Bağış Yap

Sorular

4.090

Üstadın Mustafa Kemale Cevabı

Bir kitapta: "M. Kemal Paşa, "Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi, yüksek fıkirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz." der. Bu söz üzerine, Bediüzzaman, birkaç makul cevabı verdikten sonra, şiddetle ve hiddetle iki parmağını ileri uzatarak, "Paşa, Paşa! İslamiyette, îmandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur." denilmektedir. Buradaki "birkaç makul cevab"ın neler olduğu biliniyor mu?

4.633

"İnkar Etmemek Başkadır, İman Etmek Bütün Bütün Başkadır" Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir: Evet, inkar etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır. Evet, kainatta hiçbir zişuur, kainatın bütün eczası kadar şahidleri bulunan Halık-ı Zü'l-Celal'i inkar edemez. Etse, bütün kainat onu tekzib edeceği için susar, lakayd kalır. Fakat ona iman etmek, Kur'an-ı Azimü'ş-şan'ın ders verdiği gibi, o Halık'ı sıfatlarıyla, isimleriyle umum kainatın şehadetine istinaden kalben tasdik etmek ve elçileri ile gönderdiği emirleri tanımak; ve günah ve emre muhalefet ettiği vakit, kalben tövbe ve nedamet etmek iledir. Yoksa, büyük günahları serbest işleyip hiç istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir. 1İnsanın Allah'ı açıkça inkar etmemesi, tek başına gerçek iman sayılmaz. Çünkü insan bazen “Allah vardır” der; fakat O'nu gereği gibi tanımaz, emirlerine önem vermez, hayatını da buna göre düzenlemez. Bu durumda sadece inkar etmemiş olur; fakat sağlam ve şuurlu bir iman sahibi olmuş olmaz. Hakiki iman, Allah'ın varlığını kuru bir kabulle geçiştirmek değil; O'nu isimleriyle, sıfatlarıyla tanımaya çalışmak, kalben tasdik etmek ve bunun hayatına yansımasıdır. Yani Allah'ın her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, merhametli, hikmet sahibi bir Rab olduğunu kabul etmek; peygamberlerini hak bilmek; gönderdiği emir ve yasakları ciddiye almaktır.Burada önemli bir nokta da şudur: Gerçek iman, insanın davranışlarında da kendini gösterir. İnsan günah işleyebilir; çünkü kusursuz değildir. Fakat günah işlediğinde içinde bir rahatsızlık duyması, pişman olması, Allah'tan af dilemesi gerekir. Bu pişmanlık, kalpte iman bulunduğunu gösteren bir alamettir. Buna karşılık, bir kimse günahları rahatça işliyor, hiç vicdan azabı duymuyor, tövbe etmiyor ve bunu önemsemiyorsa, bu hal kalbindeki imanın çok zayıf olduğunu, hatta imandan ciddi bir nasibi bulunmadığını gösterir. Çünkü iman, insanı içten içe uyandırır; kötülüğü normal ve önemsiz görmesine izin vermez. Özetle iman, sadece “inkar etmiyorum” demek değildir. İman; Allah'ı tanımak, O'na inanmak, peygamberlerini kabul etmek, emirlerine saygı göstermek ve hata yapınca da tövbe etmektir.Ayrıca BakınızİMANIN ARTMASI / EKSİLMESİRİSALE-İ NUR'DA İMAN KURTARMAİMAN-İSLAM FARKIİMAN VE İMANSIZLIK ARASINDAKİ FARKTAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN / İLME'L YAKİN- AYNE'L YAKİN- HAKKA'L YAKİNKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, S. 432.

Cennette Günah ve Tevbe Olmadığına Göre Allah'ın Tevvab (Tövbeleri Çokça Kabul Eden) İsmi Nasıl Tecelli Edecek?

Cenâb-ı Hakk'ı tanıyabilmemiz için O'nun Zât'ını nitelendiren kavramlara isim veya sıfat denir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulur:Hem göklerde ve yerde en yüce sıfat O'nundur. Ve O, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.1Rabbimizin sıfatlarını daha iyi değerlendirebilmek için üç kısımda ele alabiliriz. Bunlar zâtî, sübûtî ve fiilî sıfatlardır.Zâtî sıfatlar; sadece Cenâb-ı Hakk'a mahsus olup başka varlıklarda bulunmayan sıfatlardır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:Vücûd: Allah'ın var olmasıKıdem: Allah'ın varlığının başlangıcının olmamasıBekâ: Allah'ın varlığının ebedi olup son bulmamasıVahdaniyet: Allah'ın bir olmasıKıyam Bi-nefsihi: Allah'ın varlığının kendinden olmasıMuhâlifetün li'l-Havâdis: Allah'ın sonradan var olan hiç bir şeye benzememesiSübûtî sıfatlar; Cenâb-ı Hakk'a has olmakla birlikte, benzerleri sınırlı ve vasıtalı olarak insanlarda da bulunan sıfatlardır. Sübûtî sıfatlar şunlardır:Hayat: Allah'ın diri ve canlı olmasıİlim: Allah'ın her şeyi bilmesiİrade: Allah'ın dilemesi, istemesiKudret: Allah'ın gücü olması, istediği her şeyi yapabilmesiSemi: Allah'ın her şeyi işitip duymasıBasar: Allah'ın her şeyi gömesiKelâm: Allah'ın konuşmasıTekvin: Allah'ın yoktan var edip yaratmasıFiilî sıfatlar ise; Cenâb-ı Hakk'ın irade ve kudret sıfatının tecellisi olan, dilediği zaman dilediği şekilde yarattığı veya yaptığı fiillerle ilgili sıfatlardır. Fiilî sıfatlar ezelî (başlangıcı olmayan) bir iradeye dayanır fakat ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği sonradan yaratma ile ortaya çıkar. Olumlu veya olumsuz şekilleri vardır. Mesela, Cenâb-ı Hakk bazıları için çocuk yaratırken/lütfederken, bazıları için yaratmaz/lütfetmez. Kiminin rızkını genişletir, kiminin rızkını daraltır.Cenâb-ı Hakk'ın fiilî sıfatları pek çoktur. Hepsini saymak mümkün değildir. Bir kaç örnek olarak şunları sayabiliriz:Halk: Allah'ın her şeyi yoktan var edip yaratmasıİhyâ: Allah'ın hayat vermesiİmâte: Allah'ın canlıların hayatına son vermesiTerzîk: Allah'ın bütün mahlukata rızık vermesiTanzim ve Tedbir: Allah'ın kâinatı düzen içine koyup idare etmesiİnşâ, İbda ve Sun': Varlıkları eşsiz ve sanatlı bir şekillerde meydana getirmesiTen'îm: Allah'ın nimet vermesiTa'zib: Allah'ın hak edene karşılık azap vermesiİn'am: Allah'ın kullarına lütufta bulunmasıTasvir: Allah'ın varlıklara şekil vermesiTezyin: Allah'ın varlıkları güzel bir şekilde süslemesiCenab-ı Hakk'ın bütün isim ve sıfatları gibi fiilî sıfatları da ezelî ve ebedîdir. Yani bu sıfatların varlıklarının başlangıcı yoktur ve sonsuzdur. Hiç bir varlık yokken de Cenab-ı Hakk Rezzak'tır, Şâfî'dir, Tevvâb'dır. Rabbimizde bu sıfatların bulunması için mahlukata yani yaratılmış varlıklara ihtiyaç yoktur.Bu hususta İmâm-ı Âzam Hazretleri şöyle der:Fiilî sıfatların kadim olmasından, taalluk ettikleri yaratıkların da kadim olması lazım gelmez.2Seyyid Şerîf Cürcânî Hazretleri ise şöyle der:Ezelde taallukun olmaması, sıfatın da ezelde olmamasını gerektirmez.3Aynı konuyla ilgili olarak Sa'düddîn et-Teftâzânî Hazretleri de şöyle der:Allah (azze ve celle) mahlûkatı yaratmadan önce sıfatlarıyla beraber kadîmdir. O, sıfatlarından, mahlûkatın var olmasıyla daha önce kendisinde olmayan herhangi bir şey kazanmış değildir. O nasıl sıfatlarıyla ezelî ise yine onlarla ebedîdir de. O mahlûkâtı yarattığı zaman el-Hâlık ismini kazanmış değildir. Henüz ortada hiçbir mahlûk yok iken O'nda yaratıcılık manası vardı. Yine O kendilerini ihya ettikten sonra ölüleri diriltendir; ama Muhyi'l-mevtâ ismini onları diriltmeden önce hak etmiştir.4İnanç esaslarını açıklayan en temel akâid eserlerimizden üç tanesinde gördüğümüz üzere, Cenab-ı Hakk'ta bir sıfatın bulunması ile o sıfatın varlıklarda taalluku (yani o sıfatın bir şeyle ilişkili olup ona yönelmesi) farklı şeylerdir.Cenab-ı Hakk'ta her ân bulunan Rezzak, Şâfî ve Tevvâb sıfatları, bu sıfatların her ân taalluk etmesini gerektirmez. Bu sıfatlar herhangi bir varlık üzerinde taalluk etmese de Cenab-ı Hakk Rezzak, Şâfî ve Tevvab'dır.Fiilî sıfatların taalluku hâdistir (sonradan meydana gelir). Sıfatlar ise ezelî ve ebedîdir. Yani Cenab-ı Hakk rızık verdiği için Rezzâk değildir. Rezzâk sıfatının O'nda bulunması için rızık verme fiilinin gerçekleşmesi zorunlu değildir. Rızık vermese de O Rezzâk'tır. Cenab-ı Hakk tevbeleri kabul edip günahları affettiği için Tevvâb değildir. Tevvâb sıfatının O'nda bulunması için tevbeleri kabul etme fiilinin gerçekleşmesi zorunlu değildir. Günah ve tevbe bulunmasa da O Tevvâb'dır.Dolayısıyla cenette, günah ve tevbe olmayacağı için Tevvâb isminin taalluk etmemesi, Cenab-ı Hakk'ın Tevvâb olmayacağı anlamına gelmez. O, ezelî ve ebedî olarak Tevvâb'dır.KaynakçalarRûm, 30/27.İmâm-ı Âzam, Fıkh-ı Ekber Aliyyü'l Kari Şerhi, Çağrı Yayınları, İstanbul 1981, s. 72.Seyyid Şerîf Cürcânî, Şerhu'l-Mevâkıf, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2021, c. 3, s. 148.Sa'düddîn et-Teftâzânî, Şerhu'l-Akâid, Rihlekitap, İstanbul 2011, s. 192.