Ahlak

12.02.2011

14756

Harama Bakma Alışkanlığından Kurtuluş Yolları

İnsanda harama bakmak alışkanlık haline geldiğinde her seferinde yapmayacağım dese de bunu başaramadığında nasıl bir yol izlemeli?

15.02.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Yaratılışında günaha girme potansiyeli olan insan, bazen yanlış olduğunu bildiği halde aynı hataya tekrar tekrar düşebilmektedir. Harama bakmamak için kendine söz verir ama iradesinde o gücü bulamaz. Daha sonra pişmanlıklar başlar ve bu işin içinden çıkamayacağını düşünen insanda ümitsizlik hali baş göstermeye başlar. İşte bu durum, nefsin alışkanlık kazandığı ve kişinin çıkış yolu aradığı ciddi bir iç mücadelenin başladığını gösterir. Bu mücadelede şeytanın bazı hilelerine dikkat etmek gerekir. Bu konuda bazı önemli durumlara değinecek olursak;

1-Ümitsizlik

Şeytanın bu mücadelede kullandığı ilk ve en etkili silah ümitsizliktir. Önce insanı günaha sürükler, ardından da “Sen zaten adam olmazsın, bu hatayı bile bile yaptın, sen nasıl Müslümansın” gibi sözlerle vicdanını ezmeye başlar. Hatta işi daha da ileri götürüp, Allah’ın emirlerini çiğnediğini hatırlatarak tövbesinin bile kabul olmayacağı düşüncesini verir. Böylece insanı hem günahın içinde tutmak hem de Allah’ın rahmetinden uzaklaştırmak ister. Şeytanın bu silahına karşı öncelikle Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyeceğiz ve şirk hariç tüm günahları affedebileceğini hatırlayacağız. Nitekim Rabbimiz tövbe ile alakalı şöyle buyurmaktadır:

Ancak tevbe edip îmân eden ve sâlih bir amel ile amel eden müstesnâ. İşte onlar var ya, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Çünki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir. İşte kim tevbe edip sâlih amel işlerse, artık şübhesiz ki o, tevbesi kabûl edilmiş olarak Allah'a döner.1

Hem kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'dan mağfiret dilerse, Allah'ı Gafûr (çok bağışlayıcı), Rahîm (çok merhamet edici) olarak bulur.2

Fakat kim zulmünden sonra tevbe edip (hâlini) ıslâh ederse, artık şübhesiz Allah onun tevbesini kabûl eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.3

Bu âyetler açıkça gösteriyor ki, Allah insanın günahını değil, tövbesini esas alır. Günah ne kadar tekrar etmiş olursa olsun, samimi bir tövbe ve hâlini düzeltme durumu karşısında Allah rahmet kapıları açar. Şeytanın fısıldadığı ümitsizliğin aksine, Allah kulunu affetmekten memnun olur ve hatta tövbe edenlerin geçmiş hatalarını bile bir rahmet vesilesine çevirir. Bu yüzden mümin için asıl kayıp günaha düşmek değil, Allah’ın merhametinden ümidini kesmektir.

Hz. Vahşi Örneği

Hz. Hamza’yı (ra) öldüren Hz. Vahşi, sonradan Müslüman olmak istediğini fakat şu âyetten korktuğunu iletir:

Onlar ki, Allah ile berâber başka bir ilâha yalvarmazlar; hak bir sebeb olmadıkça Allah'ın haram kıldığı canı öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa, bir günah ile (o günâhın cezâsı ile) karşılaşır.4

Uhud Harbi’nde Peygamber Efendimizin (sav) amcası olan Hz. Hamza’yı (ra) şehit eden Hz. Vahşi, Peygamber Efendimize (sav) Mekke’den bir mektup yazar ve şöyle der: "Ben Müslüman olmak istiyorum. Ama Kur’ân’da onlar başka İlâha yalvarmazlar, Allah’ın haram kıldığı canı öldürmezler ve zina etmezler ve her kim de bunları yaparsa ağır cezaya çarpar" âyeti beni İslâm’dan uzaklaştırıyor. Zira ben sayılan bu üç günahın hepsini yaptım. Benim için bir tövbe imkânı var mı?” Bu olay üzerine şu âyet indirilir:

Ancak tevbe edip îmân eden ve sâlih bir amel ile amel eden müstesnâ. İşte onlar var ya, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Çünki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir. İşte kim tevbe edip sâlih amel işlerse, artık şübhesiz ki o, tevbesi kabûl edilmiş olarak Allah'a döner.5

Peygamber Efendimiz (sav) bu âyeti Hz. Vahşi’ye yazıp gönderir. Hz. Vahşi tekrar yazar: "Bu âyette iyi amel yapma şartı var. Ben iyi işleri belki yapamayabilirim. Başarılı olabilir miyim bilmiyorum." Bunun üzerine şu âyet indirilir:

Şübhesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışında olan(günah)ları ise, (kendi lütfundan) dilediği kimse için bağışlar.6

Peygamber Efendimiz (sav) bu âyeti de Hz. Vahşi’ye gönderir. Hz. Vahşi tekrar yazar: “Bu âyette de Allah dilediğine mağfiret eder şartı var. Allah beni bağışlamayı diler mi, dilemez mi bilmiyorum.” Bunun üzerine üzerine Hz. Peygambere (sav) şu âyet indirilir:

De ki: “Ey nefisleri aleyhine (günah işlemekle ömürlerini) isrâf eden kullarım!(Günahlara bulaştık diye) Allah'ın rahmetinden ümid kesmeyin! Şübhesiz ki Allah, bütün günahları bağışlar!” Doğrusu, Gafûr (çok bağışlayan), Rahîm (kullarına çok merhamet eden)ancak O'dur.7

Peygamber Efendimiz (sav) bu âyeti de Hz. Vahşi’ye bildirir. Hz. Vahşi bu âyette hiçbir şart bulamaz ve Medine’ye gelip Müslüman olur. 8 Hz. Vahşi örneği, günahın büyüklüğünün değil, tövbedeki samimiyetin esas alındığını açıkça göstermektedir. Bu sebeple mümin için en tehlikeli hâl günaha düşmek değil, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmektir. Nitekim Peygamber (sav) bir hadisinde şöyle buyurmuştur.

Biri diğerini öldüren ve her ikisi de cennete giren iki kişiden Allah Teâlâ hoşnut olur. Bunlardan biri Allah yolunda savaş ederken diğeri tarafından öldürülür. Katil olan da daha sonra tövbe eder, Müslüman olur, o da Allah yolunda savaşırken şehit düşer.9

Bu hadisteki hakikat, Hz. Vahşi olayında açıkça görülmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) bir Müslümanın işlediği günahtan tövbe etmesinde, Allah'ın duyduğu memnuniyeti şöyle aktarmıştır:

Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.10

Şeytan insanı günahlar üzerinden ümitsizliğe sürükleyerek Allah’tan uzaklaştırmak ister. Oysa Allah, kulunun ondan ümit kesmemesini ve samimi bir tövbe ile kendisine yönelmesini ister ve rahmet kapısını son ana kadar açık tutar.

2-Günahta Israr

Rabbimiz Kur'ân'da şöyle buyurmaktadır:

Ve (onlar,) çirkin bir iş yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı zikredip günahlarının bağışlanmasını isterler. Zâten Allah'dan başka, günahları kim bağışlar? Hem (onlar,) işledikleri (günahları)nda kendileri bile bile ısrâr etmeyen kimselerdir.11

Günahta ısrar etmek demek: günah işlediği halde o günahından tövbe ve istiğfar etmeksizin sürekli işleyendir. Yoksa tövbe edip tekrar günah işleyen kimse günahta ısrar etmiş sınıfına dahil olmaz. Çünkü bu halde olan kişi günah ve tövbe arasında olup pişmanlık içerisindedir. Buradaki esas ölçü kişinin günahından pişman olup tövbe etmesidir. Eğer böyle olursa aynı günahı defalarca yapsa bile günahta ısrar etmiş olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

Bir kul bir günah işler sonra ey rabbim! “bir günah işledim günahımı affet!” der. Hak Teala da: “Kulum bir günah işledi, ancak günahını affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabb’i olduğunu bildi. Ben kulumu affettim”. Der.
Sonra kul, dönüp tekrar günah işler ve ey Rabbim! “bir günah işledim günahımı affet!” der. Hak Teala da: “Kulum bir günah işledi, ancak günahını affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabb’i olduğunu bildi. Ben kulumu affettim”. Der.
Sonra kul, dönüp tekrar günah işler ve ey Rabbim! “bir günah işledim günahımı affet!” der. Hak Teala da: “Kulum bir günah işledi, ancak günahını affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabb’i olduğunu bildi. Ben kulumu üç defa affettim”. Kulum dilediğini yapsın.12

İmam Nevevî bu hadisin açıklamasında şöyle demektedir: “Günah yüz defa, bin defa veya daha fazla tekrarlansa bile kul, her defasında tövbe etse tövbesi kabul edilir ve günahı affedilir. Ayrıca rivayette Allah’ın kuluna “dilediğini yap ben seni affettim” demesi kul, günah işleyip tövbe ettiği müddetçe geçerlidir. Sonuç olarak İslâm’da esas olan, insanın hatasında ısrar etmesi değil hatasını fark edip pişmanlıkla Allah’a yönelmesidir. Günah tekrar etse bile tövbe kapısı kapanmaz ve samimi bir istiğfar, kişiyi günahta ısrar edenlerden çıkarır. Bu durum, Allah’ın kullarına karşı ne kadar merhametli olduğunu ve tövbeyi ne kadar değerli gördüğünü de göstermektedir. Bu sebeple kişi hataya düşse bile ümitsizliğe kapılmadan yeniden tövbeye sarılmalıdır.

3-Alışkanlıktan Kurtulmanın Yolları

İnsanda harama bakma alışkanlık hâline geldiğinde, her seferinde “yapmayacağım” deyip yine başaramıyorsa öncelikle daha önce bahsettiğimiz gibi ümitsizliğe kapılmamalı ve meseleyi ciddiyetle ele almalıdır. Bu durumda kişi önce günahı hafife almamalı ve onu hemen tövbe ile silmeye çalışmalıdır. Günah tekrar edildikçe insan alışır, alıştıkça sever ve bir süre sonra vicdanını susturmak için kendine mazeretler üretmeye başlar. Bu noktaya gelmemek için günaha götüren yolların baştan kesilmesi gerekir. Yalnız kalınan ortamlardan uzak durmak, internet kullanımını sınırlamak, zararlı arkadaşlıkları terk etmek ve zihni boş bırakmamak yapılması gereken en temel esaslardır. Nitekim insan, düşüncelerini meşgul edecek faydalı işler ve hedefler bulmadıkça bu durumdan kolay kolay kurtulamaz.

Bununla birlikte iradeyi güçlendiren manevî destekler de ihmal edilmemelidir. İmanı kuvvetlendiren dersler almak, namaz ve oruç gibi ibadetlere sarılmak nefsi zayıflatır ve günaha karşı direnç kazandırır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

Ey gençler topluluğu! Evlenme imkânına sahip olan ve buna gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik, (harama bakmaktan) gözü sakındırır ve (harama düşmekten) iffeti korur. Evlenmeye gücü yetmeyen ise oruç tutsun. Çünkü oruç,(harama düşmekten) bir himâyedir.13

Ayrıca kişi kendine bazı yaptırımlar koyarak iradesini disipline edebilir. Mesela bu alışkanlığı bir daha yaparsam şu kadar sadaka vereceğim veya oruç tutacağım gibi. Şunu unutmamak gerekir ki bu mücadelede en büyük rol, kişinin samimi niyeti ve kararlı duruşudur. Allah ise samimiyetle gayret eden kulunu asla yardımsız bırakmaz.

Kaynakçalar
  1. Furkan, 25 / 71.

  2. Nisâ, 4 / 110.

  3. Mâide, 5 / 39.

  4. Furkan, 25 / 68.

  5. Furkan, 25 / 71.

  6. Nisâ, 4 / 48.

  7. Zümer, 39 / 53.

  8. Mustafa Sabri Küçükaşcı, "Vahşi b. Harb", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 42, s. 450-451.

  9. Buhârî, Cihâd 28; Müslim, İmâre 128.

  10. Buhârî, Daavât 4; Müslim, Tevbe 1.

  11. Âl-i İmrân, 3 / 135.

  12. Buhârî, 7507, Müslim, 2758.

  13. Buhârî, 4779.Müslim, 1400


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız