5.012
Ayet ve Hadislerde Kıyamet Tarihi Bildirilmiş Midir?
Kıyamet tarihi belli midir?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
5.012
Kıyamet tarihi belli midir?
“Umûm kardeşlerimize binler selâm ve bugünkü Hıdırellez olan bayram-ı âmmenizi tebrîk ederiz.” Bediüzzaman Hazretleri burada Hıdırellez'i neden “bayram-ı âmme” olarak nitelendirmiş olabilir? Bu ifadeyi nasıl anlamak gerekir?İkinci olarak, Ebüssuûd Efendi'nin Hıdırellez'in kutsallığına inanılmaması gerektiğine dair fetvasını Risale Online'da okumuştum. Ancak Bediüzzaman Hazretleri'nin Hıdırellez'den “bayram” olarak bahsetmesi, bu günün dinî hükmü ve önemi konusunda zihnimde bir tereddüt oluşturdu. İslam âlimleri ve fakihler arasında Hıdırellez'in dinî mahiyeti ve önemi konusunda farklı görüşler var mıdır? Bu fıkhî meseleyi nasıl değerlendirmek gerekir?
“9. Lem'a”da geçen “kānûn-ı tenâsül hâricinde îcâd edilir” ifadesinden, yaprakların üzerinde veya çürümüş maddelerde herhangi bir yumurta ya da ebeveyn canlı olmaksızın meyve sineği gibi canlıların yaratıldığı anlaşılmaktadır. Ancak günümüz biliminin verilerine göre, örneğin çürüyen meyveler üzerinde daha önceden bırakılmış ve çıplak gözle görülmeyen sinek yumurtalarından bu canlılar gelişmektedir.Bu durumda, Bediüzzaman Hazretleri'nin burada farklı bir şeyi kastetmiş olması mı söz konusudur, yoksa kendi dönemindeki ilmî kabuller sebebiyle mi böyle bir ifade kullanmıştır? Risale'nin genel mesajını kabul etmekle birlikte, bu hususun nasıl anlaşılması gerektiğini merak ediyoruz.
7.394
Bediüzzaman Hz.lerinin Eski Said ve Yeni Said devrindeki üstadları hakkında bilgi verir misiniz? Üstadımızın hayatına ne gibi etkileri olmuştur?
8.274
Güneş sistemindeki gezegen sayısı kaç adettir. Üstadımız 12 seyyareden bahsediyor. Ve Kuran'da da geçen Hz Yusuf bahsinde güneş ve ay ile beraber 11 gezegen belirtiliyor. Yani hz Yusuf ile beraber 12 seyyare mi oluyor. Bilim 8 gezegen olduğundan bahsediyor.
4.697
Dünya hayatını mutlu geçirmesi için insanın bakış açısı ne olmalıdır?
7.115
Onuncu Hücceti İmaniye'yi özetler misiniz?
284
Risale-i Nur'un kelâm ilmi ve felsefeye bakışı nasıldır? Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin bu sahadaki vukufiyeti ve derinliği hangi yönleriyle öne çıkar? Bu bağlamda Risale-i Nur Külliyatının kelâm ve felsefe alanlarında tatmin edici ve yeterli olduğunu, bu alanlarda Risale-i Nur dışında bir esere yönelmenin neden gereksiz (ya da ikincil derecede) olabileceğini nasıl izah edebiliriz?
603
13. Söz'de geçen felsefe, hangi felsefedir? Müspet felsefe midir? 13. Söz'de Kur'ân ve felsefe hangi cihetle kıyaslanmaktadır? Kısaca izah eder misiniz?
1.253
Cuma hutbesinin sonunda imam dua ederken cemaatin de ellerini açarak dua etmesi ve sesli bir şekilde amin demesi uygun mudur? Hutbe esnasında konuşulmaz diye biliyoruz. Bu meseleyi izah eder misiniz?
“Nur santrali ve Yirmi Yedinci Mektub'da çok ehemmiyetli fıkraları bulunan Sabri'nin bu defʻaki mersiyesini Lahika'ya geçirdik ve size de gönderdik.” Bu mersiye hangi mersiyedir ve Risale-i Nur'da tam olarak nerede geçmektedir? İzah eder misiniz?
Cenab-ı Allah hem sonsuz nimetleri veren, hem kullarını koruyup esirgeyen, hem de günahları bağışlayandır. Nitekim Allah, Mu'tî (veren), Vehhâb (karşılıksız ve çokça ihsan eden) ve Rezzâk (rızık veren) isimleriyle yarattığı sayısız varlıklara varlığı, rızkı ve sayılamayacak nimetleri ihsan eder.Rahmân ve Rahîm isimleriyle kullarına şefkat ve merhamet gösterir, onları çeşitli sıkıntı ve zararlardan korur.Mâni' (engelleyen, zararları önleyen) ismiyle de hikmeti gereği bazı zararları ve kötülükleri engeller. Bunun yanında Gafûr (çok bağışlayan), Gaffâr (günahları tekrar tekrar örten) ve Afüvv (günahları affeden) isimleriyle de samimiyetle kendisine yönelip tövbe eden kullarının günahlarını örten, cezalandırmaktan vazgeçip bağışlayandır.Netice olarak Allah hem veren, hem esirgeyen, hem de bağışlayandır. Allah'ın bu sıfatları arasında bir zıtlık yoktur. Bunların her biri, Allah'ın hikmet, adalet, rahmet ve lütfunun farklı şekillerdeki yansımalarını göstermektedir.Ayrıca BakınızALLAH'IN SUBÛTİ, SELBİ, HABERİ VE FİİLİ SIFATLARICENÂB-I HAKK'IN SIFATLARINDA ZITLIK BULUNUR MU?RİSALE-İ NUR'DA ALLAH'IN İSİM VE SIFATLARI NASIL ANLAŞILIR? ANTROPOMORFİZMDEN NASIL AYRILIR?ALLAH'IN SIFATLARI ZATINA MUHTAÇ MIDIR?ALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANKADERE İMANIN ALLAH'IN İLİM, İRADE VE KUDRET SIFATLAR İLE İRTİBATIARŞ'A İSTİVA, YED, VECH, AYN GİBİ HABERİ SIFATLAR NASIL ANLAŞILMALIDIR? ALLAH GÖKTE MİDİR?
6.261
Üstad Bediüzzaman neden hediye kabul etmezmiş? Bizler, Risale-i Nur talebeleri olarak bu hususta nasıl hareket etmeliyiz? Hediye kabul etmemizin ihlasımıza bir zararı olur mu?
3.064
İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:ve küfür ve isyan ile ve seni va'dinde tekzîb etmekle senin azamet-i kibriyâna dokunan ve izzet-i celâline dokunduran ve ulûhiyetinin haysiyetine ilişen ve şefkat-i rubûbiyetini müteessir eden ehl-i dalâleti ve ehl-i küfrü, haşrin inkârında onları tasdîk etmekten yüz binler derece mukaddessin.Buradaki “şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesini teşbih ve mecaz cihetiyle anlamalıyız. Çünkü Cenab-ı Hak, yarattıklarının hiçbirine benzemez. Yarattıklarından hiçbirinin özelliği de O'na benzemez. Rabbimiz muhalefetün li'l-havadistir; yani Allah, sonradan yaratılan hiçbir varlığa hiçbir cihetle benzemez. Hiçbir varlık O'nun Zatını zihnen ve aklen kuşatamaz. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Ve kezâ, Sâni'-i Zülcelâl, bütün nevâkıstan pâk ve münezzehtir. Çünki noksâniyet, maddiyâtın mâhiyetlerindeki isti'dâdın kılletinden ileri gelir. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk maddiyâttan değildir.Ve kezâ, Sâni'-i Kadîm-i Ezelî, kâinâtın ihtivâ ettiği eşyânın cismiyet, cihetiyet, tagayyür, temekkün gibi istilzâm ettikleri levâzım ve evsâftan berî ve münezzehtir. Kur'ân-ı Kerîm şu iki hakîkate Allâh'a misil yapmayın ma'nâsına olan فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا âyetiyle işâret etmiştir. 1Kur'an-ı Kerim de bu hakikate, Allah'a benzer ve misil tutulamayacağını ifade eden şu ayetle işaret eder:Öyle ise (eşi olmayan) Allah'a, benzerler (ortaklar) koşmaya kalkmayın! 2Bu hakikat, Allah'ın varlıkları terbiye edişine, idare edişine ve onlara muamelesine bakan İlahi tecelliler hakkında da geçerlidir. Yani Allah'ın zatı ve sıfatları varlıklara benzemediği gibi, muhabbeti, gazabı, şefkati ve bu manalardaki İlahi tecellileri de bizim anladığımız şekilde değildir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Çünkü nasıl Cenab-ı Hakk'ın zat ve sıfatında, nazir ve şebih ve misli yoktur. Öyle de, şuunat-ı Rububiyetinde misli yoktur. Sıfatı nasıl mahlukāt sıfatına benzemiyor, muhabbeti dahi benzemez. Öyle ise, şu ta'biratı müteşabihat nev'inden tutup deriz ki: Zat-ı Vacibü'l-Vücud'un vücub-u vücuduna ve kudsiyetine münasib bir tarzda ve istiğna-yı zatisine ve kemal-i mutlakına muvafık bir surette muhabbeti gibi bazı şuunatı var...3Bu durumda “şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesi, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada üzülmesi, etkilenmesi, sarsılması veya sonradan yeni bir hal kazanması demek değildir. Böyle bir mana verilemez. Çünkü Allah Teala, yaratılmışlara ait hiçbir eksikliği taşımaz. O, maddi değildir, cisim değildir, bir yerde bulunmakla sınırlı değildir; değişmekten ve sonradan başka bir hale girmekten de münezzehtir. Çünkü değişmek, sonradan olmayı, başka bir hale geçmeyi çağrıştırır. Mekanla kayıtlı olmak da mahluk varlık olmanın bir vasfıdır. Cenab-ı Hak ise ezelidir, ebedidir ve yaratılmışlara ait bütün sınırlardan münezzehtir.Burada anlatılmak istenen, insanların küfür ve isyanı, Allah'ın rahmetine, hikmetine, adaletine ve kullarını terbiye eden Rububiyetine zıt bir tavırdır. Çünkü Allah insanı yaratır, yaşatır, besler, korur, sayısız nimet verir ve onu her an terbiye eder. Böyle bir Rabbe karşı iman, şükür ve itaat gerekirken; inkar, nankörlük ve isyan ile karşılık vermek elbette çok büyük bir suçtur.Bu sebeple metindeki “müteessir olmak” ifadesi, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada üzülmesi, sarsılması veya duygusal bir değişim yaşaması demek değildir. Buradaki mana, küfür ve dalaletin İlahi rahmete, hikmete ve adalete karşı çok çirkin bir karşılık olmasıdır. Böyle bir suç da İlahi gazabı ve cezayı celbeder.Allah insanlara sonsuz denecek kadar çok nimet, ihsan ve rahmet eserleri gösterir. İnsan ise buna rağmen bu nimetleri Allah'tan bilmez, O'nun vaadini yalan sayar, rahmet eserlerini değersiz görür ve kulluk vazifesinden yüz çevirirse; bu, büyük bir cürüm olur.İşte bu cürüm, Allah'ın şefkatle terbiye eden Rububiyetine zıt düştüğü için, kişinin rahmete layık bir tavırdan uzaklaşmasına sebep olur. Yani insan kendi iradesiyle rahmet kapısını kapatır ve ceza ile karşılık görmeyi hak eder.Kısacası: “Şefkat-i rububiyyetin müteessir olması” ifadesi mecazi bir anlatımdır. Burada, haşa Allah'ın bizim bildiğimiz manada etkilenmesi veya üzülmesi kastedilmez. Çünkü Allah, yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden münezzehtir. Asıl anlatılan şudur: Küfür ve isyan, Allah'ın rahmetine, hikmetine ve adaletine aykırı bir tavır olduğu için, İlahi gazabı ve cezayı celbeder.Ayrıca BakınızALLAHIN SIFATLARINI NASIL ANLARIZALLAH'IN İSİM-SIFAT-ŞUUNAT VE ZATININ MÜKEMMELLİĞİCENÂB-I HAKK'IN SIFATLARINDA ZITLIK BULUNUR MU?İSİM VE SIFAT NEDİR?RUBUBİYET VE TERBİYERUBUBİYETİN TANIMIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 141.Nahl, 16/74.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 134-135.
5.271
Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'un bir kaç yerinde tesadüf kelimesini kullanıyor? Kainatta hiç bir şey tesadüfe olmadığı halde, tesadüf kelimesini kullanmak doğru mudur?
4.221
"Âhiretteki neticeleri ise; kat'iyyen vücudları ve tahakkukları, icmalen Onuncu Söz'ün oniki hakikat-ı katıa-i satıasıyla ve Yirmidokuzuncu Söz'ün altı esas-ı bahiresiyle isbat edildiği gibi," (32. Söz) 29. Söz'de dört esas bulunmasına rağmen, burada “altı esas-ı bahire” denilmiş. Bu kısmı izah eder misiniz?
3.474
Bahse konu yer Risale-i Nur'da şu şekildedir:Ve hakeza, kıyas et. Fakat mümkinatta hakiki ve tabii lüzum-u zati olmadığından mümkinatta zıdlar birbirine girebilmiş. Mertebeler tevellüd ederek, ihtilafat ile tagayyürat-ı alem neş'et etmiştir. Mademki kudret-i ezeliyede meratib olamaz. Öyle ise, makdurat dahi bizzarure kudrete nisbeti bir olur. En büyük en küçüğe müsavi ve zerreler yıldızlara emsal olur. Bütün haşr-i beşer bir tek nefsin ihyası gibi, bir baharın icadı bir tek çiçeğin sun'u gibi o kudrete kolay gelir. 1Mümkinat, yani âlem-i imkan, varlığı da yokluğu da zatı itibarıyla eşit olan; var olmak için mutlaka Allah'ın icadına muhtaç bulunan varlık âlemidir. Bu âlemde hiçbir şeyin varlığı kendi zatından gelmez. Onun için burada görülen vücut, hayat, güzellik, kuvvet ve benzeri sıfatlar zati değil, arızidir. Yani sonradan ihsan edilmiştir; kendinden ve kendisi için zaruri değildir.Mesela insanda vücut vardır; fakat bu vücut zati değildir. Güzellik vardır; fakat kendinden değildir. Malikiyet hissi vardır; fakat hakiki malikiyet değildir. Eğer bunlar zati olsaydı, insan ne vücudunu kaybetmeye, ne gençliğinin gitmesine, ne güzelliğinin sönmesine, ne de elindeki malın elinden çıkmasına müsaade ederdi. Demek ki mümkinat âlemindeki bu sıfatlar, sahibinin zatından kaynaklanmıyor; bilakis ona verilmiş, sonra da geri alınabilir mahiyette bulunuyor.İşte metindeki “mümkinatta hakiki ve tabii lüzum-u zati olmadığından” ifadesi bunu anlatır. Yani âlem-i imkanda hiçbir şeyin zatından gelen ayrılmaz, mecburi ve değişmez bir varlığı yoktur. Bu sebeple mümkinatta zıtlar birbiri içine girebilir. Hayat-ölüm, sıhhat-hastalık, güzellik-çirkinlik, nur-zulmet, vücut-adem, kuvvet-zaaf gibi zıt haller aynı âlemde, hatta bazen aynı şeyde peş peşe veya iç içe görünebilir. Bundan dolayı da mertebeler meydana gelir. Yani güzel, daha güzel, çok güzel; kuvvetli, daha kuvvetli; büyük, daha büyük gibi dereceler ortaya çıkar. Aynı şekilde ihtilafat ve tagayyürat-ı âlem, yani âlemdeki farklılıklar ve değişmeler de buradan neş'et eder. Çünkü mümkinat sabit ve zati bir kemale sahip değildir; aldığı feyze göre değişir, eksilir, çoğalır, bozulur, yenilenir.Buna karşılık Cenab-ı Hakk'ın sıfatları hakiki ve zatidir. Varlığı kendindendir; sonradan olma değildir; başkasından alınmış değildir. Bunun için O'nun sıfatlarına zıtlar arız olamaz, müdahale edemez. Acz kudrete, cehl ilme, noksan kemale, ölüm hayata karışamaz. Böyle olunca ilahi sıfatlarda derece, eksilme, çoğalma ve değişme düşünülemez.Metindeki “Mademki kudret-i ezeliyede meratib olamaz” cümlesi de bunu ifade eder. Allah'ın kudreti ezelidir; sonradan artan, eksilen, yorulan, taksim olunan bir kuvvet değildir. Öyleyse kudret açısından “az zor”, “çok zor”, “kolay”, “daha kolay” gibi mertebeler bulunmaz.Bunun neticesi olarak “makdurat dahi bizzarure kudrete nisbeti bir olur”. Yani kudretin taalluk ettiği bütün mahluklar, o kudrete nisbetle eşittir. Bir çiçeği yaratmakla bir baharı yaratmak arasında, bir zerre ile bir yıldız arasında, bir fert ile bütün insanlar arasında ilahi kudret açısından fark yoktur. Fark, bizim dar ölçümüzdedir; Allah'ın kudretinde değildir.Bu sebeple bir çiçeği, baharı ve Cenneti yaratmak O'nun için aynıdır. Birini daha kolay, diğerini daha zor yapan bir sebep yoktur. Çünkü zorluk ve kolaylık, sınırlı kuvvetler için söz konusudur. Sonsuz ve zati kudrette ise mertebe bulunmaz. “Kün” emriyle, yani “Ol” emriyle, dilediği şey vücut bulur.“Bütün haşr-i beşer bir tek nefsin ihyası gibi, bir baharın icadı bir tek çiçeğin sun'u gibi o kudrete kolay gelir.” Yani bütün insanları kıyamette diriltmek, bir tek insanı diriltmek kadar kolaydır. Koca baharı bütün çiçekleriyle, ağaçlarıyla ve canlılarıyla icat etmek de bir tek çiçeği yaratmak kadar suhuletlidir. Çünkü mahlukatta görülen büyüklük-küçüklük, çokluk-azlık ve derece farkları, mümkinatın kendi mahiyetine aittir; Kudret-i Ezeliyeye ait değildir.Kısacası, âlem-i imkan, varlığı kendinden olmayan ve her şeyi Allah'ın icadına muhtaç bulunan varlıklar âlemidir. Bu âlemde sıfatlar zati değil, arızi olduğu için zıtlar, değişmeler ve mertebeler bulunur. Fakat Cenab-ı Hakk'ın kudreti zati ve ezeli olduğu için onda mertebe yoktur. Bu yüzden bir çiçekle bir bahar, bir zerreyle bir yıldız, bir insanın ihyası ile bütün insanların haşri o kudrete nisbetle birdir ve aynı derecede kolaydır.Ayrıca BakınızALLAH'IN SUBÛTİ, SELBİ, HABERİ VE FİİLİ SIFATLARIİSİM VE SIFAT NEDİR?ALLAH'IN KUDRETİNİN VE İLMİNİN SONSUZ OLUŞUNUN DELİLLERİKUDRETİN YARATMASINDAKİ KOLAYLIKMELEKÜTİYYET İLE HER ŞEYİN ALLAH'IN KUDRETİNE EŞİT OLMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 206.
4.263
Kâinatta olup biten çok küçük ve gözümüze gereksiz gibi gelen şeyleri de illa bir hikmete bağlı olarak mı düşünmeliyiz? Yoksa Cenab-ı Hakk'ın koyduğu âdetlerin neticeleri olarak mı görmeliyiz? Mesela bir yaprağın ağaçtan düşerken savrulup herhangi bir yere düşmesi gibi.
4.843
Teabbüd ne demektir? Teabbüdi ibadetlerden kasıt nedir? Örnekler verir misiniz?
4.617
"Hatta zeminin merkezindeki müdhiş ateş dahi, o zîşuur mahlûklara nisbeti, bizlere nisbeten Güneşin harareti gibi olmak iktiza eder. O zîşuur rûhânîler nurdan oldukları için, nâr onlara nur gibi olur." Bu cümleyi açıklar mısınız?
4.855
Kader Risalesi'nde geçen bu cümleyi kısaca izah eder misiniz?