İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:İşte Hazret-i Gavs'ın bu emrinin ma'nası şudur ki: Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hakim olursa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir. 1Ruhun Cesede Hakim Olması Ne Demektir?Kişi hayatını yalnız bedenin rahatı, keyfi, uykusu, zevki ve dünyevi menfaati için değil; iman, kulluk ve ahiret hesabına göre tanzim edip düzenlemelidir. Kişi ise yemek, içmek, istirahat etmek, gezmek ve lezzet almak ister. Bunlar büsbütün reddedilmez; fakat bunların idarecisi ruh olmalıdır. Eğer ceset öne geçerse insan, yaşayışını sırf menfaat, rahat, haz ve lezzet üzerine kurar. Eğer ruh hakim olursa, bedenin ihtiyaçları da kulluğa hizmet eden bir vasıta haline gelir.Ruh, maddi bir parça gibi görünen bir şey değildir; Allah'ın emriyle varlık kazanan, hayatla alakalı vazifeleri yürüten latif ve Rabbani bir varlıktır. Bedendeki göz, kulak, el, ayak, kalb ve akıl gibi bütün azaların birbirine uyum içinde çalışmasına vesile olur.Yani ruh, Allah'ın emriyle bedenin içinde dağınık duran parçaları başıboş bırakmaz. Her bir uzvun vazifesini görmesine, diğer uzuvlarla yardımlaşmasına ve umum bedenin bir düzen içinde işlemesine kaynak olur. Göz görürken, kulak işitirken, el hareket ederken, ayak yürürken ruh bunların hiçbirinde şaşırmaz; hepsine birden taalluk eder ve hepsini birlikte idare eder. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde ifade eder:İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki, bütün a'zasını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani irade- i İlahiye cilvesi olan evamir-i tekviniyeye ve o emirden vücud-u harici giydirilmiş bir kānun-u emri ve latife-i Rabbaniye olan ruh, onların idaresinde, onların ma'nevi seslerini hissetmesinde ve hacatlarını görmesinde birbirine mani' olmaz. Ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak-yakın bir hükmünde, birbirine perde olmaz. İsterse, çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse, bedenin her cüz'üyle bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. 2Bu mana, insanın mahiyetinin yalnız cismaniyetten ibaret olmadığını; asıl vazifesinin marifetullah, muhabbetullah ve kulluk olduğunu gösteren birçok yerde görünür. İnsan, bedeni için değil, beden de dahil bütün cihazlarıyla kulluk için yaratılmıştır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gāyesi; Halik-ı Kainat'ı tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, ma'rifetullah ve iman-ı billahtır. Ve iz'an ve yakin ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir. 3Bu ölçüye göre ruhun cesede hakimiyeti, “Ne hoşuma gider? Nasıl daha fazla lezzet alırım?” sorularının yerine “Nasıl daha doğru, daha faydalı, daha makbul olur?” sualini sormaktır. Kişi her anında ruhunun, vicdanının rehberliğinde yaşamını sürdürmelidir. Kalbin Nefse Hakim Olması Ne Demektir?Nefis, ekseriyetle heva, enaniyet, rahat, üstün gelme, görünme, beğenilme, lezzet ve serbestiyet ister. Kalb ise iman ile Allah'a yönelmek, huzur bulmak, ihlas, merhamet, şefkat, haşyet ve muhabbet ile yaşamak ister. Kalbin nefse hakim olması, nefsin arzularının değil; vicdanın, imanın ve ubudiyet şuurunun söz sahibi olmasıdır.Yani insan bir şeyi yalnız nefsi sevdiği için yapmaz; meşru mu, faydalı mı, Allah'ın rızasına uygun mu diye bakar. Nefis “hemen lezzet” ister; kalb ise “hakikat, huzur ve rıza” ister. Kalb galip gelirse nefis terbiye olur. Nefsin bu isteğini Üstad Bediüzzaman Hazretleri şu şekilde ifade eder:Nefis, kendini hür ve serbest ister. Ve öyle telakki eder. Hatta mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareketi fıtri olarak arzu eder. 4Bu sebeple nefis başıboş bırakılırsa daima kendini merkeze alır. Kalbin hakimiyeti ise bu merkeziliği kırar; ihlası, tevazuu ve kulluğu öne çıkarır.Aklın Mideye Hakim Olması Ne Demektir?Mide, insanda en kuvvetli iştah merkezlerinden biridir. Açlık, tat arzusu, alışkanlık, gösteriş, israf ve keyif çoğu zaman mide üzerinden insana tesir eder. Aklın mideye hakim olması; yeme içmenin sırf damak tadına, canın istemesine ve alışkanlığa göre değil, ihtiyaç, iktisat, sağlık, hikmet ve şükür ölçüsüne göre yapılmasıdır.Yani insan “Bu helal midir? Faydalı mıdır? İsraf var mı? Şükre vesile oluyor mu? Bedeni ibadete kuvvetlendiriyor mu?” diye düşünür. Mide önde olursa akıl onun hizmetkarı haline gelir ve insan hikmeti lezzete feda eder. Akıl önde olursa mide meşru dairede tutulur. Rabbimiz bir ayetinde şu şekilde buyurmaktadır:O halde Allah'ın sizi, helal (ve) temiz olarak rızıklandırdığı şeylerden yiyin ve siz kendisine inanan kimseler olduğunuz Allah'dan sakının! 5Nimetin kıymeti, şükür ile bilinir; israf ise nimete karşı hürmetsizliktir. Sırf tat için yaşamak, insanı midenin esiri eder. Halbuki mide, hayatın gayesi değil; hayatı devam ettiren bir hizmetkardır. Yani insanın hayatına yön veren kararları almasında bedeni ihtiyaçların, nefsani arzuların ve midenin iştahlarının değil; ruhi ihtiyaçların, kalbin doyurulmasının ve aklın hakimiyetinin esas olması demektir.Ayrıca BakınızİKTİSAD, KANAAT, İSRAF, CİMRİLİK VE TEBZİR KAVRAMLARI VE ARALARINDAKİ FARKLARMARİFETULLAH NASIL ELDE EDİLİR?MARİFETULLAH VE MUHABBETULLAHMARİFETULLAH NEDİR VE NASIL ELDE EDİLİR?İKTİSAT ETMENİN FAYDALARIİKTİSAT İLE CİMRİLİK; TEVAZU İLE TEZELLÜL; VAKAR İLE TEKEBBÜR SÛRETEN BENZER OLDUKLARI HÂLDE, HAKİKATTE BUNLARI BİRBİRİNDEN AYIRAN ŞEY NEDİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 148.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 377.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 95.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 284.Maide, 5/88.