RİSALE-İ NUR

14.03.2017

4362

Münazarat’ta “Hüküm, Müştak Üzerine Olsa” Kaidesi Ne İfade Ediyor?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

"Hem de hüküm, müştak üzerine olsa, me’haz-i iştikākı, illet-i hüküm gösterir." Münazarat risalesinde geçen bu cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?

01.04.2017 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:

C: Evvelen: Delil, kat‘iyyü’l-metîn olduğu gibi, kat‘iyyü’d-delâlet olmak gerektir. Halbuki te’vîl ve ihtimâlin mecâli vardır. Zîrâ nehy-i Kur’ânî, âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise takyîd olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir. Kaydını izhâr etse, i‘tirâz olunmaz.( Hem de hüküm, müştak üzerine olsa, me’haz-i iştikākı, illet-i hüküm gösterir.) Demek bu nehiy, Yahûdî ve Nasârâ ile yahûdiyet ve nasrâniyet olan aynaları hasebiyledir. Hem de bir adam zâtı için sevilemez. Belki muhabbet, sıfat veya san‘atı içindir. Öyle ise her bir müslümanın her bir sıfatı müslüman olması lâzım olmadığı gibi, her bir kâfirin dahi bütün sıfat ve san‘atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binâenaleyh müslüman olan bir sıfatı veya bir san‘atı istihsân etmekle iktibâs etmek, neden câiz olmasın? Ehl-i kitabdan bir haremin olsa, elbette seveceksin.1

Yukarıdaki paragrafa göre bir hükmü doğru anlamak için sadece cümlenin açık olması yetmez. O cümlenin hangi manayı kastettiğinin de açık olması gerekir. Eğer lafız, başka manalara çekilebiliyorsa, orada te’vîl ve ihtimâl var demektir.
Metinde geçen mutlak kelimesi, herhangi bir kayıtla sınırlandırılmadan söylenen söz anlamına gelir. Yani hüküm genel bir ifade taşır; fakat hangi durumlarda geçerli olduğu ayrıca açıklanabilir.
Takyîd ise mutlak olan bir sözü kayıt altına almak, sınırlandırmak demektir. Yani mutlak bırakılmış bir hükmün, hangi mânâda ve hangi çerçevede anlaşılacağını belirlemektir. Burada Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesi şunu anlatır: Eğer bir hüküm, türemiş bir kelimeye bağlanmışsa, o kelimenin hangi kökten geldiğine bakılır. Çünkü kelimenin kökü, hükmün hangi sebebe dayandığını gösterir.
Müştak, başka bir kökten türemiş kelime demektir. Me’haz-i iştikāk ise o kelimenin türediği asıl kök ve kaynak mânâdır.
Bu tanımlamalara göre paragrafta geçen "Hüküm, müştak üzerine olsa, me’haz-i iştikākı, illet-i hüküm gösterir" cümlesinin anlamı şöyledir: Bir hüküm, türemiş bir kelime üzerine kurulmuşsa, o kelimenin kökü bize hükmün niçin verildiğini gösterir.
Meselâ âyette geçen Yahûdî ve Nasârâ ifadeleri, sadece şahısları göstermek için değil; onların temsil ettiği yahûdiyet ve nasrâniyet sıfatlarını da gösterir. Bu durumda nehiy, yani yasak, onların insan olarak zâtlarına değil; küfür ve bâtıl inançlarına yönelmiş olur. Yani burada mutlak görünen ifade, kelimenin kökü ve mânâsı dikkate alınarak takyîd edilir. Böylece hüküm şöyle anlaşılır: Yahûdîlik ve Hristiyanlık inancını benimsemek, sevmek ve dost edinmek yasaktır. Fakat bir Yahûdî veya Hristiyan'ın her sıfatı kötü değildir. Bir insanın bâtıl inancı sevilmez; fakat doğru sözlülüğü, adaleti, güzel ahlâkı veya faydalı bir san‘atı takdir edilebilir. Meselâ iyi bir doktor ise, doktorluğu cihetiyle faydalı bir vasfı beğenilebilir. Demek ki yasak, şahsın bütün sıfatlarına değil; küfür sıfatına yöneliktir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 395


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız