2.102
İtikat ve Muamelat Dairesi
İtikad dairesi ve Muamelat dairesinin hükümleri bazen birbirine karıştırılıyor. Bu iki daireye örnekler vererek açıklayabilir misiniz?
Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
2.102
İtikad dairesi ve Muamelat dairesinin hükümleri bazen birbirine karıştırılıyor. Bu iki daireye örnekler vererek açıklayabilir misiniz?
6.018
"Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü" sözü, Anadolu'nun büyük mutasavvıf şairlerinden Yunus Emre'ye nispet edilen meşhur bir ifadedir. Her ne kadar bu sözün geçtiği şiire dair kesin bir kaynak gösterilemese de, asırlardır Yunus Emre'nin Allah sevgisini ve yaratılmışlara karşı merhamet anlayışını özetleyen bir söz olarak kabul edilmiştir.1Bu sözden anlamamız gereken kısaca şudur: Bir varlığı sadece kendi menfaatimiz veya hoşumuza gittiği için değil, onu Allah yarattığı için sever ve ona saygı duyarız. Çünkü Allah'ın yarattığı her şey, O'nun kudretinin ve sanatının bir eseridir. Dinimizde yere düşen bir nimetin kaldırılıp öpülerek yüksek bir yere konulması da bu anlayışın bir yansımasıdır. Ekmek veya başka bir nimet sadece maddi değeri olduğu için değil, Allah'ın ihsanı olduğu ve ortaya çıkmasında İlâhî takdirle birlikte birçok emek bulunduğu için hürmete layıktır. Aynı şekilde insanlara, hayvanlara, bitkilere ve bütün yaratılanlara karşı da saygılı davranmak gerekir. Elbette sevmek her davranışı tasvip etmek anlamına gelmez ancak yaratılan her şeye Allah'ın eseri nazarıyla bakmak, onları hor görmemek ve varlıklarına hürmet etmek “yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmek” anlayışının özünü oluşturur. Bu bakış açısı, insanı hem Allah'a daha fazla muhabbet etmeye hem de bütün kâinata karşı daha merhametli ve saygılı davranmaya sevk etmektedir.Ayrıca BakınızALLAH İÇİN SEVMEK İLE SEBEPLER HESABINA SEVMEK ARASINDAKİ FARK NEDİR?HER ŞEYİ ALLAH NAMINA SEVMEK NE DEMEKTİR? BU NASIL GERÇEKLEŞİR?NİÇİN ALLAH'I SEVMEMİZ GEREKİR?Kaynakçalarhttps://iktibasdergisi.com/2018/10/11/yaradilani-severim-yaradandan-oturu-sozu-hak-midir/
3.931
Bu meselede önce tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân kavramlarını bilmek faydalıdır.Tayy-ı zaman, zamanın daralması, dürülmesi veya kısa hissedilmesidir. Ashâb-ı Kehf'in yaşadığı hâdise buna misal olarak gösterilir. Çünkü onlar üç yüz dokuz mağarada sene kaldıkları hâlde, bu uzun zaman onlara kısa bir uyku gibi gelmiş ve bir gün kadar kaldıklarını zannetmişlerdir. Bu durum Kur'an'da şöyle ifade edilmektedir:İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Diğerleri) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler; ve eklediler, “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangisinin yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca çok dikkatli davransın da sakın varlığınızı kimseye sezdirmesin.1Yine Kehf suresi 25. ayet de şöyle buyurulmaktadır:Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz sene daha ilave ettiler2Bu iki âyet birlikte düşünüldüğünde, çok uzun bir zamanın çok kısa hissedilmesine bir misal görülür. Ashâb-ı Kehf uyandıklarında mağarada uzun süre kaldıkları hâlde bunu bir gün veya günün bir parçası kadar zannetmişlerdir. Hâlbuki Kur'ân'da onların mağarada üç yüz, hattâ buna ilâveten dokuz yıl daha kaldıkları bildirilmektedir. Bu hâdise, tayy-ı zamana bir örnek olarak zikredilir.Tayy-ı mekân ise, uzun bir mesafenin kısa bir zamanda aşılmasıdır. Burada zamanın hissedilişinden çok, mekânın kısa sürede geçilmesi öne çıkar.Hz. Üstad, denizlerde meydana gelen med ve cezir gibi, evliya arasında da bast-ı zaman ve tayy-ı mekân meselesinin meşhur olduğunu ifade eder. Kitab-ı Yevakit'in rivayetine göre, İmam-ı Şaranî bir günde iki buçuk defa Fütuhat-ı Mekkiye gibi büyük bir eseri mütalaa etmiştir. Bu gibi hâdiseler garip görülerek hemen inkâr edilmemelidir.Yine bu hakikati anlamayı kolaylaştıran misaller vardır. Meselâ insan rüyada bir saat içinde bir senelik hâlleri görebilir, birçok iş yapabilir. Hattâ o vakit içinde uzun okumalar yapmış gibi bir hâl yaşayabilir. Demek ki insanın zaman algısı her zaman aynı ölçüde işlememektedir.Bediüzzaman Hazretleri, ruhun dairesine yaklaşan hâllerde zamanın genişlediğini bildirir. Çünkü ruh zaman ile kayıtlı değildir. Ruhu cismine galip olan evliyanın işleri ve fiilleri de ruh süratiyle cereyan eder. Bast-ı zamanın evliyalar arasında çok defa vuku bulduğunu da ifade eder. Bazı evliyanın bir dakikada bir günlük işi gördüğü, bazılarının bir saatte bir senelik vazifesini yaptığı, bazılarının da bir dakikada bir hatme-i Kur'âniye okuduğu rivayet edilmiştir. Bu tür nakiller, hak ve doğruluk ehli kimselerden geldiği için bütünüyle inkâr edilmez.Kısaca ifade etmek gerekirse:Tayy-ı zamanda esas olan, zamanın kısa hissedilmesi, daralması veya genişlemesidir.Tayy-ı mekânda esas olan, uzun mesafenin kısa sürede aşılmasıdır.Yani iki kavram arasındaki temel fark, birinde zamanın, diğerinde ise mesafenin öne çıkmasıdır.Bununla beraber Cenâb-ı Hak insanın yaratılışına da böyle hâlleri anlamaya elverişli bazı işaretler yerleştirmiştir. Bu konuda Hz. Üstad şöyle söylemiştir:Zemin ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya, hararet ve bereket ve rahmet gibi şeyler semadan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinad eden bütün edyan-ı semaviyenin icmaı ile ve şuhuda istinad eden bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melaike ve ervah semadan zemine geliyorlar. Bundan, hisse karib bir hads-i kat'î ile bilinir ki: Sekene-i arz için, semaya çıkmak için bir yol vardır. Evet nasıl herkesin akıl ve hayal ve nazarı her vakit semaya gider. Öyle de: Ağırlıklarını bırakan ervah-ı enbiya ve evliya veya cesedlerini çıkaran ervah-ı emvat, izn-i İlahî ile oraya giderler.3Bu paragrafa göre yer ile gök birbirinden kopuk değildir. Aralarında Allah'ın kurduğu sürekli bir bağ ve işleyiş vardır. Işık, ısı, yağmur, bereket ve rahmet gibi yeryüzünün muhtaç olduğu birçok nimet semadan gelmektedir. Ayrıca vahye dayanan semavî dinlerin ortak haberiyle ve ehl-i keşfin nakilleriyle, meleklerin ve ruhların sema ile arz arasında gidip geldikleri bildirilmektedir. Bundan da, yeryüzünde yaşayanlar için semaya çıkmaya bir yol bulunduğu anlaşılmaktadır.Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, zamanda yolculuk denilen meselenin bir yönüyle mümkün olduğu anlaşılır. Ancak bu, herkes için sıradan ve kolay bir iş değildir. Bugün bu konuda bilim dünyasında bazı teoriler bulunsa da, fiilî olarak ortaya konmuş bir durum mevcut değildir.İslâmî kaynaklarda bildirilen şekliyle bu hâller, daha çok Allah'ın bir ikramı olarak değerlendirilir. Allah'ın emir ve yasaklarına riayet ederek hayatını O'nun rızasına uygun yaşamaya çalışan kimselere böyle olağanüstü hâller ihsan edilebilir. İslâm tarihinde bunun misalleri zikredilmiştir.Fakat zamanda ileriye veya geriye gidip o zamanlarda tasarrufta bulunmak, geçmişi veya geleceği değiştirmek ayrı bir meseledir. Buna dair güvenilir bir bilgi bilinmemektedir. Ayrıca Allah'ın buna izin vereceğine dair de elimizde açık bir bilgi yoktur.Sonuç olarak, zamanın farklı hissedilmesi veya Allah'ın izniyle olağanüstü bazı hâllerin yaşanması mümkündür.Ayrıca BakınızTAYY-İ MEKAN VE TAYY-İ ZAMAN NEDİR?BAST-I ZAMAN İLE TAYY-I MEKÂN ARASINDAKİ FARK NEDİR?KaynakçalarKehf, 18/19Kehf, 18/25Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.47
193
Risale-i Nur'daki "Beşer esirliği parçaladığı gibi ecirliği de parçalayacaktır." cümlesini nasıl izah edebiliriz?
14
İş yerinde çalışan, birbirine yabancı iki kadının özel kendi vücutları ile ilgili veya mahrem konuları konuşmaları caiz midir? Konuşulmuşsa ne yapmak gerekir?
37
Hadis-i şerifin en yaygın rivayetlerinden biri, Buhârî ve Müslim gibi en güvenilir kaynaklarda geçer. Hadis şu şekilde aktarılır:Allah (cc) şöyle buyurmuştur: Ben kulumun bana olan zannı üzereyim.O beni zikrettiği (andığı, hatırladığı) zaman onunla beraberim.O beni kendi nefsinde (kendi kendine) zikrederse, ben onu kendi nefsimde zikrederim.O beni bir toplulukta zikrederse, ben onu ondan daha hayırlı bir toplulukta zikrederim.O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım.O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım.O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim.1Bu kutsi hadis-i şerif bizlere; kul, Allah-u Teâlâ hakkında ne düşünür ve O'ndan ne beklerse, Allah'tan o şekilde karşılık bulur, der. Eğer bir insan Allah'ın Gafûr (bağışlayıcı), Rahîm (merhametli) ve Kerîm (lütufkâr) olduğuna, duaları kabul edeceğine içtenlikle inanırsa (yani hüsn-i zan beslerse), Allah ona merhametiyle muamele eder ve o şekilde karşılık verir.Eğer insan karamsarlığa kapılır, "Allah beni asla affetmez", "Dualarım zaten kabul olmaz" ya da "Başıma hep kötü şeyler gelecek" gibi bir inanışa bürünürse, kendi inandığı ve beklediği o darlığın içine düşer. Allahü Teâlâ, ona inandığı gibi muamele eder.Burada önemli bir ayrıntıyı söylemek gerekir ki bu, yan gelip yatarak "Allah nasıl olsa beni affeder" demek olan tembel bir iyimserlik hali değildir. Gerçek hüsn-i zan, kulun elinden gelen gayreti gösterip ibadetlerini yapıp, ardından sonuç ne olursa olsun Allah'ın kendisi için en hayırlısını takdir edeceğine güvenmesidir.Kısacası bu kudsî hadis, kuluna, "Sen Bana yöneldiğin, Beni adil ve merhametli bildiğin sürece, Ben senin düşündüğünden çok daha fazlasıyla sana karşılık veririm." mesajını verir. Allahü Teâlâ'ya, hayata ve olaylara karşı her zaman ümitvar, yapıcı ve güzel bir beklenti içinde olmanın ne kadar önemli olduğunu bizlere ders verir.Detaylı malumat için lütfen bakınız;Ayrıca BakınızDUA EDERKEN RUH HALİMİZ NASIL OLMALI?KORKTUĞUMUZ ŞEYLERİN BAŞA GELMESİ, İSLAMİYET'TE NASIL DEĞERLENDİRİLİR?KaynakçalarBuhari 8/171, Müslim 4 /2061
29
Bediüzzaman Hazretlerinin elinde, büyük zatların içinde bulunduğu bir dua listesinden bahsediliyor. Bu liste hakkında bilgi verir misiniz?
35
Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın vaad ettiği şeydir; demek, peygamberler doğru söylemiş!” Yâsîn 52. Bu âyete göre kabir azabının olmayacağını ileri sürenler var. Bu âyeti nasıl anlamak lazım ve kabir azabının Kur'an'dan ve hadislerden delilleri nelerdir?
3.756
29. mektubun 3. risale olan 3. kısmının 4.nüktesinde geçen başka maksatlardan kat edilen nedir?
3.742
Bakara Suresinde mealen, "evlere kapılarından girin" şeklinde bir ifade var ve cahiliye dönemindeki bir geleneğin ilgası için nazil olmuştur. Kur'an da bu tür başka ayetler de vardır. Tüm zamanlara hitab eden yüce Kur'an'da görünüş itibariyle sadece cahiliye dönemine hitab eden bu tür ayetlerin olmasının hikmetleri neler olabilir?
5.906
İlm-i ledün ne demektir? Bediüzzaman'ın İlmi, ledün ilmi midir?
4.569
"Ve o enenin dürbünüyle, kâinât ne olduğunu ve ne vazîfe gördüğünü görür. Ve âfâkî ma'lûmât nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür. O ulûm, nûr ve hikmet olarak kalır. Zulmet ve abesiyete inkılâb etmez." Cümlesinde tam olarak neyi kast ediyor? Bu cümleyi izah edebilir misiniz?
6.151
3 kıyafetten fazla kıyafet için zekat vermek gerekir mi?
3.873
Bir meselede iki taraf da kendini haklı, karşı tarafı haksız görebiliyor. Âyet-i kerîmeler, hadis-i şerifler ve Uhuvvet Risalesi'ni tekrar tekrar okuduğum hâlde kalbimdeki kırgınlık düzelmiyor. Karşımdaki kişiye muhabbet beslemek yerine darılıyor, küs kalıyorum. Aynı yerde bulunmaya da mecburuz. Bu durumda o kişiye karşı eski muhabbeti nasıl kazanabilirim, ne yapmalıyım?
3.743
Allâh'ın insanları zekâ bakımından farklı yaratmasının birçok hikmeti vardır. Bu farklılık, öncelikle dünya hayatının bir imtihan meydanı olmasındandır. Her insana aynı kuvvet, aynı zekâ, aynı kabiliyet verilseydi sabır, şükür, tevazu, yardımlaşma, merhamet ve mes'uliyet gibi pek çok mânâ tam görünmezdi. Kimi daha keskin anlayışla, kimi daha sade bir idrakle imtihan olur; fakat herkes kendi istidadı nisbetinde hesaba çekilir.İkinci olarak, bu farklılık hayatın sosyal nizamı içindir. İnsanlar aynı seviyede olsaydı sanatların, mesleklerin, hizmetlerin ve vazifelerin taksimi bozulurdu. Hâlbuki sosyal hayatta birinin ilimde, birinin sanatta, birinin idarede, birinin bedenen çalışmada öne çıkması insanların birbirine muhtaç olduğunu gösterir. Bu da hem yardımlaşmayı hem de aczini ve fakrını anlayıp kulluğa yönelmeyi ders verir.Üçüncü olarak, zekâdaki farklılık mutlak bir üstünlük ölçüsü değildir. İslâm'da insanın kıymeti yalnız aklî kuvvetiyle değil; îmanı, takvâsı, ihlâsı ve istikametiyle ölçülür. Çok zeki bir insan, zekâsını gurur, inkâr veya hile yolunda kullanırsa bu nimet onun aleyhine dönebilir. Buna karşılık sade bir insan, samimiyet, teslimiyet ve güzel ahlâkla Allâh katında çok yüksek dereceler kazanabilir.Allah katında en üstün olanınız, takvâca en ileri olanınızdır. 1Dördüncü olarak, bu farklılık şükür ve tevazu dersidir. Zekâsı kuvvetli olan kimse, bunu kendinden bilmemelidir. Çünkü akıl da, anlayış da, hafıza da, kavrayış da verilmiş birer nimettir. Nimet, iftihar için değil; şükür, hizmet ve hakka teslimiyet içindir. İnsan kendi meziyetini sahiplenip gurura düşerse nimetin hikmetine zıt hareket etmiş olur.Diğer taraftan, zekâsı daha sınırlı olan bir kimse de ümitsizliğe düşmemelidir. Allâh Teâlâ, kullarını güçlerinin yettiği kadar mükellef kılar. Dindeki mes'uliyet, insanların yaratılıştan gelen kabiliyet farklarını dikkate alır. Herkes kendi hâline, niyetine, gayretine ve kendisine verilen imkâna göre değerlendirilir.Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.2Netice olarak, zekâdaki farklılık bir adaletsizlik değil; hikmetli bir taksimdir. Bu taksimle hem imtihan sırrı gerçekleşir, hem içtimaî hayat düzen bulur, hem de insan nimetin hakikî sahibini tanımaya sevk edilir. Esas olan, sahip olunan zekânın miktarı değil; onun nerede ve nasıl kullanıldığıdır.Ayrıca BakınızDÜNYADAKİ İMTİHANİMTİHANDA ADALET NASIL OLUR?ALLAH NETİCEYİ (CENNET-CEHENNEM) BİLDİĞİNE GÖRE BİZİ NİÇİN İMTİHAN EDİYOR?İMTİHANKaynakçalarHucurat, 49/13.Bakara, 2/286.
919
Yeni doğmuş bebeğin göbek bağını cami, okul vs yerlere atmak dinen uygun mudur, aslı var mı? Bebeğin Göbek Bağı Düştükten Sonra Ne Yapılır? Nereye Gömülür?
758
Teyemmüm Nedir?Teyemmüm, su bulunmadığında ya da var olan suyu kullanma imkânı olmadığında abdestsizlik veya cünüplük gibi hükmî kirliliği gidermek amacıyla temiz toprak ya da toprak cinsinden bir şeye sürülen ellerle yüz ve iki kolun mesh edilmesi şeklinde yapılan hükmî temizlik demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de teyemmüm şöyle geçmektedir:Ey îmân edenler! Namaza kalktığınız zaman artık yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı ise meshedin; topuklara kadar da ayaklarınızı (yıkayın)! Bununla berâber cünüp iseniz hemen (tamâmen) yıkanıp temizlenin! Fakat hasta olur veya bir yolculukta (bulunur) iseniz veya içinizden biri def'-i hâcetten gelir (abdesti bozulur)se ya da kadınlara dokunursanız, artık (abdest veya gusül almanızı gerektiren bu hâllerde) su bulamazsanız o vakit temiz bir toprağa teyemmüm edin de yüzlerinizi ve (dirseklere kadar) ellerinizi ondan meshedin!1Teyemmüm Nasıl Yapılır?Teyemmüm edecek kimse, ne için teyemmüm edeceğine (abdeste veya gusle) niyet eder.Parmakları açık olarak ellerini temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye vurur, ileri ve geri hareket ettirerek kaldırır, hafifçe birbirine vurarak ellerini silkeler.Ellerinin içiyle yüzünün tamamını bir kere mesh eder.Sonra ikinci defa ellerini aynı şekilde toprağa vurur ve sol elinin içiyle dirseğiyle birlikte sağ kolunu mesh eder.Daha sonra da sağ elinin içiyle sol kolunu aynı şekilde mesh eder.Teyemmümün FarzlarıTeyemmümün farzları ikidir:1. Niyet etmek.2. Ellerini temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye vurup,birinci vuruşta yüzü, ikinci vuruşta da kolları mesh etmek.Teyemmümün Sünnetleri1. Teyemmüme başlarken besmele okumak.2. Tertibe riayet etmek. Yani evvela yüzünü, sonra kollarını meshetmek.3. Bunları ara vermeden birbiri ardınca yapmak.4. Elleri yere koyunca evvela ileri sürmek.5. Ondan sonra elleri geriye çekmek.6. Parmaklarını açık bulundurmak.7. Ellerini yerden kaldırınca birbirine vurarak silkelemek.2Teyemmümün Sahih Olmasının Şartları1) Niyet etmek: Elini teyemmüm edeceği şeye vururken veya elini yere vurup yüzünü mesh edeceği sırada, hadesten taharete veya namaz kılmaya yahut da taharetsiz yapılması sahih olmayan, bizzat maksut olan bir ibadeti yapmaya niyet etmektir. Bunlardan birine niyet edilmeden yapılan bir teyemmümle namaz kılınmadığı gibi Kur'an okumak, Kur'an-ı Kerim'i tutmak, camiye girmek, kabirleri ziyaret etmek için yapılan teyemmümle de namaz kılınmaz. Çünkü bunların bir kısmında taharet şart olmayıp bir kısmı da bizzat maksut bir ibadet değildir.2) Teyemmüm etmeyi mübah kılacak bir özür bulunmak: Abdest almaya veya gusül yapmaya yetecek kadar suyun, kişinin bulunduğu yerden en az bir mil (dört bin adım) uzakta olması veya yanında bulunan suyu kullandığı takdirde hastalanmaktan, hastalığın artmasından veya uzamasından korkması teyemmüm yapmayı mübah kılan özürlerdendir. Ancak suyun vücuda zararlı olacağı, kişinin kendi tecrübesine veya uzman bir Müslüman doktorun vereceği bilgiye bağlıdır.3) Teyemmümün yeryüzü cinsinden, pislik dokunmamış temiz bir şeyle yapılması: Toprak, taş, kum, tuğla ve kiremit gibi şeylerle teyemmüm yapılır. Odun, bakır, demir gibi şeylerle teyemmüm yapılmaz. Ancak bunların üzerinde temiz toz bulunursa bu toz ile teyemmüm yapılabilir.4) Teyemmümde yüzü ve kolları kaplayacak şekilde mesh etmek.5) Meshi elin tamamı veya çoğu ile yapmak: İki parmağı ile mesh etmek caiz değildir.6) Elin içi ile teyemmüm edilecek şeye iki kere vurmak.7) Abdest almaya veya gusül yapmaya engel hâller bitmiş ve kesilmiş olmak: Mesela, burnu kanarken kanama kesilmeden abdest almak sahih olmadığı gibi teyemmüm yapmak da caiz olmaz. Âdet gören bir kadının âdet kanı kesilmedikçe gusül yapması sahih olmadığı gibi teyemmüm etmesi de sahih değildir.8) Mesh edilecek organlarda meshe mani olan hamur ve benzeri şeyleri önceden gidermiş olmak.3Teyemmümü Bozan DurumlarAbdesti bozan şeyler teyemmümü de bozar.Abdest veya gusle yetecek suyun bulunması hâlinde, suyun kullanılması mümkün ise teyemmüm bozulur. Teyemmümle namaz kılan bir kimse, kullanabileceği suyu namazda iken görse namazı bozulur. Suyu, namazı kıldıktan sonra görürse namazı iade etmez.Teyemmüm yapmayı mübah kılan özürlerin ortadan kalkması ile de teyemmüm bozulur. Mesela, hastalanma korkusu ile suyu kullanamadığı için teyemmüm eden kimsenin özrü kalmayınca teyemmüm bozulur.Hangi Durumlarda Abdest Yerine Teyemmüm Yapılır?Teyemmüm şu hâllerde yapılır:Abdest veya gusle yetecek miktarda su bulunamaması,Su bulunduğu hâlde, suya ulaşma imkânının olmaması,Su bulunduğu hâlde, havanın çok soğuk oluşu, banyo yapacak yerin bulunmayışı gibi engellerle suyu kullanma imkânının bulunmaması,Sağlık açısından suyun kullanılmasının sakıncalı olması,Yıkandığı veya abdest azalarını yıkadığı takdirde hastalanması, hastalığının artması veya iyileşme süresinin uzaması,Vücudun veya abdest organlarının yarısından fazlasının yara, yanık vb. sebeplerle yıkanamaması. Uzuvlarının yarısından azında yara olan bir kimse ise sağlam olan organlarını yıkar, yaralı olanları mesh eder.4Su Bulunduğu Hâlde Vakit Çıkma Korkusuyla Teyemmüm Caiz Midir?Abdest alma imkânı varken, cuma namazı ile vakit namazları gibi vaktinde kılınamadığı zaman kaza edilen namazların, vaktin çıkacağı endişesi ile teyemmüm ederek kılınması caiz değildir. Zira abdest alındığı takdirde bu namazlara yetişilemediğinde, cuma namazı yerine öğle namazı, vakit namazı yerine ise kazası kılınır.5 Ancak abdest alması hâlinde kılınmakta olan cenaze ve bayram namazlarını kaçırmaktan endişe eden kişi teyemmüm ederek bu namazlara iştirak edebilir.Mâlikî mezhebinde tercih edilen görüşe göre, abdest alma imkânı varken, abdest veya gusül alındığı takdirde farz namazlardan birinin vakti geçecek ise bu namaz teyemmüm edilerek kılınabilir.6Su ve Toprak Bulamayan Kişi Nasıl Namaz Kılar?Bir yerde hapsedilen ve abdest alacak su veya teyemmüm yapacak temiz toprak cinsinden bir şey bulamayan kişi, Hanefîlerde tercih edilen görüşe ve Şâfiî mezhebinde sahih kabul edilen görüşe göre vakte hürmeten namaz kılanların hareketlerini yapar, çıktığında da namazlarını kaza eder.7 Hanbelîlere göre ise bu hâldeyken namaz kılınabileceğinden daha sonra kaza edilmesi gibi bir durum söz konusu olmaz.8Hasta Kimselerin TeyemmümüHayatını yatalak olarak geçiren kişi, eğer yataktan kalkıp abdest alamıyorsa veya abdest aldıracak birini bulamıyorsa yanında bulunduracağı tuğla, kiremit veya taş gibi bir madde üzerine teyemmüm eder. Hastalığından dolayı kendi başına teyemmüm edemeyen ve bu konuda kendisine yardım edecek birini de bulamayan kişi, kendisini abdestli gibi sayarak isterse namazını îma ile kılar; isterse de kazaya bırakır; iyileşmesi hâlinde kaza eder, iyileşmeme durumunda ise kendisinden yükümlülük düşer.9Cenaze Namazı Teyemmüm İle Kılınabilir mi?Cenaze namazı, şartları bakımından diğer namazlar gibidir. Bu namazda, taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riâyet edilir. Cenaze namazının abdestsiz olarak kılınması caiz değildir. Ancak kişi abdest ile meşgul olduğu takdirde cenaze namazını kaçıracak ise teyemmüm ederek cenaze namazını kılabilir. 10Ayrıca BakınızABDESTİ BOZAN ŞEYLERABDESTİ BOZMAYAN ŞEYLERNECASET-İ GALİZA VE NECASETİ HAFİFE NEDİR? NAMAZA ENGEL OLAN/OLMAYAN NECASETLER NELERDİR?ABDEST VE NAMAZ İÇİN ÖZÜRKaynakçalarNisâ, 4/43; el-Mâide, 5/6Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 118Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 118Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 123.Merğînânî, el-Hidâye fî Şerhi Bidâyeti'l-mübtedî (Leknevî Şerhi ile birlikte), İdâretü'l-Kur'an ve'l-'Ulûmi'l-İslamiyye, Karaçi/Pakistan 1417, c.1, s. 29.Nefrâvî, el-Fevâkihü'd- Devânî, c.1, s. 153, 154.Kâsânî, Bedâiu's- sanâi' fî Tertîbi'ş-şerâi', Dâru'l-Kütübi'l-'İlmiyye, Beyrut 1986, c. 1, s. 50; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 1/80; Nevevî, Ebû Zekeriyâ Yahyâ b. Şeref, Kitâbu'l-Mecmû' Şerhu'l- Mühezzeb li'ş-Şîrâzî,, yy., ts., c.2, s. 323.İbn Kudâme el-Makdisî, el-Muğnî, Daru Âlemi'l-Kütüb, Riyad, ts., c. 1, s. 184.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 142.Mevsılî, el-İhtiyâr li Ta'lîli'l-Muhtâr, Thk.: Şuayb Arnavut-Ahmet Muhammed Berhum - Abdüllatîf Hırzüllah, Dâru'r-Risâleti'l-Arabiyye, Beyrut 1430/2009, c.1, s.86.
3.521
Risale-i nurda çocuk terbiyesi nasıl anlatılmaktadır? Üstad Bediüzzaman Hazretleri çocuk eğitimine yönelik bizlere neler tavsiye etmektedir?
73
Bazı gruplar, hâşâ Kur'ân-ı Kerîm'in değiştirildiğini; Peygamber Efendimiz'in (sav) döneminden elimizde mushaf bulunmadığını, en erken mushafın Hz. Osman (r.a.) devrine ait olduğunu ve o zamana kadar metnin değiştirilmiş olabileceğini iddia ediyorlar. Hatta bunu Rum Sûresi'ndeki haberin doğruluğunu sarsmak için de kullanmaya çalışıyorlar. Böyle bir iddiaya karşı nasıl cevap verilmelidir? Ayrıca Kur'ân neden Resûlullah Efendimiz (sav) zamanında kitap hâline getirilmedi? Bu hususta tafsilâtlı bilgi var mıdır?
1.787
Hazret-i Üstad tarafından kendine "Nur Fabrikasının Sahibi" lakabı verilen Häfiz Ali Efendi, Erkân-ı Sitte namındaki en öndeki altı talebeden biridir. 1935 Eskişehir ve 1944 Denizli Hapislerinde hapis yattı. Denizli Hapsinin altıncı ayında, Bediüzzaman Hazretleri ve Hüsrev Etendi ile birlikte kendisine de zehir verildi.Üstad Bediüzzaman, çok defa olduğu gibi bu zehirden de Allah'ın izniyle kurtulur. Hüsrev Efendi de kendisine verilen zehiri inâyet-i ilâhiye ile zamanında fark eder. Derhal kendini zorlayarak içindeki zehiri istifrağ edip dışarı atar. Bu sırada kendisini öyle zorlamıştır ki çektiği sıkıntıyı, “âdeta horozlar gibi ötüyordum” diye tasvir etmiştir. Zehri çıkardıktan sonra son derece mecalsiz düşen Hüsrev Efendi, sadık arkadaşı Rüşdü Efendi'den kirlenen yerleri temizlemesini rica eder ve yerleri o temizler. Hüsrev Efendi'den sonra Hâfız Ali Efendi'yi de zehirlerler. Hüsrev Efendi ona da derhal kendisini zorlayıp zehri çıkarmasını söyler. Fakat maalesef o ne kadar çabaladı ise de çıkarmaya muvaffak olamaz.1Gerçekten de Nur Fabrikası'nın sahibi Kahraman Hâfız Ali Efendi, hâlis dualarının neticesinde Üstad'ının hastalığını da kendi üzerine almıştı. Çünkü Hazret-i Üstad'ın zehirlenme neticesinde şiddetli hasta olduğunu öğrenmiş ve onun bedeline âhirete gitmeyi çok samimi olarak istemişti. Bu halis duaları kabul olmuş, Hz. Üstad iyileşirken o daha da ağırlaşmıştı. Bir gün ateşler içerisinde hastahaneye kaldırıldı ve aynı gece vefat etti. O sırada Hazret-i Üstad, hapisteki talebelerine tekbîr getirmelerini emir buyurdular. Mazlum Nur Talebeleri, muazzez dava arkadaşları Hâfız Ali Efendi'yi hak yolunda şehîd verdiklerini anlamışlardı.Bediüzzaman Hazretleri'nin mahkemeye karşı söylediği, “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikata, başımız dahi feda olsun” davasında, Üstad'ını vefatıyla tasdik ederek, küfre karşı cihad hizmetinde ruhunu feda etmişti. Aslında gizli din düşmanlarının planı Nur'un üç kahramanını da imha etmekti. Bununla birlikte Hâfız Ali'nin vefatı onların şiddetini kırmış ve Mübarek Üstad'ın üzerine daha fazla gidememişlerdi.17 Mart 1944'te hastahanede vefat eden Hâfız Ali Efendi, Denizli kabristanına defnedildi. Eskişehir Hapsi hâdisesi Binbaşı Asım Bey'in şehadetini netice verdiği gibi, bu Denizli Hapsi de Nur'un diğer bir büyük kahramanının şehadetini netice vermiş oldu.Hâfız Ali Efendi Isparta Hapsi'nde bulundukları sırada bir rüya görmüş ve rüyasında kendisine bir avuç Denizli toprağı verilmişti. Rüyayı anlattığı arkadaşlarına “Herhalde buradan Denizli'ye gideceğiz” diye tabir etmişti. Hakikaten bu rüyadan kısa bir süre sonra Denizli'ye nakledilmişlerdi. Lâkin rüyanın tam tabiri daha sonra zuhur edecekti. Hapiste altı ay kaldıktan sonra vefat edip Denizli toprağına defnolmasıyla o mübarek zatın rüyasının tam tabiri de ortaya çıkmış oluyordu. Hafız Ali Ağabey'in vefatı ile ilgili Bediüzzaman Hazretleri şu ifadeleri kullanmıştır:Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler ve Nur'un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi me'yusane ağlattırdı.2Ben merhum Hâfız Ali'yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti.3Benim bedelime şehid olacağını hissetmiş. Kuvvet-i ihlasın kerameti olarak haber veriyor. Haber verdiği gibi şehid oldu.4Bediüzzaman Hazretleri, hapisten çıktıktan bir süre sonra yazdığı Meyve'nin On Birinci Mes'elesi'nde Hâfız Ali'nin kabrindeki saadetli ahvalini müjdeleyerek tüm Nur Talebeleri'ne kabir âlemi hakkında şöyle ümid verecektir:“Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: “Men Rabbüke”, “Senin Rabbin kimdir?” diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: “(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz, bu kolaydır” diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve rahmet-i ilâhiyeyi tebessüme getirdi; azabdan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesi'ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleri ile cevab verdiği misillü; ben de ve Risale-i Nur Şâkirdleri de, o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevab verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevkedecekler inşâallah.5Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?ŞAMLI HAFIZ TEVFİK (MEHMED TEVFİK GÖKSU) KİMDİR?BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÇOK TAKDİR ETTİĞİ SAFRANBOLULU MUSTAFA USMAN KİMDİR?İMAMOĞLU HAFIZ MUSTAFA (ERTÜRK) KİMDİR?DENİZLİ HAPSİ ÂDİL HAKİMESİ HESNA ŞENER HANIM KİMDİR?KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s. 751.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.279.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401.Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.11.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 248.
18
Mezhep imamlarımızın, özellikle Müslüman olarak intihar eden kişinin ahiretteki akıbetine dair beyanları nelerdir? Cehennemde ebedî mi kalacaktır?