Sorular

1.223

Tarihselcilik ve Çok Evlilik

Tarihselci bir arkadaşın bir iddiası var buna ne cevap verilebilir? Yazı şu şekilde: Mesela çok evlilik, o dönemde çok evliliğin yasaklanması imkansız. Kabile bir toplumda 7. yüzyılın aile anlayışı varken böyle bir şey yapmak böyle bir devrim imkansız. Ama Kuran buna rağmen belirli bir ölçü getiriyor 4 kadın ile sınırlıyor ve tek evliliği de bolca övüyor. Şimdi sosyoloji değişti. Çok evlilik kanunlarda yasaklandı. Kuranda öğüt olarak tek evlilik tonlarca ayette övülmüş. Sen burada neyle hüküm veeiceksin. Yine Kuranla hüküm vereceksin. Ayette 1 tane olgu(4 kadın ile evlenin) ve ayette bu olguyla verilen bir mesaj vardır. 250 kadınla evlenen ve kadın haklarının olmadığı bir yerde 4 kadın ile sınırlayıp tek eşliliği övmek. Kısacası kadın haklarını yükseltmek. Sen kadın haklarını yükselterek hüküm vereceksin Kuranla ve hadisle.

4.339

Hüküm Müştak

C: Evvelen: Delil, kat'iyyü'l-metîn olduğu gibi, kat'iyyü'd-delâlet olmak gerektir. Halbuki te'vîl ve ihtimâlin mecâli vardır. Zîrâ nehy-i Kur'ânî, âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise takyîd olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir. Kaydını izhâr etse, i'tirâz olunmaz.(( Hem de hüküm, müştak üzerine olsa, me'haz-i iştikākı, illet-i hüküm gösterir.)) Demek bu nehiy, Yahûdî ve Nasârâ ile yahûdiyet ve nasrâniyet olan aynaları hasebiyledir. Hem de bir adam zâtı için sevilemez. Belki muhabbet, sıfat veya san'atı içindir. Öyle ise her bir müslümanın her bir sıfatı müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binâenaleyh müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı istihsân etmekle iktibâs etmek, neden câiz olmasın? Ehl-i kitabdan bir haremin olsa, elbette seveceksin. (Münazarat) Paragraftaki parantez içini izah eder misiniz?

8.094

İnternet Bankacılığı ile Altın Alım Satımı Caiz midir?

Meseleyi ayrıntıları ile ifade etmeden önce katılım bankaları üzerinden sanal altın alıp satmanın, yani işlem esnasında fiilen var olmayan bir bedelin zimmette bulunmasının, hükmen kabz niteliğinde kabul edildiğini belirtelim. Dolayısıyla caizdir.Klasik fıkıh geleneğinde fiilî kabzı önceleyen genel bir tutum benimsenmiş olmakla birlikte, kabzın gerekli görüldüğü akit türlerinde fiilen gerçekleşmediği halde hükmen kabz kabul edilen uygulamalara da yer verilmiştir. Fıkıh kitaplarında ele alınan “tahliye” kavramı bunlardan birisidir. Tahliye; genel olarak, ilk mâlikin malı yeni malikin külfete girmeden ve bir engelle karşılaşmadan ulaşabileceği bir konuma getirmesi demektir.1Menkul ve gayrimenkul mal çeşitlerine göre tahliyenin mahiyetine ilişkin oldukça ayrıntılı malumat bulunmakla birlikte, konuyu uzatmamak gayesiyle sadece bir örnekle yetineceğiz. Dükkan, ev, ambar veya sandık içinde bulunan bir malı satıp da satılan malı alması için anahtarın müşteriye verilmesi, kabz için yeterli görülmüştür.2 Bu örnekte, satılan mala ait sembolik bir şeyin müşteriye teslim edilmesiyle kabzın gerçekleşmiş sayılması oldukça dikkat çekicidir.Klasik kaynaklarda oldukça farklı uygulama şekilleri sunulan3 tahliye, hükmî kabz olarak kabul edilmiş4 ve hakikî kabz için terettüp eden hükümlerin bunda da geçerli olduğu vurgulanmıştır.5 Kuşkusuz tahliye için verilen örnekler, kitapların yazıldığı dönemin örfünü yansıtmaktadır. Dolayısıyla tahliyede hem örfün hem de mübadeleye konu olan malın mahiyetinin belirleyici olduğu âşikârdır.Sarf akdinde taraflar arasında bedellerin karşılıklı olarak kabz edilmesi akdin şartlarından olmasına rağmen, “zimmette sarfın” kabul edilmesi de fiilî kabz dışında bir kabza fakihlerin onay verdiklerini göstermektedir. Zimmette sarf; birbirine karşı farklı para birimleri üzerinden borçları bulunan iki kişinin, karşılıklı olarak borçlarını kapatmak üzere yaptıkları muameledir. İmam Şâfiî ve Leys bin Sa'd böyle bir işlemi caiz görmemekle beraber, İmam Mâlik ve Ebu Hanîfe'ye göre zimmette sarf (borçlar arası sarf) işlemi caizdir. İmam Mâlik bu işlemin cevazı için her iki borcun vadesinin gelmesini şart koşarken, Ebu Hanîfe'ye göre vade ister gelmiş olsun isterse gelmemiş olsun fark etmez; her hâlükârda zimmette sarf caizdir.6 Zimmette sarf, yani borçlar arası sarf uygulamasında işlemin yapıldığı esnada bedellerin karşılıklı olarak kabzı fiilen gerçekleşmediği halde hükmî kabz fiilî kabzın yerini tuttuğu için bu işlem caiz görülmüştür.7Hükmî kabz niteliği taşıyan bir diğer uygulama da bir para birimi ile doğmuş olan borcun başka bir para birimi ile ödenmesine ilişkin uygulamadır. Her ne kadar bazı âlimler bu uygulamayı sarf niteliğinde görmemiş olsalar da çoğunluk, bu işlemin zimmet ve ayn arasında gerçekleşen bir sarf uygulaması olduğu kanaatindedir.8Mezkûr işlemin dayandırıldığı hadiste İbn Ömer, Hz. Peygamber (asm)'e bir para birimi ile yapmış olduğu alışverişte ödemeyi farklı bir para birimiyle yapmanın niteliğini sormuş, Hz. Peygamber (asm) de ödemenin, taraflar birbirlerinden ayrılmadan ve aralarında borç alacak ilişkisi kalmayacak şekilde o günün rayici üzerinden yapıldığı takdirde bir mahzur olmayacağını ifade etmiştir.9 Hadiste bahsedilen uygulamanın bir sarf işlemi olduğu kanaatinde olanlara göre, bir para birimi ile doğmuş olan borç başka bir para birimi ile ödendiğinde (örneğin dinarla oluşan borç dirhemle ödendiğinde) borçlu, vermiş olduğu gümüşle zimmetteki altını satın almış olmaktadır. Bu perspektiften bakıldığında bahse konu işlem bir sarf işlemidir.Son dönem âlimlerinden Şevkânî, İbn Ömer hadisinin zimmette bir para birimi ile oluşan borcun bir başka para birimi ile ödenebileceğine delalet etmesinin yanı sıra, Hz. Peygamber (asm)'e atfedilen ifadenin işlem esnasında mübadele edilen bedellerden sadece birinin mevcut olduğuna işaret ettiğini söylemektedir. Buradan hareketle de, diğer bedelin mevcut olmamasının bir problem teşkil etmeyeceğini, zira söz konusu ifadenin, zimmette sabit olan bir şeyin hâlihazırda mevcut mesabesinde olduğuna delalet ettiğini ifade etmektedir.10 Bu duruma göre işlem esnasında fiilen var olmayan bir bedelin zimmette bulunması hükmen kabz niteliğinde kabul edilmektedir.Ayrıca BakınızKATILIM BANKASINDAN İHTİYAÇ KART KULLANIMIBANKALARIN VERDİĞİ SIFIR FAİZLİ KREDİLERİ KULLANMAKKATILIM BANKASININ HİSSE SENEDİNİ SATIN ALMAKKATILIM BANKASI KREDİ KARTI GECİKME CEZASI CAİZ MİDİR?KATILIM BANKASINDAN EV VEYA ARABA ALMAKKaynakçalarKarşılaştırmalı olarak bkz. Kâsâni, a.g.e., VI, 236,237; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 73, X, 67. Kaynaklarımızda “tahliye” kavramının yanında bir de “tahallî kavramı kullanılır. Tahliye ve tahalli kavramları neticede aynı sonuca götüren iki kavram olmakla birlikte aralarında kısmî bir farklılık vardır. Şöyle ki; tahliye satıcının tahallî ise alıcının eylemidir. Başka bir ifadeyle, tahliye satıcının malı teslim etmesi veya teslim edecek konuma getirmesi, tahalli ise müşterinin malı kabzı veya kabzedecek konumda olmasıdır. Somut bir şekilde ifade etmek gerekirse tahliye teslim tahalli ise tesellümdür. Karşılaştırmalı olarak bkz. Kâsâni, a.g.e., VI, 236,237; Şirbînî, a.g.e., II, 72; İbn Âbidîn, a.g.e., X, 67.Bkz. İbn Âbidîn, Muhammet Emîn bin Ömer bin Abdilaziz, Reddü'l-muhtâr ele'd-dürri'l-muhtâr, Beyrut, 1419/1998, VII, 73; Mecelle, md. 275.Bkz. İbn Âbidîn,a.g.e., VII, 73, X, 67Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., VII, 73; Senhûrî, Abdurrezzâk Ahmed, Mesâdiru'l-hak fi'l-fıkhi'l-İslâmî, Beyrut, 1998,VI,Bkz. İbn Âbidîn, a.g.e., X, 67.İbn Rüşd, Ebu'l-Velid Muhammed bin Ahmed bin Muhammed bin Ahmed, Bidâtü'lmüctehidve nihâyetü'l-muktesıd, Beyrut, 1416/1995, III, 1291.Hammâd Nezih, Dirâse Fikhiyye, Taif, ts. (Dâru'l-Fârûk), s. 29.Bkz. İbn Kudâme, Muvaffak uddîn Ebû Muhammed Abdullah, el-Muğnî, Tahkîk: MuhammedŞerefudddin Hattâb ve Seyyid Muhammed Seyyid, Kahire 1416/1996, V, 498,499.İbn Ömer'den nakledilen hadiste kısmî ifade farklılıkları olmakla birlikte ortak olan noktaların metni şöyledir: “Ben Bakî'de deve satardım; bazen dinar karşılığında satar dirhem alır, bazen da dirhem karşılığı satar, dinar alırdım. Sattığımda dirhemin yerine dinar alır ve aldığımda da dinar yerine dirhem verirdim. Rasûlullah (s.a)'a gidip: Ya Rasûlallah, müsaade eder misin, sana bir şey soracağım. Ben Bakî'de deveyi dirhem mukabilinde satıp, dinar alıyorum. Dinar mukabilinde satıp dinar alıyorum dedim. Rasûlullah (s.a):”Birbirinizden ayrılmadan ve aranızda hiçbir şey kalmaksızın o günün rayici ile birinin yerine ötekini almanda bir mahzur yoktur.” Karşılaştırmalı olarak bkz. Ebu Dâvûd, “Büyu”, 14; Tirmizî, “Büyu”, 24; Nesâî, “Büyu'”, 52; İbn Mâce, “Ticârât”, 51.Şevkânî, Muhammed bin Ali, Neylü'l-evtâr min ehâdîs-i seyyidü'l-ahbâr, Daru'l-Hayr, Beyrut, 1416/1997, V, 174.

14

İslam'da Aklın Yeri Nedir?

İslam'da akıl, insanın doğruyu yanlıştan ayırmasını sağlayan önemli bir nimet olarak görülmektedir. Kur'an'da insanın düşünmesi, sorgulaması, ibret alması ve aklını kullanması sıkça teşvik edilir. Ayrıca iman sadece körü körüne taklit değildir. Düşünerek, anlayarak ve bilinçli şekilde kabul etmeye dayanır. Bu yüzden akıl, Allah'ın varlığını, evrendeki düzeni ve dinin hikmetlerini anlamada önemli bir araçtır.Ancak İslam'da akıl tek başına mutlak bir ölçü kabul edilmez. Vahiy ile teslimiyet ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Yani akıl insanı hakikate götüren bir rehberdir. Nihaiyi hedef ise vahyin ışığında teslim olmuş bir kalptir.Ayrıca BakınızİSLÂMİYET'TE AKIL VE TESLİMİYET DENGESİİSLAMİYETTE AKIL MI ESASTIR NAKİL MİİSLAMİYETİN AKIL DİNİ OLUŞU VE TESLİMİYET