0
Kur'ân'da Kutuplardan Bahsediliyor mu?
Cevabımıza Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle başlayalım. Şöyle ki:بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ٭ وَلَا رَطْبٍ وَلَا یَابِسٍ اِلَّا فٖی كِتَابٍ مُبٖینٍBir kavle göre Kitâb-ı Mübîn, Kur'ân'dan ibârettir. Yaş ve kuru her şey içinde bulunduğunu şu âyet-i kerîme beyân ediyor. Öyle mi? Evet, her şey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zîrâ muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri, bazen düstûrları, bazen alâmetleri ya sarâhaten, ya işareten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtâr tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyaca göre ve maksad-ı Kur'âna münâsib bir tarzda ve iktizâ-yı makam münâsebetinde şu tarzların birisiyle ifade ediliyor.1En'am suresinin 59. ayeti kerimesine göre, Kuran-ı Mübin'de yaş kuru her şey vardır. Bu şeylerin bazıları açık, herkes anlayabileceği şekilde vardır, bazıları alamet ve işaretler şeklinde vardır, bazılarının öz ve çekirdek hali vardır, bazıları ise kapalı ve ihtar şeklinde bulunur. Öyle olduğu için herkes her şeyi içinde göremez. Ve Kuran-ı Kerim bunları ihtiyaç ölçüsünde, maksadına uygun bir tarzda ifade etmiştir. Bu çerçevede Kur'ân, açık ve doğrudan bir anlatımla olmasa da, işaret ve remiz yoluyla kutuplara dikkat çekmektedir. Mesela:Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun!2(O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.3Yer'in küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batıya işaret edilmiştir. Buna göre ayet, Dünya'nın yuvarlak olduğuna da işaret etmektedir. Bunda doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı, batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir.4Bu ince ifadeyle, yeryüzünün sabit ve düz bir yüzey olmadığını, aksine hareketli ve kürevî bir yapıya sahip olduğunu bizlere düşündürmektedir.Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir; gören ve düşünenler için bunlardan alınacak ibretler vardır.5Aynı şekilde, gece ile gündüzün birbirine sarılması, çevirmesi ifadesi de, bu dönüşümün düz bir zeminde değil, küresel bir yapı üzerinde gerçekleştiğini hatıra getirir. Çünkü sarma fiili, ancak yuvarlak bir cisim üzerinde tam anlamını bulur. Yuvarlak bir cisimde de göreceli olarak iki uç nokta diyebileceğimiz kutup noktalarının olması zorunluğu vardır. Bu yönüyle Kur'ân, açık ve doğrudan değil, işaret, remiz ve ince beyanlarla kutuplardan haber vermektedir.Ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in ele aldığı esas maksadlar ve temel konular dört ana başlıkta toplanır:1. Tevhid: Bu kâinatın yaratıcısının varlığını ve birliğini ispat etmek.2. Nübüvvet: Peygamberlik müessesesini ve özellikle Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini ortaya koymak.3. Haşir: İnsanların kıyamet günü bedenleriyle birlikte diriltileceğini (haşr-i cismanîyi) beyan ve ispat etmek.4. Adalet ve ibadet: Şeriatın bütün hükümlerini içine alan ilahî esasları bildirmek.Özetle Kur'ân, bütün anlatımını bu dört temel maksada hizmet edecek şekilde kurar. Bir konudan bahsettiğinde, o konu doğrudan doğruya bu esaslardan birine hizmet eder veya onlara delil olacak şekilde zikredilir. Meselâ Kur'ân'da kâinatın yaratılışından veya geçmiş kavimlerin kıssalarından söz edilmesi; tarih anlatmak veya tabiatı tasvir etmek amacıyla değildir. Bu anlatımların amacı; ya tevhidi göstermek, ya peygamberlik hakikatini açıklamak, ya haşrin mümkün ve hak olduğunu ispat etmek ya da İlâhî adalet ve kulluk esaslarını öğretmek içindir.Bu sebeple Kur'ân bir coğrafya, tarih veya fen kitabı değildir. Kâinata ve varlıklara dair yaptığı açıklamalar asıl maksad değil, o maksadlara götüren deliller mahiyetindedir ve istitradîdir; yani asıl konuya hizmet eden yardımcı açıklamalardır.Nitekim Kur'ân'da sinek, deve, arı, güneş, ay gibi varlıklardan bahsedilmesi; onların biyolojik veya fiziksel özelliklerini anlatmak için değildir. Bu varlıklar, kâinattaki nizamı, hikmeti ve sanatı gösteren deliller olarak zikredilir. Böylece insanın dikkatini ya onların yaratıcısına yöneltir ya öldükten sonra bir yaşamın olacağına ya ibadet ve kulluğa davet için ya da peygamberliğe delil olarak gösterilir.Ayrıca Kur'ân'ın kullandığı delillerin, muhatapların gördüğü, bildiği ve kolayca anlayabildiği şeylerden seçilmesi de hikmet gereğidir. Çünkü bir iddiayı ispat eden delil, muhatap için anlaşılır olmalıdır. Eğer delil, iddiadan daha kapalı ve anlaşılmaz olursa maksad gerçekleşmez. Bu nedenle Kur'ân'da o dönemin insanlarının açık bir şekil bildiği varlıkların zikredilmesi lazımı vardır. Bu da Kur'ân'ın hidayet maksadına uygun bir üsluptur. Çünkü muhatapların tanımadığı, bilmediği ve anlamakta zorlanacağı şeylerle delil getirilmesi, mesajın anlaşılmasını zorlaştırırdı.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 159.Mearic, 70/40.Rahman, 55/17.İbn Aşur, XXVI/247; Yazır, VII/370-371Nur, 24/44.

