3.615
Musibetin İlk Anında Sabredemeyen Kimse Ne Yapmalıdır?
Gelen musibete karşı ilk anda sabır gösterilemezse, sonra sabır gösteremediği için pişman olunursa ne olur?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
3.615
Gelen musibete karşı ilk anda sabır gösterilemezse, sonra sabır gösteremediği için pişman olunursa ne olur?
3.627
“İmkan-ı zati” ile “imkan-ı zihni”yi Bediüzzaman Hazretleri birkaç yerde anlatıyor. Bu delilleri öğrenmemizin bize ne gibi katkısı var acaba? Yani bu konu üzerinde neden bu kadar çok duruluyor?
1.412
Bir bebeğin oluşma ve gelişme esnasında göstermiş olduğu hareketin sistematik ve hikmetli hareketler ve aşamalar olduğunu nasıl anlayabiliriz? Aklıma sürekli ya ileride değişirse veya önceden bebeklerin gelişim aşaması böyle değildi diye sorular gelmekte.
966
Eşim devlet memuru olup gittiği köylerde süt, yoğurt gibi hediyeler veriyorlar. Bu ürünleri kullanabilir miyiz? Uygun olmadığını düşünerek kullanmıyoruz. Ürünlerin karşılığı olan ücreti hediye edenlerin adına yardım kutularına bağışlayıp da bu ürünleri kullansak olur mu?
4.386
Ahir zaman insanı olarak imanı kaybetmekten ya da kaybetmiş olmaktan çok korkuyorum. Ne yapmalıyım ve bunu nasıl anlarım?
1.631
"Günah işlerken tövbe eden Rabbi ile alay etmiş gibidir" deniyor. Fakat bir kişi geçmişte bu hareketi yaptıysa ve pişman olduysa affedilir mi?
1.241
Kur'an-ı Kerim, Yüce Allah tarafından Hz. Peygambere (sav) Cebrail aracılığıyla hem lafzı hem de manasıyla Arapça olarak indirilmiş İlahi kelamdır. Bizzat tilaveti ibadet olan ve lafızlarıyla sevap kazanılan metin, Kur'an'ın kendi asli Arapça lafızlarıdır. Kur'an-ı Kerim mealleri ise onun manasını aktarmak üzere insanlar tarafından yazılmış tercüme ve yorumlar olup bizatihi Kur'an hükmünde değildir.Bu çerçevede hatim, Kur'an-ı Kerim'in tamamının Arapça metni üzerinden Fatiha suresinden başlanarak Nas suresine kadar yüzünden veya ezbere okunmasıdır. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in Türkçe mealini veya tefsirini okumakla hatim yapılmış olmaz. Aynı şekilde Kur'an metnini Latin harflerinden okuyarak da hatim gerçekleşmez.Bununla birlikte, bir Müslümanın Yüce Allah'ın emirlerini, öğütlerini ve buyruklarını öğrenip anlamak amacıyla meal ve tefsir okuması, Kur'an'ın indiriliş gayesine uygun, son derece kıymetli ve sevaba vesile olan bir ibadettir. Bu sebeple Kur'an'ın hem Arapça lafzını tilavet etmeye hem de manasını anlamak için meal ve tefsirini okumaya gayret edilmelidir.1Ayrıca BakınızKUR'ÂN TEK OLDUĞU HALDE MEALLERİN VE TARİKATLARIN FARKLILIĞI NEDENDİR?KUR'AN'I MEALİNDEN OKUMAKKUR'ÂN MEALLERİNDEKİ FARKLILIĞIN SEBEBİOSMANLI DÖNEMİNDE MEAL ÇALIŞMALARIHATİM DUASINDAN ÖNCE OKUNAN SURELERHATİM SEVABIMUKABELE DİNLEMEK HATİM YERİNE GEÇER MİKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 488-489.
1.245
Yatsı namazını hemen vaktin başında kılmayıp gecenin ilk üçte birlik dilimine kadar ertelemek müstehap (faziletli) kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur:Ümmetime zorluk vermeyecek olsaydım, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirmelerini onlara emrederdim.1Yatsı namazını gecenin ortasına (yarısına) kadar geciktirmek ise mubah ve caizdir. Fakat geçerli bir mazeret olmaksızın yatsı namazını gecenin yarısından sonraya, tan yerinin ağarmasına (imsak / ikinci fecir vaktine) yakın saatlere kadar geciktirmek mekruhtur. Bu mekruhluğun temel sebebi, kişinin uyuyakalıp namazı tamamen kaçırma riskiyle karşı karşıya kalmasıdır.Ayrıca gece uyanma imkânı olan kimseler için vitir namazını teheccütten sonraya (gecenin son vakitlerine) ertelemek faziletli kabul edilirken, yatsı namazının farzını mazeretsiz olarak gecenin yarısından sonraya bırakmamak esastır.2Kaynakçalarİbn Mâce, Salât: 8.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 397.
971
İnsanlara imani hakikatleri tebliğ etmekten korkan veya riya olur düşüncesiyle çekinen birisi bu halden nasıl kurtulabilir? Her ortamda iman hakikatlerini (mesela seyahatte yanımıza oturan birsine veya arkadaş ortamlarında) anlatma sorumluluğumuz var mıdır? Tebliğ konusunda bilgi verir misiniz?
4.156
Eminevim ve benzeri tasarruf finansman sistemleriyle ev veya araba almak dînen caiz midir? Bu sistemlerde taksitlerin enflasyon veya maaş artışına göre değişmesi, organizasyon ücreti alınması, satın alınan mala ipotek konulması ve gecikme hâlinde fark talep edilmesi fıkhen faiz veya akdi bozan bir durum sayılır mı? Ayrıca bu uygulamalar, meçhul mal satışı, haksız kazanç veya câiz olmayan rehin kapsamında değerlendirilir mi? Bu tür kurumlarla işlem yapmak helâl kabul edilir mi?
4.910
Latince metinlerin Osmanlı Türkçesi'ne çevirisini Osmanlıca Online sitemizden yapabilirsiniz. Sitenin linki: https://osmanlica.online/Osmanlıca Online sitesi; Osmanlı Türkçesini öğrenmek isteyen herkese kolay, erişilebilir ve etkili bir eğitim sunmak amacıyla kurulmuş bir dijital platformdur. Misyonumuz; Osmanlı Türkçesini anlamak ve okumak isteyen fertlere tarihi mirasımıza dair derin bir bakış kazandırmak, kaynakları orijinal metinlerinden okumalarını ve yazma becerisini sağlamaktır.Geleneksel dil öğrenme yöntemlerini dijital çağın imkânlarıyla birleştirerek, herkesin Osmanlıca öğrenmesini kolaylaştırıyoruz. Kur'an harflerini tanımakla başlayarak, Osmanlıca kelime dağarcığını geliştirmek ve tarihi belgeleri okuyabilmek isteyenler için özel olarak tasarlanan derslerimiz ve materyallerimizle her seviyedeki öğrencilerimize destek oluyoruz.Neden Osmanlıca Online?Uzman Eğitmenler: Alanında tecrübeli ve yetkin eğitmenlerimizle Osmanlıca öğrenme yolculuğunuzda her adımda yanınızdayız.Kapsamlı Eğitim Materyalleri: Her seviyeye uygun ders içeriklerimiz, interaktif öğrenme araçlarımız ve geniş kaynak arşivimizle Osmanlıca Türkçesi Öğreniminde tam destek sağlıyoruz.Esnek Öğrenme İmkânı: İnternet bağlantısına sahip her yerden, istediğiniz zaman Osmanlıca öğrenmeye başlayabilir ve kendi hızınızda ilerleyebilirsiniz.Tarihe Yolculuk: Osmanlı Türkçesi, kültürel ve tarihi bir zenginliğin kapılarını açan çok önemli bir anahtardır. Bu anahtarla, Osmanlı dönemine ait belgeleri orijinalleri üzerinden okuyabilir, edebi eserleri anlayabilir ve tarihi mirasımızla derin bir bağ kurabilirsiniz.Tüm Eğitimler Ücretsizdir: Osmanlica.online sitesine üye olarak sitemizin sunduğu bütün imkânlardan ücretsiz olarak faydalanabilirsiniz.Sertifika: Aldığınız kurs sonunda Hayrat Vakfı tarafından verilecek olan dijital sertifikanızı alabilirsiniz.Çeviri : Latince kelime ve cümleleri saniyeler içinden istediğiniz hat çeşidine çevirebilir bu sayede doğru yazılışları öğrenme imkanı bulabilirsiniz.HedefimizOsmanlica.online olarak hedefimiz, herkesin Osmanlıca öğrenebilmesini sağlamak ve bu ecdadımızdan miras kalan eşsiz hazineyi modern yöntemlerle geleceğe taşımaktır. Osmanlı Türkçesi öğrenme sürecinizi keyifli hale getirmek ve size gerekli tüm bilgileri sunmak için buradayız. Osmanlıca, tarihimize açılan bir kapıdır ve biz, bu kapıyı sizin için aralıyoruz.Siz de Osmanlıca öğrenme yolculuğunuza hemen şimdi başlayın! Ücretsiz kayıt olun, ecdadımızın eşsiz mirasını keşfetmeye başlayın!
1.206
1. Mektub'da geçen “Mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azab içinde azaptır” ifadesinde mevt, yani ölüm, ehl-i dalalet için nasıl “nikmet” olmaktadır? Hayatın ehl-i dalalet için nikmet olması nasıl anlaşılmalıdır? İzah eder misiniz?
Merhaba hocam. İlim ve bilginize güvendiğim için bu konuyu size danışmak istedim. Hayatım boyunca helale harama dikkat eden, gözünü ve iffetini haramdan korumaya çalışan evli bir hanımım.Eşimle kavga edip babaevime gittiğim bir dönemde, küfürbaz bir erkek yakın akrabamla bir konuda inatlaştık. Bu sırada bana çok çirkin, cinsel içerikli ağır bir küfür etti. İlk defa böyle bir şeye maruz kaldığım için çok sarsıldım.Birinin bana böyle bir küfür etmesi iffetime veya namusuma manevi zarar verir mi? Ayrıca bu olayın şokuyla zihnime istem dışı gelen rahatsız edici vesveseler, eşime olan sadakatime veya iffetime zarar vermiş olur mu?
"... Kalbiyle cihad eden de mü'mindir. Bu kadarcığı da bulunmayanda hardal tanesi ağırlığında bile iman yoktur." (Müslim, İman 80) Bu hadisi okuduktan sonra, gördüğüm her günaha karşı içimden veya dilimle "Bu kötü." demeye ve rahatsız olmaya çalışıyorum. Çünkü hadisin son ifadesinden bir hayli korkuyorum. Fakat bunu gördüğüm her günaha yapamıyorum. (Sürekli şehadet getiriyorum.) Bir sürü günah var etrafımda maalesef. Özellikle kendim günah işlerken bir yandan kötü demek, bir yandan yapmak çok garibime gidiyor. Çok zorlanıyorum. Gerçekten bu söylediklerimi yapmazsam küfre girer miyim?
Hocam, size bir sorum var: Bana merhameti olmayan insana karşı benim de merhametsiz olmam doğru mudur? Kul hakkının yenmesi, beni en çok inciten şeydir. Bu yüzden insanlara karşı mesafeli olmaya çalışıyorum. Bu yaptıklarım yanlış mı? Bunlar, kafamın daha rahat ve sakin olmasını sağlıyor.
3.591
İlgili ayet Kur'an'da şöyle geçmektedir:Artık o zaman gök yarılıp da erimiş yağ gibi (kıpkırmızı) bir gül hâline gelir!1Bu ayet hakkında tefsir âlimleri şöyle demiştir:Elmalılıya göre, Sonra da gök bir yarıldı mı yani kıyamet kopmaya başlayıp gök dürülmek üzere çatladığı çatlayıp da bir gül olduğu, kıpkırmızı bir gül gibi kızarmış bir halde yağ gibi eridiği zaman.. şartiyyedir, cevabı mahzuftur. Yani kıyamet zamanı şimdi tafsilatını anlayamayacağınız, beyana sığmaz ne dehşetler, ne inkılablar olacaktır.2İmam Matüridi'ye göre, Gökyüzü yağ gibi kızarır ve erir. Dünya semasının demirden olduğu rivayet edilmiştir, kıyamet koptuğunda cehennem ateşinin hararetiyle yeşilden kırmızıya döner, tıpkı ateşte ısıtılan demirin kızarması gibi.3Fahrettin Razi'ye göre, Meşhur olan manaya göre bu, "Sema o zaman hemen, kıpkırmızı olur.." anlamındadır. Buna göre, eritilmiş olan yağ, bir defada dökülür ve bir defada erir. Demir ve kurşun ise, iyice erimezler. Böylece, yağın, eridikten sonraki hareketi, dışındaki şeylerin hareketinden daha süratli olur. Buna göre Cenab-ı Hak sanki, "O zaman göğün hareketi, ince kısımları eriyip de kendisinden yararlanılan, geriye ise tortuları kalan bir kurşun gibi değil de, bir hamlede akıveren yağ gibi, tek bir meydana geliş (verde) olur." buyurmuştur. Demir ve bakır da böyledir. kelimesi, semânın büyüklüğü ve unsurlarının farklılığından dolayı, meydana gelecek olan erimelerin çokluğu sebebiyle çoğul getirilmiştir. Zira gök cisimleri, dışındakilere muhalefet halindedir.4Vehbe Zuhayli'ye göre ise: Gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül..." teşbih-i beliğdir. Burada benzerlik yönü ve edatı zikredilmemiştir. "Kırmızılıkta gül gibi" demektir.Artık gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül olduğu zaman." Yani kıyamet günü gelip gök yarıldığı, kırmızı bir gül gibi olup dağıldığı ve yağ gibi eridiği, bir başka manaya göre kırmızı deri (sahtiyan) gibi renklendiği zaman. Burada anlatılmak istenen şudur: Gökyüzü zeytin yağı gibi erir ve renkten renge girer: Bazan kırmızı, bazan sarı, bazan mavi, bazan yeşil olur. İşte bu, emrin şiddetinden ve kıyametin dehşetindendir.5Birçok klasik müfessir bu ayeti kıyametin kopması sırasında gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimlerin anlatımı olarak açıklamışlardır. Göğün yarılması, kızarması ve eriyen yağ gibi bir hâle gelmesi, kıyametin dehşetli olaylarını anlatan güçlü bir benzetmedir. Kıyamet anında gök düzeninin bozulacağı, renginin değişeceği ve insan aklının tasavvur etmekte zorlanacağı büyük dönüşümler yaşanacağı ifade edilmiştir.Bununla birlikte modern çağda bilimsel gelişmeler sayesinde bazı araştırmacılar bu ayete farklı bir açıdan da bakmaktadır. Günümüzde teleskoplar ve uzay araştırmaları sayesinde insan gökyüzünü adetâ yararak uzayın derinliklerini gözlemleyebilmektedir. Bu durum da ayette geçen "göğün yarılması" ifadesinin daha geniş anlamlara işaret edebileceği de muhtemeldir. Bu noktada özellikle uzayda görülen bazı görsel oluşumlar ayette "gül" tabiriyle uyumlu olması Kur'an'ın ezeli ve ebedi bir kitap olduğu gözler önüne sermektedir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:Ne yerde, ne de gökte zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalır; ne bundan daha küçük, ne de daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) bulunmasın!6Rosette Nebuba (Güle Benzeyen Bulutsu)Konunun daha iyi anlaşılması için uzayda gerçekleşen iki önemli astronomik olaya değinmek gerekir: Nebula ve süpernova. Nebula (bulutsu), uzayda geniş alanlara yayılmış gaz ve toz bulutlarına verilen isimdir. Bu yapılar genellikle hidrojen, helyum ve çeşitli iyonize gazlardan oluşur ve milyonlarca kilometrelik alanlara yayılabilir. Nebulaların sıcaklıkları çok yüksek değerlere ulaşabilir ve bazıları yeni yıldızların oluştuğu bölgeler hâline gelir.Süpernova ise büyük yıldızların ömrünün sonunda meydana gelen çok şiddetli patlamalara verilen isimdir. Bir yıldızın yakıtı tükendiğinde gerçekleşen bu patlama sırasında ortaya çıkan enerji son derece büyüktür hatta bazen Güneş'in milyarlarca yılda yayacağı enerjiden daha fazlası kısa sürede açığa çıkabilir. Bu patlamalar sonucunda uzayda büyük gaz bulutları oluşur ve bu bulutlar çoğu zaman renkli ve çiçeğe benzer şekiller meydana getirirler.7Bu tür oluşumlardan biri de "gül bulutsusu” olarak bilinen "Rosette Nebula"dır. Bu bulutsu 1690 yılında İngiliz astronom John Flamsteed tarafından gözlemlenmiş ve görünüşü bir güle benzediği için Latince "gül şeklindeki bulutsu" anlamına gelen bu isim verilmiştir. Uzay teleskoplarıyla çekilen görüntülerde gerçekten de kırmızı tonlarda, gül şeklini andıran büyük gaz bulutları görülmektedir.89Kur'an'daki "gök yarılıp erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül hâline gelir" ifadesi bu tür kozmik görüntülere de dikkat çekiyor olabilir. Çünkü süpernova patlamaları sonucu oluşan nebulalar (bulutsu), ayetteki tasvire benzer bir görüntü ortaya çıkarabilmektedir.Sonuç olarakRahmân Sûresinin 37. ayeti klasik müfessirlere göre kıyamet günü gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimleri anlatan bir benzetmedir. Modern dönemde ise uzay araştırmaları sayesinde görülen nebula ve süpernova gibi olayların görüntülerinin ayetteki tasvire benzemesi dikkat çekmiş ve bu durum Kur'an'ın derin anlamlarından biri olması muhtemeldir.Güle Benzeyen Bulutsu Görselleri:Ayrıca BakınızKURAN-I KERİM'İN BİLİMSEL MUCİZELERİ NELERDİR.KUR'AN İLE BİLİM ARASINDA GÖRÜNEN ÇELİŞKİLER NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?HER BİR AYETİN BİRÇOK MANASIKaynakçalarRahmân, 55 / 37.Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku'ran Dili, Huzur Yayınevi, 2005, c. 7, s. 379-380.Ebu Mansur el-Maturidi, "Te'vilatül Kur'an", Râhman 55/37.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c.21, s. 118-119.Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü'l-Münir, Risale Yayınları, c. 14, s. 187-189.Yunus, 10 / 61.https://tua.gov.tr/tr/blog/evren/bulutsu-nebula-nedirhttps://bilimgenc.tubitak.gov.tr/cassiopeia-supernova-kalintisihttps://enpopulersorular.com/library/lecture
2.987
İlgili yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:Faniyim, fani olanı istemem. Acizim, aciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yar-ı baki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.1Bediüzzaman Hazretleri burada insanın, yaratılış bakımından çok zayıf, aciz ve muhtaç olduğunu anlatıyor. İnsan, bedeni yönüyle kâinatta çok küçük bir yer kaplar. Hatta adeta bir hiç gibidir. Fakat buna rağmen manevi yönü çok büyüktür. Çünkü insan, Allah'ın isimlerine ayna olacak, yeryüzünde halife olacak ve kainattaki birçok manayı anlayıp Rabbine yöneltecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Bu yüzden küçücük olduğu halde çok büyük şeyler ister. Yani insan, aciz olduğu için sonsuz kudret sahibini; fani olduğu için ebedi olanı; muhtaç olduğu için her şeye malik olan Allah'ı arar ve ister. Dünyadaki sınırlı şeyler insan kalbini tam doyurmaz. İnsanın içindeki büyük istekleri ancak Allah karşılayabilir. “Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim” sözü de bunu anlatır.Daha geniş bir ifadeyle “Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.” ifadesiyle, insanın nefsi ve görünüşü itibarıyla kâinatta hiç hükmünde olduğunu; lakin gördüğü vazife ve manen çıktığı yüksek mertebe itibarıyla bütün varlıkların üstünde bir mevkiye ulaşacağını ifade eder. Aynı zamanda kalbindeki sınırsız muhabbet ve sevgi ile dünyayı, evreni, ahiret hayatını ve tüm yaratılmış varlıkları birden sevip isteyecek bir fıtratta yaratıldığını nazara vermektedir. Zira insana bu potansiyel ve istidat Rabbimiz tarafından verilmiş ve özüne yerleştirilmiştir. İman ve ibadet vasıtasıyla ruhuna yerleştirilmiş olan bu istidatlar gelişmeye ve büyümeye başlar ve sonuçta insanı yüksek manevi bir makama yüceltir. Burada asıl olan, insanın kendi acizliğini, fakirliğini, eksikliğini, kusurlu ve fani oluşunu anlayıp sonsuz kudret, rahmet ve hikmet sahibi Rabbine iman ve dua ile yönelmesi, O'na dayanıp O'ndan yardım dilemesi ve O'na ibadet etmesidir.İnsanın madde itibarıyla hiçliğiyle birlikte bütün varlıkları birden istemesi gerçeğini Bediüzzaman Hazretleri başka bir yerde şöyle izah eder:Hem deme ki: Ben hiçim; ne ehemmiyetim var ki, bu kainat, bir Hakim-i Mutlak tarafından kasdi olarak bana teshir edilsin, benden bir şükr-ü külli istenilsin? Çünkü sen, çendan nefsin ve suretin itibariyle hiç hükmündesin, fakat vazife ve mertebe noktasında, sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belagatlı bir lisan-ı natıkı ve şu kitab-ı alemin anlayışlı bir mütalaacısı ve şu tesbih eden mahlukatın hayretli bir nazırı ve şu ibadet eden masnuatın hürmetli bir ustabaşısı hükmündesin.2Bu kısımda insanın dış görünüşü ve cismani varlığı bakımından küçük, zayıf ve adeta “hiç” hükmünde olduğu; fakat vazifesi ve manevi kıymeti bakımından çok büyük bir makam taşıdığı anlatılır. Yani insan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Bilakis kâinatı seyreden, ondaki hikmetleri anlayan, varlıkların tesbihini fark eden ve bunları idrak edip şükürle Allah'a yönelen şuurlu bir kuldur. Yukarıdaki paragrafta “şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi” denilmesi, insanın koca âlemi ibretle temaşa etmesi demektir. “Şu hikmetli mevcudatın belagatlı bir lisan-ı natıkı” ifadesi, varlıklarda görünen manaları anlayıp dile getirebilmesini bildirir. “Şu kitab-ı âlemin anlayışlı bir mütalaacısı” denilmesi ise insanın kâinata mana-yı harfi ile yani Allah hesabına bakıp onu Allah'ın isimlerini gösteren bir kitap gibi okuyabilmesidir.Netice olarak insan, kendi başına zayıf ve fakirdir; fakat iman, şuur ve kulluk ile bütün varlıklar namına bakabilen, düşünebilen, şükredebilen ve Allah'a yönelen çok kıymetli bir mahluktur.Ayrıca BakınızİNSANIN "AHSEN-İ TAKVİM" ÜZERE YARATILMASININ ANLAMIİNSANIN YERYÜZÜNDE HALİFE OLMASIİNSANDAKİ ADI KONMAMIŞ LATİFELER / 13. LEMAALLAH'IN İSİMLERİNİN İNSAN ÜZERİNDE TECELLİSİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 92Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 120
1.100
Bir vakit namazı kasten terk edersek 80 yıl cehennemde yanacağımız söyleniyor. Herhangi bir kaynak var mıdır? Varsa 80 yıl, dünya yılı ile midir?
1.293
Risalelerin bazı yerlerinde 'akıldan ziyade kalbe bakar. Delilden ziyade zevke nazırdır' gibi ifadeler geçmekte. Bu ifadeleri nasıl anlamak gerekir? İzah eder misiniz?
1.305
Bir kimse yemin eder sonra bozar, aynı konuda yemin eder ve tekrar bozarsa birincinin kefaretini henüz ödememişken bu tekrarlansa bir kefaret yeterli midir?
1.300
Eş kelimesinin karı koca için kullanılmasının sebebi nedir?