Soruda bahsedilen metni şöyle izah edelim:
Evet, bu kelime öyle mübârek bir definedir ki, senin nihâyetsiz aczin ve fakrın, seni nihâyetsiz kudrete, rahmete rabt edip, Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi, fakrı en makbûl bir şefâatçi yapar.
İnsanın gücü sınırlıdır, ihtiyaçları ise sonsuzdur. Bu yüzden kendi başına hiçbir şeyi tam olarak yapamaz. Bu “acizlik” ve “fakirlik” hali yani ihtiyaç sahibi olma hâli, insana aslında bir kapı açar. Zira bir bebeğin aciz ve fakir olmasından dolayı anne ve babası ona hizmetkâr olur. Bir aslan yavrusu aciz ve zayıflıktan dolayı koca aslanı etrafında pervane gibi döndürür. Hatta bazen aslan kendisi aç kalır yavrusunu doyurur. Bebeğin ve yavrunun anne ve babalarını etrafında döndürüp hizmetçi yapan şey onların kuvvetleri değil; aciz ve fakir ve zayıf oldukları için anne-babalarının merhametinden ve şefkatinden dolayıdır.
İşte, insan da bebek ve yavru gibi aciz ve fakirdir. Bu halini tevazu ile Allah'a karşı kullanırsa Allah'ın şefkat ve merhametini kendine celb edip çeker. O zaman her şeye gücü yeten Allah onu korumasına alır ve korktuklarından kurtarır. Hem nihayetsiz zenginlik ve cömertlik sahibi olan Cenab-ı Hak, insana istediği şeyleri verebilir. Böylece acz ve fakr insan için bir şefaatçi olur. İşte “Bismillah” kelimesi her işte, her fiilde Allah’ın karşısında acizliğini ve fakirliğini itiraf edip O’na (cc) sığınmak ve ondan yardım istemek manasına geldiği için insandaki bu acz ve fakr onu nihayetsiz zenginlik ve güç sahibi Allah’a rabt edip, insanın en büyük şefaatçisi haline gelir.
Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur . Devlet nâmına hareket eder. Hiç bir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun nâmına, devlet nâmına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır. Başta demiştik: Bütün mevcûdât, lisân-ı hâl ile Bismillâh der. Öyle mi? Evet, nasıl ki görsen, bir tek adam geldi. Bütün şehir ahâlisini cebren bir yere sevk etti, ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi nâmıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, Devlet nâmına hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinâd eder.
Bir insan, tek başına dolaşırken zayıftır; herkes ondan bir şey isteyebilir, herkes onu korkutabilir. Bu zat bir ferttir ve sadece kendisini temsil eder. Ancak bir askere kaydolduğunda artık devlet adına hareket eder. “Devlet nâmına” der, kimse ona ilişemez. Arkasında büyük bir güç olur. Artık kendi zatını değil koca bir devleti tüm zenginliği ve güzüyle temsil eder. O intisabı askere her zorlukla mücadele edebilecek bir şefaatçi olur. Meselâ bir adamın geldiğini, bütün şehrin insanlarını zorla bir yere götürdüğünü ve onları çeşitli işlerde çalıştırdığını görsek anlarız ki o adam kendi adına veya kendi gücüyle hareket etmiyor. O bir askerdir; devlet adına iş yapıyor. Arkasında bir padişahın gücü olduğu için bu kadar büyük işleri yaptırabiliyor.
Öyle de, her şey Cenâb-ı Hakk’ın nâmına hareket eder ki; zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyorlar. dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç Bismillâh der. Hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyorlar. Bizlere tablacılık ediyorlar. Her bir bostan Bismillâh der. Matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit, pek çok muhtelif lezîz taâmlar içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar Bismillâh derler. Rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olurlar. Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf âb-ı hayât gibi bir gıdayı takdîm ediyorlar.
Aynı şekilde, kâinattaki her şey Allah’ın adıyla hareket eder. Acizlik ve fakirlikleri ile beraber öyle bir zata istinad ettikleri için güçlerinin fevkinde işler görürler.
Mesela ufacık tohumlar ve küçücük çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşırlar. Sanki dağ gibi yükleri kaldırırlar. Bu bize gösterir ki, her bir ağaç “Bismillah” demektedir. Rahmet hazinesinden ellerini doldurup, meyveleri soframıza getirirler. Pazarda tablaların üzerinde bizlere bu meyveleri sergi eden insanlar misali sanki bize meyve dağıtan birer “tablacı” olurlar.
Mesela yine her bir bahçe ve bostan da “Bismillah” der. Allah’ın kudret mutfağından büyük bir kazan gibi olur; içinde birbirinden farklı, sayısız lezzetli nimet aynı anda pişer. Sayısız meyveleri, sebzeleri, bitkileri Allah’ın ziniyle insanlığa yetiştirir.
Yine İnek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar da “Bismillah” derler. Allah’ın rahmetinden birer süt çeşmesi hâline gelirler. Rezzâk olan Allah’ın adına bize en temiz, en latif, âdeta hayat suyu gibi bir gıda sunarlar.
Her bir nebât ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları Bismillâh derler. Sert olan taş ve toprağı delerler, geçerler. Allâh nâmına, Rahmân nâmına derler. Her şey onlara musahhar olur. Evet, havada dalların intişârı ve meyve vermesi gibi; o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhûletle intişâr etmesi ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddet-i harârete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabîiyyûnun ağzına şiddetle tokat vuruyor.
Bitkilerin, ağaçların ve otların ipek gibi ince, yumuşak kökleri de “Bismillah” derler. Allah’ın adıyla sert toprağı, kayayı deler, geçerler. Rahmân’ın izniyle yol alırlar ve her şey onlara boyun eğer. Havada dalların yayılması ve meyve vermesi ne kadar şaşırtıcıysa aynı kolaylıkla köklerin taş ve toprak içinde yayılması, orada meyve ve hayat üretmesi de öyledir. Ayrıca kavurucu sıcaklara rağmen yumuşak, yeşil yaprakların aylarca taze kalması; yani durmadan pişmesi gereken o narin yaprakların yanmaması, solmaması bütün bunlar onların güç ve kuvvetlerinin fevkindedir.
Özetle; verilen bu örneklerde anlaşıldığı üzere bu işler bu varlıkların kendi kendilerine yapacakları işler değildir. Ancak onlar acizlik ve fakirlikleri ile Allah’a dayandıkları, güvendikleri için bu muhteşem işlere mazhar olurlar. Acizlik ve fakirlikleri onlara şefaatçi olur, büyük işleri yaparlar. İnsan da böyledir. Acizlik ve fakirliklerini idrak seviyelerine göre Allah'a intisab ederler. Doğru orantılı olarak işleri asan olur. İnayete, suhulete, yardıma mazhar olurlar.

