4.307
Avam İnsanlar ve İman
"Avâm-ı nâstan hakāik-i dîniyeyi ta'bîr eden ancak yüzde birdir." ne demektir?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
4.307
"Avâm-ı nâstan hakāik-i dîniyeyi ta'bîr eden ancak yüzde birdir." ne demektir?
8.324
İsar hasleti nedir, sahabe efendilerimizden misal verir misiniz?
Gün içinde okumamız gereken çok sayıda virdimiz ve yerine getirmemiz gereken vazifelerimiz var. Bunun yanı sıra hizmetlerimiz de oldukça yoğun. Büyüklerden şöyle bir söz duyduğumu hatırlıyorum, ancak doğru olup olmadığından emin değilim: Okuduğumuz virdler de dua hükmüne geçer ve kalbimizdeki duaların kabulüne vesile olurmuş. Çünkü virdlerimi okumaktan kendi dualarımı yapmaya zaman bulamıyorum. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?
Emirdağ Lâhikası'nın 3. cildinin 331-332. sayfalarında yer alan, “Maddî mânevî bir sual münasebetiyle garib bir ihtar” başlığıyla başlayan mektubu baştan sona detaylı bir şekilde izah edebilir misiniz hocalarım? Bu mektup çok dikkatimi çekti; ancak bazı noktalarını tam olarak anlayamadım. Mektubun tamamını, üzerinde durulan meseleleri ve verilmek istenen mesajları açıklayarak izah ederseniz çok memnun olurum.
Sa'lebe kıssasının sıhhati hususunda âlimlerimiz farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bu görüşleri daha sistematik bir şekilde ele alabilmek için söz konusu yaklaşımlar, kıssayı kabul edenler, zayıf kabul edenler ve kıssanın muhatabının farklı bir Sa'lebe olduğunu belirtenler olmak üzere üç başlık altında inceleyeceğiz:1) Kıssayı Sahih Kabul Edenler veya Rivayeti Tenkit EtmeyenlerSa'lebe kıssası, tefsir kaynaklarında Tevbe sûresinin 75-77. ayetlerinin nüzul sebebi bağlamında meşhur olmuş ve nakledilegelmiştir. Fahreddin er-Râzî, Zemahşerî, Begavî, Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, İbn Kesîr ve Beyzâvî gibi müfessirler, rivayeti herhangi bir zayıflık iddiası veya tenkitte bulunmaksızın ayetlerin nüzul sebebi olarak değerlendirmişlerdir. Hatta bazı müfessirler, “Rivayetlerin en sahihi budur.”1 ve “Sebeb-i nüzul konusunda sahih olan budur.”2 gibi ifadeler kullanmışlardır. Ebüssuûd Efendi de söz konusu rivayeti kabul ederek onun için “En meşhuru” ifadesini kullanmıştır.32) Kıssayı Zayıf Kabul EdenlerTefsir kitaplarında genel itibarıyla durum böyle olmakla birlikte hadis âlimleri, söz konusu kıssayı daha çok zayıf olarak değerlendirmişlerdir. Nitekim Sa'lebe b. Hâtıb, Bedir gazilerindendir. Bedir ehlinin faziletine dair nakledilen rivayetler, bu kıssanın onun hakkında anlatılmış olmasının mümkün olmadığı kanaatini güçlendirmiştir. Bununla birlikte hadis âlimleri, rivayetin senedi bakımından da problemli olduğunu ve zayıf kabul edilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Görüşleri aşağıda zikredilecektir.3) Kıssanın Muhatabının Farklı Bir Sa'lebe Olduğunu BelirtenlerBununla birlikte İbn Hacer, Hafâcî, Âlûsî ve İbn Kesîr gibi âlimler, rivayette bahsedilen kişinin Bedir gazisi Sa'lebe b. Hâtıb olmadığını, kıssanın muhatabının ise Sa'lebe b. Ebî Hâtıb olduğunu ifade etmişlerdir. Zira o dönemde Sa'lebe isimli on iki 4 kişinin bulunduğu da bahsedilmektedir. Bu âlimler, söz konusu kıssanın sahih olduğu kanaatini de dile getirmişlerdir. Sâbûnî ise kıssada anlatılan kişinin meşhur sahâbî Sa'lebe b. Hâtıb olmadığını, Sa'lebe adında başka bir münafık olabileceğini belirtmiştir.5Bu görüşlerden bazılarına, kıssayı aktardıktan sonra aşağıda doğrudan alıntılarla yer verilecektir. Sa'lebe kıssası, küçük farklılıklarla birlikte şöyledir:Sa'lebe b. Hâtıb Hz. Peygamber'e (s.a.v.) geldi ve 'Yâ Resûlallah bana mal vermesi için Allah'a dua et!' dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Yazık ey Sa'lebe, şükrünü eda ettiğin az mal, şükrüne güç yetiremediğin çok maldan hayırlıdır.” buyurdu. Sa'lebe tekrar aynı şeyi istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Yazık ey Sa'lebe, benim gibi olmak istemez misin? Zira şu dağların altın ve gümüş olarak benimle beraber yürümesini dileseydim mutlaka gerçekleşirdi.” buyurdu. Sa'lebe tekrar ısrarla 'Yâ Resûlallah bana mal vermesi için Allah'a dua et! Yemin ederim ki Allah bana mal verirse her hak sahibinin hakkını mutlaka vereceğim' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dua etti: “Allahım Sa'lebe'ye mal ver!” Derken Sa'lebe birkaç koyun edindi. Koyunları tırtılların (kurtçuk) üremesi gibi sürü haline geldi. Medine'ye sığmaz olunca taşraya göç etti. Daha önce vakit namazlarını Resûlullah'ın arkasında kılarken sadece öğle ve ikindiye iştirak etti. Koyunları biraz daha çoğalınca ancak cuma namazına katılır oldu. Koyunları daha da artınca uzak bir vadiye intikal etti. Cuma ve cemaati tamamen terketti.Bir defasında Resûlullah (s.a.v.) ashâbına “Sa'lebe'ye ne oldu (hiç görünmüyor)?” diye sordu. Vaziyetinden bahsedilince üzülerek –üç kere- “Yazık oldu Sa'lebe'ye!” buyurdu. Bu arada Hz. Peygamber'e zekâtı emreden şu âyet nâzil oldu: “Onların mallarından sadaka al ki bununla onları temizleyesin, arındırasın. Onlar için dua da et; çünkü senin duan onlar için sükûnettir. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.”6 Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) Cüheyne ve Benî Selime kabilesinden seçtiği iki kişiyi zekât memuru olarak görevlendirdi. Kendilerine hayvanların nisap miktarını belirten bir nâme verdi. Sa'lebe ile Benî Süleym'den falanca şahsın zekâtlarını tahsil etmelerini emretti. Onlar da Sa'lebe'ye varıp zekâtını vermesini istediler. Ancak Sa'lebe bunun cizye/haraç olduğunu öne sürdü. Önce diğer insanlardan tahsil etmelerini, dönüşte kendisine uğramalarını söyledi. Onlar da Süleymli şahsa gittiler. O ise zekât memurlarının geldiğini haber alınca onları güzellikle karşıladı ve develerinin en seçkinlerini hazırladı. Zekât memurları ona en iyilerini vermesinin gerekmediğini, zira kendilerinin böyle bir niyetlerinin olmadığını hatırlattılar. O da bilakis bu seçtiklerini alıp götürmelerini, zira bunları Allah'tan hayır umarak gönül hoşnutluğuyla verdiğini ifade etti. Zekât memurları develeri alıp yola koyuldular. Dönüşte Sa'lebe'ye uğradılar. Sa'lebe zekât kayıtlarına baktı ve 'Bu cizyeden başka bir şey değildir. Gidin, beni rahat bırakın!' diye onları başından savdı. Zekât memurları Medine'ye döndüklerinde Resûlullah (s.a.v.) kendilerini görür görmez – henüz onlar bir şey söylemeden- “Yazık oldu Sa'lebe'ye!” buyurdu. Süleymli şahıs için hayır/bereket duasında bulundu. Bir müddet sonra Sa'lebe hakkında şu âyetler nâzil oldu: “Onlardan kimi de Allah'a şöyle kesin söz vermişlerdi: Eğer Allah bize lutfundan verirse biz de mutlaka sadaka (zekât) vereceğiz ve elbette sâlihlerden olacağız. Fakat Allah lutfundan onlara (servet) verince cimrilik edip onun hakkını vermediler. Allah'a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi âdet edinmeleri sebebiyle Allah da bu işlerinin neticesini kalplerinde kıyamet gününe kadar sürecek bir münafıklık kıldı.”7 Bu âyetleri işiten Sa'lebe'nin bir yakını gidip ona dedi ki: 'Yazıklar olsun sana ey Sa'lebe! Sen helâk oldun, Allah senin hakkında bu âyetleri indirdi!' Sa'lebe ağlayarak Medine'ye geldi ve 'Yâ Resûlallah! zekâtımı kabul et!' diye yalvardı. Ama Hz. Peygamber onun zekâtını kabul etmedi. Daha sonra Halife Hz. Ebû Bekir'e, bilâhare Hz. Ömer'e geldiği halde onlar da kabul etmediler. Nihayet zekâtı kabul edilmemiş olarak Hz. Osman devrinde öldü”.8Bu rivâyet hakkında Beyhaki şöyle demiştir:Bu hadis tefsir ehli arasında (müfessirler mâbeyninde) meşhurdur. Ancak zayıf isnadla mevsûl olarak rivayet edilmektedir.9İbn Abdülber şöyle demiştir:Sa'lebe b. Hâtıb hakkında zekât vermekten imtina etmesi sebebiyle Tevbe sûresi 75. âyetinin indiği nakledilmektedir. Allah bilir bu âyetteki nifak ifadesi Bedir'e iştirak eden sahâbe hakkında vârid olan haberlere zıt düşmektedir. Kanaatimce Sa'lebe hakkında inmiş olması doğru değildir.10Bedreddin Ayni şöyle demiştir:Ben derim ki bu hadis zayıftır. Kendisiyle amel edilmez.11Kurtubî ise şöyle demektedir:Âyetin Sa'lebe b. Hâtıb hakkında indiğine dair nakledilen rivayet meşhurdur... Fakat âyette vasıfları haber verilen kimselerin münâfık olarak öldükleri kesindir. Binaenaleyh bunun Sa'lebe yahut İbn Ebû Belte'a gibi Bedir ashâbıyla bir ilgisi olmasa gerektir... Zira Sa'lebe b. Hâtıb, Bedir ashâbından ve ensardandır. Allah ve Resûlü'nün imanlarına hüsnü şehâdette bulunduğu kimselerdendir.12İbn Hacer ise şöyle der:Bu rivayetin sahih olduğunu zannetmiyorum. Eğer sahih ise kıssa sahibinin Bedir'e iştirak eden Sa'lebe olduğu şaibelidir. Nitekim İbnü'l-Kelbî'nin Bedir'e iştirak eden Sa'lebe hakkında Uhud'da şehid edildiğini söylemesi de bunların farklı şahıslar olduğu görüşünü teyit eder. İbn Merdûye ise Tefsîr'inde İbn Abbas'tan Tevbe sûresi 75. âyetin Sa'lebe b. Ebû Hâtıb namındaki şahıs hakkında indiğini rivayet eder. Bedir'e iştirak eden şahıs ittifakla Sa'lebe b. Hâtıb'dır. Resûlullah (s.a.v.), Bedir'e iştirak eden kimselerin cehenneme girmeyeceklerini, zira onların mağfiret ehli olduklarını beyan buyurmuştur.13Âlûsî de İbn Hacer gibi Sa'lebe'nin, bilinen Ashâb-ı Bedir'den Sa'lebe olmadığını belirtir. Ona göre bu kişi, Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesinden Sa'lebe b. Ebî Hâtıb olup Bedir Savaşı'na katılmamıştır. Âlûsî, Sa'lebe b. Ebî Hâtıb hakkında naklettiği söz konusu kıssanın ise meşhur ve sahih olduğu hükmünü vermiştir:Ayet, Sa'lebe b. Hâtıb hakkında nazil olmuştur. Ona İbn Ebî Hâtıb da denilir. Kendisi Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesindendir. Ancak bu kişi, Bedir gazisi olan Sa'lebe değildir. Zira Bedir gazisi Sa'lebe, Uhud Savaşı'nda şehit edilmiştir.14Muhammed Ali es-Sabunî ise, kıssada anlatılan Sa'lebe'nin, meşhur sahabi olan Sa'lebe b. Hatıb'ın olamayacağını, belki de Sa'lebe adında bir başka münafığın olabileceğini kaydetmektedir.15Ayrıca BakınızZAYIF HADİSLER KONUSUNDA NE YAPMALIYIZZAYIF HADİSLE AMEL ETMEKSADECE KURAN DİYEREK HADİSLERİ İNKARHADİSLERDE AKTARILAN HALK KISSALARIHADİSLERİN GÜNÜMÜZE KADAR SAĞLAM OLARAK ULAŞMASIHADİS RAVİLERİ VE HADİSLERİN GÜNÜMÜZE SIHHATLİ GELİŞİKaynakçalarEbû Bekir İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, Beyrut, 1987, c. 2, s. 980-981.Abdullah b. Ömer el-Beyzâvî, Envârü't-Tenzîl ve Esrârü't-Te'vîl, Beyrut, ts., c. 3, s. 163.Ebüssuûd, Tefsir, c. 4, s. 85.İbn Abdülber, el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashâb, Beyrut, 1328 h., c. 1, s. 192-202.Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsîr, Beyrut, 1980, c. 1, s. 551.Tevbe 9/103Tevbe 9/75–77İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l-Beyân, c. 10, s. 189-190; Süleyman b. Ahmed et-Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, Beyrut, 1405, c. 8, s. 219; Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbâbü'n-Nüzûl, Beyrut, 1408/1988, s. 213-215; Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân (nşr. M. Saîd Besyûnî), Beyrut, 1410, c. 4, s. 79-80; a.mlf., Delâilü'n-Nübüvve (nşr. Abdülmu'tî Kal'acî), Beyrut, 1405, c. 5, s. 289-292.Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, c. 5, s. 292.İbn Abdülber, ed-Dürer fî İhtisâri'l-Meğâzî ve's-Siyer (nşr. Mustafa el-Bugâ), Beyrut, 1404, c. 1, s. 119.Bedreddin el-Aynî, Umdetü'l-Kârî Şerhu Sahîhi'l-Buhârî, Mısır, 1972, c. 7, s. 184.Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Kahire, 1372, c. 8, s. 212.İbn Hacer, el-İsâbe fî Temyîzi's-Sahâbe, Beyrut, 1328, c. 1, s. 198.Mahmûd el-Âlûsî, Rûhu'l-Meânî, Beyrut, 1985, c. 10, s. 143.Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsîr, Beyrut, 1980, c. 1, s. 551.
Sehiv secdesinde namazın son oturuşunda yalnız Ettehiyyâtü okunarak sağ tarafa selam verildikten sonra secdeye varılır. İki secdeden sonra dualar okunarak önce sağa, sonra sola selam verilir.1 Sehiv secdesinin, her iki tarafa selâm verdikten sonra yapılabileceği görüşünde olanlar bulunmakla beraber; cumhur, sadece sağ tarafa selâm verdikten sonra yapılmasını tercih etmektedir.2Nitekim İmam Mevsili el-İhtiyar kitabında şöyle demektedir:İki selâm verilir. Bir selâm verilir de denilmiştir. Bir selâm verilmesi daha güzeldir. Sonra tekbir getirip secdeye varır ve secde tespihini yapar. Sonra da secdeden başını kaldırır. İkinci secdeyi de böyle yapar. Sonra teşehhütte bulunur ve dua eder.4Ömer Nasuhi Bilmen ise bu konuda şöyle demektedir:Yalnız sağ tarafa selâm verildikten sonra sehiv secdelerinin yapılması efdaldir (daha faziletlidir), ihtiyata (tedbirli davranmaya) muvafıktır (uygundur). Nitekim cemaatle kılınan namazlarda cemaatin yanlışlıkla dağılmasına meydan vermemek için yalnız sağ tarafa selâmdan sonra sücud-i sehvin (yanılma secdelerinin) yapılması iltizam edilmiştir (gerekli görülmüştür).5Vehbe Zuhayli ise şöyle demektedir:Hanefi mezhebinde kişi, yalnızca sağ tarafına selâm verdikten sonra iki defa secde eder. Ardından teşehhütte bulunur (bu vaciptir). Daha sonra sehiv secdesi oturuşunda Hz. Peygamber'e (sav) salavat getirir ve sahih görüşe göre dua eder.6Ayrıca BakınızSEHİV SECDESİ NEDİR VE NASIL YAPILIR? SEHİV SECDESİNİ GEREKTİREN HÂLLER NELERDİR?İMAMA UYAN KİŞİ HATA YAPARSA SEHİV SECDESİ YAPMASI GEREKİR Mİ?AYNI NAMAZ İÇİNDE İKİ KEZ SEHİV SECDESİ YAPMAKSEHİV SECDESİNİN UNUTULMASINDA NAMAZIN KABUL DURUMUFARZ NAMAZLARIN 3. VE 4. REKATINDA ZAMMI SURE OKUYANA SEHİV SECDESİ GEREKİR Mİ?İKİNDİ VE YATSI NAMAZININ SÜNNETLERİNDE SALLİ VE BARİK DUALARININ UNUTULMASININ HÜKMÜİLK OTURUŞTA SALLİ- BARİK OKUMAKKaynakçalarLütfü Şentürk, Seyfeddin Yazısı, İslam İlmihali, Diyanet Yayınları, Ankara 2009, s.201-205Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/72-73; el-Fetâva'l-Hindiyye, 1/125; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/77-78Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s 172.İmam Mevsılî, el-İhtiyâr li-Ta'lîli'l-Muhtâr, çev. Hüsamettin Vanlıoğlu, Abdullah Hiçdönmez, Fatih Kalender ve Emin Ali Yüksel, c. 1 (İstanbul: Muallim Yayınları, 2015), s. 172.Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s 172.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.2, s.232.
21.683
Sehiv Secdesi Gerektiren Haller Nelerdi?
Altın olarak aldığım bir borcu, vadesi geldiğinde altının o günkü değeri üzerinden nakit olarak geri ödeyebilir miyim?
Babamın kurup büyüttüğü bir şirketi var. Yaşlandığı için şirketi karşılıksız olarak bize devretti. Ancak sonradan, şirketi kurarken faizli finansman kullandığını öğrendik. Bizim şu an yürüttüğümüz ticari faaliyetlerde herhangi bir faiz işlemi bulunmuyor. Bu durumda şirketin başında bulunan bizler nasıl hareket etmeliyiz? Babamızın geçmişte kullandığı faizli finansman sebebiyle biz de faize iştirak etmiş olur muyuz?
Farz veya sünnet namazların secdesinde “Sübhâne Rabbiyel A'lâ” dedikten sonra “Rabbiğfirlî” (Rabbim, beni bağışla) diye söylüyorum. Bu, namazıma herhangi bir zarar verir mi? Secdede tesbihten sonra başka dualar da edilebilir mi? Bu konuda mezheplerin görüşü nedir?
4.949
Birinci Söz'de geçen, "düşmanın hacatın nihayetsidir" cümlesini nasıl anlamalıyız?
Ailemizden kalan bazı tarlalarda uzak akrabalarımızın da küçük hisseleri bulunuyor. Mahkeme süreci devam ettiği için henüz paylaşım yapılamıyor. Bazı tarlalarımızın kullanımından elde edilen ücret, hissedar sayısına bölündüğünde çok cüzi bir miktar düşüyor. Bu gelir, bütün hissedarlar adına hayır işlerinde kullanılabilir mi, yoksa mahkeme sonuçlanıncaya kadar biriktirilip hissedarlara mı dağıtılmalıdır?
Mucizeler, peygamberlerin nübüvvetini/peygamberliklerini tasdik eden en mühim delillerden biridir. Bu hâdise de bir mucize olması cihetiyle Hz Muhammed (asm)'in peygamberliğini ispat eder. Çünkü böyle bir hâdisenin sıradan bir insan tarafından gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Ancak bir peygamberin eliyle ve Cenâb-ı Hakk'ın izniyle meydana gelebilecek harikulade bir hâdisedir.Bu mucize, Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:İkinci Misâl: Nakl-i sahîh ile Enes ve Ebû Zerra'dan kütüb-ü sahîha haber veriyorlar ki, Hazret-i Enes hâdim-i Nebevî demiş ki: Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanında idik. Avucuna küçük taşları aldı. Mübârek elinde tesbîh etmeye başladılar. Sonra Ebû Bekri's-Sıddîk'ın eline koydu. Yine tesbîh ettiler.Ebû Zer-i Gıfârî tarîkinde der ki: Sonra Hazret-i Ömer'in eline koydu. Yine tesbîh ettiler. Sonra aldı yere koydu, sustular. Sonra yine aldı. Hazret-i Osmân'ın eline koydu, yine tesbîhe başladılar. Sonra Hazret-i Enes ve Ebû Zer diyorlar ki: Ellerimize koydu, sustular.1Bediüzzaman Hazretlerinin naklettiği bu mucize, Taberânî, İbn Asâkir, Bezzâr ve İbn Ebî Âsım gibi zâtların hadis kitaplarında bulunmaktadır.Ayrıca BakınızMUCİZENİN TANIMIMUCİZENİN ÇEŞİTLERİNİ ÖRNEKLERLE İZAH EDER MİSİNİZ?PEYGAMBER EFENDİMİZE (SAV) VERİLEN EN BÜYÜK MUCİZELER NELERDİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.264.
Çocukların küçük yaşta Kur'an öğrenmeleriyle ilgili hadis ve rivayetler nelerdir?
1.022
Eğer bir erkek hayırlı işlerde değil de dünya menfaatlerinde koşturuyorsa, burada hanımın ona itaatı nasıl olmalı? Hayırda koşturan bir eşin sevabını hanımı da alıyorsa, dünyaya koşan bir eş için hanımının durumu ne olur?
4.371
"İşte şu üç misâl gibi, insanlar, insana verilen cihâzât-ı ma'neviyeyi eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla isti'mâl etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gāfilâne davransa, ahlâk-ı rezîleye ve isrâfât ve abesiyete medâr olur. Eğer hafiflerini dünya umûruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve ma'neviyeye sarf etse; ahlâk-ı hamîdeye menşe', hikmet ve hakîkate muvâfık olarak saadet-i dâreyne medâr olur." (9. mektup) Burada "hafif" kelimesini nasıl anlamalıyız?
Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker nedir? Nasıl yapılır? Farz mıdır? Farz ise iletişim kurduğumuz her insanı İslam'a davet etmeye çalışmamız gerekir mi? Yapmazsak sorumluluğumuz nedir?
İbn Teymiyye taraftarları, İbn Teymiyye'nin tevhidi dörde ayırmasını meşrulaştırmak amacıyla Bediüzzaman Hazretleri'nin de tevhidi yediye ayırdığını söylüyorlar. Bediüzzaman Hazretleri gerçekten tevhidi yedi kısma mı ayırmıştır? Bu konudaki görüşünü ve meseleyi nasıl değerlendirmek gerektiğini açıklayabilir misiniz?
9.119
Bediüzzaman hazretleri bir yerde "“Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder." demektedir. Ancak 11. recada "ulûm-u felsefiyeyi, ulûm-u İslâmiye ile beraber havsalama doldurmuştum. O ulûm-u felsefiyeyi pek yanlış olarak ma'den-i tekemmül ve medâr-ı tenevvür zannetmiştim. Halbuki o felsefî mes'eleler, ruhumu çok fazla kirletmiş ve terakkıyât-ı ma'neviyemde engel olmuştu." demektedir.İikinci cümle ile birinci cümle nasıl birlikte düşünülecek?
1- Pencereler Risalesi için neden bir cihette 33. Söz denilmiş?2- Risale-i Nur'da Pencereler Risalesi'nin tevafukatından bahsediliyor, bu tevafuk sadece Hüsrev Üstadın yazmış olduğu tevafuklu risalelerde mi görülüyor?3- Bütün Külliyat tevafuklu olarak Hüsrev Üstad tarafından yazılmış mı?4- Hayrat Vakfı bunların hepsini neşriyata dahil edecek mi?
4.700
Allah kul hakkını affeder mi? Eğer Affetmezse neden tevbe diye bir şey var? Zaten her günah kul hakkına bağlı değil mi?