RİSALE-İ NUR

09.02.2016

4231

"İstemek İnsaniyetin İktizasıdır" İfadesi Nasıl Anlaşılmalı?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

16.02.2016 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

Ey insanlar! Fânî, kısa, fâidesiz ömrünüzü baki, uzun, faideli, meyvedar yapmak ister misiniz? Madem istemek, insaniyetin iktizasıdır. Baki-i Hakikinin yoluna sarf ediniz!1

Allah, insanı aciz ve fakir olarak yaratmıştır. Acz, insanın muhtaç olduğu şeyleri yapacak güç ve kuvvetin kendisinde yeterince olmamasıdır. Başka bir deyişle kişinin; hastalık, bela, musibet, ihtiyarlık ve ölüm gibi şeylere karşı koyamamasıdır. Fakr ise, insanın muhtaç olması anlamına gelmektedir. Yani insanın ihtiyaçlarını yerine getirebilecek sermayesinin olmamasıdır.

İnsan aciz olmakla birlikte hastalık, bela, musibet gibi sıkıntıları ve düşmanları çoktur. Hem insan fakir olmakla beraber sınırsız ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birinden yardım istemeye ve sıkıntılarından kurtulabilmek için birine sığınmaya ihtiyacı vardır. Bununla birlikte insanın fıtratına yerleştirilmiş yaşamak, evlenmek, makam elde etmek, eğlenmek gibi birçok arzu ve isteği vardır. Ancak burada asıl önemli mesele, insanın kimden istediğidir. İnsan bazen kalbinin sonsuz ihtiyaçlarını geçici ve fâni şeylerde arar; huzuru insanlardan, güveni sebeplerden, mutluluğu dünyadan bekler. Hâlbuki sınırlı şeyler, insanın sınırsız arzularını doyuramaz.

Bu nedenle dua, insanın en fıtrî hâlidir. Çünkü dua, insanın kendi aczini anlayıp her şeye gücü yeten Allah’a yönelmesidir. Kul olduğunu anlayan insan ister; istememek ise çoğu zaman gizli bir gururun ifadesi olabilir. Bu yüzden istemek bir eksiklik değil, insanın kulluğunu ve hakikatini kabul etmesidir. İnsanın yaratılışında istemek ve talep etmek vardır. Yani Allah, insanı bu şekilde yaratarak kendisine dua edilmesini ve O'na yönelmesini istemiştir. Çünkü dua, güçsüzlük ve ihtiyacını ortaya koyarak Allah’a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme, yakarış ve niyaz demektir. Dua, bir ibadettir. İnsanı Allah’a yaklaştırır ve kıymetini artırır. Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurmaktadır:

Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var.2

Dua, kulun kendi aczini anlayıp sonsuz kudret sahibi olan Allah’a yönelmesidir. İnsan dua ettiği zaman hem kulluğunu ilan eder hem de Rabbiyle manevi bir bağ kurar. İstememek ise çoğu zaman insanın kendini yeterli görmesinden kaynaklanan gizli bir gururdur. Hâlbuki insanın hakikati; muhtaç, aciz ve her an rahmete ihtiyaç duyan bir kul olmasıdır. Bu yüzden istemek bir eksiklik değil, insan olmanın ve kulluğun en fıtrî ifadesidir.

İnsanın yaratılışında bulunan en büyük arzulardan biri beka, yani sonsuz yaşama isteğidir. Çünkü insan kalbi fâniliğe razı olmaz; daima devam eden bir saadet ve ebedî bir hayat arar. Bu fıtri arzunun gerçek cevabı ise ancak Bâkî-i Hakikî olan Allah’a yönelmek ve hayatını O’nun rızası yolunda geçirmektir. Çünkü fâni olana bağlanan fanileşir, Baki olana yönelen ise bekaya namzet olur. Acz ve fakr insana niçin verilmiştir? Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:

İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, insanın aczine ve fakrına ve ihtiyacına da nihâyet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi, insandaki kusur da kemalat-ı Sübhaniyenin derecelerine birer mirsaddır. İnsandaki fakr, gınâ-yı rahmetin derecelerine bir mikyastır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır.3

İnsandaki acz ve fakr, Allah’ın kudret ve rahmetini anlamak için verilmiş önemli bir ölçüdür. Çünkü insan, yaratılışı itibarıyla sonsuz ihtiyaçlar içinde, son derece zayıf ve kusurlu bir varlıktır. Nasıl ki açlık olmasa nimetin lezzeti tam anlaşılmaz, susuzluk hissedilmese suyun kıymeti bilinmez. Aynen öyle de insandaki kusur, acz ve fakr sayesinde Cenâb-ı Hakk’ın kemâli, kudreti ve rahmeti anlaşılır. İnsan kendi eksikliğini gördükçe Allah’ın mükemmelliğini idrak eder. Kendi güçsüzlüğünü hissettikçe sonsuz kudret sahibini tanır. Fakrını fark ettikçe rahmet hazinelerinin genişliğini anlar. Çünkü insanın aczi, İlâhî kudrete bir mizan; fakrı ise rahmetin zenginliğine bir ölçü hükmündedir. Bu yüzden insanın kusuru ve aczi, hakikatte bir eksiklik değil, marifetullaha açılan bir kapıdır. İnsan ne kadar kendi hiçliğini anlarsa, Allah’ın azametini o kadar hisseder. Kendi elinin yetişmediği yerlerde kudret-i İlahiyenin tecellilerini görür. Böylece insan, acziyle dua etmeyi, fakrıyla istemeyi öğrenir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 13.

  2. Furkan, 25/ 74.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 212


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (1)

Allah razı olsun

17.02.2016

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız