Sorular

9.355

Sünnete Göre Namazda Rükûnun Yapılışı ve Rükûda Dikkat Edilecek Hususlar

Rükû sözlükte “eğilmek” anlamına gelir. Namazın ana unsurlarından olan rükû, eller dizlere erecek şekilde öne doğru eğilmek demektir. Rukü namazın farzlarındandır.1 Farz oluşu âyet ve hadislerle sâbittir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin ve Rabb'inize kulluk edin.2Kur'an'da, Hıristiyanlığın aslında da rukû ve secdeli namaz bulunduğu şöyle bildirilir: Ey Meryem! Rabb'ine ibadet et, secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte sen de rükû et.3Rükunun en azı kişinin elleri dizlerine kavuşacak şekilde eğilmesidir. En mükemmeli de, kişinin sırtı ile boynunu dümdüz yapmasıdır.4 Nitekim bir hadiste Sevgili Peygamberimizin (sav) namazını tarif eden sahabe efendilerimiz (ra) şöyle aktarmışlardır: Hz. Peygamber rükûa gidince, sırtı üzerinde bir bardak su bulunacak olsa, hareket etmezdi.5Rükuda kişi baldırlarını ve uyluklarını dik tutar, başı ile kuyruk sokumunun düzgün ve aynı seviyede olmasına dikkat eder. Namaz kılan kişiye, rükuda elleri ile dizlerini tutması ve kıble yönünde ellerinin parmaklarını açık tutması yeterlidir.Kişi rükuda başını ne yükseltir, ne de alçaltır. Erkekler dirseklerini böğürlerinden ayırır, kadınlar ise bu uzuvlarını birbirine bitiştirirler. 6Nitekim bir hadiste şöyle denilmiştir:Resulullah (sav) rüku yapınca itidali muhafaza eder, başını (yukarı) dikmez, (aşağı da) eğmezdi. Ellerini diz kapaklarının üzerine koyardı. Secde için yere eğilince adalelerini koltuk kısmından yana açardı. Ayaklarının parmaklarını da aralardı.7Rüku yaparken, bir süre beklemek (tuma'nîne) ve yine rükûdan doğrulunca, uzuvlar sâkin oluncaya kadar bir süre ayakta durmak (kavme) Ebû Yûsuf'a ve Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre farzdır.8 Bunun süresi “sübhânellah'il-azîm” diyecek kadardır. Ebû Hanîfe'ye göre tuma'nîne ve kavme vâciptir.9Bununla birlikte rukûda üç kere, “sübhâne Rabb'iye'l-azîm (Yüce olan Rabb'imin adını tesbih ve tenzih ederim.)” demek sünnettir.Ayrıca BakınızKADINLARIN RÜKU VE SECDESİ NASIL OLMALIDIR?NAMAZDA RÜKU VE SECDE TESBİHLERİNİN SAYISINAMAZ KILARKEN SECDEYİ UNUTMAKSECDENİN GEÇERSİZ OLDUĞU DURUMLARNAMAZDA SECDEYİ İKİ, RÜKÛYU TEK YAPMANIN HİKMETİKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.Hac, 22/77.Âl-i İmrân, 3/43.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.Buhârî, Ezân, 120,Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.Nesai, İftitah, 96.Buhârî, Ezân, 95, 122; Müslim, Salât, 45; Ebû Dâvud, Salât, 164; Tirmizî, Mevâkît, 110.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.

3.975

Risale-i Nur'da "İntizam-Tanzim-Tevzin-Tavzif" Kavramlarının Manaları ve Birbirinden Farkları

Bediüzzaman Hazretleri kâinattaki harika işleyişi anlatmak için sıkça bu kavramları kullanmaktadır. Bu kavramların manalarına değinecek olursak;İntizam: Düzenli olma hâli, tertipli ve sistemli şekilde devam etme anlamına gelir. Düzenin uygulanması ve sürdürülmesi gibi düşünülebilir.1 Örneğin bir sınıfın sıralı ve temiz olması intizamı gösterir. Burada dikkat edilen nokta, düzenin aktif bir şekilde korunmasıdır. İntizam biraz daha “düzenli davranma” ve “düzene uygun hareket etme” anlamı taşır.Tanzim: Dağınık olan şeyleri bir plana göre düzene koymak, sıralamak ve organize etmektir. İntizam bir durumsa, tanzim o durumu kurma eylemidir.2Tavzif: Birine bir görev (vazife) vermek, onu bir iş için görevlendirmektir. Örneğin, güneşin dünyayı ısıtmakla görevlendirilmesi bir tavziftir.3Tevzin: Bir şeyi ölçülü yapmak, tartmak ve dengede tutmaktır. Her şeye ihtiyacı kadar olanı tam ölçüsünde vermektir.4Bu dört kavramın arasındaki farkı bir saat fabrikası örneğiyle anlatacak olursak;Fabrikadaki çarkların her birinin kendi yerinde tıkır tıkır çalışması intizamdır. Bu çarkları oraya belirli bir planla yerleştiren mühendisin yaptığı iş ise tanzimdir. Çarkların her birine "sen akrebi döndüreceksin, sen yelkovanı" denilerek bir iş yüklenmesi tavziftir. Son olarak, bu çarkların ne çok hızlı ne de çok yavaş dönecek şekilde milimetrik bir hassasiyetle ayarlanması, yani sistemin dengelenmesi ise tevzin kavramıyla ifade edilmektedir. Bu kavramlar Risale-i Nur'da ise şöyle geçmektedir:Meselâ her bir çiçekte, her bir meyvede bir mîzân var. Ve o mîzân, bir intizâm içinde; ve o intizâm, tazelenen bir tanzîm ve tevzîn içinde; ve o tevzîn ve tanzîm, bir ziynet ve san'at içinde; ve o ziynet ve san'at, ma'nîdâr kokular ve hikmetli tatlar içinde bulunduğundan, her bir çiçek o ağacın çiçekleri adedince Hakîm-i Zülcelâl'e işaretler ediyor. Ve bu bir kelime olan bu ağaçta ve bir harf hükmünde olan bir meyvede bulunan bir çekirdek noktası, bütün o ağacın fihristini ve programını taşıyan küçük bir sandukçadır.5Bir çiçeğe veya bir meyveye bakıldığında önce mizan, yani ölçü ve denge görülür. Bu ölçü tesadüfen oluşmamıştır. Her yaprak, her renk, her oran yerli yerindedir. İşte bu ölçünün sürekli ve uyumlu bir şekilde devam etmesine intizam denir. İntizam, varlıkların gelişi güzel değil, belirli bir düzen içinde yaratıldığını göstermektedir. Fakat bu düzen sabit ve donuk değildir. Her bahar yeniden kurulmakta, her mevsim yeniden ortaya çıkmaktadır. İşte tanzim, varlıkların belli bir plan ve programla yerleştirilmesi, düzenlenmesi ve tertip edilmesi demektir. Bir ağacın dallarının, yapraklarının ve çiçeklerinin belli bir sisteme göre ortaya çıkması bu tanzimin açık bir göstergesidir. Bununla beraber yalnızca düzenlemek yeterli değildir. Her şeyin miktarının da tam yerinde olması gerekir. İşte bu da tevzin, yani ölçerek dengeleme ve uygun miktarlarda taksim etme demektir. Bir çiçekteki renklerin ne fazla ne eksik oluşu, kokusunun tam gerektiği kadar verilmesi veya bir meyvedeki şeker oranının dengesi tevzinin bir sonucudur. Böylece intizam düzeni, tanzim o düzenin kurulmasını, tevzin ise o tertip içinde her şeyin ölçüyle dağıtılmasını ifade etmektedir.Ayrıca BakınızNİZAM İLE İNTİZAM ARASINDAKİ ANLAM FARKIKaynakçalarhttps://www.lugatim.com/s/intizamhttps://sozluk.gov.tr/?ara=tanzimhttps://www.lugatim.com/s/tavzifhttps://lugatim.com/s/TEVZİNBediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 156.

6.893

Bediüzzaman Hazretlerine Göre Kur'an Hattıyla Yazı Yazmanın Faydaları

Kur'an hattı olan Risale-i Nur'u yazmanın dünyaya ve ahirete bakan çok hikmetleri ve faydaları vardır. Bediüzzaman Hazretleri bu konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır:يُوزَنُ مِدَادُ الْعُلَمَٓاءِ بِدِمَٓاءِ الشُّهدَٓاءِ ٭ مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّت۪ى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّت۪ى فَلَهُٓ اَجْرُ مِائَةِ شَه۪يدٍBu iki hadîs-i şeriften alınan ilhamla, Risale-i Nur'u yazmanın dünyevi ve uhrevi pek çok faydalarından, Risale-i Nur'da beyan edilen ve şakirtlerinin tecrübeleriyle tasdik edilen yalnız birkaç tanesini beyan ediyoruz.1Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanı ile tartılır.2Bu hadis-i şerif, ilim yolunda yapılan hizmetin ne kadar kıymetli olduğunu anlatır. Şehitler canlarını feda ederek dini ve mukaddes değerleri korurlar. Âlimler ise kalemleriyle hakikati yazar, insanlara doğruyu öğretir ve iman hakikatlerini yayarlar. Böylece dinin yaşamasına ve insanların hidayetine vesile olurlar. Bu sebeple ilim için akıtılan mürekkep sıradan bir şey değildir, insanların imanına ve ebedi hayatına hizmet ettiği için çok büyük bir değer taşır. Sevgili Peygamberimiz (sav) şehitler hakkında şu hadisi şerifleri söylemektedir:Şehid, ailesinden yetmiş kişiye şefaat edecektir.3Ümmetimin fesadı (bozulduğu) zamanında benim sünnetime sarılan kimseye yüz şehit sevabı vardır.4Bu hadis-i şerif ise başka bir hakikati hatırlatır. Zaman bozulduğunda, insanlar dinden uzaklaştığında veya yanlışlar çoğaldığında sünnete bağlı kalmak daha zor hale gelir. İşte böyle bir zamanda Peygamber Efendimizin (sav) sünnetine sarılmak, onu yaşatmaya çalışmak ve terk edilen güzel ahlakını ve sünnetini muhafaza etmek çok büyük bir gayret ister. Bu zorluk sebebiyle de yapılan bu hizmete çok büyük sevaplar verileceği müjdelenmiştir. Yani zor zamanda doğruyu koruyan ve sünneti yaşatmaya çalışan kimse, çok büyük bir manevi kazanç elde eder. Kur'an hattı da Peygamber Efendimizin (sav) mühim bir sünneti ve bizlere emanetidir. O emanete en güzel şekilde sahip çıkmak gerekir. Bediüzzaman Hazretleri yazı yazmanın beş türlü ibadet olduğunu şöyle söylemektedir:Beş türlü ibadettir:1- En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı manen mücahede etmektir.2- Üstadına neşr-i hakîkat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.3- Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.4- Kalemle ilmi tahsil etmektir.5- Bazen bir saati bir sene ibâdet hükmüne geçen, tefekkürü olan bir ibadeti yapmaktır.5Yukarıdaki metni kısaca şöyle izah edelim:Birincisi: Günümüzde küfür ve dinsizlik akımları, kılıçla değil, fen, felsefe ve fikir yoluyla kalplere saldırıyor. Elimize kalemi alıp o hakikatleri yazdığımızda, aslında birer manevi mermi hazırlamış oluyoruz. Batıl fikirlerin dünyayı sardığı bir devirde, imanı muhafaza eden bir metni çoğaltmak, en büyük manevi cihat sayılır.İkincisi: İman hakikatlerinin yayılmasına yardım etmektir. Bir insan tek başına çok kişiye ulaşamaz. Ama ona destek olanlar olursa hakikat daha çok insana ulaşır. Bu yüzden hak ve hakikati anlatan bir hizmete yardım etmek, o hizmete omuz vermek de güzel ve değerli bir ibadettir.Üçüncüsü: İmanın sarsıldığı bir asırda, bir insanın imanının kurtulmasına vesile olmak çok büyük bir hizmettir. Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Bir kişinin hidayetine vesile olmak, güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.6Yazdığımız risaleler bütünüyle iman hakikatleri olduğundan o hakikatleri yazarak en başta kendi imanımızı kuvvetlendirmiş oluruz. Akabinde o hakikatleri başkalarına anlatarak onların da imanlarına katkı sunmuş oluruz. Hem yazdığımız risaleler, bir başkasının eline geçtiğinde veya o yazma esnasındaki ihlasımız manevi bir atmosfer oluşturduğunda, aslında toplumun iman kalesini güçlendirmiş oluyoruz. Hidayetine vesile oluyoruz.Dördüncüsü: Kalem vasıtasıyla ilmi elde etmektir. İnsan yazarken sadece çoğaltmaz, aynı zamanda öğrenir. Kelimelerin üzerinde düşünür, anlamaya çalışır ve hakikatler kalbine daha sağlam yerleşir. Bu yüzden kalemle yapılan ilim tahsili de ibadet sayılmıştır.Beşincisi: Tefekkürdür. Yani insanın iman hakikatlerini düşünmesi, Allah'ın yarattığı şeyler üzerinde tefekkür etmesidir. Bazen samimi bir şekilde yapılan bir saatlik tefekkür, bir sene ibadet kadar kıymetli olabilir. Çünkü tefekkür kalbi uyandırır ve insanı Allah'a daha çok yaklaştırır. İşte risalelerdeki imana dair hakikatleri yazarken tefekkür etmek, böylesine büyük bir sevabı da kazandırmaktadır. Yazının ibadet kısmını özetleyecek olursak, kalemimiz kağıt üzerinde her hareket ettiğinde:Bir mücahit gibi cihat ediyor,Bir talebe gibi ilim öğreniyor,Bir mürşid gibi irşad ediyor,Ve bir âbid (ibadet eden) gibi tefekkür ediyoruz.Bediüzzaman Hazretleri yazı yazmanın beş türlü dünyaya ait faydası olduğunu ise bize şöyle söylemektedir:Beş türlü dünyevi faidesi var:1- Rızıkta bereket.2- Kalbde rahat ve sürur.3- Maişette suhulet.4- İşlerinde muvaffakıyet.5- Talebelik faziletini almakla, bütün Risale-i Nur talebelerinin has dualarına hissedar olmaktır.7Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın sadece ahirete yönelik değil, bizzat bu dünyada nefes alırken hissedilecek somut meyvelerini de müjdelemiştir. Bu beş madde, bir Nur talebesinin günlük hayat kalitesini artıran manevi bir sigorta gibidir. Yukarıdaki metni kısaca şöyle izah edelim:Birincisi: Rızıkta berekettir. İnsan bazen çok çalışır ama kazancında bereket olmaz. Fakat Allah yolunda yapılan samimi bir hizmet, özellikle iman hizmeti, rızka manevî bir bereket kazandırır. Aynı kazançla insan daha huzurlu yaşar, ihtiyaçları daha kolay karşılanır.İkincisi: Kalpte rahat ve sevinç halidir. İnsan hakikate hizmet ettiğini bildiğinde içinde tarif edilemez huzur hisseder. Çünkü kalp, Allah rızası için yapılan işlerle ferahlar. Modern çağın en büyük hastalığı olan stres, bunalım ve anlamsızlık boşluğuna karşı yazı yazmak manevi bir ilaçtır. Nur hakikatlerini kağıda döken bir insanın kalbi, o nurlarla aydınlanır. Yazı anında gelen o iç huzur ve sevinç, dünyaya ait hiçbir eğlencenin veremeyeceği bir huzuru sağlar.Üçüncüsü: Maişette kolaylıktır. Hayat yükü bazen ağır gelir, işler sarpa sarar. Ancak kalemle hizmete devam edenlerin, geçim şartlarında bir kolaylık ve hafiflik hissedilir. En zor kapılar umulmadık şekilde açılır.Dördüncüsü: İşlerde muvaffakiyet, yani başarıdır. Yazı yazmak, insana dikkat, sabır ve intizam kazandırır. Bu disiplin, kişinin dünyevi işlerine de yansır. Allah, rızası için vaktinden fedakarlık edip yazı yazan kulun diğer işlerini de yoluna koyar ve onu başarılı kılar. Bir iş bir işe mani olmaz, aksine hizmet, diğer işlerin önünü açar.Beşincisi: Manevî kazançtır. Belki de dünyadaki en büyük kazanç budur. Risale-i Nur dairesinde, dünyanın dört bir yanındaki binlerce has talebe, her sabah ve akşam birbirlerine dua ederler. Kalemi eline alıp o halkaya dahil olan kişi, tanımadığı binlerce dostun, evliyanın ve salih zatın samimi dualarından ve salih amellerinden hisse alır. Bu umumi ve genel dualara ve sevaplara ortak olabilmek için Bediüzzaman Hazretleri yazı yazmanın şart olduğunu şöyle söylemektedir:Risâle-i Nura intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve ma'nevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber, benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerim ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur.8Ayrıca BakınızKALEMLE CİHAD: EL YAZMASI RİSÂLE-İ NUR'LARIN İKİ CEPHELİ SIRRIKUR'AN YAZISI ŞEÂİR MİDİR?YAZI MEKTUBU NE ZAMAN NEREDE TELİF EDİLMİŞTİR? HANGİ HUSUSİ TALEBELERE HİTABEN YAZILMIŞTIR?KALEME VE YAZIYA HÜRMETKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Kenzül Ummal, c. 10, s. 141.Ebu Davud, Cihad, 26.Et Tergîb Vet Terhib c. 1, s. 10.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Buhari, Cihad, 102.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 26.

5.338

Risaleleri Yazarken Tefekkür İle İlim Tahsili Birbirinden Nasıl Ayrılır?

Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek ve mana üzerinde derinleşmektir. Risaleleri yazarken içindeki iman hakikatlerini anlamaya çalışmak, o hakikatler üzerinde durup zihni ve kalbi çalıştırmak bir tefekkür ibadetidir. Çünkü burada maksat sadece okumak değil, manaya nüfuz etmektir. Kalemle ilmi tahsil etmek ise risalelerdeki iman ve Kur'an hakikatlerini öğrenmek, kaydetmek ve elde etmektir. Bu, bilginin kazanılması safhasıdır. Tefekkürde anlamaya çalışma ve derinleşme varken, ilim tahsilinde o bilgiyi doğrudan elde etme, tabir-i caizse ilmi cebine koyma hali vardır. İlim tahsil etmenin çeşitli yolları vardır. Bunlar ise okumak, yazmak, ezberlemek, doğrudan hocadan ders almak, soru sormak gibi. Bunların hepsi bilginin kazanılmasına hizmet eder. Tefekkür ise elde edilen bu ilimleri zihinde tartmak, kalpte yoğurmak ve manasını kavramaya çalışmaktır. Netice olarak ilim, tahsili biriktirmektir, tefekkür ise biriktirilen o ilmi diriltmek, derinleştirmek ve hakikate dönüştürmektir. Biri temelleri atar, diğeri o temelin üzerine mana sarayını inşa eder. Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Kalemle ilmi tahsil: نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ Mademki hakîkat ilmi tedris edilmiyor, elbette mahfi hikmetlere binaen mahdut insanların eline geçen, kulağına giren bu nevi derslerin ciddi tahsili için, bilhassa okuması, yazması olanların bizzat yazmak suretiyle bu neticeyi bulacaklarına şüphe edilmemelidir. Bir şeyi yazmak, onu okumak, anlamak, sonra başka kağıda nakletmektir ki, bu tarzla matlup istifadenin temin edileceği muhakkaktır.1Kalemle ilim tahsil etmek, Allah'ın Kalem suresinin başında kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin ederek bu hakikate bir yönüyle mazhar olmaktır. Yani insan, yazarak öğrenir ve öğrendiğini daha sağlam hale getirir. Günümüzde hakikat ilmi her yerde derinliğiyle anlatılmadığı için, bu dersleri gerçekten anlamak isteyen birinin bizzat yazarak çalışması çok önemlidir. Çünkü yazmak, ilmi hem satırlarda yani defterde, hem de sadırlarda yani kalpte ve zihinde korumanın en güvenli yollarından biridir. İnsan yazarken daha dikkatli olur ve göz, zihin, el birlikte çalışır. Sadece okumak bazen yüzeysel kalabilir, fakat yazmak konuyu daha iyi anlamayı ve kalıcı hâle getirmeyi sağlar. Ayrıca kişi yazarken anlamadığı yerleri fark eder ve eksiklerini görür. Böylece bilgi sadece gazete gibi okunmuş olmaz, gerçekten sahiplenilmiş olur. Kısacası okumak bilgiyle tanışmaksa, yazmak o bilgiyi içselleştirip zihne ve kalbe yerleştirmektir. Ahmed Hüsrev Altınbaşak Hazretleri tam da bu konuyla alakalı olarak bilmana şöyle dermiş: Kardeşlerim! Siz yazı yazarken o hakikatleri kâğıda değil kalbinize yazıyorsunuz."Ayrıca BakınızRİSALELERDEKİ TEFEKKÜRRİSALELERİ YAZARKEN TEFEKKÜRÜ NASIL YAPACAĞIZBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TEFEKKÜR ÜZERİNDE DURMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 272.

5.011

Allah'ın Varlıkları "Mualecesiz ve Mübaşeretsiz" Yaratması Ne Demektir?

"Muâlece" kelimesi sözlükte, bir hususta çalışıp çabalama manasında kullanılır. "Mübâşeret" ise temas etme, manasına gelir.Bu iki kelime, Risale-i Nur'da genelde beraber kullanılarak Allah'ın varlıkları “muâlecesiz ve mübâşeretsiz” yaratması; yani kolaylıkla, süratle, aşamasız, perdesiz yaratması manalara gelir. Diğer bir tabirle varlıkların ânî; bir anda, sebepsiz, engelsiz, aşamasız bir şekilde yaratılmayı ifade eder. Bu iki ıstılaha Bediüzzaman Hazretleri şu cümle ile dikkatimizi çekmektedir:...Kādir-i Mutlak, o derece suhûlet ve sür'atle ve muâlecesiz ve mübâşeretsiz eşyâyı halk eder ki, yalnız sırf bir emir ile îcâd eder gibi görünüyor, fehmediliyor.1Kur'ân-ı Kerîm'de de bu gerçeğe işaret eden şu iki ayet zikredilmektedir:Bir şeyi(n olmasını) dilediği zaman, O'nun emri, ona sâdece “Ol!” demektir; (o da) hemen oluverir.2Kıyâmetin kopması ise ancak bir göz açıp kapama gibidir.3Şöyle bir örnek üzerinden konuyu izah edelim: Dünyamızda sayısını bilemeyeceğimiz kadar hayat sahibi canlı var. Bunların hayat kesitlerinden sadece 1 dakikasını düşünelim. Bir kısmı yeni dünyaya gelirken bir kısmı vazifesini bitirip gitmektedir. Hayatı devam edenlerin de rızıklandırılması, ihtiyaçlarının tedarik edilmesi, irtibatta olduğu diğer canlı-cansızlarla temaslarının sağlanması gibi birçok iş, gayet kolay ve bir anda, sıra beklemeksizin, masrafsızca halledilir.Sanki büyük bir ordudaki on binlerce askerin tek bir komutan tarafından, tek bir emirle düzene sokulması ve idare edilmesi kadar rahat ve kolaydır. O askerler komutu aldıkları anda sıra beklemeksizin, önlerine arkalarına bakmaksızın, anında ve kolaylıkla o emre itaat ederler. Risale-i Nur'dan diğer bir cümle ile izahımıza devam edelim:Sâni'-i Kadîr külfetsiz, muâlecesiz, sür'atle, suhûletle her şeyi, o şeye lâyık bir sûrette halk eder. Külliyâtı, cüz'iyât kadar kolay îcâd eder. Cüz'iyâtı, külliyât kadar san'atlı halk eder.4Sanatlı ve gücü her şeye yeten Allah, yarattıkları gibi çalışıp çabalama olmadan, zaman ve mekân kayıtlarına girmeden, hızlıca ve kolaylıkla her şeyi, o şeyin ihtiyacı ne ise ona lâyık bir şekilde yaratır. Bu kolaylık, sadece Rabbimize ait öyle bir kolaylıktır ki yüz binler de binler de bir de birdir. Yaratılmaları, kudret noktasında birbirine eşittir.Meselâ, istatistiklere göre 1 saatte dünyaya gelen insan sayısı ortalama 15.000; vefat eden sayısı da 8.000 ile 10.000 arasında değişmektedir. Şimdi bu rakamları dakikalara, saniyelere bölecek olsak; üstüne bir de hayvan ve bitki türlerini dâhil etsek, kısa bir zamanda ne kadar çok ve geniş çaplı bir faaliyetin olduğunu daha iyi anlamış olacağız. İşte “muâlecesiz ve mübâşeretsiz yaratma” sıfatları tam da burada devreye girmektedir. Çünkü bizim kanunlarımıza göre bu derece çok ve geniş bir faaliyet, kısa bir zamanda ve kolaylıkla yapılamaz.Bizler yapılacakları; zor, kolay ya da öncelikli, az öncelikli gibi bir derecelendirmeye tabi tutmamız gerekir ki kaos çıkmasın, işler tamamlansın. Fakat hiçbir şekilde yarattıklarına benzemeyen Cenab-ı Hakk, tüm sıfatları gibi kudreti de zatına mahsus olduğu için; hâdis, yani sonradan olmadığı için; başka bir şeyin olmasına bağlı olmadığı için; yaratacaklarını sayısı, şekli, yeri, zamanı ne olursa olsun, kolaylıkla, hızla ve aşamasız olarak her şeyi bir şey kolaylığında yaratır.Cenab-ı Hakk'ın varlıklar ile teması sadece yaratmaktır. Bir çiçeği bahara nispeten daha kolay yaratır, baharı cennete kıyasla daha kolay yaratır, cenneti yaratması ise biraz zordur denilemez. Kudretine nispetle her şey aynı kolaylıktadır. Var olan her şey, O'nun emrine karşı tam bir itaatle ve tek bir “Ol!” emriyle vücuda gelir.Ayrıca BakınızKUDRETİN YARATMASINDAKİ KOLAYLIKTEK BİR YARATICININ HER ŞEYİ BİR ANDA İDARE ETMESİALLAH TEALA HERŞEYİ BİR ANDA NASIL YÖNETİYORALLAH KOCA KAİNATI TEK BAŞIYLA NASIL İDARE EDİYORALLAH'IN KUDRETİNİN NİHAYETSİZLİĞİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 37.Yâsîn, 36/82Nahl, 16/77Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 38.

4.813

Pahalı ve Lüks Kıyafetlerden Satın Almak Dinen Caiz midir? İsraf Sayılır mı?

Dinimiz, insanın temiz, düzenli ve güzel giyinmesini teşvik eder; ancak bunu yaparken israf, gösteriş ve kibirden uzak durmayı temel ölçü olarak belirler. Bu nedenle bir kıyafetin pahalı olması tek başına yanlış kabul edilmez. Asıl önemli olan, o kıyafetin hangi niyetle alındığı ve kişinin hayatındaki dengeyi bozup bozmadığıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda şöyle genel bir ölçü verilmiştir:Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.1Âyet, sadece yeme içme değil, bütün harcamalarda ölçülü olmayı emreder. Müfessirler, bu ayetin giyim dâhil tüm tüketim alanlarını kapsadığını ifade ederler.2İnsan her türlü hâlinde ölçüyü korumalıdır; çok fazla alınıp yıllarca dolapta duran elbise ve ayakkabılar israf sınıfına girer. Güzel, kaliteli ürünlerin alınması elbette israf değildir; fakat buradaki ölçü, kıyafete verdiğimiz para bizi yapacağımız hayırlardan alıkoyacak seviyedeyse ve diğer insanlara karşı büyüklenmeye sevk ediyorsa, bu bizim için bir güzellik değil günah olur. Nitekim Peygamber Efendimizin (sav) hadisleri de bu dengeyi net olarak şöyle ortaya koymaktadır:İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir!" buyurmuştu. Bir adam: "Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: "Allah Teâla hazretleri güzeldir, güzelliği sever! Kibir ise hakkın ibtali, insanların tahkiridir" buyurdular."3Harcamalarda ölçünün korunmasını buyuran Peygamberimizin (sav) başka bir hadisi ise şöyledir:Yiyin, için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının.4Ayrıca kibirle giyinmenin tehlikesine dikkat çeken şu hadis de niyetin önemini ortaya koyar:Kim kibirlenerek elbisesini yerde sürürse Allah kıyamet günü ona rahmet nazarıyla bakmaz.5İslâm âlimleri de bu ayet ve hadisleri esas alarak ortak bir hükme varmışlardır. İmam Nevevî, İmam Gazâlî ve İbn Âbidîn gibi âlimler, imkânı olan kimsenin güzel giyinmesinin mubah olduğunu; fakat bunun gösterişe dönüşmesi hâlinde mekruh veya haram olabileceğini belirtirler.6 Yani İslâm'da ölçü, fiyat değil; niyet, ihtiyaç ve dengedir.Sonuç olarak; dinimizce lüks sayılabilecek kıyafetler giymek tek başına israf değildir. Kişi imkânı ölçüsünde, kibir ve gösterişten uzak bir niyetle giyinirse bu güzeldir. Ancak ihtiyaç dışı savurganlık ve üstünlük taslama amacı devreye girerse bu davranış israf ve ahlâkî bir kusur hâline gelir. Dinimizin öğrettiği denge, nimeti inkâr etmeden ama ölçüyü de kaybetmeden yaşamaktır.Ayrıca BakınızCÖMERTLİK VE İSRAF ARASINDAKİ DENGEİKTİSAD, KANAAT, İSRAF, CİMRİLİK VE TEBZİRİSRAF SEFÂHETİN, SEFÂHET SEFÂLETİN KAPISIDIRKaynakçalarA'râf 7/31İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'ânMüslim, İman 147; Ebu Dâvud, Edeb 29. (4091); Tirmizi, Birr 61, (1999)Nesâî, Zekât, 66; İbn Mâce, Libâs, 23Buhârî, Libâs, 5; Müslim, Libâs, 42Riyâzü's-Sâlihîn, İhyâ-u Ulûmi'd-Din, Reddü'l-Muhtâr

5

Sıralı Cüz Paylaşımıyla Yapılan Kur'an Hatmi, Şahsî Hatim Sayılır mı?

Ramazan ayında 30 kişilik bir grup, her gün herkesin farklı bir cüz okumasıyla 30 gün sonunda tüm Mushaf'ı tamamlayacak şekilde bir "sıralı cüz paylaşımı" organizasyonu yapmaktadır. Böylece grupça her gün 30 cüzün tamamı okunarak müşterek bir hatim oluşmaktadır.Bu bağlamda üç soru sorulmaktadır:Bu yöntemle okunan Kur'an, kişi için fıkhen ferdi bir "tam hatim" sayılır mı?Aynı amelle hem cemaat hatmine iştirak edip hem de şahsi hatim sevabı almak mümkün müdür?Uygulamanın Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre fıkhî hükmü nedir?

10

Vefk Nedir? İslam'a Göre Vefk Yap(tır)mak Caiz midir?

Türkçe'de uyum anlamına gelen vefk, bir dörtgen şekil içindeki bölümlere birtakım sayı ve harfler yazılarak meydana getirilen şekil olup, bunu yapanlar, vefk aracılığıyla Allah'ın kendilerini koruyacak bir cin görevlendireceğini iddia ederler.İslam dini, tevhid inancına zarar verdiği için falı, tılsımı ve büyüyü kesin olarak yasaklamıştır.1Cinlerden ve şeytanlardan yardım isteme anlamına gelen ve manası anlaşılmayan sihir ve tılsımlar insanı şirke kadar götürebilecek işlerdir.2 Zira bu gibi işlerde hep aldatma, kötülük ve zarar söz konusudur.34Yani vefkler; tılsım, harf oyunları, bilinmeyen semboller veya sihir unsuru içeriyorsa, bu yasak veya sihir kapsamına girer, caiz değildir. Eğer Kur'an, Allah'ın isimleri, meşru/helâl dua ve anlamı açık şeylerden oluşuyorsa ve tesiri Allah'tan biliniyorsa, bazı âlimler bunu taʿvîz kapsamında caiz görmüştür.5Ayrıca BakınızBÜYÜ VEYA SİHİR YAPILMIŞ KİŞİLER TEDAVİ OLMAK İÇİN NE YAPMALARI GEREKİR? HOCALARA MÜRACAAT CAİZ MİDİR?Kaynakçalarel-Fetâvâ'l- Hindiyye, V, 459Nevevî, el-Mecmu', IX, 66Cassâs, Ahkâmu'l-Kur'an, I, 61https://kurul.diyanet.gov.tr/soru/vefk-nedir-yapilmasi-ya-da-yaptirilmasi-caiz-midir/0193c42d-443f-7083-b45a-09a93749b561İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, c. 6, s. 364