Bediüzzaman Said Nursi

21.07.2016

3804

Bediüzzaman Hazretleri'ne Göre Gerçek Hürriyet Nedir? Hürriyet-i Şer'iyye Ne Demektir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Hürriyetler verildiğinde büyük imparatorlukların yıkılışının hızlandığı gözükmektedir. Bediüzzamanın hem hürriyetleri genişletmek, hem de devleti devem ettirmek için görüşü nedir? Üstad Bediüzzamana göre hürriyeti tanımlar mısınız?

16.01.2017 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri, hürriyetlerin genişletilmesinin devleti yıkmak yerine, doğru bir zemin üzerine oturtulursa onu güçlendireceğini savunur. Ancak o, sınırsız ve kayıtsız bir özgürlüğü değil, "hürriyet-i şer'iye" dediği, temelini dini ahlak ve adaletten alan bir hürriyeti esas alır. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Îmândan gelen hürriyet-i şer‘iye, iki esası emreder: (اَنْ لَا یُذَلِّلَ وَلَا یَتَذَلَّلَ) (مَنْ كَانَ عَبْدًا لِلّٰهِ لَا یَكُونُ عَبْدًا لِلْعِبَادِ) (لَا یَجْعَلْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ) (نَعَمْ, اَلْحُرِّیَّةُ الشَّرْعِیَّةُ عَطِیَّةُ الرَّحْمٰنِ) Yani îmân bunu iktizâ ediyor ki, tahakküm ve istibdâd ile başkasını tezlîl etmemek ve zillete düşürmemek ve zâlimlere tezellül etmemek. Allâh’a hakîkî abd olan başkalara abd olamaz, birbirinize Allah’dan başka kendinizi Rab yapmayınız. Yani Allâh’ı tanımayan, her şeye ve herkese, nisbetine göre bir rubûbiyet tevehhüm eder, başına musallat eder. Evet, hürriyet-i şer‘iye, Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm tecellîsiyle bir ihsânıdır ve îmânın bir hâssasıdır.1

Bediüzzaman Hazretleri’ne göre imândan gelen hürriyet-i şer‘iyye, insanın gerçek manada özgürleşmesini sağlayan ilâhî bir lütuftur. Bu hürriyet, insanın istediğini yapmak şeklindeki başıboş bir serbestlik değil; yalnız Allah’a kul olup, Allah’ın kullarına karşı daima adalet ve merhametle davranmayı gerektiren yüksek bir ahlâk ölçüsüdür.

Bediüzzaman Hazretleri, bu hürriyetin iki temel esası olduğunu ifade eder: Birincisi, insanın kuvvetine, makamına veya sahip olduğu imkânlara güvenerek başkalarına tahakküm etmemesi ve onları küçük düşürmemesidir. Çünkü bütün insanlar Allah’ın kullarıdır; hiç kimsenin başka bir insan üzerinde kulluk iddiasında bulunmaya hakkı yoktur. İkincisi ise, insanın zalimlerin karşısında zillete düşmemesi, izzetini korumasıdır. Zira Allah’a hakikî kul olan bir insan, yaratılmışların önünde aşırı bir bağlılık ve boyun eğme içine girmez. Bediüzzaman Hazretleri’nin “Allah’a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz” sözü, insanın yalnız Cenâb-ı Hakk’a bağlanmasıyla gerçek hürriyete kavuşacağını ifade eder. Çünkü Allah’ı tanımayan insan, farkında olmadan makam, servet, güç veya bazı şahısları kendisine hükmeden birer “sahte rab” gibi görmeye başlayabilir. Hâlbuki iman, insanı bütün bu esaretlerden kurtarır ve ona gerçek izzet kazandırır. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri, hürriyet-i şer‘iyyeyi, Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân ve Rahîm isminin bir tecellisi ve imanın bir hassası olarak görür. Ona göre imanla birleşen hürriyet, insanı hem zulmetmekten hem de zulme boyun eğmekten koruyan; adalet, kardeşlik ve insanlık şerefini muhafaza eden en yüksek değerlerden biridir. Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır:

Soru: Nasıl, hürriyet îmânın hâssasıdır?

Cevap: Zîrâ râbıta-i îmân ile Sultân-ı Kâinât’a hizmetkâr olan adam, tezellüle tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdâdı altına girmeye izzet ve şehâmet-i îmâniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecâvüzü dahi şefkat-i îmâniyesi bırakmaz. Evet, bir padişahın doğru bir hizmetkârı, bir çobanın tahakkümüne tezellül etmez. Bir bîçâreye tahakküme dahi tenezzül etmez. Demek îmân ne kadar mükemmel olursa, o derecede hürriyet parlar. İşte asr-ı saadet!”2

Bediüzzaman Hazretleri, hürriyetin imanla olan bağını çok güzel bir misalle açıklar. Ona göre hakikî hürriyetin kaynağı, insanın Allah’a olan imanıdır. Çünkü iman ile Cenâb-ı Hakk’a bağlanan ve O’nun kulu olma şerefini kazanan bir insan, artık başka insanların karşısında zillete düşmez, onların haksız baskı ve tahakkümü altına girmeyi kabul etmez. Zira onun izzet ve şerefi, kulların elinde değil, Allah’a olan bağlılığındadır. Bediüzzaman Hazretleri aynı zamanda imanlı bir insanın sadece kendisinin hür olmasını değil, başkalarının hukukuna da saygı göstermesini ifade eder. Çünkü gerçek iman, insana merhamet ve şefkat kazandırır. İman sahibi bir insan, kendi hakkını koruduğu gibi başkasının hakkına da tecavüz etmez; güç sahibi olduğunda zayıf olanları ezmeye çalışmaz. Bunu anlatmak için verdiği misal çok dikkat çekicidir: Bir padişahın sadık bir hizmetkârı, padişahın emri ve himayesi altında olduğu için basit bir çobanın karşısında küçülmez; fakat aynı zamanda o çobana da zulmetmeye tenezzül etmez. Çünkü onun bağlılığı padişahadır ve bu bağlılık ona hem izzet hem de merhamet kazandırır. Böylece Bediüzzaman Hazretleri, imanın derecesi arttıkça hürriyetin de daha fazla ortaya çıkacağını ifade eder. Çünkü mükemmelleşen iman, insanı hem insanların esaretinden kurtarır, hem de insanlara karşı adaletli ve şefkatli yapar. Yani hakiki imana sahip bir insan Allah’ın azabını düşünüp başkasının hakkına girmez. Böylece herkesin hakkı korunmuş olur.  İşte eğer hürriyet bu çerçevede yaşanırsa genişler ve hakiki bir hürriyet olur. Bunun en güzel örneği ise, insanların hem Allah’a karşı kullukta hem de birbirlerine karşı adalette en yüksek seviyeye ulaştığı Asr-ı Saadet zamanıdır. Bediüzzaman Hazretleri’nin devletin ve milletin devamı hususunda Risale-i Nur’da ortaya koyduğu çok önemli tespitler bulunmaktadır. Ona göre bir milletin ayakta kalması ve istikbalini muhafaza edebilmesi, sadece maddî kuvvetlerle değil; aynı zamanda iman, ahlâk ve manevî değerlerin korunmasıyla mümkündür. Bu hakikati ifade eden Bediüzzaman Hazretleri, dinin toplum hayatındaki önemini şu şekilde söylemektedir:

Din hayatın hayatı hem nûru, hem esası; ihyâ-yı dîn ile olur; şu milletin ihyâsı. İslâm bunu anladı. Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkîsi. İhmâli nisbetinde idi milletin tedennîsi. Tarihî bir hakîkat, ondan olmuş tenâsî.3

Din hayatın hayatı hem nûru, hem esası; ihyâ-yı dîn ile olur; şu milletin ihyâsı. Yani din, millet hayatının ruhu, ışığı ve temelidir. Bir milletin gerçek manada yükselmesi ve güçlü kalması, kendi değerleriyle bağını korumasına bağlıdır. İslâmiyet’in diğer bazı anlayışlardan farklı olarak, insanın ve toplumun ilerlemesine engel olmadığını; bilakis dine bağlılığın arttığı ölçüde milletin de terakki ettiğini ifade eder.

Bediüzzaman Hazretleri, tarihî tecrübeye dayanarak İslâm toplumlarının gerilemesinin temel sebeplerinden birinin dinin hakikatlerinden uzaklaşmak olduğunu belirtir. Din ihmal edildiğinde ahlâk zayıflar, birlik bozulur, toplumun manevi dayanakları sarsılır. Buna karşılık dinin doğru anlaşılması ve yaşanması; adalet, kardeşlik, çalışma, ilim ve fazilet gibi değerleri güçlendirerek milletin yeniden dirilmesine vesile olur. Bu bakımdan Bediüzzaman Hazretleri’nin nazarında devletin devamı yalnızca maddî kuvvetlerle değil; iman, ahlâk, adalet ve manevî değerlerin korunmasıyla mümkündür. Çünkü maddî gelişmeyi ayakta tutacak olan esas, insanın iç dünyasındaki sağlamlık ve toplumun ortak manevi ruhudur. Bu sebeple dinin ihyası, milletin ihyası olarak görülmüştür. Bediüzzaman Hazretleri gerçek ve hakiki hürriyeti bir eserinde şöyle anlatmaktadır:

Soru: Hürriyeti bize çok fenâ tefsîr etmişler. Hatta âdetâ hürriyette insan, her ne sefâhet ve rezâlet işlese, başkasına zarar etmemek şartıyla bir şey denilmez. Acaba böyle midir?

Cevap: Öyleler hürriyeti değil, belki sefâhet ve rezâletlerini i‘lân ile çocuk bahanesi gibi bir hezeyan ediyorlar. Zîrâ nâzenîn hürriyet, âdâb-ı şerîatla müteeddibe ve mütezeyyi­nedir. Yoksa sefâhet ve rezâletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdâdıdır, nefs-i emmâ­reye esîr olmaktır. Hürriyet, umûmî efradın zerrât-ı hürriyâtının muhassalıdır. Hürriyetin şânı odur ki, ne nefsine, ne gayrıya zararı dokunmasın.  Belki hürriyet budur ki, kanun-u adâlet ve tedîbden başka, hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfûz kalsın. Herkes harekât-ı meşrûasında şâhâne serbest olsun. لَا يَجْعَلْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ nehyinin sırrına mazhar olsun.4

Bu soru ve cevapta Bediüzzaman Hazretleri, hürriyet kavramı etrafındaki en büyük yanlış anlamayı düzeltmektedir. Ona göre hürriyet, nefsin her istediğini yapması değil; insanı hem başkalarının tahakkümünden hem de kendi nefsinin esaretinden kurtaran ulvî bir nimettir. Soruda dile getirilen anlayış, günümüzde de sıkça karşılaştığımız yanlış bir hürriyet tarifidir. Buna göre insan, başkasına doğrudan zarar vermediği sürece dilediği gibi yaşayabilir; helâl-haram, edep-günah sınırlarını gözetmesine gerek yoktur. Bediüzzaman Hazretleri bu anlayışı kesin bir dille reddeder. Çünkü bu, hürriyet değil, sefaheti ve rezaleti "hürriyet" adı altında meşrulaştırmaya çalışmaktır. Bediüzzaman Hazretleri, "Nâzenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyinedir." buyurarak hakiki hürriyetin ölçüsünü ortaya koyar. Yani gerçek hürriyet, şeriatın edebiyle terbiye edilmiş, ahlâk ve faziletle süslenmiş bir hürriyettir. Dinin koyduğu sınırlar, hürriyeti daraltan zincirler değil; onu koruyan ve insanı gerçek saadete ulaştıran rehberlerdir.

Ardından çok çarpıcı bir hakikati ifade eder: "Sefâhet ve rezâletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmâreye esir olmaktır." Çünkü nefsinin her arzusuna boyun eğen insan, kendisini hür zannetse de gerçekte arzularının kölesidir. Kumarın, içkinin, zinanın, uyuşturucunun veya her türlü kötü alışkanlığın esiri olan bir insanın hür olduğu söylenemez. Hakiki hürriyet, nefsine hâkim olabilmek ve yalnız Allah'a kul olmaktır.

"Hürriyet, umûmî efradın zerrât-ı hürriyetlerinin muhassalıdır." cümlesi ise toplum hayatına bakar. Her ferdin hakkı ve hürriyeti korunursa, gerçek hürriyet ortaya çıkar. Bir kişinin keyfi için başkasının hakkı çiğnenemez. Dolayısıyla hürriyet, başkasının hukukuna saygıyı da içine alan bir denge sistemidir.

"Hürriyetin şânı odur ki, ne nefsine ne gayrıya zararı dokunmasın." sözü, hürriyetin en veciz tariflerinden biridir. İnsan, hürriyet adına kendisine de zarar veremez. Çünkü beden ve ruh da Allah'ın insana emanetidir. Aynı şekilde başkalarının malına, canına, namusuna ve hukukuna zarar vermek de hürriyet olamaz.

Devamında ise hürriyetin sosyal ve siyasî yönünü anlatır: "Kanun-u adalet ve te'dibden başka hiç kimse kimseye tahakküm etmesin." Yani insanlar üzerinde şahısların keyfî hâkimiyeti değil, adaletin hâkimiyeti bulunmalıdır. Makamı, serveti veya gücü olan kimseler başkalarını ezemez; herkes kanun karşısında eşittir.

"Herkesin hukuku mahfuz kalsın. Herkes harekât-ı meşruasında şahâne serbest olsun." ifadesi ise İslâm'ın hürriyet anlayışını özetler. İnsan, meşru/helal daire içinde son derece serbesttir. Çalışabilir, ticaret yapabilir, ilim öğrenebilir, fikir beyan edebilir, seyahat edebilir ve ibadetini yerine getirebilir. Ancak bu serbestlik, Allah'ın koyduğu hudutlar içinde kalmalıdır.

Son olarak zikredilen "لَا يَجْعَلْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ Allah’ı bırakıp da bazınız bazınızı Rabler kılmasın." hakikati, insanın yalnız Allah'a kul olması gerektiğini ifade eder. Hiçbir insan, başka bir insan üzerinde mutlak hâkimiyet kuramaz. Gerçek hürriyet; ne zalimlerin baskısına boyun eğmek, ne de nefsin ve şeytanın esiri olmaktır. Hakiki hür insan, yalnız Allah'a kulluk eden ve O'nun emirleri doğrultusunda yaşayan insandır.

Özetleyecek olursak, hürriyet, sınırsız serbestlik değil, Allah'a kulluk şuuru içinde yaşanan, adaletle kayıt altına alınmış, ahlâkla güzelleştirilmiş ve herkesin hukukunu koruyan bir hayat nizamıdır. Böyle bir hürriyet hem ferdin izzetini muhafaza eder, hem de toplumda huzur, emniyet ve kardeşliği tesis eder.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 460.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 390.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 342.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 389.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız