Sorular

2.431

Sair İsm-i Haslar

"Bütün Esmâ-i Hüsnânın ifâde ettiği mânâlar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye, Lâfza-i Celâl olan Allah bil'iltizam delâlet eder. Sair ism-i haslar yalnız müsemmâlarına delâlet eder, sıfatlara delâletleri yoktur. Çünkü sıfatlar müsemmâlarına cüz olmadığı gibi, aralarında lüzum-u beyyin de yoktur. Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizamen sıfatlara delâletleri yoktur. Amma Lâfza-i Celâl, bil-mutabakat Zât-ı Akdes'e delâlet eder. Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemâliye arasında lüzum-u beyyin olduğundan, sıfatlara da bil'iltizam delâlet eder. Ve keza, ulûhiyet ünvanı sıfât-ı kemâliyeyi istilzam etmesi, ism-i has olan Allah'ın da o sıfâtı istilzam ettiğini istilzam ediyor." Bu paragrafta geçen “sair ism-i haslar yalnız müsemmâlarına delâlet eder, sıfatlara delâletleri yoktur” ifadesi ile Allah (c.c) diğer isimleri mi kastediliyor? Yoksa başka varlıklardan mı bahsediliyor?

Denizde Gusül Abdesti Nasıl Alınır? Deniz Suyunda Gusül Geçerli midir?

Guslün farzları, ağzı, burnu ve bütün vücudu birer kez yıkamak üzere üçtür. 1 Dolayısıyla kişi ağza ve burna su verdikten sonra deniz, havuz vb. temiz su birikintisine bütün vucudu ile girerek gusletmiş olacaktır. Bu konuda Ömer Nasuhi Bilmen İslam İlmihalinde şunları ifade etmektir:Bir kimse, ağzına ve burnuna su almak suretiyle akar bir suya veya büyük bir havuza dalsa veya yağmur altında durup bütün vücudu ıslansa gusül farizasını yerine getirmiş olur. Bu hallerde uzuvlarını kımıldandırsa veya su içinde abdest ile gusle müsait bir müddet durursa sünnete de riayet etmiş olur.2Ayrıca BakınızGUSÜLÜN FARZLARI VE FARZLARDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLARGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN NİYET VE SIRA ŞART MIDIR?GUSÜL ABDESTİNDE KULAKLARIN İÇİNİ YIKAMAKGUSÜLSÜZ YAPILAMAYACAKLAR ŞEYLERGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN GELEN AŞIRI VESVESEKaynakçalarÖmer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yay., İstanbul ts., s.84Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 86.

Hasta Birisinin Tedavi Masraflarını Karşılamak Zekat Yerine Geçer mi?

Zekât ve fıtır sadakasının sahih olmasının şartlarından biri temliktir. Temlik, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını veya malî bir hakkı başkasına devretmeyi ifade eder. Diğer bir şart da verilen kimselerin durumudur. Bunlar ise şöyledir: Fakirler, miskinler, zekât toplamakla görevlendirilen memurlar, müellefe-i kulûb adı verilen kalpleri İslâm'a ısındırılmak istenen kimseler, esaretten kurtulacaklar, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış olanlardır.1Bu itibarla, görüldüğü gibi doğrudan hastaların tedavi masrafları zekât olur ifadesi yoktur. Ancak fakir ve miskin tabirleri vardır. Bunlar ise temel ihtiyaçları dışında herhangi bir maldan nisap miktarına sahip olmayan kimselerdir. Ancak temel ihtiyaçları dışında, ister artıcı (nâmî) vasıfta olsun ister olmasın, herhangi bir maldan nisap miktarına sahip olan kimseler, fakir veya miskin kapsamında olmazlar.2Bu iki şart çerçevesinde, hasta bir kimseye zekât verilebilmesi için öncelikle zekât alacak kişinin dinen zengin sayılmaması, yani nisap miktarı mala sahip olmaması gerekmektedir. Şayet hasta çocuk ise çocuğun malî durumu değil, nafakasını üstlenmekle yükümlü velisinin malî durumu esas alınır. Buna göre, velisi nisap miktarı mala sahip ise çocuğa verilen zekât sahih olmayacaktır.İkinci olarak, zekât malının hasta kişiye temlik edilmesi, yani mal üzerindeki tasarruf hakkının tamamen kendisine devredilmesi gerekmektedir. Bu sebeple, zekâtın doğrudan hastane masraflarına tahsis edilmesi veya tedavi giderlerinin zekât veren kişi tarafından bizzat karşılanması, temlik şartı gerçekleşmediğinden, zekâtın geçerliliği için yeterli değildir. Elbette bu kişi, kendisine zekât olarak verilen malı hastalık ve tedavi masrafları için kullanabilir.Ayrıca BakınızEVİ OLMAYAN ZEKAT VERECEK Mİ?ZEKAT HAKKINDAZEKAT NİSABIBORÇLUYA PARAYI BAĞIŞLAMAK ZEKAT YERİNE GEÇER MİZEKAT VEREN KİŞİ, VERDİĞİ KİŞİYE HARCAMA ŞARTI KOŞABİLİR Mİ?KaynakçalarTevbe, 9/60İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, c. 2, s. 266.

Barla Lahikası'nda Kuleönü'lü Büyük Mustafa'nın Rüyası ve Tabiri

Sarıbıçak Büyük Mustafa, Bediüzzaman Hazretlerinin "Mübarekler Heyeti" adını verdiği Kuleönü talebelerinden birincisidir. Büyük ruhlu küçük Ali'nin de ağabeyidir. 1928 yılında yeğeni Abdurrahman'ın vefatı sebebiyle büyük bir üzüntü içinde olan Bediüzzaman Hazretlerini Barla'da ziyaret etmiş ve talebesi olmuştur. Risaleleri yazarak neşr edilmesinde büyük hizmetleri olmuştur. Özellikle Üstad Bediüzzaman ve Nur risalelerinin kendi köyü Kuleönü'nde tanınmasına ve açtığı bu kapıdan birçok yeni talebenin girmesine vesile olmuştur. 1902 doğumlu olan Büyük Mustafa Ağabey 1935 yılında üstadıyla birlikte Eskişehir hapsinde yatmış ve 1955 yılında vefat etmiştir.Barla Lahikası sayfa 239'da geçen rüyasını ve tabirini buraya alıyoruz:Yirmi gün zarfında bir rüya daha gördüm: Eğirdir Gölü'nün dibinde bulunuyormuşum. Denizin kıyısında, yani çakıllığında büyük bir beyaz çadır kurulmuş. Çadırın içinde, büyük bir direğin dibinde Üstâdım Saîd bulunuyor. Bu esnâda eline büyük bir kırmızı kaplı kitap alıp, çadırın direğine dayanarak o kitabı okudu. Bil'âhire hâriçten, kıble tarafından Mahmûd isminde gençten, yeşil elbiseli birisi gelip Üstâdımın elinden o kitabı, yani o hutbeyi istedi ve aldı. Çadırdan Mahmûd ismindeki genç dışarıya çıktı, kıbleye karşı dikildi, halklara söyledi ki: Bu âna gelinceye kadar böyle bir hutbeyi hiç bir imam okumamıştır diyerek, o hutbeyi alıp kıbleye karşı götürdü. O anda iken uyandım. Allâh hayretsin.Bu rüyayı da bildiğim kadar ta'bîr edeceğim:O deniz ise Şerîat-ı Muhammediye'dir asm. O çadır ise Isparta vilâyetidir. O hutbe ise, Risâletü'n-Nûr ve Mektûbâtü'n-Nûr'dur. Hutbeyi götüren yeşil elbiseli genç Mahmûd ise, yâ Şeyh-i Geylânî, yâ İmâm-ı Rabbânî'dir. Risâleler makam-ı Mahmûd yolunu ta'rîf ediyorlar. Üstâdımın hutbesi olan Risâle-i Nûr, bu zamanın mehdisidir.Ey küre-i arzda bulunan gençler, hocalar ve halîfeler Bin seneden beridir insanların aradığı Mehdî Hazretlerinin pişdârı ve müjdecisi, Üstâdımın neşrettiği Risâle-i Nûr'dur.1Bu rüyada -Allahü a'lem- Risale-i Nur'un, bütün Müslümanlara hitap eden bir hutbe gibi, şeriat-i Muhammediye (asm)'ın tahrip edildiği bu asırda Isparta merkezli olarak çok büyük hizmetler yapacağına ve bu hizmetlerin ifası esnasında Allah'ın inayetine mazhar olarak İmam-ı Ali (ra) ve Abdülkadir-i Geylani Hazretleri gibi maneviyat büyüklerinin tasarrufları altında istikamet üzere olunacağına işaret vardır.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 239.