Bağış Yap

Sorular

Bediüzzaman Hazretlerinin Allah'ın Kudret ve Hikmet Sıfatlarına Bakışı Eşarilik ve Maturidilikle Nasıl İlişkilidir?

Eşari mezhebi, Allah'ın Kadir ismine vurgu yapar ve şuunat-ı ilahiyeyi hikmetten çok kudret üzerinden temellendirir. Onlara göre, Matüridilerden farklı olarak, Allah'ın her işi hikmetle zorunlu biçimde açıklanamaz. Eşariler de Allah'ın her işinde hikmet bulunduğunu kabul eder; ancak bunu Ehl-i itizal gibi mecburi değil, lütfi görür.Sorum şudur: Hazreti Üstad genelde Eşari olarak bilinir. Ancak o, لهُ الْمُلْك bahsinde ve başka risalelerde, Eimme-i Eşariye gibi Allah'ın kadir olduğuna vurgu yaparken, Eimme-i Matüridiyye gibi Allah'ın hakim olduğuna da vurgu yapar. Bu durumda Hazreti Üstad ne kadar Eşari, ne kadar Matürididir?

3.728

Pencereler Risalesi 26. Pencere'deki Nehir Misalinin İzahı

Bahse konu olan yer şöyle geçmektedir:Evet, ırmağın yüzündeki kabarcıkların parlayıp gitmesinden sonra arkadan gelenlerin gidenler gibi parlamaları, dâimî bir şemsin şuâ'larının aynaları olduklarını gösterdikleri gibi; seyyâl zaman ırmağında, seyyâr mevcûdâtın üstünde parlayan lemeât-ı cemâliye dahi, bir cemâl-i Sermedîye işâret ederler. Ve onun bir nevi' emâreleridirler.1Akan bir ırmağın yüzeyinde meydana gelen kabarcıkları düşünelim. Bu kabarcıklar, güneş ışığının vurduğu belirli bir noktaya geldiklerinde parlar, o noktayı geçtiklerinde ise parıltılarını kaybederek gözden kaybolurlar. Onların ardından gelen yeni kabarcıklar da aynı noktaya ulaştıklarında öncekiler gibi parlamaya başlar. Dikkat edilirse, parlayan kabarcıkların her biri kısa bir süre sonra kaybolduğu halde, ırmağın üzerindeki parıltı devamlı olarak sürmektedir. Bu durum, ışığın kabarcıkların kendisinden kaynaklanmadığını, gökyüzündeki güneşten geldiğini gösterir. Çünkü kabarcıklar değişmekte ve kaybolmakta, fakat onların üzerinde parlayan ışık devam etmektedir. İşte Bediüzzaman Hazretleri, bu örnekle kâinattaki güzelliklerin asıl kaynağını açıklamaktadır.Kâinatta da ırmağın yüzeyindeki kabarcıklara benzeyen sayısız varlık, özellikle canlılar, sürekli olarak ortaya çıkmakta, üzerlerinde Allah'ın güzel sanatlarını sergilemekte ve bir müddet sonra yerlerini başkalarına bırakmaktadır. İnsanların yüzlerindeki güzellikler, çiçeklerin renkleri, hayvanların zarif yaratılışları ve tabiatın eşsiz manzaraları zamanla değişmekte veya kaybolmaktadır. Fakat yeryüzünde ve kâinatta güzellik sona ermemekte, her an yeni güzellikler ortaya çıkmaktadır. Demek ki bu güzellikler, kendi varlıklarından kaynaklanan ve kendilerine ait olan sürekli bir özellik değildir. Onlar, kendilerinde tecelli eden Cemâl-i Sermedî'nin, yani sonsuz ve daimi güzellik sahibi olan Allah'ın güzelliğinin birer yansıması ve işaretidir.Nasıl ki nehir üzerindeki kabarcıklarda ışığın ve renklerin görünmesi güneşin varlığını; onların sönüp gitmesinden sonra gelen kabarcıklarda aynı parıltıların yeniden görünmesi ise güneşin bekasını ve daimiliğini gösteriyorsa, kainattaki varlıkların güzellikleri ve sanatlı yaratılışları Allah'ın varlığını; onların ölüp yerlerine yenilerinin gelmesi ve aynı güzelliklerin onlarda da tecelli etmesi ise Allah'ın bekasını, daimiliğini ve ebediliğini gösterir.Ayrıca Bakınız26. PENCERE BİZE NE ANLATIR?33. MEKTUBUN (PENCERELER RİSALESİ) KIYMETİPENCERELER RİSALESİ FİHRİSTİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 370.

3.679

Kur'an Okurken, Dua Ederken ve Allah'ı Zikrederken Kalpte Hangi Duygular Oluşur?

Kur'an-ı Kerim okurken, dua ederken ve Allah'ı zikrederken insanın kalbinde genellikle rahatlama, huzur, sevinç ve manevi bir lezzet meydana gelir. Çünkü nasıl bedenin gıdaya ihtiyacı varsa ruhun da kendisini yaratan Allah'ı tanımaya, anmaya ve O'na yönelmeye ihtiyacı vardır. Bu tür ibadetler ruhun gıdasıdır. İnsanı manevi yönden doyurur ve kalbine huzur verir. İnsan, ibadet esnasında kendi aczini ve fakrını fark eder. Sonsuz kudret ve rahmet sahibi olan Rabbine yönelerek O'ndan yardım ister ve kendi zayıflığı içinde güçlü bir dayanak bulur. Bu sebeple ibadet, insanın ruhunu besleyen ve ona manevi bir zevk veren bir ihtiyaçtır.Bu ibadetlerde hissedilen huzur ve sevinç, Allah'ın kendi rızasına uygun amellerin içine, cennetteki lezzetleri hatırlatan manevi tatlar yerleştirmesiyle de açıklanabilir. Mesela Kur'an-ı Kerim okumak, Allah'ın razı olduğu ve çok sevdiği güzel amellerdendir. Bu amelin içinde, kalbe huzur ve sevinç veren manevi bir lezzet bulunur. İnsan Kur'an okudukça bu lezzeti hisseder. Ayrıca Allah, insanın kalbine ve ruhuna yerleştirdiği bütün güzel duyguları kendisini tanımak, sevmek ve anmak için vermiştir. Dolayısıyla insan Allah'ı zikrettiğinde, yaratılışına yerleştirilen bu duyguları doğru yerde kullanmış olur. Kalbinde meydana gelen manevi huzur ve zevk de ruhunun yaratılış gayesine uygun bir istikamette bulunduğunu gösteren güzel bir işarettir.Ayrıca BakınızNİÇİN İBADETCENNET İÇİN İBADET ETMEK UYGUN MUDUR?İBADET VE TAKVAİBADETİN MANASI

3.762

Evrim Teorisine Karşı İleri Sürülen “Dünya Vehimden İbarettir” İddiasının İslam Akaidindeki Yeri Nedir?

Aktardığınız ifadenin tam olarak neyi kastettiğini ve hangi kaynağa dayandığını bilmek, sorunuza kesin bir cevap verebilmek açısından önemlidir. Zira bazı eserlerde âlem yalnızca görüntülerden ibarettir, şeklindeki ifadeler, varlığın hakikatini inkar etmek maksadıyla değil, insanın eşya hakkındaki algısının sınırlı olduğunu anlatmak için kullanılabilmektedir. Ancak İslam akaidi açısından eşyanın gerçekten var olup olmadığı meselesi açıktır.Ehl-i sünnet âlimleri, “Hakāiku'l-eşyâi sâbitetün” (Eşyanın hakikatleri sabittir) kaidesinde birleşmişlerdir. Yani dış dünyadaki varlıkların gerçekliği vardır. Bunlar yalnızca zihnimizin ürettiği hayallerden veya vehimlerden ibaret değildir. Gördüğümüz her şey, Allah'ın yaratmasıyla varlık kazanmış birer mahluktur. Bu varlıklar kendi kendilerine mevcut değildir. Allah'ın kudreti, iradesi ve yaratmasıyla vardır. Dolayısıyla eşyanın Allah'a muhtaç olması, onların gerçek olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Allah'ın Hâlık (Yaratıcı), Rezzâk (Rızıklandırıcı) ve Muhyî (Hayat veren) gibi fiili isimleri, gerçek olarak yarattığı ve hayat verdiği varlıklar üzerinden yansımaktadır. Eğer bütün varlıklar yalnızca vehimden ibaret olsaydı, bu fiili isimlerin anlamı da temelsiz kalırdı. Bu ise doğru değildir.12Ayrıca BakınızON SEKİZ BİN ÂLEM TABİRİNİN MANASI VE KAYNAĞI NEDİR?VEHİM, EVHAMALLAH'IN SUBÛTİ, SELBİ, HABERİ VE FİİLİ SIFATLARIALLAHIN SIFATLARINI NASIL ANLARIZALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANKaynakçalarMustafa Çağrıcı, "Hakikat", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1997, c. 15, s. 177-178.Süleyman Uludağ, A'yan-ı Sabite", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991, c. 4, s. 198-199.

Allah'ın Yarattığı Mizaç ve Fıtrat, İnsanın İradesini ve Kaderini Nasıl Etkiler?

Mizaç ve fıtratın insanın karakterine, iradesine ve kaderine etkisi nedir? Allah insanın tercihlerini ezelî ilmiyle bildiği gibi, bu tercihlere yön veren mizaç ve fıtratını da yaratmıştır. Bu durumda insanın tercihleri Allah'ın yarattığı özelliklerin bir sonucu olmuyor mu? İnsanın iradesi ve sorumluluğu nasıl açıklanır?Ayrıca her insanın kendine has bir yaratılışı olduğu ve mizacını değiştirmenin zor olduğu düşünüldüğünde, Allah'ın ezelî ilmi insanın yaratılışı ve tercihleriyle nasıl ilişkilidir?

İmam Gazali Hazretlerine Göre İnsan Kendi İradesiyle mi Seçim Yapar, Yoksa Kader Gereği Mecbur mudur?

İmam Gazali Hazretleri, Allah'ın dilemesi olmadan kulun dileyemeyeceğini, hatta kulun seçiminde de bir tür mecburiyet bulunduğunu ifade etmektedir. Devamında bu meseleyi üç farklı şekilde açıklasa da tam anlayamadım.Burada kulun özgür iradesinin olmadığı mı anlatılmaktadır? Kul hem seçmeye mecbur olup hem de nasıl irade sahibi olabilir? Ayrıca Allah dilerse kulun küfrü seçmek zorunda kalacağı mı kastedilmektedir? Bu ifadeleri Ehl-i sünnetin kader ve cüz-i irade anlayışı çerçevesinde açıklar mısınız?

“Görmüyor musun ki, koca baharın çiçekli ve meyveli bütün mevcudatı, bunların sahife-i amelleri, teşkilat kanunları ve suretlerinin timsalleri mahdut sayıdaki tohumcuklarda muhafaza ediliyor. İkinci bir baharda ise onlara göre bir muhasebe içinde yeniden ortaya çıkarılıyor” Ne Demektir?

Bu cümleye dair üç sualim var:1. Parçada geçen “Onlara göre bir muhasebe içinde” ifadesini örnekler vererek açıklar mısınız?2. “Onlara göre bir muhasebe” ifadesi, adetullaha göre işleyen birtakım kaidelerin bulunduğuna mı işaret etmektedir? Bu hususu izah eder misiniz?3. Aynı şartlarda veya aynı toprakta bulunan bazı tohumlar zararlı maddeleri kendilerine çekerek toprağın altında çürürken, bazıları ağaç hâline gelebilmektedir. Bu durumda tohumun kendi kabiliyetinin, mahiyetinin veya şartlara uyumunun bir rolü var mıdır? Bu farklılaşmayı “onlara göre bir muhasebe” ifadesi kapsamında nasıl açıklayabiliriz?