Sorular

7.102

İslam'da Doğum Günü Kutlaması Caiz midir?

İslâm fıkhında bir davranışın caiz olup olmadığı değerlendirilirken, o davranışın aslı, niyeti, içeriği ve başka dinlere özgü bir ibadet veya sembol olup olmadığı esas alınır. Doğum günü kutlaması meselesi de fıkıh kitaplarında doğrudan “doğum günü” başlığıyla yer almaz. Bunun sebebi, bugünkü anlamıyla doğum günü kutlamalarının Peygamberimizin (sav) hayatta olduğu dönemde toplumda yaygın bir uygulama olmamasıdır. Ancak İslam fıkhı, yeni ortaya çıkan meseleleri genel ilkeler üzerinden ya da olmuş benzer bir olay üzerinden değerlendirdiği için, kıyas ile bu meseleye bakabiliriz.Öncelikle, dinimizde ibadetler konusunda temel kural, “aslı olmayan bir ibadetin dine sokulmamasıdır. Kur'an ve Peygamber (sav) sünnetinde, her yıl kişinin kendi doğum gününü dini bir merasim gibi kutlamasına dair bir emir veya uygulama bulunmamaktadır. Bu nedenle bir kısım âlimler, doğum günü kutlamasını dinî bir anlam yüklenerek yapılması hâlinde bid'at kapsamına girebileceğini ifade etmişlerdir. Fıkıh kitaplarında bid'at, “dinde aslı olmayan ve ibadet kastıyla yapılan şey” olarak tanımlanır. Bu açıdan bakıldığında, doğum gününü bir ibadet, sevap vesilesi veya dinî vecibe gibi görmek caiz kabul edilmez.Buna karşılık, fıkıh kitaplarında yer alan bir diğer önemli konu şudur: Âdetler ve muamelât alanında asıl olan ibahadır. Yani bir uygulamanın yasak olduğuna dair açık bir delil yoksa mubahtır (helal sayılır). Doğum günü kutlaması, dinî bir ibadet olarak değil de, kişinin hayatta oluşuna şükretmesi, ailesiyle ve dostlarıyla bir araya gelmesi, helal daire içinde sevinmesi şeklinde ele alındığında, bu yönüyle bir âdet olarak değerlendirilir. Dinimiz sevinç ve mutluluğun, haram yollarla ifade edilmediği sürece meşru/helal olduğunu vurgular. Dolayısıyla içinde haram unsurlar bulunmayan, israf ve taşkınlığa kaçmayan, dinî bir anlam yüklenmeyen kutlamalar bu genel ilkeye göre caiz görülmüştür. Bu konuda diyanet İlmihalinde geçen cevabı aşağıya alıyoruz:Doğum günü kutlamalarını yapılış amacı ve doğurduğu sonuçları açısından değerlendirmek gerekir. Bu kutlamalarda amaç, bir kişinin doğmuş veya o anda kutlamış olduğu yaşa gelmiş olmasının sevincini çevresi ile paylaşmaktan, bir araya gelip hoşça vakit getirmekten ibaret ise kutlamanın meşru ölçüler içinde yapılması şartıyla makul ve caiz olduğu söylenebilir. Fakat yılbaşı eğlence ve kutlamalarında olduğu gibi, bu tür kutlamaların yabancı kültüre imrenme ve taklit unsurları galip gelirse, kutlamalarda meşru ölçüler dışına çıkılırsa sakıncalı olacağı tabiidir.1Fıkıh kitaplarında ayrıca başka dinlere özgü ibadet ve sembollere benzeme (teşebbüh) meselesi ele alınır. Eğer bir uygulama, doğrudan başka bir dinin ibadetine veya kutsal gününe aitse ve o niyetle yapılırsa sakıncalı kabul edilir. İbn Ömer"in naklettiğine göre, Resûlullah (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur:Kim bir topluluğa benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.2Ancak günümüzde doğum günü kutlaması, birçok toplumda dinî kimlikten bağımsız, kültürel ve sosyal bir alışkanlık hâline gelmiştir. Bu nedenle pek çok fakih, niyetin belirleyici olduğunu, sırf benzerlik gerekçesiyle her doğum günü kutlamasının haram sayılmasının isabetli olmadığını ifade etmiştir.Sonuç olarak, kaynaklarında yer alan genel kaidelere göre doğum günü kutlaması tek başına caiz veya değil olarak nitelendirilemez. Eğer doğum günü; dinî bir ibadet gibi görülmez, haram unsurlar içermez, israf ve gösterişe kaçmaz ve Allah'a karşı bir şükür duygusuyla, helal daire içinde yapılırsa caiz olabilir. Ancak dinî anlam yüklenmesi veya günaha sebep olacak eğlenceler ile kutlanması hâlinde caiz olmaktan çıkar.Ayrıca BakınızÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI CAİZ MİDİR? İSLÂM'DA ÖĞRETMENLER GÜNÜ VAR MIDIR?YILBAŞI KUTLAMASININ MADDİ VE MANEVİ ZARARLARI / YILBAŞINDA YAPILAN İBADETLERİN FAZİLETİİSLAM'DA ANNELER VE BABALAR GÜNÜNÜ KUTLAMANIN HÜKMÜMEVLİD-İ NEBİ GECESİNİ KUTLAMAK BİD'A MIDIR?KaynakçalarHeyet, İlmihal-2, Türkiye Diyanet Vakıfları Yayınları, Ankara 2016, c. 1, s. 483.Ebû Dâvûd, Libâs, 4

5.239

Farz İbadetlerde Eksiği Olan Bir Kişi Risale-i Nur'u Yazarak Yine de Yüz Şehid Sevabı Kazanabilir mi?

Risale-i Nur talebeliğinin belli şartları vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:1. İhlâs2. Yazı3. Sünnet-i Seniyeye tabi olmak4. Sadakat5. Sebat6. Takva7. Beş vakit namazı kılmak8. Yedi kebairi terk etmek9. Namazın arkasındaki tesbihatı yapmak10. Risale-i Nur'u kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıkmak11. Neşir (hakikatleri yayma)Yukarıda yazılan talebelik şartları arasında yazı da vardır. Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân harflerinin yasaklandığı bir asırda Kur'an'a hizmet ettiğinin bir neticesi olarak her bir talebenin risaleleri Kur'ân harfleriyle bizzat yazarak neşretmesini de bir talebelik şartı olarak kabul etmiştir. Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Risale-i Nur'a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında, her yirmi dört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber; benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur.1Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinden risaleleri yazmalarını, Risale-i Nur'a intisab edip bağlanmanın şartı olarak koşuyor. Eğer yazmaları mümkün olamıyorsa, kendine bedel başkalarının yazmalarını şart koşuyor ve ancak bu takdirde “Nur Talebesi” ünvanını alacaklarını beyan ediyor.Bu şekilde bir yandan Risaleler neşrolup yayılırken, bir yandan da Kur'ân harflerinin toplumca tamamen terk edilmesinin önüne geçiliyordu. Herkesin, “artık eski harfler terk edildi, kimse kullanmıyor, bilmiyor” zannettiği bir dönemde memleketin dört bir yanında Nur Talebeleri manevî bir cihad ruhuyla Kur'ân yazısıyla meşgul oluyor, öğreniyor ve öğretiyordu.Bediüzzaman Hazretleri eserinde şu hadis-i şerifi delil getirerek, risaleleri Kur'an harfleriyle yazmanın önemini, sünnet oluşunu ve yüz şehit sevabı kazandırdığını ifade etmektedir:Bid'aların ve dalâletlerin istilası zamanında, sünnet-i Seniyeye ve hakîkat-i Kur'âniyeye temessük edip hizmet eden, yüz şehid sevabını kazanabilir.2Sizin sorunuzdaki yüz şehid sevabı meselesi ise, herkes yukarıda sayılan şartlara ne kadar riayet ediyorsa ve bu esaslarda ne kadar muvaffak oluyorsa ona göre hissesi olur. Yani her yazan yüz şehid sevabı alacak değildir. Dikkat ederseniz, yüz şehid sevabı kazanabilir denilmektedir. Yüz şehid sevabı kazanmak çok yüce bir idealdir. Bunun için çalışıp gayret göstermeli ve sonucunu da Allah'a bırakmalıdır. Hadiste geçen yüz şehit sevabı ifadesi, iman hizmetine sadakatle çalışan, yazan, neşreden ve bu yolda sıkıntı çeken kimseler için bir teşvik ve manevî müjdedir.Ancak bu ifade, farzları terk eden kimseye kayıtsız şartsız bir garanti anlamına gelmez. Namaz dinin direğidir ve farz ibadetlerin yerini hiçbir nafile hizmet dolduramaz. Bir kimse Risale-i Nur'u yazsa, iman hizmetinde bulunsa bile, namazı bilerek ve önemsemeyerek terk ediyorsa, yaptığı hizmetin sevabı ayrı, terk ettiği farzın mesuliyeti ayrı değerlendirilir. Sevap kazanmak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Aziz ve Celîl olan Rabbi, Kulumun nafile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir. 3İbadetlerin mahiyetini ve mertebelerini şöyle anlamlı bir bütün içinde değerlendirebiliriz:Farz, Allah'ın kesin ve tartışmasız emridir. Yerine getirilmesi zorunlu, terki ise büyük günahtır. Manevî hayatın sarsılmaz temelini farzlar oluşturur.Sünnet ise Peygamber Efendimiz'in (sav) farzlar dışındaki uygulama ve tavsiyeleridir. Bu yol, temeli tahkim eder, ruh kazandırır ve mümini Peygamber ahlakına yaklaştırır.Nafileler de farz ve sünnetlerin ötesinde, kulun kendi iştiyakıyla Rabbine yakınlaşmak için yaptığı gönüllü ibadetlerdir.Böylece ibadet hayatı; temeli farz, duvarları sünnet, ziyneti ve letafeti nafile olan bir manevî bina hâline gelir. Bu sebeple bir Nur Talebesi her şeyden önce farz ibadetlerini titizlikle muhafaza etmelidir. İman hizmeti ne kadar ulvî olursa olsun, farzların ihmali üzerine bina edilemez. Kur'ân hattını ve farz olan ibadetleri yapmak, hizmetin ruhunu canlı tutar. Çünkü ibadetle beslenmeyen bir hizmet zamanla derinliğini kaybeder. Namazla kuvvet bulmayan bir gayret istikametini muhafaza etmekte zorlanır.Netice olarak yüz şehit sevabı ifadesi gelişi güzel bir mükâfat vaadi değildir. Bu ifade, ihlâs, sadakat ve farzlara bağlılık zemininde verilen manevî bir kıymet ölçüsüdür. Bu müjde, dinin temel direklerini muhafaza ederek yapılan hizmete bakar. Asıl hedef, hizmeti ibadetin alternatifi yapmak değil; ibadetle derinleştirmektir. En sağlam yol, farzları titizlikle yerine getirip Kur'an hattını da bu şuurla muhafaza ederek, o ibadetlerin nuruyla iman hizmetini omuzlamaktır. Ancak bu sayede amel kök salar, hizmet bereketlenir, hakiki bir kul sırrına mazhar olarak Allah'ın rızasına ulaşılır.Ayrıca BakınızKur'an Hattı / Risale-i Nur YazısıRisale-i Nur Talebesi Olmanın ŞartlarıFarz ve Sünnetin Ehemmiyet SırasıKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.Et-Tergîb ve't-terhîb, c.1, s. 80.Ebu Davud, Salat, 149.

4.535

Bir Risale-i Nur Talebesi Günde Ne Kadar Mütalaa Yapması Gerekir?

Risale-i Nur, Kur'ân-ı Kerîm'in bir tefsiri olması ve içinde kuvvetli iman hakikatleri ders verildiğinden dolayı, onu okumak tefekkür etmek demektir. Tefekkür ise ibadettir. Bu sebeple, ne kadar çok zaman ayrılabilirse o kadar iyi olur. Böyle olmakla beraber, bir şeyin az da olsa devamlı olması çok önemlidir.Sevgili Peygamberimiz (asm) bu konu ve birçok konuda temel ölçü olan, ifade edeceğimiz hadîs-i şerif ile bize bir ölçü verecektir. Hz. Âişe'den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır.1Bizim için her konuda rehber olan Sevgili Peygamberimizin (asm) ifadesine bakılırsa, günlük “şu kadar yapmak” lazım diyemeyiz. Fakat tefekkür, ilim ve ibadet niteliği taşıyan bu hayırlı iş için “her gün muhakkak, az da olsa mütalaa yapmaya, anlayarak okumaya gayret etmek gerektiğini” tavsiye edebiliriz. Ayrıca herkesin kapasitesi, seviyesi ve müsait vakti bir olmaz. Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda bir miktar tayininden ziyade, devamlı meşgul olmayı tavsiye etmiştir. Bu noktadaki beyanı şöyledir:"...Her bir adam, eğer hânesinde (evinde) dört beş çoluk çocuğu bulunsa, kendi hânesini bir küçük Medrese-i Nûriyeye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadâr komşularından üç dört zât birleşsin ve bu hey'et, bulundukları hâneyi(evi) küçük bir Medrese-i Nûriye ittihâz (kabul) etsin. Hiç olmazsa işleri ve vazîfeleri olmadığı vakitlerde, beş on dakîka dahi olsa, Risâle-i Nûr'u okumak veya dinlemek veya yazmak cihetiyle bir mikdar meşgul olsalar, hakikî talebe-i ulûmun (hakiki ilim talebesi) sevablarına ve şereflerine mazhar oldukları gibi, İhlas Risalesi'nde yazılan (yazı mektubundaki) beş nevi ibadete de mazhar olurlar. Hakikî ilim talebeleri gibi, onların maişetlerini (geçimini) temin hususundaki âdi (sırada günlük) muameleleri de bir nevi ibadet hükmüne geçebilir..." 2Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadeleri, aslında sorumuzu çok güzel bir şekilde cevaplamaktadır. Yani evlerimizin ilim yuvası olması; hem kendimiz, hem çoluk çocuğumuz hem de alâkadar olabileceğimiz komşularımızla gruplar hâlinde, imkân nispetinde Risale-i Nurları okumak, yazmak veya dinlemek cihetiyle meşgul olmak gerekiyor.Elbette imkân nispetinde beş on dakika bile olsa çalışmak gerekiyor. Fakat tam bir ilim talebesi olma imkânını, devam ile elde edebiliriz. İlim talebesi olmak ise ciddi gayret ister. İlim, emek ve mücadele ile olur. Zaten ilim için bu önemli bir esastır.Hem bu meşguliyet ibadet olmakla beraber, hayat şartlarını ekonomik olarak zorlaştıran geçim sıkıntılarına bile fayda verebilir. Bereketlere vesile olur.Başka bir yerde Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:Vazifedarane kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvan-ı icmalîsinde her yirmidört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle has şakirdler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi Çıkarıldı." 3Metinden anlaşıldığı üzere, tam bir vazife şuuruyla talebe olabilmek, kalemle devamlı risaleleri yazma ve onlara çalışma şartına bağlanmıştır. Kalemi bırakan, geçici olarak bütün Nur Talebelerinin sevaplarından ve dualarından mahrum kalır; ta ki tekrar yazmaya başlayıncaya kadar.Buradan anlıyoruz ki, öncelikle risaleleri Kur'an hattıyla muhafaza ederek Risale-i Nur Talebesi ünvanını almak, devamında ciddi okuma ve mütalaalarla kendimizi iman ve Kur'an hakikatlerinde yetiştirmemiz gerekir. Böylece daha ciddi istifade edebiliriz. Yazarak öğrenmek elbette çok daha faydalı bir yöntemdir.Sonuç olarak mütalaada asgarî sınırlar, imkân nispetinde devamlı olmak şartıyla, beş on dakikalık çalışmalar bile çok önem arz etmektedir. Daha da güzeli, günlük en az beş veya on sayfa anlayarak, dikkatlice ve notlar tutarak okumak gerekir. Kendisini Risale-i Nur'dan daha özel olarak geliştirmek ve yetiştirmek isteyenler için Risale-i Nur'un derin hakikatlerini ciddi bir şekilde okumak, notlar tutmak, anlayamadığı yerleri ehil kişilere sormak ve bu öğrendiği hakikatleri anlatarak paylaşması gerekir. Bazen özel gruplar hâlinde belirli konular üzerine ciddi çalışmalar da yapılabilir. Herkes kendi imkânları, hedefleri nispetinde bu ölçülerden birini kullanabilir.Risale-i Nur'dan kendimizi yetiştirme usul ve metotlarının detayları için lütfen bakınız;Ayrıca BakınızRisale-i Nur'dan Kendimizi Tam YetiştirmekRisale MütalaaRisale Mütalaasında Hızlanmanın Yolu KaynakçalarEbû Dâvûd, Tatavvu", 27.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s. 262.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68.

49

Bankaların Verdiği Nefes Kredisi Caiz midir?

Küçük ve orta ölçekli işletmeler olan KOBİ'lerin nakit ihtiyacını karşılamak üzere tasarlanan Nefes Kredisi, düşük faiz ve uygun geri ödeme şartlarıyla öne çıkan bir finansman modelidir.İsmi ne olursa olsun, hangi perde ile gizlenirse gizlensin, hangi kampanya ile yapılırsa yapılsın, oranı az veya çok olması fark etmeksizin faizli bankaların verdiği tüm krediler faizli işlemlerdir. Haramdır.Ayrıca BakınızİSLAM'DA ZEKÂTIN EMREDİLİP FAİZİN YASAKLANMASININ HİKMETİKREDİ KARTI KULLANMAKFAİZ İLE KÂR PAYININ FARKIBANKALAR VE FAİZ

13

Abdestte Kadınların Başörtüsü veya Çarşaf Üzerine Saçlarını Mesh Etmesi

Bizler yurt dışında yaşıyoruz ve çarşafı şerif giyiyoruz elhamdülillah. Dışarıya gittiğimizde vatanımızdaki gibi abdest yerleri olmuyor. Tuvaletler var fakat gayrimüslim bir kadında bizim için erkekler hükmünde olduğu gibi haram olduğundan dolayı abdest almamız müşkil oluyor. Sualimiz odur ki abdest alırken başı mesh etmek farz illa el saça temas etmesi gerekir mi yoksa bir avuç suyu çarşafı şerifin üstünden başına koysak saçımızın dibi ıslandığını hissettiğimizde şu çarşaftan geçiyor çünkü basın dörtte biri ıslanıyor bu şekilde yapınca farz yerine gelir mi? çünkü çarşaf üstünden de yapınca saçın dibi ıslanıyor . Bu soru bizim için çok önemli Allah hizmetlerinizi kabul eylesin Allah razı olsun