Bağış Yap

Sorular

Kur'an Neden 30 Cüz ve 120 Hizbe Ayrılmıştır? Cüz ve Hizblerin Tarihçesi

Kur'ân'ın beş, yedi, dokuz vb çeşitli bölümlere ayrılması esasen uygulama olarak Sevgili Peygamberimiz (sav) dönemine kadar uzanmaktadır. Fakat rivâyete göre Basra ve Kûfe âlimlerini toplayarak, onlara Kur'ân'ın harflerini, kelimelerini ve ayetlerini saydıran ve Kur'ân'ı otuz cüze ve hiziplere ayırtan Haccac ibn Yûsuf olmuştur.1Kur'ân genelinde en bilindik bölümleme cüzdür. Cüz parça, kısım, pay demektir. Bazı âlimlerin dediğine göre Hz. Osman mushafı nokta ve harekeden beri olduğu gibi cüzlere bölümlenmekten de beriydi. Ancak zamanla insanların mushaflarda çeşitli, cüzler yapmak hoşlarına gitti, kimisi Kur'ân'ı otuz bölüme ayırdı. Ve ilk etapta akla başka bir şey çağrıştırmasın diye bu her bir kısma “cüz” adını verdi. Öyle ki birisi “ben bir cüz okudum” deyince akla ilk gelen şey o kişinin Kur'ân'ın otuzda birini okuduğu oluyordu. Her cüz dört bölümde cereyan ediyordu.Bir kısım insanlar ise cüzü iki hizbe ayırdı. Cüzü dört hizbe ayıranlar ise her bir parçaya “dörtte bir” yada "hizb" adını verdiler. Yani hizb Kur'ân cüzünün kendi içinde dörde bölümlenmesiyle meydana gelen parçaları ifade eder.2Bazı hadislerden Kur'ân'ın cüzlere ayrılması anlayışının Cenab-ı Hakk'a dayandığı da söylenmektedir. Söz gelimi Ebû Derda'nın naklettiği hadise göre Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:“Sizden biri gece Kur'ân'ın üçte birini okumaktan aciz mi?” Dediler ki: “Biz bunu yapmaktan aciz ve zayıfız.” Hz. Peygamber buyurdu ki: “Allah Kur'ân'ı üç cüze ayırdı da kul huvellahu ahad'i (İhlâs Sûresi'ni) Kur'ân'ın üçte birisi kıldı”3O halde cüzlere ayırma fikri, Kur'ân'ın bıkkınlığa düşmeden tilâvetini sürekli kılmak için yapılan bir uygulamadır ve bu konuda Cenab-ı Hak müminlere yol göstermiştir.Mushaflarda okuyucuya kolaylık olsun diye cüz ve hizbler sembollerle de gösterilmiştir. Erken dönem mushaflarında da görülen hizip gülleri esas olarak 15. yüzyıldan sonraki mushaflarda görülmeye başlamıştır.4Ayrıca BakınızKUR'ÂN'IN DEĞİŞTİRİLEMEDİĞİNİN İSPATIKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİÂYET, HADİS VE ÂLİMLERİN SÖZLERİNDE KUR'AN OKUMANIN FAZİLETLERİKUR'AN SAYFALARININ 15 SATIR OLMASIKaynakçalarGazâlî, Ebû Hamid Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulumiddîn, Dâru Şuab, y.y. ts., c.1, s. 502.Zerkânî, Muhammed Abdülazîm, Menâhilu'l-İrfân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'lKitâbi'l-Arabî, Beyrût, 1995, c.1,s. 334.Darimî, Sünen, Fedâilu'l-Kur'ân, 24(3474). Ebû Ubeyd, Kitâbu Fedaili'l-Kur'ân, s.269.Zerkânî, Muhammed Abdülazîm, Menâhilu'l-İrfân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'lKitâbi'l-Arabî, Beyrût, 1995., s.141

"İlim İlme Kuvvet Verir. Tahakküm Etmemek Şarttır” Ne Demektir?

Muhakemat Risalesi "Altıncı Mukaddeme" konuyu genel olarak okuduktan sonra, "tefsirde mezkur olan her bir emir, tefsirden olmak lazım gelmez. İlim ilme kuvvet verir. Tahakküm etmemek şarttır...."Bu konuya örnek olarak "dört hak mezhep" ya da “Dünya öküzle balık üzerindedir.” gibi hadisleri verebilir miyiz? Yoksa konu dışında mı kalıyor? Çünkü Üstadımız bir kısımda; "Bu hakikate beni muttali' eden, bir vakit sabavetimde ay tutuldu. Validemden sual ettim. Dedi ki: "Yılan ay'ı yutmuş." Dedim: "Neden daha görünüyor?" Dedi ki: "Asumanın yılanı nim-şeffaftır."" böyle bir örnek veriyor.

Bize veya Akrabalarımıza Ağır Şekilde Sövülmesi Karşısında Nasıl Bir Tavır Takınmalıyız?

Bu soru özellikle gençler tarafından sıkça soruluyor: “Biri bana veya aileme ağır şekilde söverse, ben de ona sövemem. Peki tokat atsam veya yumruk vursam günah olur mu? Karşılık vermezsem ezik mi olurum?”Biz gençlere, arkadaşlarıyla kavga etmemelerini ve bu tür boş tartışmalardan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. İslam'da vakar ve sabır eziklik değildir. Ancak böyle bir durumda kişinin kendisini veya ailesini savunmasının fıkhi hükmünü ve hangi ölçüler içerisinde olması gerektiğini merak ediyoruz.

5.418

Tasarruf Nedir? Fıkıhta ve Tasavvufta Ne Manaya Gelir?

Sözlükte “ileri geri hareket etme, bir durumdan başka bir duruma geçme; kazanmak için çaba harcama” anlamlarındaki tasarruf fıkıhta daha çok hukuki işlemleri belirten bir terimdir. Fıkıh literatüründe bu çerçeveyi aşan kullanımlarının bulunduğu, hatta bazen ibadetler ve cezaya konu eylemlerin bu kelimeyle ifade edildiği dikkate alındığında tasarrufun, mümeyyiz (iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen) kişiden irade ile sâdır (ortaya çıkan) olup kendisine fıkhi sonuç bağlanan bütün fiilleri kapsayacak genişlikte bir kavram olduğu söylenebilir.Daha çok iki iradenin uyuşmasıyla meydana gelen hukuki işlemleri (sözleşme) ifade eden akid terimi fıkıh literatüründe vasiyet, talâk ve yemin gibi tek taraflı iradeye dayalı şer'î (dinî-hukuki) sonuç doğuran işlemleri de kapsayacak biçimde kullanılmıştır.Tasavvuf yönünden tasarruf ise Allah'ın izni ve yaratmasıyla bazı veli kullara ihsan edilen manevi bir tesir ve yönlendirme kabiliyetini ifade etmektedir. Ancak bu tasarruf bağımsız bir güç olmayıp, tamamıyla Allah'ın iradesine ve iznine bağlıdır. Veliler kendiliklerinden kâinatta etkide bulunamazlar. Tasavvuf ehli, bu tasarrufu bir keramet ve İlâhî lütuf olarak görmüş, hakiki tesir sahibinin yalnızca Allah olduğunu özellikle vurgulamıştır.1Kısacası tasarruf, kişinin iradesiyle gerçekleştirdiği ve dini-hukuki sonuç doğuran her türlü söz, işlem ve davranışı ifade eder. Fıkıhta satış, kira, bağış, vasiyet, boşama ve vakıf kurma gibi hukuki işlemleri kapsamaktadır. Tasavvufta ise Allah'ın izni ve yaratmasıyla bazı veli kullara ihsan edilen manevi tesir ve yönlendirme kabiliyeti anlamında kullanılır. Her iki kullanımda da hakiki tasarruf ve mutlak kudretin yalnızca Allah'a ait olduğu esastır.Ayrıca BakınızMÜLK ONUNDUR MÜLKÜNDE İSTEDİĞİ GİBİ TASARRUF EDER NE DEMEK?KABİRDEKİ EVLİYANIN TASARRUFU DEVAM EDER Mİ?TASARRUFU DEVAM EDENLERKaynakçalarİbrahim Kafi Dönmez, "Tasarruf", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2011, c. 40, s. 118.