Sorular

6.662

Marifetullahın (Allah'ı Tanımanın) Şahidleri ve Delilleri

Onuncu Nota'da bahsi geçen “Marifetullahın (Allah'ı tanımanın) şahidleri, bürhanları (delilleri) üç çeşittir. Bir kısmı: Su gibidir; görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. …İkinci kısım: Hava gibidir; hissedilir, fakat ne görünür, ne de tutulur. …Üçüncü kısım ise: Nur gibidir; görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur.” Cümlelerinde anlatılmak istenen manayı açabilir misiniz? Bu üç kısma nasıl misal verilebilir?

5

Namazda Eller Nerede ve Nasıl Bağlanır?

Namazda, sağ el sol elin üstüne gelecek şekilde elleri bağlamak sünnettir.1 Ancak bu bağlamanın nerede olacağına dair farklı rivâyetler bulunmaktadır. Bu rivâyetler ile sahabe ve tâbiîn uygulamalarına bağlı olarak, erkekler bazı mezheplere göre göbek altında, bazı mezheplere göre göğüslerinin üzerinde, bazılarına göre ise göğüs ile göbek arasında ellerini bağlarlar. Hanefi Mezhebinde erkekler, sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.2Hanımların ellerini bağlama şekli için lütfen bakınız;Ayrıca BakınızHANIMLARIN NAMAZDA ELLERİNİ BAĞLAMA ŞEKLİKaynakçalar Buhârî, Ezân, 87 [740]; Müslim, Salât, 54 [401]Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s.149

30

Hanefilerde İmamın Arkasında Fatiha Okunmanın Hükmü

Fetvanın bazen kişiye özel olabileceği belirtilerek, Bediüzzaman Hazretlerinin, Hanefilerin imama uyduğunda da Fatiha okumasına dair fetvasının o dönemin şartlarına (camilerde yaygın bidatler gibi) bağlı ve belirli kişilere mi, yoksa bütün Nur talebelerine her şartta geçerli genel bir emir mi olduğu bizlere soruluyor. Ayrıca hatıra sahiplerinin bu meseleyi Üstad'dan doğru anlayıp anlamadığının sabit olup olmadığı, Hanefi mezhebinde ravinin fakih olması şartı gibi usul gerekçeleri hatırlatılarak sorunun fıkhî yönü gündeme getiriliyor. Son olarak, Hulusi Bey'in bir mektuplaşmada Fatiha'nın öğle ve ikindi dışında okunmaması gerektiğini yazdığına değinilerek meselenin tafsilli izahı isteniyor. Bu konularda nasıl cevap verebiliriz?

5

Osmanlı Zamanında Hâfızlara Bakış ve Hürmet Nasıldı?

Arapça'da “korumak, ezberlemek” mânasındaki hıfz kökünden türemiş bir sıfat olan hâfız (çoğulu huffâz), sözlükte “koruyan, ezberleyen” anlamına gelip Kur'an'ın tamamını ezberleyene hâfız denilmiştir. Hâfız kelimesi, Kur'ân-ı Kerîm'de sözlük anlamında birçok âyette yer almakta üç âyette Allah'ın sıfatı olarak geçmektedir.1 Hz. Peygamber (sav), hâfızları Abese sûresinde sözü edilen2 “sefere-i kirâm”a benzetmiş ve hâfızların cennette onlarla beraber olacağını müjdelemiştir.3Hâfız karşılığında ayrıca hâmil de kullanılmıştır. Hz. Peygamberin (sav) bir hadisinde, Kur'an'ı ezberledikten sonra unutmayan hâmil-i Kur'ân'a saygının dolaylı olarak Allah'a saygı demek olduğu ifade edilir.4 Kelime çoğul olarak da (hameletü'l-Kur'ân) bazı hadislerde geçmektedir.5Kur'ân-ı Kerîm, sadece Osmanlı toplumunun değil, onun şekillendirdiği bütün bir medeniyetin kalbidir. Osmanlı'da Kur'ân, yalnızca okunmakla kalmaz; yazılır, ezberlenir, yaşanır ve hukukla korunurdu. Hakkındaki her davranış, bir adabı, bir sevgiyi ve bir hürmeti temsil ederdi. Çünkü Osmanlı'ya göre Kur'ân, Allah'ın “konuşan kelâmıydı” ve o Kelâm'a uzanan her el, ya saygı gösterir ya da mahkeme kapısında cevabını bulurdu.Osmanlıda Hafızlık Ezberin Ötesinde Bir Hayat TarzıydıÖzellikle büyük şehirlerde açılan Kur'ân okuma merkezleri, sadece hafız yetiştirmekle kalmaz, Kur'ân'ın lafzını ve tecvidini yaşatırdı. Bir çocuğun “hafız” olması, ailesi için büyük bir izzetti. Hafızlara toplumda özel hürmet gösterilir, mecliste öne oturtulurdu. Enderun'da eğitim gören talebelerden Kur'ân'ı ezberleyenlere “Hafız-ı Saray” ünvanı verilirdi. Bunlar padişahın özel Kur'ân okuyucuları olurdu. Her yeni ezber, hocaya yüzünden okunduktan sonra “arza” verilirdi. Yanlış okumaya tolerans gösterilmezdi; çünkü bu Allah'ın kelâmıydı.Hakikate göre "Hafıza hürmet" ifadesiyle kastedilen, kültürümüzde ve İslam geleneğinde "Hafız'a" (yani Kuran-ı Kerim'i ezberleyen kimseye) gösterilen saygıdır. Bu, şahsa değil, o şahsın kalbinde taşıdığı Kur'an'a yapılan bir hürmettir.Osmanlı'da hafızlık bir meslekten ziyade, toplumun manevi sütunlarından biri olarak görülürdü. Osmanlı toplumu hafızları "Yürüyen Kur'an" (Ayaklı Ku'ran) olarak görürdü. Onlara gösterilen saygı, devlet protokolünden günlük halk yaşantısına kadar her yere sinmişti. Hafızlığa veya Kur'an eğitimine başlayacak çocuklar için "Amin Alayı" düzenlenirdi. Çocuklar süslü kıyafetlerle sokağa çıkar, ilahiler eşliğinde halkın arasından geçerdi. Bu, halkın hafızlık yoluna giren bir çocuğa verdiği ilk kıymetti. Padişahlar bile bu alaylara denk gelirse durur, hürmet gösterirdi.Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Saadet dairesinde (Kutsal Emanetlerin olduğu oda) 40 hafız görevlendirilmişti. Bu hafızlar nöbetleşe olarak 24 saat, asırlar boyunca aralıksız Kur'an okumuşlardır. Bu, devletin bekasının Kur'an'ın bereketine bağlandığının ve hafızlara verilen en üst düzey devlet görevinin bir nişanesidir.Bir meclise hafız girdiğinde, yaşı küçük olsa bile ilmine hürmeten ayağa kalkılır ve başköşeye buyur edilirdi. "Cer geleneği" ve vakıflar aracılığıyla hafızların geçim derdine düşmemesi sağlanmaya çalışılırdı. Ramazan aylarında hafızlar konaklara davet edilir, mukabele okutulur ve "diş kirası" adı altında hediyeler verilirdi. Belirli dönemlerde hafızların bazı vergilerden veya zorlu kamu hizmetlerinden muaf tutulduğu, onlara "ehal-i ilim" muamelesi yapıldığı bilinmektedir.Devlet protokolünde hafızların başı olan "Reisü'l-Kurra"lık makamı vardı. Bu kişi, hafızların eğitimini denetler ve icazet (diploma) merasimlerini yönetirdi. Şeyhülislam'dan sonra ilmiye sınıfında büyük saygı görürdü.Osmanlı geleneğinde hafıza hürmet, sadece el öpmek veya ayağa kalkmak şekilciliğinden ibaret değildir. Asıl hürmet, hafızın taşıdığı emanetin ağırlığını paylaşmaktır.Eskiler, hafızın bulunduğu odaya doğru ayak uzatmaz, hafızın arkasından konuşmayı "gıybet"in ötesinde Kur'an ehline hakaret sayardı. Bir hafızın kalbini kırmak, Kur'an sayfasına zarar vermekle eşdeğer tutulurdu.Hafıza hürmetin en incelikli kısmı, onu "ucuz işçi" gibi görmemektir. Hafızın sesini ve ezberini sadece bir mevlit süsü veya tören aracı olarak kullanmak, Osmanlı ahlakına göre hürmetsizlik sayılırdı. Onların ilmi birikiminden istifade etmek esastır.Hürmet tek taraflı değildir. Osmanlı terbiyesinde hafızın da "Hamil-i Kur'an" (Kuran taşıyıcısı) olduğunu bilerek vakarla yürümesi, hafif meşrep hareketlerden kaçınması beklenirdi. Hafızın vakarı, insanların ona duyduğu saygıyı besleyen ana kaynaktı.Özetle; ecdadımız hafıza baktığında sadece bir insan değil, Allah'ın kelamının koruyucusunu görürdü. Hürmetin özü bu bakış açısında gizlidir.Ayrıca hafızlık mesleği sadece Anadolu'ya has kalmamış; Balkanlar'da Osmanlılar döneminden itibaren hâfızlık müessesesi halk tarafından büyük ilgi ve destek görmüş, çoğu camilerin yanında hâfızlık medreseleri veya dârü-l'kurrâ adı verilen okullar faaliyet göstermiştir. Bu kurumlarda hıfzını tamamlayan on, on beş yaşlarındaki öğrencilerin, “hâfız-ı kavî” veya “hafsalkārî” diye anılan hocalar önünde tâbi tutuldukları hâfızlık imtihanlarının günümüzde, pazartesi başlayıp Cuma günü Cuma namazından sonra yapılan hatim duasıyla son bulan bir merasime dönüştüğü görülmektedir. Hâfızlık imtihanının ardından hıfzını geliştirmek isteyenler üç aylarda ve daha çok Ramazan ayında mukabele okurlardı.I. Dünya Savaşı'ndan sonra ve özellikle komünist iktidarları döneminden itibaren Balkanlar'da bilhassa Arnavutluk, Karadağ, Kosova, Sancak ve Bulgaristan'da hâfızlık faaliyetlerinde belirgin bir duraklama olmuştur. Buna karşılık Üsküp ve yöresi en güç şartlarda bile Osmanlı dönemindeki hâfız yetiştirme geleneğini korumuş ve diğer Balkan ülkelerinin hâfız ihtiyacını karşılamıştır. Son dönemlere kadar en çok hâfız yetiştiren bölgeler Makedonya'da Üsküp, Kalkandelen ve Gostivar; Bosna-Hersek'te de Saraybosna, Mostar ve Zenica olarak görülmektedir.6Ayrıca BakınızHafız SahabelerHafızlığı Kolay Yapmanın YollarıHafızlığı Unutmanın VebaliBediüzzaman Hazretleri Kaç Günde Hafız Oldu?Hafızlığın Fazileti / Hafızların Dikkat Etmesi Gereken Hususlarİmam Gazali, İmam Buhari, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel Ne Zaman Hafız Olmuşlardır?Ücret Karşılığı Kur'an Öğretmek, Hafız YetiştirmekHafızların Teheccüd Namazı Kılması Vacip mi?KaynakçalarYûsuf, 12/64; Hicr, 15/9; Enbiyâ, 21/82Abese, 80/15-16.Müsned, VI, 110; Dârimî, “Feżâʾilü'l-Ḳurʾân”, 11; Buhârî, “Tefsîr”, 80/1Ebû Dâvûd, “Edeb”, 20Dârimî, “Rüʾyâ”, 13, “Feżâʾilü'l-Ḳurʾân”, 33Nebi Bozkurt, "HÂFIZ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hafiz--kuran (16.02.2026).

26

Duman ve Toz Yutmak Orucu Bozar mı?

Yenilmesi kastedilmeyen ve kendisinden kaçınılması mümkün olmayan bir şeyin içeriye gitmesi orucu bozmaz. Onun için, ilaç olarak ağrıyan dişe konulan karanfilin tadı tükrükle boğaza kaçarsa, havada dağılan bir duman ve toz-topraktan, öğütülen veya tokmakla döğülen şeylerden kalkan toz, orucu bozmaz.Uçan bir sineğin boğaza kaçması da böyledir.Fakat dişe ilaç olarak konulan bir nesnenin mesela karanfilin yutulması orucu bozar. Yine, oruçlu bulunduğunu hatırladığı halde, kokladığı bir "Buhurun = Kokunun" dumanı içine gitse veya bir sineği tutup yutsa, orucu bozulur. Böyle bozulan bir orucu kaza etmek gerekir.1Ayrıca BakınızOrucu Bozan ve Bozmayan ŞeylerOruçta Keffaret/Ceza Gerektiren DurumlarOrucu Bozup Kaza Gerektiren ama -Ceza Gerektirmeyen- DurumlarEzan Okunurken Yemek Orucu Bozar mıKan Vermek Orucu Bozar mı?Oruç Tutmanın Yasak Ve Sevap Olduğu GünlerKaynakçalarÖmer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yay., İstanbul t.y., s. 270.

10

Oruçluyken Taharet Alırken İçeri Su Girerse Oruç Bozulur mu?

Taharet ve Oruç İlişkisiOruçluyken temizlik yaparken suyun sadece dış bölgede kalması orucu bozmaz. Ancak taharetlenirken suyun makat bölgesinden içeriye (bağırsaklara) kaçması ve orada kalması durumunda, bu su sindirim yoluna dahil olmuş sayılacağı için Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görüşüne göre oruç bozulur.1Bu durumun detayları şunlardır:Dış Yıkama: Sadece dış yüzeyin yıkanması oruca zarar vermez.İçeri Su Kaçması: Eğer su, kişinin iradesi dışında veya aşırı müdahale sonucu içeri nüfuz ederse, vücuda dışarıdan bir sıvı girişi gerçekleştiği için oruç bozulur. Bu durumda gününe gün kaza yapılması gerekir, kefaret gerekmez.Özetle; taharet alırken suyun içeri kaçmamasına dikkat edilmelidir. Eğer suyun içeri girdiğinden ve orada kaldığından eminseniz, o günün orucunu kaza etmeniz ihtiyata daha uygundur.Ayrıca BakınızOrucu Bozan ve Bozmayan ŞeylerKaynakçalarhttps://kurul.diyanet.gov.tr/soru/makat-ultrasonu-ve-transvajinal-islemler-orucu-bozar-mi/bb750481-20b2-4846-08ac-08dd1c135351