bilmek, hayrı tercih etmek, doğruyu güzel bir üslupla ifade etmek ve her şeyi yerli yerinde yapabilmektir. Mü'minin vazifesi de hikmeti aramak, bulduğu doğruyu almak ve onunla amel etmektir.Kaynakçalarİlhan Kutluer Hikmet Tdv İslâm Ansiklopedisi, 1998, c.17, s.514-515İbn Mace, Zühd, 4169Sünen-i İbn-i Mâce Tercemesi ve Şerhi, Haydar Hatipoğlu, Kahraman Yayınları, c.10, s.443–444Bakara, 2/269

Kalpten Geçen Düşünceler ve Günaha Kalben Azmetmek İnsanı Sorumlu Kılar mı?

Sitenizde cevaplanan bir yazıda geçen “kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğuna delil teşkil eden hadis-i şerifler” ifadesiyle hangi hadis-i şerifler kastedilmektedir? Bu hususu misaller vererek izah eder misiniz?Ayrıca metinde adı geçen Kadı Ebu Bekir (rh) kimdir? Kısaca bilgi verebilir misiniz?Bunun yanında, aynı yazıda Kadı Ebu Bekir'in (rh) benimsediği görüşe atıf yapılmakta, ancak bu görüş açıkça ifade edilmemektedir. Bu sebeple, söz konusu zatın bu meseledeki kanaatini açık ve net bir şekilde yazarak ilgili metni izah eder misiniz?

Cünüpken Avret Mahallini Tıraş Etmek ve Tırnak Kesmek Caiz midir?

Cünüp iken traş olmak, tırnak kesmek, kan aldırmak mekruh kabul edilmiştir. İmam Gazzali Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:Cünüp iken tıraş olmak, tırnak kesmek, kılları almak ve kan aldırmak mekruhtur. Çünkü insan, bütün parçaları bir araya getirilmiş bir hâlde mahşere çıkar. Bazı parçalarının temizlenmemiş olması orada kendisine sıkıntılar verir.1 Halil Gönenç Hoca Efendi de bu görüşe katılmakta, mekruh olduğunu ifade etmektedir.2Üstad Bediüzzaman Hazretleri ise şöyle demektedir:Evet, cünüb iken tırnakların, saçların kesilmesi mekrûh; ve bedenden ayrılan her bir cüz'ün bir yere gömülmesi sünnet olduğu, ona işarettir...3 Ayrıca BakınızSÜNNETE GÖRE TIRNAK KESME ADABITIRNAKLARI UZATMAK CAİZ MİDİR? İSLÂM'A GÖRE TIRNAK ADABI VE BAKIMIKADINLARIN KOL VE BACAK KILLARINI ALMASI CAİZ MİDİR? VÜCUT KILLARININ TEMİZLENMESİNİN DİNİ HÜKMÜ NEDİR?VÜCUT KILLARIREGL DÖNEMİNDE TIRNAK VE SAÇ KESİMİİSLAM'A GÖRE SAÇ KESİMİKaynakçalarİmam Gazzali, İhya-ü Ulumu'd Din, s. 883Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, c.1, s. 124Bediüzzaman Said Nursi, İşaret'ül İcaz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 53Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1990, c.1, s.224

4.681

Fal Baktırıp Söylenenlere İnanan Kimse Kafir Olur mu?

İslam inancına göre geleceği ve gizli olanı (gaybı) mutlak olarak bilme yetkisi yalnızca Allah'a aittir. Kur'an-ı Kerim ayetlerinde gaybın bilgisinin sadece Allah katında olduğu açıkça bildirilmiştir:Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da(Kur'ân'da) bulunmasın!1Falcılık, kâhinlik ve gaybdan haber verme iddiası taşıyan işlerle meşgul olmak veya bunlara başvurmak dinen kesinlikle yasaklanmış haram davranışlardır. Hz. Peygamber (sav) de kâhin veya falcılara gidip onların geleceğe dair söylediklerini tasdik etmeyi şiddetle nehyetmiş ve bu tür tutumları uyarıcı bir dille kınamıştır. Dolayısıyla fal baktırıp geleceğe dair verilen haberlere inanmak İslam inanç esaslarına ve tevhid ilkesine aykırı ağır bir günahtır.2Bu durumun kişiyi dinden çıkarıp kâfir yapıp yapmayacağı hususunda ise fıkıh ve itikat alimleri önemli ayrımlar yapmışlardır. İslam fıkhında bir fiil veya sözün "küfür" niteliği taşıması ile o fiili işleyen kimsenin müstakil olarak "kâfir" ilan edilmesi aynı şey değildir. Eğer bir kimse, Allah'tan başka bir varlığın veya falcının Allah'tan bağımsız olarak gaybı bildiğine inanır ve İlâhî kudretin üstünde bir bilgi iddiasını kabul ederse, dinin açık nasslarını inkar etmiş olacağından dinden çıkma riskiyle karşı karşıya kalır. Ancak Allah'ın birliğine ve sıfatlarına inanan bir Müslüman, cahillik, merak veya nefsi bir zaaf sebebiyle fal baktırır ve söylenenlere kesin bir inanç beslemeden meylederse, bu kimse doğrudan dinden çıkıp kâfir olmaz. Fakat büyük bir günah ve haram işlemiş olur. Ehl-i kıble olan ve kelime-i tevhidi benimseyen bir kimseyi hemen tekfir etmek doğru görülmemiştir. Bu tür yanlışlara düşen kişilerin derhal tövbe ve istiğfar etmeleri gerekmektedir.3KaynakçalarEnam, 6/59.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 89.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 63-64.

Kudret Kanunlara Taalluk Eder mi?

Sözlükte kanun, nesnelerin kendisiyle ölçüldüğü ölçü aletine denir. Terim olarak ise herkesi bağlayıcı hükümler anlamında kullanılır. Tabiat kanunları, iki varlık veya iki olay arasında görülen sabit bir nispettir. Bu kanunlar değişmez; ancak mümkün olup zaruri değildir. Bediüzzaman Hazretleri'ne göre kanun, ilim, irade ve emrin türlere olan tecellisidir; yani kanun, emirdendir.Bediüzzaman Hazretleri, kanunların itibari emirler ve vehmi düsturlar olduğunu, dolayısıyla hariçte bir vücutlarının bulunmadığını ifade eder. Ona göre kanun, bir kural olmaktan öteye geçmemeli ve tabii olarak kabul edilmemelidir. Kanunun zihni varlığından öteye geçerek harici bir vücudu olduğu sanılmamalı; itibari olduğu fark edilerek bir hakikat olduğu zannedilmemelidir. Kanunun yalnızca bir âlet olduğunu bilip müessir/tesir sahibi olmadığının şuurunda olmak gerekir.Dolayısıyla kudretin kanunlara taalluku söz konusu değildir. Kudret, kâinattaki kanunlara değil, doğrudan doğruya eşyaya ve hadiselere taalluk eder. Kanun ise kudretin bizzat yaptığı bir iş değil, o icraatın intizamlı ve muntazam surette görünmesinden çıkan itibari bir isimdir. Yani kanun, harici vücudu olan müstakil bir fail değildir; kudret-i İlahiyyenin âdetullah tarzında cereyan eden tasarrufunu tarif eder.Bu sebeple “kanun yapıyor” denilmez; hakikatte yapan kudrettir. Kanun ise yapılan işlerdeki düzenin unvanıdır.Ayrıca BakınızKANUNLARIN YALNIZ İLMÎ VÜCUTLARININ BULUNMASIÂDETULLAH KANUNLARININ İŞLEYİŞİ