Sorular

588

Tesbihatta Geçen "Yâ Muhsin" İsminin İki Defa Zikredilmesinin Hikmeti

Tesbihatta okuduğumuz, Allah'ın isimleri olan Dua-yı İsm-i Âzam, baştan “Yâ Fettâhu Yâ Allah” ifadesi dâhil olmak üzere Ziyaeddin Gümüşhânevî Hazretlerinin Mecmûatü'l-Ahzâb eserinde geçmektedir.“Yâ Alîm Yâ Allah”tan başlayıp “Yâ Muhsin Yâ Allah”a kadar olan ilâvenin Husrev Efendi'ye ait olduğu belirtilince, burada tertibin yalnız lafzî tekrar değil, aynı zamanda bir dua ve niyaz silsilesi olduğu görülür. Bu bakımdan ilk “Yâ Muhsin”, isimler arasında bir tecellî ve tâlim mânâsına; sondaki “Yâ Muhsin” ise bütün o esmânın neticesi olarak kulun Allah'tan ihsan istemesine bakıyor olabilir.Bu sebeple tesbihatta iki defa geçen Yâ Muhsin isminde görünüşte tekrar bulunsa da hakikatte bu tekrar mânâsız değildir. Her bir zikrin ayrı bir münâsebet, makam ve faydaya bakması mümkündür. Benzer bir mesele olan âyetlerin tekrarı hakkında Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur:Bilirsiniz ki, her bir âyetin bir zâhiri vardır, bir bâtını vardır. Bir haddi vardır, bir matlaı vardır. Ve her kıssanın da çok vecihleri, hükümleri, fâideleri, maksadları vardır. Binâenaleyh, muayyen bir âyet her yerde bir münâsip vecih için, bir fâide için zikredilebilir. Bu i'tibârla zâhirde tekrar görünse bile, hakîkatte tekrar değildir. 1Bu itibarla tesbihattaki Yâ Muhsin isminin iki defa zikredilmesinde de farklı hikmetler, ayrı münâsebetler ve duaya bakan incelikler bulunabilir. Fakat bizim bunların hepsini bilmemiz mümkün değildir.Ayrıca BakınızİSM-İ A'ZAM VE TERCÜMÂN-I İSM-İ A'ZAM DUALARINDAKİ FARKLILIKLARIN HİKMETİNAMAZ TESBİHATININ EHEMMİYETİ VE FAZİLETİ NAMAZ TESBİHATINI CEMAATLE YAPMAK BİD'AT MIDIR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.221

4

Büyü ve Nazarın İnsanda Görülen Muhtemel Belirtileri

Nazar, sihir ve büyü gibi hususların hakikati olmakla beraber, bu gibi durumlardan her daim Allah'a sığınmak ve dua etmek gerekmektedir. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de nazarın gerçekliğini şu âyet ile belirtmektedir.Doğrusu inkâr edenler Kur'ân'ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi ve (hasedlerinden): “Şüphesiz ki o, gerçekten bir mecnundur!” diyorlar.1Hadis kaynaklarında Ümmü Seleme r.anha'dan rivayete göre, kendisine nazar değmiş bir çocuğu şu şekilde tespit etmiştir:Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi evinde, yüzünde bir sarılık bulunan (ya da yüzünün rengi değişmiş) bir kız çocuğu gördü. Bunun üzerine: “Buna rukye yapılmasını söyleyiniz. Çünkü buna bir nazar değmiş bulunuyor.” buyurdu.2Bununla birlikte, nazar değmesinin sahih kaynaklarda veya tıbbî anlamda teşhis edilmiş, sabit ve herkesi kapsayacak bütüncül belirtileri olduğu söylenemez. Zira her insanın üzerinde farklı hâllerle kendisini gösterebilir.Lakin kesinlik ifade etmese de genel anlamda, biyolojik veya psikolojik olarak teşhis edilmiş bir sebebi olmaksızın;Aniden gelen halsizlik ve ağırlık hissiSebepsiz bir moral bozukluğu, iç sıkıntısıBaş ağrısı, omuz ve ense ağrılarıUykusuzluk ya da sürekli uyuma hâliGünlük rutin işlerin ters gitmesiBebeklerde, hiçbir sebep yokken meydana gelen huzursuzluk, sürekli ağlama ve emmek istememe gibi durumlar nazar belirtisi olabilir. Lâkin bütün bu hâller, biyolojik bir sorun veya psikolojik yorgunluk sebebiyle de ortaya çıkabilir. Bu sebeple, öncelikle bu hususu değerlendirmek gerekir.Öte yandan, sihir ve büyü gibi hâllerin belirtileri de hangi maksatla yapıldığına göre değişkenlik gösterebilir. Ani kişilik değişimi ve eşler arasında şiddetli geçimsizlik gibi durumlar, sihrin hangi amaçla ve nasıl yapıldığına göre farklılık gösterebilir. Lâkin bütün bunlar elbette hakikî tesir sahibi değildir. Rabbimizin gücü ve kudreti her şeyden üstündür.Bu sebeple, bunlardan Allah'a sığınmak ve mânevî hâli güçlendirmek en tesirli korunmadır. Ayrıca nazar ve sihir konusunda sürekli vesvese ve evham içinde olmak da doğru değildir.Ayrıca BakınızBÜYÜ VEYA SİHİR YAPILMIŞ KİŞİLER TEDAVİ OLMAK İÇİN NE YAPMALARI GEREKİR? HOCALARA MÜRACAAT CAİZ MİDİR?KaynakçalarKalem, 68/51.Buhari, Tıb, 5739.

14

Kadir Gecesi'nde Kılınan Bir Günlük Kaza Namazı Seksen Senelik Kaza Borcunu Öder mi?

Uzun yıllar kaza namazı borcu olan bir kimse, Ramazan'ın son 10 gecesinde her vakit kaza namazı kılsa ve bunlardan biri Kadir Gecesi'ne denk gelse, bu bir gecede 80 küsur yıllık kaza namazı kılmış sayılır mı?Çok sayıda kaza borcu bulunduğu için sünnetler yerine o vaktin kazasını kılmaya çalışıyor. Eğer borcunu Kadir Gecesi'nin faziletiyle kapatmış sayılırsa, bundan sonra namazlarını sünnetleriyle birlikte kılıp kaza namazını bırakması caiz olur mu?

36

Ahirette İnsanın Hafızası Nasıl İşleyecek? İşlenen Bütün Günahlar Hatırlanacak mı?

İnsan yatarılışı gereği unutkan bir varlıktır. Hayatın keşmekeşi içinde işlediğimiz küçük hataları, söylediğimiz kırıcı sözleri, hatta bazen yaptığımız iyilikleri bile unutur, zamanın tozlu raflarına terk ederiz. Ancak İslam inancına göre ölümle başlayan ve mahşerle devam eden süreçte unutmak kavramı ortadan kalkacaktır. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde, ahiretin sadece bir ödül ve ceza yeri değil, aynı zamanda hatırlama ve yüzleşme yeri olduğunu anlamaktayız.Kur'an, insanın unutmuş olabileceği amellerin Allah katında korunduğunu ve o gün her şeyin ayan beyan ortaya çıkacağını ve insanın her şeyi hatırlayacağını şu ayetler ile vurgular:Kitap (amel defteri) ortaya konmuştur. Suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, 'Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!' dediklerini görürsün. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez.1O gün Allah onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah onları bir bir sayıp zaptetmiş, kendileri ise onları unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.2Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.3O gün insana, yapıp öne sürdüğü ve geri bıraktığı her şey haber verilir. Doğrusu insan, mazeretlerini ortaya dökse de, kendi nefsi üzerine bir basirettir (kendi kendinin şahididir).4Peygamber Efendimiz (sav) hesabın dehşetini ve hafızanın o günkü netliğini çeşitli vesilelerle anlatmıştır. Bazı hadisleri şöyledir:Sizden her birinizle Rabbi, arada bir tercüman olmadan bizzat konuşacaktır. Kişi sağ tarafına bakacak, sadece (dünyada iken) gönderdiği amelleri görecek. Soluna bakacak, sadece gönderdiği amelleri görecek...5Kıyamet gününde kulun iki ayağı şu dört şeyden sorgulanmadıkça yerinden ayrılmaz: "Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiğiyle ne yaptığından.”6Allah, kıyamet gününde mümin kuluna yaklaşır, şefkatiyle örterek insanlardan gizler; 'Şu, şu günahını biliyor musun?' der; kul 'Evet Rabbim biliyorum.' der. Allah tekrar 'Şu şu günahını da biliyor musun?' der; o kul 'Evet, Rabbim' der. Böylece o insan bütün günahlarını ikrar eder. Artık ben kurtulamam diye düşünmeye başlayınca Allah, 'Ben senin bütün o günahlarını dünyada örttüm. İşte bugün de onları mağfiret edeceğim.' der.7Cennet; lütuf, iyilik ve nimetlerin bulunduğu bir yer olduğundan, kötülük ve kötü düşüncelere dair hiçbir şey oraya giremez. Çünkü insana elem ve keder verecek hiçbir şey cennette bulunmayacaktır. Bu sebeple, hatırlandığında insana acı verecek olan insanın dünyada yaptığı kötülükler ve günahlar cennete giremez. Belki de Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanı olarak cennette insanlar onları hatırlayamaz.Ayrıca BakınızAHİRET HAYATICENNET NASIL BİR YER? ORADA HER İSTEDİĞİMİZ OLACAK MI?CEHENNEM NASIL BİR YER? ÂYET VE HADİSLERDE CEHENNEM AZABIKaynakçalarKehf Suresi, 18/49Mücadele Suresi, 58/6Zilzal Suresi, 99/7-8Kıyamet Suresi, 75/13-14Buhari, Zekat 20Tirmizî, Kıyâme, 1Buhârî, Mezâlim, 3

11

Peygamberlik Bir Ayrıcalık mı, Yoksa Ağır Bir Mesuliyet mi?

Kur'an'da Hz. Zekeriya, Hz. Meryem, Hz. Yahya ve Hz. İsa'dan söz edilirken soylarının hayırlı kılındığı belirtilir. Hz. İsa'nın beşikte konuşup peygamber oluşu ve Hz. İbrahim'in soyundan gelenlere verilen bu özel konum, diğer insanlar açısından bir ayrımcılık olup olmadığı sorusunu gündeme getirir; “o soydan gelseydik biz de böyle olamaz mıydık” şeklinde soranlara nasıl cevap verebiliriz?

13

Hz. Ömer'e Neden "Adaletin Sembolü" Deniliyor?

Ömer bin Hattab, İslam tarihinde adaletin sembolü olarak anılan en önemli şahsiyetlerden biridir. Bunun sebebi, onun adaleti sadece sözde değil, günlük hayatta, şahsi yaşantısı ve devlet yönetiminde en doğru şekilde uygulamasıdır. Hz. Ömer döneminde insanlar, haklarının korunacağına güvenmiş ve devletin herkese eşit davrandığını görmüştür.Hz. Ömer'in adaletine dair en bilinen örneklerden biri Mısır'da yaşanan bir olaydır. Bir gün Mısır valisinin oğlu, bir Kıpti genci haksız yere döver. Bu duruma uğrayan genç Medine'ye giderek Hz. Ömer'e şikâyette bulunur. Hz. Ömer, valiyi ve oğlunu hemen çağırır. Daha sonra mağdur gence kırbaç vererek, kendisine vurana aynı şekilde karşılık vermesini ister. Genç, valinin oğluna aynı şekilde vurur. Hz. Ömer bu olaydan sonra şu sözü söyler: "İnsanları ne zamandan beri köleleştirdiniz? Oysa onlar hür doğar." Bu olay, onun gözünde herkesin eşit olduğunu açıkça gösterir.Bir diğer önemli örnek, Hz. Ömer'in gece yaptığı kontrollerdir. O, bazen kılık değiştirerek halkın durumunu gizlice incelerdi. Bir gece aç bir aileye rastlar. Çocuklar açlıktan ağlamaktadır ve anneleri onları oyalamak için boş bir tencereyi kaynatmaktadır. Kadın, halifeden şikâyet eder. Hz. Ömer bunu duyunca çok üzülür. Hemen devlet hazinesine gidip yiyecek alır ve çuvalı kendi sırtında taşır. Yardım etmek isteyenlere “Bu yükü kıyamet günü siz mi taşıyacaksınız?” diyerek izin vermez. Aileye yemek yapar ve çocuklar doyuncaya kadar orada bekler. Bu olay, onun halkına karşı ne kadar sorumluluk sahibi olduğunu gösterir.Hz. Ömer'in yöneticilere karşı tutumu da oldukça dikkat çekicidir. Valileri göreve getirirken onları sürekli denetlerdi. Görevdeyken haksız kazanç elde edip etmediklerini kontrol ederdi. Eğer bir valinin malında artış olursa, bunun sebebini sorar ve gerekirse fazla malı geri alırdı. Bu sayede devlet yöneticilerinin adil olması sağlanırdı.Ayrıca Hz. Ömer, kendi ailesine bile ayrıcalık tanımazdı. Oğlu veya yakınları bir hata yaptığında, diğer insanlara uygulanan cezanın aynısını onlara da uygulardı. Bu durum, onun adalet anlayışının ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Çünkü çoğu insan yakınlarını korumaya çalışırken adaletten taviz verirken, o adaletten asla vazgeçmemiştir.Hz. Ömer aynı zamanda eleştiriye açık bir liderdi. Bir gün halka “Eğer ben yanlış yaparsam ne yaparsınız?” diye sormuştur. Bir kişi “Seni düzeltiriz” diye cevap vermiştir. Hz. Ömer bu cevaba kızmak yerine sevinmiştir. Çünkü halkın yanlış gördüğünde yöneticiyi uyarabilmesini doğru bulmuştur. Bu da onun adaletli yönetim anlayışını gösterir.Kıtlık zamanlarında da Hz. Ömer adaleti elden bırakmamıştır. Halk zor durumdayken kendisi de sade bir hayat yaşamış, lüks sayılabilecek yiyecekleri yememiştir. “Halkım sıkıntı çekerken ben rahat edemem” diyerek herkesle aynı şartları paylaşmıştır. Bu davranış, yöneticilerin halkını anlaması gerektiğini gösterir. Bu misalleri çoğaltabiliriz.Sonuç olarak Hz. Ömer, adaleti hayatının merkezine koymuş bir devlet başkanıydı. Zengin-fakir, yönetici-halk ayrımı yapmadan herkese eşit davranmıştır. Hem bireysel hayatında hem de devlet yönetiminde adaleti uyguladığı için, tarih boyunca adaletin sembolü olarak anılmıştır.Ayrıca BakınızSAHABELERİN YÜKSEK MAKAMISAHABE MESLEĞİNİN FAZİLETİ / SAHABELERİN ÜSTÜNLÜĞÜADALETLE YÖNETİCİLİK YAPMANIN HADİSLERDE GEÇEN MÜKÂFATI