Öncelikle bu kavramları kısaca açıklayalım:
İktisad: Haddi aşmama, aşırı gitmeme, orta yollu ve itidalli hareket etme; gelir ve gideri idâreli kullanma, tutumlu olma mânâlarına gelir. Bir şeyi kastı ve gayesi üzere kullanmaktır. İsrafın zıddıdır. İktisadlı kimse, lâzım olan yere lâzım olduğu kadar harcama yapar; israf etmez, yerli yerince hareket eder.
Kanaat: Elindekinden hoşnut olma, fazlasını istememe, kısmetine ve kendisine verilene râzı olma, az şeyle yetinme gibi mânâlara gelir. Kişi üzerine düşeni yapar, tedbirini alır. Bu şekilde fiilî duasını yaptıktan sonra neticeyi Allah’a bırakıp tevekkül eder. Bundan sonra Allah’ın verdiğine râzı olmak kanaattir.
İsraf: Gereksiz yere harcama, boş yere sarf etme, lüzûmundan fazla harcama ve savurganlık mânâlarına gelir. İktisadın zıddıdır. Bediüzzaman Hazretleri, cimrilik ile israf arasında yaygın bir yanlış anlayışı tashih eder. Müsrif, nimetin kıymetini takdir etmeyen ve onu heder eden kimsedir. Hayırlı, güzel ve yerinde kullanmaz, olması gerektiği gibi harcamaz. Nimeti yanlış bir şekilde sarf eder, kötü bir sûrette harcar. Yani tüketmesi gerektiği şekilde tüketmez, tüketmemesi gerektiği şekilde tüketir.
Cimri ise nimeti sarf etmesi gereken yerde sarf etmeyen kimsedir. Bu cihetle, müsrif mânevî bir cimridir. Çünkü nimeti güzel ve hayırlı bir sûrette sarf etmemiştir, vermesi gerektiği gibi vermemiş, sarf etmesi gereken şekilde sarf etmemiştir. Kendi hissiyatına ve keyfine göre harcama yapmıştır. İsraf hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
Ey Âdemoğulları! Her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.1
İsraf hakkında Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) de çeşitli hadis-i şerifleri vardır. Numune olarak iki tanesi şöyledir:
Bir defasında Resûlullah (asm), Hz. Sa’d’ın yanına uğradı. O sırada Hz. Sa’d abdest alıyordu. Peygamber Efendimiz (asm), suyu fazla kullandığını görünce, “Bu israf nedir ey Sa’d?” buyurdu. Hz. Sa’d, “Abdestte de israf olur mu?” diye sorunca, Resûlullah (asm), “Evet, akan bir nehir kenarında olsan bile.” buyurdu.2
Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur:
Allah, annelere hürmetsizlik etmeyi, kız çocuklarını diri diri gömmeyi ve vermeniz gereken şeyi vermeyip hakkınız olmayanı almayı size haram kılmıştır. Dedikoduyu, anlamsız çok soru sormayı ve malı israf etmeyi de sizin için hoş görmemiştir.3
Cimrilik: Paraya ve mala aşırı düşkünlük sebebiyle, elindekini gerektiği gibi harcamama; pintilik, hasislik ve nekeslik mânâlarına gelir. Cimri kimse, mala düşkünlüğünden dolayı kendisine, ailesine ve muhtaçlara dahi harcamaktan kaçınır. Yani lüzumlu yerlere bile harcama yapmaz. Bu yönüyle iktisaddan ayrılır. Bediüzzaman Hazretleri cimriliği şu ifadeyle tarif eder:
Öyle de, ahlâk-ı âliye-i Peygamberiyeden olan; ve belki kâinâttaki nizâm-ı hikmet-i İlâhiyenin medârlarından olan iktisad ise, sefîllik ve bahîlliğin ve tama‘kârlık ve hırsın bir halîtası olan hısset ile hiç münâsebeti yoktur..4
İktisat, peygamberlerin bir hasleti ve Sünnet-i Seniyye’nin bir düsturudur. Aynı zamanda kâinattaki İlâhî nizâmın da bir prensibidir. Zira Cenâb-ı Hakk’ın her şeyin yaratılışında en kısa yolu, en yakın ciheti, en hafif sûreti ve en güzel keyfiyeti seçmesi, kâinatta israf değil iktisad ile tasarruf edildiğini gösterir.
İktisada sûreten benzeyen cimrilik ise ondan tamamen farklıdır. Çünkü iktisat; hikmet, ölçü ve kanaatten gelir. Cimrilik ise hıssetten, yani nefsin menfî temâyüllerinden doğar. Bu sebeple iktisat faziletli bir ahlâk, cimrilik ise kötü bir huydur.
İktisat eden kimse, lâzım olan yere lâzım olduğu kadar harcar. Cimri kimse ise lâzım olan yerde dahi harcamaktan kaçınır. Dış görünüşte ikisi de az harcıyor gibi görünse de, hakikatte biri hikmet ve kanaate, diğeri ise hırs ve mala düşkünlüğe dayanır. Burada geçen bazı kavramlar kısaca şöyledir:
Sefîllik: Maddî ve mânevî bakımdan aşağı bir hâle düşmek, haysiyetini zedeleyen bir vaziyete girmek.
Bahîllik: Elindeki imkânları gerektiği yerde sarf edememek, paylaşmamak ve cimrice davranmak.
Tama‘kârlık: Gözü doymazlık, daima fazlasını istemek ve başkasının elindekine göz dikmek.
Hırs: Dünya malına ve menfaate aşırı arzuyla yönelmek, ölçüsüz istemek.
Bu menfî hasletlerin birleşmesinden “hısset”, yani cimrilik meydana gelir.
Tebzir ise malı gereksiz yere saçıp savurmak, düşüncesizce dağıtmak ve zayi etmektir. İsraf ile yakın mânâdadır; ancak tebzirde savurma ve boşa giderme tarafı daha belirgindir. İsrafta ihtiyaç sınırını aşma öne çıkarken, tebzirde ölçüsüzce dağıtma ve elden çıkarma daha açıktır. Bu hususta Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur:
Elini boynuna bağlayıp cimri olma; büsbütün de açıp saçma. Sonra kınanır, pişman bir hâlde kalırsın.5
Sonuç olarak bu kavramlar arasında ince farklar vardır:
İktisad, ihtiyaca göre ve yerli yerince harcamaktır.
Cimrilik, ihtiyaç bulunan yerde dahi gerekli harcamayı yapmamaktır.
İsraf, ihtiyaç sınırını aşarak fazla harcamaktır.
Tebzir ise malı ölçüsüzce saçıp savurmak ve zayi etmektir.
A’raf, 7/31.
İbn Mâce, Tahâret, 48.
Buhârî, İstikrâz, 19.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 151.
İsra, 17/29.

