RİSALE-İ NUR

26.09.2013

5110

Haşir Meydanı Dünyanın Yörüngesinde midir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Üstad Bediüzzaman, 1. Mektup 3. Sual'de "Cehennem nerededir?" sorusunu cevaplarken haşir meydanını, Dünya'nın yörüngesi, yani gezdiği daire olarak ifade ediyor. Nasıl oluyor da âlem-i ahiret, âlem-i şehadette bir yerlerde tarif ediliyor? Âlem-i ahirete ait bazı manaları Güneş Sistemi içinde maddî bir yerlerde düşünmek doğru mudur?

29.09.2013 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Burada anlatılan şey, âhiretin sadece maddî ve gözle görülen bir yer olduğu mânâsına gelmez. Asıl mesele, âhiret âleminin bu dünyadaki ölçülerle tam olarak kavranamamasıdır. Fakat bazı cihetleriyle bu kâinatla irtibatı bulunduğu için, Bediüzzaman Hazretleri yer tarifine dair işaretler de veriyor.

Yani haşir meydanının dünyanın medâr-ı senevîsiyle alâkadar zikredilmesi, “âhiret sadece bu fizikî dairenin içindedir” demek değildir. Belki haşre ait bazı menzillerin ve meydanların bu kâinatla, bilhassa da arzın hareketiyle münasebetli olduğunu gösterir.

Burada “iki ayrı âlem varsa, o hâlde birbirleriyle hiç temasları olamaz” diye düşünmemek gerekir. Çünkü pek çok şey iç içe yaratılmıştır. Meselâ insanın hem bedeni vardır, hem aklı vardır, hem hayali vardır, hem de kalbi vardır. Bunların bir kısmı maddîdir, bir kısmı ise gözle görülmez; fakat hepsi aynı insan içinde beraber bulunur.

Bunun gibi, kâinatta da sadece gördüğümüz şehâdet âlemi yoktur. Gayb âlemleri, berzah âlemi, âhiret âlemi gibi farklı âlemler de vardır. Bunların hepsi birbirinden tamamen kopuk değildir; bir kısmı bir kısmına bakar, bir kısmı bir kısmıyla münasebettardır. Bu sebeple âhirete ait bir hakikatin bu kâinatta bir yerle alâkasının bulunması akıldan uzak değildir.

Meselâ bir radyo yayını havada görünmez; fakat “hiçbir yerde yok” da denilemez. Doğru âlet olunca o yayın işitilir. Aynı şekilde, melekleri veya berzahı gözümüzle göremeyişimiz, onların mekânsız veya tamamen alâkasız olduğu mânâsına gelmez. Sadece bizim şu maddî gözümüz o âlemleri doğrudan görecek kabiliyette değildir.

Bir başka misal olarak rüyayı düşünebiliriz. İnsan yatağında küçük bir odada bulunur; fakat rüyasında çok geniş yerler görebilir, uzun yolculuklar yapabilir. Demek ki bir şeyin bizim bulunduğumuz mekânla irtibatı olması, onun sadece maddî ölçülere sığdığı mânâsına gelmez.

Bu sebeple âhiret menzillerini Güneş Sistemi içinde, sırf taş toprak cinsinden fizikî yerler gibi düşünmek eksik olur. Fakat “bu kâinatla hiçbir mekânî alâkası yoktur” demek de doğru değildir. Bediüzzaman Hazretlerinin beyanı, âhiretin bu gözle bütünüyle görülemeyeceğini; fakat kâinat içinde, bilhassa arzın hareketleriyle münasebetli bazı makam ve menzillerinin bulunduğunu bildiriyor.

Hem perdeli gayb içindeki âlem-i âhirete âit menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için ya kâinâtı küçültüp iki vilâyet derecesine getirmeli veyahud gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp ta‘yîn edelim… Âhiret âlemine âit menziller, bu dünyevî gözümüzle görülmez.1

Sonuç olarak âlem-i âhiret, âlem-i şehâdetten farklıdır; fakat bütünüyle irtibatsız değildir. Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği yer tarifleri, âhireti sadece maddî bir mekâna indirmek için değil; onun kâinatla münasebetini anlatmak içindir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 4.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız