Sorular

5

Risale-i Nur'da Geçen İmâm-ı Nûreddîn Kimdir? Celcelûtiye İle Bağlantısı Nedir?

"İmâm-ı Gazâlî'nin, İmâm-ı Nûreddîn'den ders alarak Celcelûtiye'nin Süryânî kelimelerini, kıymetini ve hâsiyetini şerh ettiği" ifadesiyle ilgili iki sorum var.1) Burada geçen İmâm-ı Nûreddîn kimdir? Hakkında bilgi verir misiniz?2) Celcelûtiye'nin bu yönlerini şerh eden İmâm-ı Gazâlî'nin hangi eserinde geçer ve hangi kaynakta zikredilmiştir? Orijinal metne ulaşmak için bilgi verebilir misiniz?

7.659

Hurûf-u Mukattaa Ne Demektir?

Huruf-u Mukataa; harf kelimesinin çoğulu olan hurûf ile “kesilmiş, ayrılmış” anlamındaki mukattaa kelimesinden meydana gelen bir tamlamadır. Mukattaa, “kesmek, bir şeyi bütününden ayırmak” mânasına gelen kat' kökünden türemiş bir sıfat olup söz konusu harfler kelimeyi oluştururken okundukları gibi değil kendi isimleriyle telaffuz edildiklerinden “bağımsız ve ayrı harfler” anlamında “hurûf-ı mukattaa” diye anılmıştır. Hurûf-ı mukattaa Arap alfabesindeki on dört harften (ا، ح، ر، س، ص، ط، ع، ق، ك، ل، م، ن، هـ، ى) teşekkül etmiş olup bunların üçü tek, dördü iki, üçü üç, ikisi dört, ikisi de beş harflidir. Tekrarlarıyla birlikte yirmi dokuz ünite oluşturan hurûf-u mukattaa, ikisi Medenî olmak üzere yirmi dokuz sûrenin başında yer alır. Hurûf-u mukattaa hakkında değişik kaynaklarda da izahlar vardır. Biz, numune olması cihetiyle Bediüzzaman Hazretleri tarafından yapılan izahlardan birkaçını buraya alıyoruz.İkinci Mebhas: Bu mebhasta de birkaç letâif vardır. ( الٓمٓ ) ile emsâlinde göze çarpan garâbet, bu harflerin pek garib ve acîb bir şeyin mukaddemesi ve keşif kolları olduklarına işarettir. 1Yukarıdaki cümlede (الٓمٓ) ile sureye başlanması, çok garip ve farklı bir usul olarak vurgulanmıştır. Çünkü o zamana kadar kimsenin kullanmadığı bir yöntemdir. Alışılmışın dışında bir giriş tarzıdır. İşte bu farklılıklar, bu harflerin önemli bir hakikatin başlangıcı ve akla gelmeyecek manaların keşif kolları olmasına işarettir. Hatta her bir harf dahi bir hükme işaret eder. Bir örnek verecek olursak; ا (elif), Kur'an'ın Allah'tan geldiğine; ل (lam), Hazreti Cebrail'in Kur'an'ı getirdiğine; م (mim) ise Hazreti Muhammed (s.a.v.)'e indirildiğine işarettir. Bu harflerin taktî' ile ta'dâdı, san'atın madde ve me'hazini muhâtaba göstermekle, muârazaya tâlib olanlara karşı meydan okuyarak, “İşte i'câz-ı san'atı, şu gördüğünüz harflerin nazım ve nakışlarından yaptım. Buyurunuz meydana!” diye, onların tahkîrâne tebkîtlerine işarettir. 2Yukarıdaki metinde, bu harflerin teker teker ve sırayla okunması Kur'an-ı Kerim'in mucizevi bir yönünü gösterdiği ifade edilmektedir. Herkesin bildiği harflere farklı ve derin manalar yüklenerek Kur'an'a karşı olanlara meydan okunmaktadır. Yani (الٓمٓ) gibi, 'Ben sizden açık mânâları, hükümleri, hakîkatleri ifade eden yüksek hutbeleri ve nutukları istemiyorum. Yalnız şu sayılan harflerden bir nazîre yapınız. Velev iftirâ ve hikâyelerden ibâret bile olsa olsun.' denmesine rağmen, kimse farklı üç harfle meydana gelip Kur'an'a karşı çıkamamıştır. Harfleri ta'dâd ile hecelemek, yeni kırâate ve kitabete başlayan mübtedîlere mahsûstur. Bundan anlaşılıyor ki, Kur'ân, ümmî bir kavme ve mübtedî bir muhîta muallimlik yapıyor.  ( ا - ل - د ) gibi harfleri, meselâ elif, lâm, dal gibi isimleriyle ta'bîr ve zikretmek, ehl-i kırâat ve erbâb-ı kitâbetin ittihâz ettikleri bir usûldür. Bundan anlaşılıyor ki, hem söyleyen, hem dinleyen ümmî olduklarına nazaran, bu ta'bîrler söyleyenden doğmuyor. Ve onun malı değildir. Ancak başka bir yerden ona geliyor.3Yukarıdaki metinde ise Bediüzzaman Hazretleri, harfleri teker teker saymak, yeni okuma yazmaya başlayan kimselerin usulü olduğu, Kur'an-ı Kerim, harfleri teker teker okutmakla ümmi, yani okuma yazması az olan bir topluluğa geldiğini söylemektedir. Aynı zamanda Peygamberimiz (s.a.v.) ümmi olduğu gibi, hitap ettiği kitle de ümmidir. Bu da göstermektedir ki Kur'an, söyleyenin yani Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in ortaya koyduğu bir kitap değildir; ancak Allah'ın gönderdiği bir kitaptır.Sûrelerin başlarındaki hurûf-u mukattaa, İlâhî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'dadır.4Yukarıdaki paragrafta ise hurûf-u mukattaalar, ilahî bir şifre olarak ifade edilmiştir. Herkes altında yatan manayı tam olarak anlayamaz; herkesin aklı o manaları kavrayamaz. Kastedilen derin manaların anahtarı yani izahı, yalnız Hazreti Muhammed (s.a.v.)'dedir. Bu da Hazreti Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın fevkalâde bir zekâya mâlik olduğuna işarettir. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri açık ve net bir şekilde telakkî eder, anlar. Bu da peygamberlerin 'fetânet' sıfatıyla yani bütün insanların en zekisi, en akıllısı ve anlayış bakımından en üstün seviyede oluşlarıyla alâkalıdır.Hatîblerin ve belîğlerin âdetindendir ki, meslek­lerinde dâimâ bir misâle tâbi' olurlar. Ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar. Ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur'ân hiçbir misâle tâbi' olmamıştır. Ve hiçbir nakş-ı belâgat örneği üzerine nakış yapmamıştır. Ve baştan başa işlenmemiş bir yolda yürümüştür.5Yukarıdaki paragrafta ise harfleri sayarak hitaba başlamak, daha önce denenmemiş ve kimsenin uygulamadığı bir metod olduğundan dolayı Kur'an'ın özgünlüğüne; hiç kimseden ve hiçbir çalışmadan esinlenmediğine; eşsiz, tek ve benzersiz olduğuna işaret edilmektedir.Ayrıca BakınızHURÛFİLİK VE EBCED HESABI ARASINDAKİ FARKLARÜSTAD VE EBCED CİFİRKUR'AN'IN ŞİFA OLUŞU / HURUF-U MUKATTAANIN FAZİLETİKUR'AN HARFLERİNİN MADDİ VE MANEVİ TESİRİKUR'AN HARFLERİNİN MADDİ SIRLARIKUR'AN HARFLERİNİN KIYMETİBAZI SURELERİN BAŞINDAKİ HARFLERİN ANLAMIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s .28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 28.Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ'caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 30.

6.216

Hurûf-u Mukattaa İle Kur'ân Harflerinin Maddî Tesirlerinin İlişkisi

"Bunun gibi emâreler, mevcudât-ı havâiye olan hurûfun, özellikle kudsî ve Kur'ânî harflerin, bilhassa sûre başlarındaki şifre-i İlâhiyenin hurûfâtının, muntazam ve çok hassas emirleri dinler gibi göründüğünü gösterir. Bu hâl, zerrât-ı havâiyede emr-i كُنْ فَيَكُونُ'un cilvesine ve İrâde-i Ezeliyenin tecellîsine mazhar olan hurûfâtın maddî hassalarını ve hârika faziletlerini kabul ettirir."Kur'an-ı Kerîm'in bazı sûrelerin başlarındaki ilahî şifrelerle burada yazdırılmış olanların alakasını kuramadım. Yardımcı olur musunuz?

8.411

Ebced Hesabı İle Cifir İlmi Arasındaki Fark

Ebced; Arap harflerine belirli sayısal değerler verip, kelime ve cümlelerin toplamından tarih veya işaret mânâları çıkarmaya denilen hesaptır.Cifir ise ebcedi de içine alan daha geniş bir tabir olarak; harf ve rakamlar üzerinden remzî işaretler ve bazı vukuata dair tevafuklar çıkarmaya dair bir ilim diye kullanılır.Özetle; Ebced, yöntem/hesap kısmıdır; cifir, bu tür hesap ve işaretlerin ait olduğu daha geniş bir sahadır.Ayrıca BakınızHURÛFİLİK VE EBCED HESABI ARASINDAKİ FARKLARCİFİR İLMİNİN ULUM-U RİYAZİYE İLE ALAKASIEBCED / CİFİR HESABINDA ORTAYA ÇIKAN KÜÇÜK FARKLARIN SIRRI VE HİKMETİEBCED HESABININ İSLÂM'DAKİ YERİ

6.495

Nizam ile İntizam Arasındaki Anlam Farkı

Köken bakımından iki kelime de Arapça kökenlidir ve aynı kökten gelir. Her ikisi de "n-z-m" kökünden türemiştir. Bu kök "dizmek, sıralamak" anlamına gelir. Yani kelimelerin kökü aynıdır ancak anlamlarında ince farklılıklar vardır.Nizam: İslâm düşüncesinde genellikle âlemdeki düzeni ifade etmek üzere nizâmü'l-âlem tamlaması kullanılır. Eski Yunan felsefesinde “âlem” anlamına gelen kozmos aynı zamanda “düzen” demektir. Pisagor'a kadar giden terimin bir düzen olarak âlemi ifade edişi Empedokles ile belirginlik kazanmıştır. Batı dillerindeki kozmetik (cosmetic) kelimesi de kosmos kökünden gelmekte olup terimin süs ve güzellik kavramıyla irtibatını göstermektedir. Arapça bir eserde âlem karşılığı kullanılan Grekçe kûsmûs teriminin “nizam” ve “süs” anlamlarını da içerdiği, dolayısıyla âlemin bir düzen içinde yaratılmış olmasıyla estetik bir âhenk taşımasının aynı kelimede ifadesini bulduğu belirtilmektedir. Nizam kavramı etrafında zengin bir terminoloji geliştirmiş olan Müslümanların asıl ilham kaynağı âlemi düzen, tasarım, ölçü, hesap, denge ve yasa kavramları ışığında resmeden çok sayıda kevnî âyetin bulunmasıdır.1Kısaca nizam, düzen, sistem ve tertip anlamına gelir. Bir şeyin belli bir plana, kurala ve ölçüye göre kurulmuş olmasını ifade eder. Mesela kâinattaki gezegenlerin belli bir yörüngede hareket etmesi bir nizamdır. Aynı şekilde bir okulun ders programı da bir nizam örneğidir. Yani nizam, var olan düzenin kendisini anlatır.İntizam: Düzenli olma hâli, tertipli ve sistemli şekilde devam etme anlamına gelir. Nizamın uygulanması ve sürdürülmesi gibi düşünülebilir.2 Örneğin bir sınıfın sıralı ve temiz olması intizamı gösterir. Burada dikkat edilen nokta, düzenin aktif bir şekilde korunmasıdır. İntizam biraz daha “düzenli davranma” ve “düzene uygun hareket etme” anlamı taşır.Aralarındaki fark ise: Nizam daha çok kurulu olan düzeni ve sistemi ifade ederken, intizam o düzenin düzenli bir şekilde sürdürülmesini ve korunmasını anlatır. Nizam daha genel ve teorik bir kavramdır. İntizam ise daha çok uygulama ve görünür hâl ile ilgilidir.Ayrıca BakınızHudus ve İmkan Delilleri İle Gaye ve Nizam Delili Mukayesesiİntizam-Tanzim-Tevzin-Tavzif Kelimelerinin ManalarıKaynakçalarİlhan Kutluer, "Nizam", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007, c. 33, s. 173.https://www.lugatim.com/s/intizam