Soru

İmandan Sonra En mühim Esas

İmandan sonra en mühim esas namaz ise, Kastamonu Lahikasında geçen “ Kur’an-ı Hakîm’in nazarında imandan sonra en ziyade esas tutulan takva ve amel-i salih esaslarını düşündüm” cümlesini nasıl anlamalıyız? Bu cümleye göre imandan sonra en mühim esas haramlardan ve yasaklardan kaçınmak, yani takvadır anlamı çıkar mı?

Tarih: 3.06.2021 23:38:34

Cevap

Takva ve âmel-i sâlih kavramlarının manası anlaşıldığında söz konusu yer daha rahat anlaşılacaktır. Bunun için bu iki kavramın manalarını aşağıya almakta fayda mülahaza etmekteyiz:

Takvanın bir manası: Allah korkusu ve Allah’ın emirle­rini yerine getirip yasaklarından kaçınmak suretiyle, kötü hareketlerin doğurabileceği sonuçlardan sakınma, Allah’a itaat etme anlamındadır.[1]

Elmalı ya göre takva: Kuvvetli bir himayeye girerek korunmak. Hasılı kendini iyi sakınıp korumak demek olur. Takva üç mertebe üzerine zikrolunmuştur ki;

Birincisi: Azabi muhalledden tevekki için şirkten teberri ile iman.

İkincisi: Kebairi irtikâptan ve sagairde ısrardan içtinap ile feraizı eda etmektir ki şer'an mütearef olan takva budur.

Üçüncüsü: Kalbinin sırrını Haktan işgâl edecek her şeyden tenezzüh ve bütün mevcudiyeti ile Haktealâye teveccüh ve incizaptır.[2]

Âmel-i sâlih; İslâm bilginleri "amel-i sâlihi"; farz, vacip, sünnet, müstehap ve mendup kısımlarına ayırmışlardır. Namaz kılmak ve zekat vermek gibi ibadetler amel-i sâlih olduğu gibi, dürüstlük, doğru sözlülük ve meşru bir işte çoluk çocuğunun rızkını temin için çalışmak da sâlih ameldir. Allah'ın rızasına uygun olan her amele sâlih amel diyebiliriz. Tevbe sûresinin yüz yirminci âyetinde mü'minlerin Allah yolunda açlık, susuzluk, yorgunluk ve sıkıntıya uğramaları, bir yeri zaptetmeleri, kâfirlere karşı zafer kazanmaları sâlih amel olarak ifade edilmiştir. Sâlih amel ile sevap elde edebilmek için insanın mutlaka îmanının bulunması ve şirkten uzak olması gerekir.”[3]

Elmalılının takvaya verdiği anlam ve lügatlarda bu kavramlara yüklenen manalar dikkate alındığında, Üstadın bahse konu olan yerde namazı da kastettiği anlaşılmaktadır. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki; menhiyattan kaçınmak ve ibadetleri yapmak bütün olarak düşünülmeli ve bunların her birinin diğerine destek olduğu nazara alınmalıdır. Zira haramdan kaçınan başta namaz olmak üzere ibadetleri daha rahat yaparken, müspet ibadetlerini yerine getiren de bu ibadetleri yapmayanlara göre kendini haramlardan daha rahat muhafaza etmektedir.

İbarelere bu nazarla bakıldığında namazın da kastedildiği anlaşılmaktadır. Yani hem takvanın manasında hem de âmel-i sâlihin manasında namaz vardır. Söz konusu mektupta takva; "menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek”[4] manasında alındığından âmel-i sâlih kısmı da zikredilmiştir. Ancak takvanın içinde salih amelin de bulunduğu ifade edilmektedir.[5] Devamındaki bir paragrafta takvayı zikrederken farzları yapmak ve kebireleri terk etmek şeklinde bir izah da yapılmaktadır.[6] Yukarıda da değinildiği gibi bunların içinde namaz da dahildir. Ancak takva kelimesinin içerisinde dolaylı olarak namaz gibi müspet ibadetler anlaşılmaktadır. Amel-i sâlihte ise doğrudan namaz, oruç gibi müspet ibadetler anlaşılmaktadır.

Kuran'da imanla birlikte salih amel ve takvanın arka arkaya zikri çok geçmektedir.  Namaz gibi ibadetler salih amelin içinde değerlendirilir. Dolayısıyla İmandan sonra takva ve amel-i salihin gelmesi ve takvanın içinde bir nevi amel-i salihin olması ve salih amelin de içinde namaz gibi ibadetlerin olması konuyu izah etmiş olur.

Ayrıca Namaz, bütün hasenâta fihrist ve örnektir. Evet, nasıl ki Fâtiha Kur’ân’a, insan kâinâta fihristedir. Namaz da hasenâta fihristedir. Çünki namaz; savm, hac, zekât ve sâir hakîkatleri hâvî olduğu gibi; idrâkli ve idrâksiz mahlûkātın ihtiyârî ve fıtrî ibâdetlerinin numûnelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükû‘da, kıyâmda olan melâikenin ibâdetlerini, hem taş ve ağaç ve hayvanların o ibâdetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibâdettir.[7]

Namaza yukarıdaki anlam ile bakıldığında, takva ve amel-i sâlih gibi manaları içinde barındırdığı anlaşılmaktadır. Dolaysıyla takva ve amel-i sâlih derken namazında kastedildiği aşikardır. Öyleyse takvanın en esaslısı ve amel-i salihin en efdali namazı hakkıyla eda etmektir. Namaz bu güzel hasletleri insana kazandıran en faziletli ibadettir. Bu anlamla bakıldığında takva imandan sonra en mühim esastır denilebilir. Çünkü takvanın manasında hem menhiyattan kaçınmak (menfi ibadetler, haram olan şeylerden kaçınmak, yani; kumar, içki vb. şeylerden uzak durmak ve bulaşmamak) hem de salih ameller işlemek (müspet ibadetler, emredilenleri yapmak, yani; namaz, oruç zekat vb. ibadetleri hakkıyla yapmak) bulunmaktadır.

Namazda da söz konusu ibadetlerin hepsi vardır. Yani bir cihetle namaz takva ve salih amelleri içinde barındırır ve imandan sonra en önemli esas olur. Diğer cihetten takva ve salih ameller namazı içinde barındırdığından imandan sonra en önemli esas olur denilebilir.  

 

 

 

[1] Terimler ve Kavramlar Sözlüğü, “Takva”, Maddesi.

[2] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul: Huzur Yayın-Dağıtım Ltd. Şti. 2005. C;1, 175. ;  Muhlis Körpe, “Takva”, Risale-i Nur Istılahları, 180. Isparta-Türkiye: Süeda Basım Yayın San. Ve Tic. A.Ş., 2018.

[3] Dini Kavramlar Sözlüğü, “Amel-i Sâlih”, 25-26. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2006.

[5] Kastamonu Lâhikası, 193.

[6] Kastamonu Lâhikası, 193.

[7] İşârâtü’l-İ’câz, 38.


Yorum Yap

Yorumlar