Bağış Yap

Sorular

530

Haram Yiyenin Duası Kabul Olur mu, Günah Kulun Allah ile Bağını Koparır mı?

Haram yemek ve gayrimeşru lezzetlerden istifade etmek, Allah'ın yasakladığı bir şeye el uzatmak ve ondan yiyerek, içerek, giyerek yahut başka bir surette faydalanmak demektir. Bu ise kulun, kendisini yaratan ve neyin helal, neyin haram olduğunu bildiren Cenab-ı Hakk'ın emrine muhalefet etmesi manasına gelir. Nasıl bir kurumda çalışan kimse, o kurumun kurallarını hiçe saydığı vakit çeşitli cezalara maruz kalırsa insan da Rabbimizin koyduğu hudutları çiğnediğinde bunun manevi neticeleriyle karşılaşır. Çünkü haramlar, yalnız zahirde bir yasak çiğnemek değil; aynı zamanda ruh, kalp ve ibadet hayatında derin yaralar açan bir itaatsizliktir.Haramlar ve günahlar, zamanla insanın kalbine sirayet ederek orada manevi yaralar meydana getirir. Bu yaralar, imanın nurunu zedelediği gibi, ibadetten, zikirden ve duadan alınan manevi lezzeti de bozar. Hatta insanın dili, imanın tercümanı olduğu halde, zikirden nefret edercesine uzaklaşır ve adeta susar. Bu sebeple haram ve günahlar, kulun duasındaki ihlası, huzuru ve tesiri de kırar. Bu noktada Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:Bizlerin günahlarımızdan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler ve şübheler, neuzübillah mahall-i iman olan batın-ı kalbimize ilişip imanımızı zedeliyorlar ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanisine ilişip zikirden nefretkarane uzaklaştırarak susturuyorlar. 1Günah işlemek, kulun Allah ile olan bağını birdenbire tamamen koparmaz; fakat her bir günahın içinde, insanı adım adım daha büyük manevi felaketlere sevk edebilecek gizli bir yol bulunur. Eğer günah, tövbe ve istiğfar ile çabuk temizlenmezse kalbe işler, onu siyahlandırır, katılaştırır ve nihayet iman nurunu söndürecek bir hale getirir. Buna karşılık istiğfar ile bu manevi tahribat önlenir ve kulun Rabbiyle olan bağı muhafaza edilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Evet, günah kalbe işleyip, kalbi siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı kalbden çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük ma'nevi bir yılan olarak ısırır. 2Haram lokmanın bu manevi tesiri, duanın kabulü meselesinde de kendini gösterir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), uzun yolculuklar yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini semaya kaldırıp “Ya Rab, ya Rab!” diye niyaz eden bir kimseden bahsederek onun yediğinin, içtiğinin ve giydiğinin haram olduğunu; haramla beslendiği halde duasının nasıl kabul edileceğini şöyle bildirmiştir:Uzun yolculuklar yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini göğe uzatarak, “Ya Rab, ya Rab!” diye yalvarıp yakaran bir adamdan söz etmiş ve “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdı. Haram ile beslenirdi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?” 3Duası makbul bir kimse olmak isteyen Sa'd b. Ebu Vakkas'a Peygamber Efendimiz (sav) şu tavsiyede bulunmuştur:Yediklerinin helal olmasına dikkat et ki duaların kabul olsun. 4Enes b. Malik'in “Ya Rasulellah! Ben dualarımın kabulünü isterim, bana bunun yolunu gösterir misiniz?” ricası üzerine Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:Ey Enes! Helal kazan, duan müstecap olur. Zira kişi, ağzına haram bir lokma götürse, kırk gün duası kabul olunmaz. 5Demek ki haram lokma, duanın kabulüne mani olan çok mühim bir perdedir. Bu sebeple duanın kabul şartları içinde helal lokma son derece ehemmiyetli bir yer tutar.Bununla beraber, haram işlemiş veya haram lokma ile kirlenmiş bir kimsenin “Artık benim duam kabul olmaz.” deyip dua ve ibadeti terk etmesi doğru değildir. Bu düşünce şeytanın bir desisesidir. Zira kul hangi halde bulunursa bulunsun, yine de dönüp iltica edeceği tek kapı Cenab-ı Hakk'ın dergahıdır. Günahlar sebebiyle yaralanmış bir kalbin yapması gereken şey, ümitsizliğe düşmek değil; kusurunu anlayıp tevbe, istiğfar ve niyaz ile Rabbine yönelmektir.Bu sebeple, manevi yaralarla dolu bir kul, Allah'ın huzuruna çıkarken itirazkar ve sitemkar bir tavır takınmamalı; aczini, fakrını ve kusurunu bilerek mahviyet içinde iltica etmelidir. Halis dua ve istiğfar, Cenab-ı Hakk'ın rahmetini celbeder ve günahların açtığı manevi yaralara şifa olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle izah eder:Biz, o münacat ile birinci maksadımız, günahlardan gelen ma'nevi, ruhi yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddi hastalıklar için, ubudiyete mani' olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat, mu'terizane ve müştekiyane bir surette değil, belki mütezellilane ve istimdadkarane bir surette iltica edilmeli. 6Kısacası, haram yemek yalnız bedene giren yasak bir lokma meselesi değildir. O, kalbi yaralayan, zikrin lezzetini kaçıran, duanın kabulüne perde olan ve tövbe edilmezse insanı daha büyük manevi tehlikelere sürükleyen ciddi bir itaatsizliktir. Buna karşı kulun vazifesi, haramdan sakınmak; düştüğü zaman da ümitsizliğe kapılmadan tevbe, istiğfar ve boyun bükerek dua ile Rabbine yönelmektir.Ayrıca BakınızHELAL GIDAFAİZİN HELAL TARAFI VAR MIDIR?HELAL VE HARAMA DİKKAT ETMEZSEK NE OLUR? MANEVİ TOKATLAR VE KALBİN ZARAR GÖRMESİHELAL SERTİFİKASI OLMAYAN ALKOLLÜ DEODORANTLAR KULLANILABİLİR Mİ?YEME İÇMEDE ŞÜPHELİLERDEN KAÇMAKHARAM YEMEKKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4-5.Müslim, Zekat, 65.Taberani, el-Mu'cemü'l-evsat, VI, 310.Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, İhlas Matbaacılık, İstanbul 2019, c. 5, s. 281.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 8.

“Helal Kazanç Talep Etmek, Farzdan Sonra Bir Farzdır” Hadisi Ne Demektir?

Rızık, yalnızca insanın karnını doyurması için gerekli olan bir şey değildir. Kazanılan lokma; insanın ibadetine, duasına, aile huzuruna, ahlakına ve kalp hayatına da doğrudan tesir eder. Bu sebeple bir kimsenin ne kazandığı kadar, onu hangi yoldan kazandığı da çok mühimdir.Haram yoldan elde edilen kazanç, dışarıdan bakıldığında insana rahatlık, imkan ve geçim sağlıyor gibi görünebilir. Fakat böyle bir kazanç, insanın manevi hayatını zedeler. Kalpte huzursuzluk bırakır, ibadetin tadını kaçırır, vicdanı yorar ve aile hayatının bereketini azaltır. İnsan zahiren ayakta dursa bile manen yıpranır.Buna karşılık helal lokma, sadece temiz bir gelir değildir; aynı zamanda manevi hayatın dayanağıdır. Helal kazançla beslenen bir insanın kalbi daha huzurlu olur, vicdanı daha rahat eder, ibadete karşı içinde daha temiz bir yöneliş meydana gelir. Duası da daha samimi ve daha ümitli olur. Çünkü insan, Allah'ın razı olduğu bir yoldan rızkını aradığında yalnız para kazanmamış olur; aynı zamanda kulluğunu da muhafaza etmiş olur. Rabbimiz helal kazancın ehemmiyetini şu şekilde buyurur:Ey iman edenler! Sizi rızıklandırdığımız şeylerin temiz olanlarından yiyin ve eğer sadece O'na kulluk ediyorsanız, Allah'a şükredin! 1Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanlardan helal ve temiz olanları(nı) yiyin ve şeytanın adımlarına tabi olmayın! Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. 2Peygamber Efendimiz de (sav) hadislerinde helal kazancın ehemmiyetini şu şekilde bildirir:Farz namazdan sonra kazanç arama, farzdan sonra farzdır. 3Helal kazanç aramak, kahramanların çarpışması gibidir. Helal kazanç peşinde iken ölen kimse bağışlanmış olarak ölür. 4Ey insanlar! Allah'tan (hakkıyla) sakının ve (rızkınızı) ararken güzel yollarla arayın. Zira hiç kimse, rızkını elde etmeden ölmeyecektir; gecikse bile (rızkına kavuşacaktır). Allah'tan (hakkıyla) sakının ve (rızkınızı) ararken güzel yollarla arayın. Helal olanı alın, haram olanı terk edin. 5Ayrıca Hz. Ömer, kazanç aramanın derecesini cihadın derecesinden de üstün tutmuştur. Bu konuda şunları ifade etmiştir:Allah'ın lütfundan istemek maksadıyla yolculuğa çıkıp yükümün iki dengi arasında ölmemi, Allah yolunda cihad ederek öldürülmeme tercih ederim. Çünkü Allahu Teala, 'Bir kısmınız Allah'ın lütfundan aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir kısmınız da Allah yolunda çarpışacaktır.' ayetinde Allah'ın verdiği rızkı aramak için yolculuğa çıkanları, cihad edenlerden önce anmıştır." derdi. 6İmam Serahsi bu hadisleri şu şekilde izah eder:Kişinin ihtiyaç duyduğu şeyleri kazanmak suretiyle derecelerin en yükseğine ereceğini açıklamaktadır. Çünkü derecelerin en yükseğine ancak farz olan şey yapılarak erilir. Diğer yandan kişi, geçimini sağlamadan farzları yerine getiremez. Dolayısıyla namaz kılmak için taharetin (abdest) farz olduğu gibi, geçimini sağlamak için kazanmak da farzdır. 7İmam Serahsi'ye göre, farz olan bir şeyin yerine getirilmesi neye bağlıysa, o şey de dolaylı olarak farzdır. İnsanın namaz kılabilmesi için örtünmesi ve temizlenmesi, ibadet edebilmek için de bedenini ayakta tutacak gıdayı alması şarttır. Bütün bu imkanlar ancak çalışıp helal kazanç elde etmekle sağlandığından, helal rızık aramak da farz ibadetlerin yerine getirilebilmesi için asli bir şart ve farz hükmünü almıştır. Bu durumu şu şekilde izah eder:Taharetsiz namaz kılınmaz. Taharet için kuyudan su çıkaracağı bir testi veya kova ve bir ip gereklidir. Yine avret yerleri örtülmeden namaz kılınmaz. Bunun için de bir elbise gereklidir. Bunlar ise normal koşullarda ancak çalışıp kazanmak suretiyle elde edilebilir. Farz ibadetin yapılması için gereken şeyler de farzdır. 8Kısaca, bir kimse, farz ibadetlerini eda ettikten sonra, kendisinin ve geçindirmekle yükümlü olduğu kimselerin nafakasını helal yoldan kazanmakla da mükelleftir. Çünkü insan, helal rızık olmadan hayatını sürdüremez; hayatını sürdüremeden de birçok farzı yerine getiremez. Bu sebeple helal kazanç aramak, farzların yerine gelmesine vesile olduğu ölçüde farz hükmü alır.Ayrıca BakınızHARAM LOKMA DUANIN KABULÜNE ENGEL MİDİR? / HELAL LOKMANIN EHEMMİYETİHELAL GIDAHELÂL RIZIK İÇİN ÇALIŞMAK İBADET MİDİR?KaynakçalarBakara, 2/172.Bakara, 2/168.Taberani, Mu'cemu'l-evsat, Vlll/272.Beyhaki, Şuabul İman, Ocak Yayıncılık, İstanbul 2015, c.3, s. 266.İbn Mace, Ticaret, 2.Beyhaki, Şuabul İman, Ocak Yayıncılık, İstanbul 2015, c.2, s. 277.İmam Serahsi, El-Mebsut, Gümüşev Yayıncılık, İstanbul 2011, c. 30, s. 321-322.İmam Serahsi, El-Mebsut, Gümüşev Yayıncılık, İstanbul 2011, c. 30, s. 322.

1.882

Tesettürün Ölçüsü

Hz. Âişe'den(ra) rivâyete göre, bir gün Hz. Ebû Bekir'in(ra) kızı Esmâ ince bir elbise ile Allah Resülü (asv)'ın huzuruna girmişti. Resulullah (s.a.s) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: "Ey Esma! Şüphesiz kadın ergenlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir." Hz. Peygamber(sav) bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti" (Ebu Davûd, Libâs, 31). Buna göre yüz açılabilir. Bu soruma başka kaynaklardan peçe olması gerektiğine dair cevap verilmişti. Fakat burası açıklanmamıştı. Madem yüz kapatılmalı. Neden peygamberimiz böyle bir açılım yapmış?

5.154

Latince ve Sadeleştirmeye Ruhsat

"Evet, bu dünya memleketine ve misafirhânesine giren her bir misafir…” diye başlayan Birinci Makam'ın başından -ilhâm, vahiy mertebeleri- hâriç kalıp, tâ on sekizinci mertebe olan kâinâtın hudûs hakîkati, tâ imkâna kadar yeni hurûfla, bir ihtâr-ı ma'nevî ile izin verdik. Daktilo (el makinesi) ile kendilerine yazdılar. Siz de bu dört parçayı birden cild yapıp, yeni hurûfla ehl-i inkâra on ikilik top güllesi gibi atabilirsiniz. Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe'nin farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimât-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risâle-i Nûr yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshîlât olmak için bazı ta'birâtı değiştirirseniz, iyi olur." Gibi ifadelerden latinceye ve sadeleştirmeye izin var anlamı çıkar mı?