46.724
Yemek Yerken Su İçmek Faydalı mı, Zararlı mı?
Yemek esnasında mı su içmek gerekir, yoksa yemekten birkaç saat sonra mı? Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl davranmıştır?

46.724
Yemek esnasında mı su içmek gerekir, yoksa yemekten birkaç saat sonra mı? Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl davranmıştır?
16.141
KÂB-I KAVSEYNKavs, bilindiği gibi “yay” demektir. Kâb ise yayın kabzası ile kiriş kısmı arasında kalan iki köşe aralığına denir ki bir yayda iki kâb mevcuttur. Bazı âlimler de bu mânâya dayanarak kalb etmek yolu ile bir yayın iki kâbının olabileceğini söylemişlerdir. Ayrıca yayın kabzasıyla kirişi arasına da “kâb” ismi verilmiştir. Mızrak (rumh), değnek (sevt), arşın (zira; kol), boy, kulaç (bâ), adım (hatve), karış (şibr), şerre (fitr) ve parmak (işbâ) nasıl uzunluk ölçüsü olarak kullanılıyorsa “kavs” da aynı şekilde bir ölçü olarak kullanılmıştır. Hicaz dilinde kavs'ın “zira” mânâsına geldiği söylenmektedir.İbn-i Abbâs'tan da âyette geçen söz konusu kelimenin aynı mânâda olduğu hususunda rivayet vardır. Buna göre "kâb-ı kavseyn” cümlesi, “onunla arasındaki mesafe iki arşın kadardır” mânâsını ifade eder. Ancak bu âyetle ilgili daha güzel bir yorum nakledilmiştir. Şöyle ki: Araplar câhiliye döneminde bir ittifak kurmak üzere anlaşacakları zaman iki yay çıkarır, birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin kâbını birleştirir; sonra da ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlardı. Bu, onlardan birinin razı olacağı şeye diğerlerinin de razı olacağını, birini kızdıran şeyin diğerlerini de kızdıracağını ifade eden bir birlik antlaşmasıydı ve aksi mümkün olmayacak tarzda söz birliği ettiklerini gösteriyordu. Bu anlamda kâb, miktar mânâsına değil, üst üste gelen iki yayın birlik manzarasını gözler önüne seren kabza ile kiriş arası demektir. Görülüyor ki bu mânâ hem diğerinden daha fazla bir yakınlık tasvir etmekte hem de manevî bir yakınlığı göstermektedir. 1Necm Sûresinde Geçen "İki Yay Kadar Yaklaştı" İfadesi Peygamberimiz (sav)'in Allah'a O Kadar Mı Yaklaştığına İşaret Eder?İlgili olay Kur'ân'ı Kerim'de şöyle geçmektedir:Sonra (çok perdeler geçerek Rabbine) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki, kāb-ı kavseyn (iki yay) kadar veya daha da yakın oldu. İşte (Allah) kuluna vahyettiğini, vahyetti. (Gözleriyle) gördüğünü, kalbi yalanlamadı. 2Bu konuda iki görüş vardır.1) Sevgili Peygamberimizin (sav) Hz. Cebrail'e o kadar yaklaştığıdır.2) Sevgili Peygamberimizin (sav) Allah'a o kadar yaklaştığıdır.Elmalı Hamdi Yazır, bu konuda şöyle söylemektedir: Burada "abdehi" (o, kuluna) kelimesindeki zamirin Allah'a râci olduğunda ihtilâf yoktur. Müthiş kuvvetlerin sâhibinden maksad Allah olduğuna göre, burada da vahyedenin O olduğu açıktır. Diğer tefsir şekillerinde de ifadenin akışından Allah'ın isminin zikredildiği kabul edilmektedir.Şu hâlde burada başlıca iki mânâ üzerinde durulabilir. Birincisi: İşte Hz. Cebrail O'na böyle yaklaştı da Allah Teâlâ'nın elçisi Muhammed (s.a.v.)'e gönderdiği her vahyi getirdi, O'na vahyetti ve öğretti. Başlangıçta hakikî sûretiyle görünerek getirdikleri şeylerin Allah'ın vahyi olduğunu öğretti ve belirli zaman aralıklarıyla teblîğ etti. Diğer mânâ da şöyledir: İşte Allah'ın hâs kulu olan arkadaşınız Muhammed (s.a.v.), istivâ ettikten sonra Rabbine öyle yaklaştı ki bütün vasıtalar kaldırıldı ve Allah ona doğrudan doğruya verdiği vahyi verdi. Yani Mi'râc'da her ne vahyettiyse Cibrîl'in dahi herhangi bir aracılığı olmaksızın vahyetti. İşte biz de bu mânâyı tercih ediyoruz. Nitekim bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:O abdi, hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi', hem bütün tecelliyât-ı İlâhiyeye mazhar, hem bütün tabakāt-ı kâinâta nâzır ve saltanat-ı rubûbiyetin dellâlı ve marziyât-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinâtın keşşâfı yapmak için, Burâk'a bindirip, berk gibi semâvâtı seyrettirip kat'-ı merâtib ettirerek, kamervârî menzilden menzile, dâireden dâireye rubûbiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip, o dâirelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyâyı birer birer göstererek, tâ Kāb-ı Kavseyn makamına çıkarmış. Ehadiyet ile kelâmına ve rü'yetine mazhar kılmıştır.3Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimizi (sav) kâinatın halifesi ve vekili olarak 7 kat semada gezdirdikten sonra kendisi ile perdesiz bir şekilde görüştüğünü ve konuştuğunu ifade etmektedir.Sevgili Peygamberimizin (sav) 7 kat semayı aşması ve "kâb-ı kavseyn" makamına çıkarak Allah ile görüşmesi Allah için bir uzaklık ve mekân oluşturmaz mı?Hayır oluşturmaz. Çünkü buradaki mekânlar ve uzaklıklar bizim için geçerlidir. Allah için değil. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Cenâb-ı Hakk her şeye her şeyden daha yakındır. Fakat her şey ondan nihâyetsiz uzaktır. Nasıl ki, güneşin şuûru ve konuşması olsa, senin elindeki ayna vâsıtasıyla seninle konuşabilir. İstediği gibi sende tasarruf eder. Belki ayna-misâl senin gözbebeğinden sana daha yakın olduğu halde, sen dört bin sene kadar ondan uzaksın. Hiçbir cihette ona yanaşamazsın. Eğer terakkî etsen, kamer makamına gelip doğrudan doğruya bir mukābele noktasına çıksan, ona yalnız bir nevi' aynadârlık edebilirsin. 4Yani Cenâb-ı Hak her şeye gayet yakındır; fakat biz O'na pek uzağız. Mesela, Güneş nurani olduğu için elimize bir ayna alıp ona baksak, ışığı, ısısı ve yedi rengi avucumuzun içine girer; bu mânâda Güneş âdeta yanımızdadır. Sadece bizim değil, bütün canlıların da aynı anda yanındadır. Hattâ Güneş akıl ve idrak sahibi bir varlık olsaydı, elimizdeki ayna vasıtasıyla bizimle bire bir konuşabilirdi; tıpkı telefonla bir arkadaşımızla görüntülü görüştüğümüz gibi. Buna rağmen biz Güneş'ten 150 milyon kilometre uzağız.Evet güneş bizden ne kadar uzak olursa olsun nuraniyet özelliği ille bize göz bebeğimizden daha yakındır. Hatta kemiklerimizin içine kadar etki ederek D vitamini ve mineraller gibi vücudumuza birçok etkisi vardır. Güneş bize bu kadar müdahalede bulunduğu halde, insan ne Güneşe ne de onun ışığına herhangi bir müdahalede bulunamaz.Aynen bu örnekte olduğu gibi; Cenab-ı Hak "ilim, irade, kudret" gibi sıfatlarının yansıması ile bizlere bizden daha yakındır. Bizi istediği şekilde görür, bilir ve kudreti ile tasarrufta bulunur. Allah zaman ve mekândan münezzeh olması yönüyle tüm insanlar üzerinde aynı şekilde tasarrufta bulunur. Zaman ve mekân onu etkisi altına alamaz. Bunun için onun bize her açıdan ilim ve kudreti ile yakın olduğunu bilmekteyiz. Fakat biz tüm kusur, eksikliğimiz ve acziyetimiz ile ondan fersah fersah uzağız. Fakat haşa Allah zatı ile hiçbir maddenin ve de zamanın da içinde değildir. Ama isim ve sıfatlarının tecellisiyle de her şeye etki ve kontrol ettiğini oralardaki mükemmel sanatlardan görüyoruz ve biliyoruz.Ayrıca BakınızHz. Peygamber (sav) Mirac Gecesi Allah'ı Gördü mü?Âyet ve hadîslerle Mirac GecesiKaynakçalarElmalı Hamdi Yazır, hak Dini Kur'ân Dili, Zehraveyn Yayın Evi, c.7, s.541Necm 53/9-10Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.245Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.250
4.371
11. Lema'da geçen, "Tabakāt-ı evliyâ içinde en parlağını ve en haşmetlisini ve en letâfetlisini ve en emniyetlisini, sünnet-i seniyeye ittibâı, esâs-ı tarîkat ittihâz edenleri gördüm" cümlesini nasıl anlamalıyız? Bazı tarikatlar sünneti esas yapmamışlar mı?
6.985
Aleyhisselam; “Allah'ın selâmı üzerine olsun” anlamında bir saygı ifadesidir.Tarih boyunca bir çok İslam âlimi Mehdi'nin ismini anınca ardından aleyhisselam demişlerdir.Resulullah (sav)'e salatü selam getirilirken onun âline, yani mübarek nesline de salat ve selam getirilir. Hatta namazın son oturuşunda sünnet olan salli ve barik dualarını okurken, bütün ümmet Peygamberimizden (sav) sonra O'nun âline yani nesline de salat ederler. ('ve ala âihî' kısmı bu manaya gelir)Ayrıca, Ebu Davud'da geçen bir rivayette, Süfyan-ı Sevri Hazretleri Hz. Ali'den (ra) bahsederken, onun hakkında "Ali aleyhisselam" ifadesini kullanmaktadır. Rivayet şöyledir:Kim Ali Aleyhisselâm'ın halifeliğe Ebû Bekir ile Ömer (r.a.)'dan daha lâyık olduğunu iddia ederse, o kimse, hem Ebû Bekir'e, hem Ömer'e, hem de muhacirlerle ensara hatâ isnâd etmiş olur. Böyle bir kimsenin böyle bir tutum ile amelinin semâya yüksel(ip kabul gör)eceğine ihtimal vermiyorum. 1Peygamber olmadığı halde onun hakkında aleyhisselam denmesi Âl-i Beytten olması sebebiyledir.Mehdi de ahirzamanda Al-i Beyt'ten gelecek büyük bir kurtarıcı olarak hadîslerde müjdelenmektedir. Muhtemelen, Âl-i Beytten olması hasebiyle Mehdi'ye Aleyhisselam denilmiş olabilir.Elbette herkese yapılmayan bu saygı ifadesi ve duanın Hz. Mehdi'ye yapılması, onun ümmetin istikbali için ne kadar mühim bir yeri olduğunu ve Allah katındaki çok büyük değerini gösterir. Onun bu değerine işaret eden bir hadîste şöyle buyrulmuştur:Biz Abdulmuttalib'in çocukları cennet halkının büyükleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi. 2Ayrıca BakınızMehdi Nedir ve Kimdir? Risale-i Nur'da Mehdi Meselesinin İzahıHz. Mehdi İle Alakalı Güvenilir KaynaklarKaynakçalarEbu Davud, 4630İbni Mace, 10/349
12.090
Hz. Mehdi'nin manevi makamı hakkında Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin görüşü nedir?
5
Sekîne Duâsı hangi kaynaklarda geçmektedir? Bu duâyı yalnızca Hz. Üstad mı rivâyet etmiştir? Duâ, Hz. Ali (r.a.) döneminden itibaren hiç değiştirilmeden mi muhafaza edilmiştir, yoksa Hz. Üstad tarafından ekleme veya çıkarma yapılmış mıdır?
6
Kâmusü'l-Okyanus'u Sîn harfine kadar ezberleyen Bediüzzaman Hazretleri, bir manaya kaç kelimenin geldiğini gösterecek bir eser telif etmeyi düşünmüş; ancak Mısır'daki bir heyetin bu çalışmayı zaten yaptığını duyunca vazgeçmiş. Söz konusu eserin adı nedir, yayımlanmış mıdır?
3.776
Bu konuyu daha iyi anlamak için konu ile alakalı rivayeti aktaralım. Ebu Hureyre'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:İbrahim Nebi (aleyhisselâm) üç yalan dışında asla yalan söylemedi. İkisi Allah içindi. Biri: Ben gerçekten hastayım demesi diğeri ise hayır bunu bu büyükleri yaptı demesidir. Bir yalanı da Sâre hakkında idi. O Sâre de beraberinde olduğu halde zorba (cebbar) birisinin memleketine geldi. Sâre insanların en güzeli idi. Ona: Bu zorba kişi senin benim zevcem olduğunu bilecek olursa beni yenik düşürüp seni elimden alır. Bu sebeple sana soracak olursa benim kız kardeşim olduğunu ona haber ver. Çünkü sen İslam'da benim kız kardeşimsin. Ayrıca yeryüzünde benden ve senden başka Müslüman bir kişi olduğunu bilmiyorum, dedi. İbrahim onun ülkesine girince o zorba kişinin yakınlarından birisi onu gördü ve zorbanın yanına giderek ona: Senin memleketine öyle bir kadın geldi ki bu ancak senin olmalıdır, dedi. Bunun üzerine ona birisini gönderdi ve Sâre getirildi. İbrahim (aleyhisselâm) de kalkıp namaza durdu. Sâre o zorbanın yanına girince kendisini tutamayıp ona elini uzattı. Fakat eli çok şiddetli bir şekilde kabzedildi. Zorba Sâre'ye: Allah'a elimi bırakması için dua et ve sana zarar vermeyeceğim, dedi. O da dua etti. Ama tekrar aynı işi yapmaya kalkışınca bu sefer eli öncekinden daha şiddetli bir şekilde kabzedildi. Zorba ona öncekinin aynısını söyledi. O da, dediğini yaptı. Tekrar elini uzatınca bu sefer önceki iki seferinden daha şiddetli bir şekilde eli kabzedildi. Bu sefer: Allah'a elimi bırakması için dua et, Allah adına sana zarar vermeyeceğime dair yemin ederim, dedi. Sâre de dua etti, eli serbest bırakıldı. Sonra Sâre'yi getiren kişiyi çağırdı ve ona: Şüphesiz sen bana ancak bir şeytan getirdin, bir insan getirmedin. Bunu memleketimin dışına çıkart ve ona Hâcer'i ver, dedi. Sonra Sâre yürüyerek gitti. İbrahim (aleyhisselâm) onu görünce namazından ayrıldı ve ona: Ne oldu, dedi. Sâre: Hayır oldu, Allah o günahkârın elini tuttu ve bir hizmetçi de hizmetimize verdi”, dedi. 1Bahsedilen 3 Yalanın İzahı1. “Ben Hastayım” SözüBu hadisenin anlatıldığı âyet şöyledir:Neye tapıyorsunuz? Allah'tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz? Alemlerin Rabb'i hakkında zannınız nedir (ki O'na böyle ortaklar koştunuz)? Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi. 2Hz. İbrahim'in, “Muhakkak ben hastayım”3 sözünü “hastalanacağım” diye de yorumlamışlardır. Çünkü insan hastalıklara maruzdur. O bu sözleri ile onlarla birlikte bayramlarına çıkıp bâtıl işlerine ve küfür amellerine tanık olmamak için bir mazeret göstermek istemiştir. Bir başka açıklama da şöyledir: Yüce Allah'ın benim üzerime takdir buyurduğu ölüm sebebi ile ben hastalanacağım. Bir diğer açıklamaya göre o zamanlarda onu bir sıtma yakalıyordu.4Fahreddin Razi; Hz. İbrahim'in "ben hastayım" sözünün, "bu kadar çok insanın küfür ve şirk üzere olması yüzünden kalbim hastadır, hüzünlüdür" anlamında olduğunu söylemiştir.5Ebussuud Efendi ise, bir rivayetten hareketle, "Geceleyin bazı zamanlarda Hz. İbrahim'in belli sıtma nöbetleri olurdu. Bundan dolayı acaba o saat mi diye baktı. O saat olduğu belli olunca da "ben hastayım" dedi. Bu sözünde de doğru idi. Onların (müşrik kavminin) bayramlarından geri kalma konusunda bu hastalığını bir mazeret yaptı" diyerek, Hz. İbrahim'in bu sözünde haklı olduğu ve yalan söylemediği görüşünü benimsemiştir.62. “Onu Bu Büyükleri Yaptı” SözüHz. İbrahim (as) kavminin taptığı putların bulunduğu yere yönelmiş ve oradaki putlarını kırmıştı. İçlerinden sadece büyük putu kendisine başvursunlar diye bırakmıştı. Daha önce putlar ile ilgili neler söylediğini bilen kavmi de ifadesine başvurmak amacıyla kendisini halkın huzuruna çağırmaya karar vermiş ve bu işi kendisinin yapıp yapmadığını sormaları üzerine Hz. İbrahim şöyle demişti:İbrâhim, “Hayır” dedi, “Bu işi şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun!7İbrahim (aleyhisselâm)'ın: “Hayır, onu bu büyükleri yaptı”8 sözü hakkında da İbn Kuteybe ve bir grup şöyle demiştir: Bu sözleri ile putların büyüklerinin bu işi yapması için putların konuşmalarını şart koşmuştu. Yani “eğer bunlar konuşuyorlarsa bu işi de büyükleri yapmıştır” demek olur.9İbn Hazm'a göre Hz. İbrahim, 'Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.' sözünü, kavmini azarlamak ve kınamak amacıyla söylemiştir. Nitekim Allah, cehennemde azap görmekte olan kişiye “Tat bakalım azabı! Çünkü sen çok güçlü ve şerefliydin”10 Oysa bu şahıs adi, zelil ve cehennemde azap gören bir kimsedir. Gerek Hz. İbrahim'in, gerekse Allah'ın bu sözü, muhataplarını kınamak içindir. Çünkü Hz. İbrahim'in muhatabı olan kavmi, putların iyilik ve kötülük yaptığına inanmaktaydılar. Cehennemde azap gören kişi de, dünyada iken güçlü ve şerefli olduğuna inanıyordu.113. Hz. İbrahim'in Eşini Kız kardeşi Olarak TanıtmasıHz. İbrahim bu sözleri ile tevriye yapmıştır. Sâre hakkında: İslam'da kız kardeşim, demiştir ki bu da işin hakikatinde doğrudur. Eğer bu tevriyesiz bir yalan olsaydı yine de zâlimlerin şerrinin önlenmesi için caiz olurdu. Nitekim fukaha, bir zâlim, öldürmek maksadıyla saklanmış bir insanı arasa yahut da gasp yolu almak maksadıyla bir insanın emanetini istese ve buna dair soruştursa bunu bilen kimsenin bu gibi şeyleri saklaması ve bunu bilmediğini söylemesi icab eder. Bu caiz bir yalandır. Hatta zâlimi def etmek için söylendiği için vaciptir.Sevgili Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) böylelikle bu üç yalanın mutlak olarak yerilmiş olan yalan kapsamına girmediğine dikkat çekmiş olmaktadır. Hz. Sâre hakkında söylediği söz de aynı zamanda yüce Allah içindir. Çünkü böyle bir söz zâlim ve kâfir birisini pek büyük bir hayasızlığı işlemekten alıkoymak için bir sebeb, bir yoldur.12Özetle her üç yerde de tevriye ve tariz yollu bir anlatım bulunduğunu söylemek en doğrusudur. Ancak eğer bunlar kelimenin gerçek anlamıyla “yalan” değilse, Efendimiz (s.a.v) tarafından hadiste “yalan” olarak nitelendirilmesinin sebebi nasıl anlaşılmalıdır?“Hasenâtu'l-ebrâr seyyiâtu'l-mukarrebîn” yani ebrâr mertebesinde bulunanlar için sevap olan şeyler, daha üst merhaledeki “Mukarrebun” için küçük günah mesabesindedir, kaidesi meselenin anlaşılması açısından oldukça ehemmiyetlidir. Yani aslında sıradan insanlar için “yalan” olmayan söz konusu üç husus, bir peygamber için “yalan” olarak nitelendirilir ve o peygamber de –rivayetlerde de geçtiği üzere– bunu büyük bir kusur olarak görüp mahcubiyet duyar.Bunların gerçek anlamda birer “yalan” olduğunu bir an için kabul etsek bile, yalan söylemenin caiz, hatta vacip olduğu durumlar bulunduğu malumdur. Zaruriyyat-ı diniyyeden herhangi birisinin bir tasalluttan muhafazası bunların başında gelir.13Ayrıca BakınızHZ. İBRAHİM'İN (AS) YILDIZ, AY VE GÜNEŞE "RAB" DEMESİ NASIL ANLAŞILMALI?ATEŞİN HZ. İBRAHİM'E SERİN VE SELAMETLİ OLMASITEVİL YAPMAK VE YALANKaynakçalarBuhari, 3357, 5084Saffat 89Saffat 89Muhyiddin En-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, c. 10, s. 183Fahrüddin er-Razi, Mefatihü'l-Gayb, Beyrut, 1997, c. XXVI, s. 147Ebussuud, Muhammed b. Muhammed, İrşaidu'l-Akli's-Selim, Kahire, tsz., c. VII, s. 197Enbiya 21/63Enbiya 21/63Muhyiddin En-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, c. 10, s. 183Duhan, 4/49.İbn Hazm, Ebu Muhammed Ali b. Ahmed b. Said, ei-Fasl fi'I-Milel ve'I-Ehvai ve'n-Nihal, Kahire, tsz., c.IV, s. 5.Muhyiddin En-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, c. 10, s. 185Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 05.08,2007; https://ebubekirsifil.com/okuyucu-sorulari/peygamberlerin-ismet-sifati-2/
4.329
Bizlere her yerde yazının eskiden olmadığını söylediler ve öğrettiler. Ama Allah Hz Adem'e suhuf göndermiş. Peki o hangi lisanda idi?
2.171
İmam Mâlik'e göre daha faziletli olan tahiyyat, salli-barik dualarının Türkçe okunuşunu yazar mısınız?
16.139
Hz. Peygamber (sav) Mirac Gecesi Allah'ı görmüş müdür? Bir kısım rivayetler gördüğünü ifade ederken bir kısım rivayetler Allah'ın nûrunu gördüğünü ifade ediyor. Mirac hakkındaki tüm rivayetler hakkında, özellikle Hz. Aişe (ra), Hz. Abdullah b. Abbas (ra) ve İkrime'nin (ra) rivayet ve görüşleri hakkında bilgi verir misiniz?
11.683
Kaza namazı nedir? Nasıl Kılınır? Kaza namazı ile alakalı bilinmesi gereken hükümler nelerdir?
956
Risale-i Nur'da geçen; "İnsanın bir kısım sun'i kuşlarının bir bomba yumurtası ile bir köyü harap edip bin âdemi mahveden cinayeti" cümlesini açıklar mısınız? Burada tarihte yaşanan bir olaydan mı bahsediliyor?
6.793
"Ameller niyetlere göredir" hadisini en doğru şekilde anlayabilmek için misaller vererek izah eder misiniz?
1.203
Namazda niyet etmek, bütün âlimlerin ittifakı ile farzdır. Niyetin şartlan Müslüman olmak, temyiz çağında olmak, niyet edilen şeyin ne olduğunu bilmektir.1 Namaz hususunda niyet Allah Tealâ için hulûs ile namaz kılmayı dilemek ve hangi namazın kılınacağını bilmektir.2 Niyet ile ilgili hükümler şöyledir:Niyet kalbe aittir. Bununla beraber, niyetin kalp ile yapılıp dil ile söylenmesi evlâdır. Meselâ bir insan, başlayacağı bir namaza kalp ile niyet edip dil ile bir şey söylemese o namazı yine câiz olur. Fakat kalp ile niyet etmekle beraber "şu vaktin farz veya sünnet namazını kılmaya niyet ettim" demesi daha iyidir. Bu veçhile niyet, muhtar olan kavle göre müstebattır.Farz namazlarda ve bayram ile vitir namazlarında bunları tayin etmek lâzımdır. Meselâ: "Bugünkü sabah namazına veya Cuma namazına veya vitir namazına veya bayram namazına" diye niyet edilir. Mutlaka farz namazını kılmaya niyet kâfi değildir, farz namazları bununla tayin edilmiş olmaz. Fakat hangi namaz olduğu tayin edilmeksizin vakit içinde "Bu vaktin farzını kılmaya diye niyet edilmesi kifayet eder, rekâtların miktarını zikre lüzum yoktur. Cuma namazı bundan müstesnadır. Onu vaktin farzı niyetiyle kılmak kifayet etmez. Çünkü asil vakit, Cuma'nın değil, öğle namazınındır.Nafile namazlara gelince bunlar için meselâ: "Şu vaktin ilk sünnetini veya son sünnetini kılmaya niyet ettim" denilir. Maahaza bunlarda mutlaka namaza niyet de kâfidir, o namazı bir müekked veya gayri müekked sünnet olduğunu vesaireyi tayine lüzum yoktur. Şu kadar var ki, teravih namazı için "teravih namazını veya vaktin sünnetini kılmaya niyet ettim" demelidir. İhtiyat olan budur.Niyetin tekbir zamanına yakın olması daha iyidir. Niyet ile tekbir arasında namaza münafi bir iş bulunmuş olmazsa daha evvel de niyet edilebilir. Meselâ: bir kimse abdest alırken şu namazı kılmaya niyet etse, sonra yiyip içmek, ve söylemek gibi namaza muhalif bir amelde bulunmadan namaz yerine gelip namaza başlasa namaz sahih olur. Fakat tekbirden sonra yapılacak bir niyet ile namaz sahih olmaz. Muhtar olan budur. Diğer bir kavle göre tekbirden sonra Subhaneke'den veya Euzü'den evvel yapılacak bir niyet ile de namaz caiz olur.Eda niyetiyle kaza ve kaza niyetiyle eda câizdir. Meselâ: bir kimse daha öğle namazının vakti çıkmamıştır zannıyla öğle namazını edaya niyet edip de bilâhare vaktin çıkmış olduğunu anlarsa o namaz, kaza mahiyetinde olarak câiz olur.Cemaatle namaz halinde imama uyulduğuna da niyet edilmesi lâzımdır. Meselâ: "Bugünkü öğle namazının farzını kılmaya niyet ettim, uydum şu imama" denilir. Böyle bir vecih ile niyet edilmediği takdirde imama iktida sahih olmaz.İmama uyan kimsenin kılacağı namazı tayin etmeksizin yalnız: "İmama uydum" ve "iktida ettim" diye niyet etmesi, muhtar olan kavle göre kâfi değildir. "İmam ile beraber namaz kılmaya niyet ettim" denilmesi de böyledir.Cemaatin imama uymaya niyeti, imamın "Allah-u Ekber" diye namaza başladığından sonra olmalıdır ki, bir namaz kılana uyulmuş olsun ve imamdan evvel tekbir alınmış olmak ihtimali kalmasın, bu İmameynin kavlidir; İmamı A'zam'a göre cemaatin tekbirleri, imamın tekbirine mukarin olmalıdır. Çünkü bunda ibadete musareat fazileti vardır. O halde niyetin evvelce olması lâzım gelir. Bununla beraber imam, daha Fatiha-î Şerifeyi bitirmeden tekbir alıp imama uyan kimse, iftitah tekbirinin sevabına kavuşmuş olur.İmam olan zatın imamete niyet etmesi lâzım değildir. Ancak kendisine kadınların da uymasının sahih olması için imamın imamete niyet eylemesi lâzımdır. Binaenaleyh bir imam: "Ene İmamün limen tebia'ni" "Ben bana uyanlara imamım" diye niyet etse kendisine kadınlar da iktida edebilirler. 3Ayrıca BakınızKAZA NAMAZI KILARKEN NASIL NİYET EDİLİR?NAMAZDA HEM KAZA NAMAZINA HEM SÜNNET NAMAZINA NİYET EDİLİR Mİ?NİYETTE ŞÜPHECEMAAT İLE NAMAZ KILARKEN NİYETKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 480Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 107Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 107-1009
1.255
Hanefi mezhebine göre cematle namaz kılarken niyet etmek farz mı; yoksa sadece Allah-u ekber deyip imama uyup namaza dursak yeterli mi? Ayrıca rükünler arası tekbir getirmek farz mı?
2.244
Akşam namazını eda ettikten kısa bir müddet sonra "acaba akşam namazına mı niyet ettim yoksa başka namaza mı?" diye tereddüte düşen bir kişi o namazı tekrar eda etmesi gerekir mi? Böyle durumlarda nasıl hareket edilmelidir?
3.573
Hz. Yunus'un (as) okuduğu dua hakkında hadis var mıdır? Hatim sayısı var mı, günlük kaç defa okumak gerekiyor?
3.430
Hz. Yunus (as) için 1. Lem'a'da neden "İbn-i Metta Ala Nebiyyina Aleyhissalâtü Vesselâm" tabiri kullanılmıştır? Bediüzzaman Hazretleri bu tabirle ne demek istiyor?
8.122
Sahih kaynaklarda Yunus Aleyhisselam'ın kıssası nasıl geçiyor?
12.996
Hz. Yunus (as) neden annesinin adıyla anılıyor.? Babasının ismi nedir?