Sorular

4.255

Lügat Ezberinin İnsana Kazandırdıkları

Lügat; kelime ve söz demektir. Ayrıca bir milletin dili ve kelime hazinesi mânâsında da kullanılır.Lügat Bilmenin Faydalarını Şu Şekilde Sıralayabiliriz:- Lügat bilgisi, insanın bir şeyi daha iyi anlamasına ve anlatmasına yardımcı olur.- Bu anlamlar itibarıyla insanların bilgi hazinesini genişletir. Bilgi genişledikçe bakış açısı değişir, bakış açısı dediğimiz nazar değiştikçe düşünce değişir, düşünce değiştikçe kişilikler anlam kazanmaya başlar. Kelime dağarcığı fazla olan milletlerin refah seviyesinin bu nispette arttığını ifade edebiliriz.- Lügat bilgisi, kişinin bir şeyi anlamasına ve başkasına anlatmasına çok yardımcı olur. Çocuk, birçok kelimeyi daha öğrenmediği için kendini ifade edemez. Bunun için de ağlar. Sonra kelimeleri öğrendikçe kendini ifade etmeye başlar, bu da özgüvenini artırır.- Okunan ve dinlenen şeyi daha iyi anlamayı sağlar.- İlim ve sanat sahalarında kullanılan terimleri kavramayı kolaylaştırır.- Muhakemeyi, tefekkürü ve öğrenme kabiliyetini geliştirir.- Ayrıca ıstılah denilen terimler vardır ki bunlar birer anahtar gibidir. Bir konuyu anlamak için bu ıstılahları bilmek gerekir. Yoksa o konuyu anlamak zor olur. Bu ıstılahları tam anlayınca, o konunun geçtiği her yeri anlamak daha kolay olur. - Üstad Bediüzzaman Hazretleri de meşhur Kamus-u Okyanus'u babü's-sîne kadar ezberlemiştir. Yani 1154 sayfa ezber yapmıştır. Onun ilminin bu kadar geniş olmasında lügat ezberinin ayrı bir yeri vardır.Ayrıca BakınızLUGAT-I HÜSREVİRİSALE-İ NUR'U ANLAMADA ISTILAH VE LÜGAT

4.012

Risale-i Nur'da Yüz Kapılı Saray Misali İle Ne Anlatılıyor?

“Bir saray var. Yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapının açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez!” (Lemalar, 13. lema)Bu saray misalinin mantığını tam olarak anlayamadık. Bazı kapıların açık, diğerlerinin kapalı olması ne demektir? Kapalı olan ve açık olan kapılardan kastedilen tam olarak nedir? Bunu güncel olarak izah edebilir misiniz?

4.404

Hadisler ve Sünnet Doğrudan Vahiy Sayılır mı?

Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Vahiy iki kısımdır. Biri, vahy-i sarîhîdir ki, Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdâhalesi yoktur. Kur'ân ve bazı ehâdîs-i kudsiye gibi. İkinci kısım, vahy-i zımnîdir. Şu kısım mücmel ve hulâsası, vahye ve ilhâma istinâd eder. Fakat tafsîlâtı ve tasvîrâtı Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a âittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsîl ve tasvîrde Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazen yine ilhâma ya vahye istinâd edip beyân eder. Veyahud kendi firâsetiyle beyân eder. Ve kendi ictihâdıyla yaptığı tafsîlât ve tasvîrât, ya vazîfe-i risâlet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyân eder. Veyahud örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyân eder. 1Sünnetin vahiy ile ilişkisini anlayabilmek için önce vahyin iki kısmını bilmek gerekir.Birinci kısım vahy-i sarîhtir. Buna vahy-i metlüv de denilir. Bu, açık ve doğrudan vahiy demektir. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bu kısımda Allah'tan gelen vahyi olduğu gibi tebliğ eder; kendi tarafından bir ilâve yapmaz. Yani burada vazifesi, gelen vahyi insanlara eksiksiz bildirmektir. Kur'ân-ı Kerîm bu vahyin en açık misâlidir. Bazı hadîs-i kudsîler de bu kısma dahil edilmiştir.İkinci kısım ise vahy-i zımnîdir. Buna vahy-i gayr-ı metlüv de denilir. Bu kısımda vahyin özü ve esası Allah'tan gelir; fakat açıklanışı, misallerle anlatılması ve tafsil edilmesi Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm kendisine gelen bu özlü hakikati bazen yine vahiy ve ilhâm ile, bazen de firâset ve hikmetle beyan etmiştir. Bu sebeple hadîslerde yer alan her ayrıntıyı, Kur'ân âyetleri gibi lafzıyla doğrudan vahiy kabul etmek doğru değildir. Burada önemli olan nokta şudur: Bazı hakikatler Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'a özet hâlde bildirilmiş, o da bunları insanların anlayışına uygun bir üslûpla açıklamıştır. Bu açıklamalarda hem peygamberlik vazifesinin nûru hem de beşeriyet hâlinin gerektirdiği ifade tarzı birlikte görülebilir. Onun için hadîsleri değerlendirirken bu incelik göz önünde bulundurulmalıdır.Sünnet; kelime olarak yol, gidişat, yaşayış tarzı ve takip edilen usûl demektir.2 Kur'ân-ı Kerîm'de “sünnetullah” ifadesi, Allah'ın kâinatta ve insan hayatında cari olan değişmez kanunlarını anlatır. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sünneti ise onun sözleri, fiilleri, tavırları ve onaylarıdır. İslâm âlimleri sünneti kendi ilim dallarına göre farklı şekillerde tarif etmişlerdir; fakat hepsinin ortak noktası şudur: Sünnet, Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dinin yaşanışını fiilen göstermesidir. Bu itibarla sünnet, Cenâb-ı Hakk'ın vahiy ile bildirdiği hakikatlerin, Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hayatında yaşanmış ve uygulanmış şeklidir.Kısaca sünnet; Kur'ân ve hadîs-i kudsî gibi doğrudan vahiy olmamakla beraber, vahyin gölgesinde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Allah tarafından makbul ve râzı olunmuş söz, fiil ve hâllerinin hayata akseden şeklidir.Ayrıca BakınızSÜNNETİN GÜNLÜK HAYATTAKİ FAYDALARIFARZ VE SÜNNETİN EHEMMİYET SIRASIRİSALE-İ NUR'DA SÜNNET-İ SENİYYE BAHİSLERİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 230.MURTEZA BEDİR, "SÜNNET", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010, c. 38, s. 150.https://islamansiklopedisi.org.tr/sunnet--peygamber#1 (18.05.2026).

6.726

Vahşî Hayvanların Avlanması Caiz Değilse Neden Böyle Yaratıldılar?

Üstad Bediüzzaman, risalelerde vahşi hayvanların masum hayvanları yemesinin caiz olmadığını beyan ediyor. Lakin belgesellere ve hayvanın yapısına dikkat edildiğinde, mesela aslanın fıtratı gereği yakalamak ve öldürmek için olduğu anlaşılıyor. Hâl böyleyken koşmak ve yakalamak için yaratılmış bir hayvanın bunu yapmasının caiz olmadığını söylemek zahiren tezat gözüküyor. İşin hakikatini açar mısınız?

17

Hz. Muaviye Kimdir? Hangi Hizmetlerde Bulunmuştur? Kerbelâ Hadisesi İle İrtibatı Var mıdır?

Tam adı Muaviye bin Ebu Süfyan olup 603 yılında Mekke'de doğmuştur. Kureyş kabilesinin ileri gelenlerindendir. Peygamber Efendimiz'in (sav) vahiy kâtipliğini yapmış ve vefatından sonra ordu komutanlığı yapmıştır. Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde valilik yapmıştır. Ayrıca İslâm donanmasında ilk deniz birliklerini teşkil etmiştir. Hz. Osman'ın şehit edilmesi hadisesine yaklaşımından ötürü Hz. Ali'ye biat etmemiştir. Sıffin Savaşı'nda Hz. Ali ve taraftarlarıyla savaşmıştır. Hz. Ali'nin Hariciler tarafından şehit edildiği yıl, kendisi de benzer bir Harici suikastinden yaralı kurtulmuştur. Hz. Hasan'ın da hilafetten vazgeçmesiyle beraber İslâm âleminde birliği sağlamış ve halife olup Emevi Devleti'ni kurmuştur. Hilafeti boyunca Haricilere karşı çok ciddi mücadeleler vermiş, birçok şehrin fethedilmesine de öncülük etmiştir. İstanbul'u kuşatmış fakat alamamıştır. Kişiliği hakkında tarihî kaynaklar; "özel bir diplomat, cömert, çevresini iyi tanıyan ve basiretli, sakinliği ve dikkatli davranmayı ilke edinmiş, mecbur kalmadıkça kuvvete başvurmayan bir idareci" şeklinde bahsetmektedir.1 Hz. Hüseyin, Hz. Muaviye'nin oğlu Yezid'i sonraki halife ilan etmesine karşı çıkar. Hz. Muaviye bu hadiseyi politik yollarla çözüme kavuşturur. Hz. Hüseyin'in şehit edilmesi, Hz. Muaviye'nin vefatından 6 ay sonra gerçekleştiği için bu hadisede bir rolünün olması mümkün değildir.Ayrıca BakınızPEYGAMBER EFENDİMİZİN HİLAFETİ HZ. ALİ'YE VERMEK İSTEMESİHİLAFET MESELESİNİN KELAM KİTAPLARINA GİRMESİİSLAM TARİHİNDE CEMEL VAKASI, SIFFİN SAVAŞI VE KERBELA HADİSESİSIFFİN SAVAŞI İLE ALAKALI HADİS-İ ŞERİFLERKERBELA OLAYIHZ. HÜSEYİN EFENDİMİZİ ŞEHİT EDEN YEZİD'İN ÖLÜMÜ NASIL OLMUŞTUR?KaynakçalarİRFAN AYCAN, "MUÂVİYE b. EBÛ SÜFYÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muaviye-b-ebu-sufyan (06.06.2026).

10

Bediüzzaman Hazretleri İle Sultan Vahideddin'in Münasebeti Nasıldı?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, hayatı boyunca devleti ve milleti için nice hizmetlerde bulunmuştur. Milletinin imanı için manen hizmet etmekle birlikte, Birinci Cihan Harbi, İngiliz muhasarası başta olmak üzere vatanı ve devleti için de her türlü mücadele içerisinde aktif bulunmuştur. Dönemin padişahları ve devlet erkânı da bu vatanperver âlim zata karşı muhabbet içerisinde oldukları gibi, Üstad Hazretleri de onların şahıslarına ve devlet vazifelerine uygun bir irtibatla müsbet bir ilişki içerisinde olmuştur. Nitekim Sultan Reşad'ın 6 Haziran 1911'de yaptığı Rumeli ziyareti için Bediüzzaman Hazretlerini bizzat davet etmesi1, yine en yüksek İslâm akademisi ve danışma kurulu olan Dârülhikmeti'l-İslâmiye'ye bizzat Enver Paşa'nın teklifi üzere2 aza olarak katılması gibi birçok husus, Üstad Hazretlerinin devlet nezdindeki itibar ve ehemmiyetini göstermektedir.Sultan Vahdeddin ile Üstad Bediüzzaman Hazretleri arasında müsbet bir iletişim olduğu söylenebilir. Zira Sultan Vahdeddin, kendi döneminde Üstad Bediüzzaman Hazretlerine, o zamanın savunma bakanlığı olan Harbiye Nezareti'nin de teklifi ile 25 Ağustos 1918 tarihinde devrin en yüksek ilmî rütbesi olan “Mahreç” pâyesini vermiştir. Konu hakkındaki resmî dilekçe ise şu şekildedir:Atûfetlü (çok merhametli) Efendim Hazretleri! Bitlis'te Ruslarla vukua gelen savaşlara iştirak edip esir düşmüş ve bu kere dönmüş olan Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi'nin aşiretlerin savaşa teşviki hususundaki gayretli çalışmaları ve görülen kıymetli vatanperver hizmetlerine binaen ilmî bir rütbe ile taltifi Savunma Bakanlığı'ndan bildirilmiş ve daha sonra Dârü'l-Hikmeti'l-İslamiye âzâlığına tayin olunan bu zatın mahreç payesi ile taltifi münasip olduğu düşünülerek düzenlenen padişah iradesini gösteren tasarı ekte (size) sunulmuş ise de Hazret-i Hilafet-penahi (Halife olan Sultanımız) münasib görürse bu hükmün yerine getirileceği kararlaştırılmıştır efendim.” 3Ayrıca Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, devletin teklifiyle devrin en yüksek İslâm akademisi ve danışma kurulu olan Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye'ye âzâ olarak tayin edildiği sırada padişahın Sultan Vahideddin olması da, aralarındaki münasebetin müsbet olduğuna işaret etmektedir.KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 112.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 147.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 155.