Sorular

5.091

SABRIN ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Sevgili Peygamberimiz sabrı üçe ayırmaktadır:"Sabır üçtür. Musibete karşı sabır, taat üzerine sabır, masiyetten sabırdır. Kim musibete sabrederse ve onu Allah'tan geldiğini düşünerek güzel bir şekilde karşılarsa Allahu Teala ona üç yüz derece verir ki her bir derecenin arası yer ile gök arası kadardır. Kim itaat üzere sabrederse Allahu Teala ona altı yüz derece verir ki her bir derece arası yerin üst sınırından yedi tabaka altına kadardır. Kim masiyete sabrederse Allahu Teala ona dokuz yüz derece verir ki her bir derecenin arası yerden arşa kadardır."1Üstad Bediüzzaman Hazretleri sabrı üç kısma ayırır. Ona göre üç çeşit sabır vardır:İşte ey sabırsız nefsim! Sen üç sabır ile mükellefsin. Birisi, tâat üstünde sabırdır. Birisi, ma'siyetten sabırdır. Diğeri, musibete karşı sabırdır. 2 1. İBADET/TAAT ÜZERİ SABIRİbâdet üzerine sabırdır ki, şu sabır onu makam-ı mahbûbiyete kadar çıkarıyor. En büyük makam olan ubûdiyet-i kâmile cânibine sevk ediyor. 3 İbadet üzerine sabır, kulun namaz, oruç, zekât gibi Allah'ın emrettiği ibadetleri sebatla, ihlâsla ve devamlılıkla yerine getirmesi; nefsin tembelliğine, şeytanın vesvesesine ve dünyanın meşgalesine rağmen kullukta sebat etmesidir. Bu sabır, ibadetleri sadece alışkanlıkla değil, tam bir huzur ve huşu içinde yapabilmeyi sağlar. Zira Allah'a kulluk, insanın yaratılış gayesidir.(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!4 Ayeti bu gayeyi vurgular. Bu gayeye sabırla bağlı kalmak, kulun Rabbine olan sevgisini ve teslimiyetini gösterir. İşte bu tür sabır, kişiyi makam-ı mahbûbiyet, yani Allah'ın sevdiği kullar derecesine yükseltir. Çünkü sabırla yapılan ibadet, kalbi saflaştırır, imanı kuvvetlendirir ve kulun Rabbine olan yakınlığını artırır. Bu hâl, ubûdiyet-i kâmile, yani en mükemmel kulluk mertebesine yönelten bir yoldur. Böylece mümin, sabırla ibadet ettikçe, hem dünya hem âhiret saadetine yaklaşır; Allah'ın rızasına mazhar olma şerefine erişir.Mesela, yaz aylarına denk gelen Ramazan ayında oruç tutmak zordur. Günler uzun, hava da sıcaktır. Bundan dolayı açlık ve susuzluğa dayanmak zor olur. İşte tam da burada taat üzere sabır lazımdır. Yani kişinin uzun ve sıcak günlerde oruç tutmak üzere sabır etmesi gerekir. Hem mesela sabah uykudan uyanmak, abdest almak ve  namaz kılmak nefse zor gelir. Nefse ağır gelen bu şeyi yapmak ve her sabah devam ettirmek taat üzere sabır örneğidir.2. MASİYETE/GÜNAHLARA KARŞI SABIRMa'siyetten nefsini çekip sabretmektir. Şu sabır takvâdır. اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ sırrına mazhar eder. 5 Ma'siyetten nefsini çekip sabretmek, kulun haramlardan ve günah yollarından nefsini koruması, onu Allah'ın emir ve yasakları karşısında dizginlemesi demektir. Bu sabır, takvanın tezahürüdür. Zira takvâ, Allah'ın rızasına uygun yaşamak, O'nun emirlerini titizlikle yerine getirmek ve nehyettiği şeylerden büyük bir hassasiyetle uzak durmaktır. Nefsini günah işlemeye meylettiğinde tutan kimse, Allah korkusunu kalbinde taşıyan gerçek mümindir. Böyle bir kimse, اَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُتَّق۪ينَ 6 (Şüphesiz Allah, takvâ sahipleriyle beraberdir) sırrına mazhar olur; Allah'ın muhafazası, inayeti ve yardımına nail olur. Çünkü Cenâb-ı Hak, haramlardan sakınmakta sebat eden kulunun yanındadır; onu hem dünyevî hem uhrevî felâketlerden emin kılar. Dolayısıyla ma'siyetten uzak durma, kulun kalbini nurlandırır, imanını kuvvetlendirir ve onu Rabbine yaklaştırır.Mesela, bir kimsenin haram olan bir şeyi yememek için tahammül göstermesi, karşı cinse bakmamak için başını çevirmesi, kumar, içki ve faiz gibi günahları işlememek için gayret göstermesi masiyet üzere sabır örneklerindendir.3. MUSİBETLERE KARŞI SABIRMusibetlere karşı sabırdır ki, tevekkül ve teslîmdir. اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ٭ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ şerefine mazhar ediyor. Ve sabırsızlık ise, Allah'dan şikâyeti tazammun eder. Ve ef'âlini tenkîd ve rahmetini ithâm ve hikmetini beğenmemek çıkar. 7 Musibetlere karşı sabır demek, kulun başına gelen bela, hastalık, kayıp ve sıkıntılar karşısında sarsılmadan, Rabbine tam bir teslimiyetle yönelmesi, kaderin her hükmünü hikmetle kabul etmesidir. Böyle bir sabır, tevekkül ve teslîmiyetin en güzel göstergesidir. Çünkü mümin bilir ki, başına gelen her şey Allah'ın takdiriyle, rahmetiyle ve hikmetiyle vuku bulur. O hâlde sabır, sadece acıya katlanmak değil; Allah'ın hükmünü güzel görmek, O'na güvenip gönül huzuru içinde rıza göstermektir. Kur'ân-ı Kerîm'deاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ 8  “Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever” veاِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ 9 “Şüphesiz Allah sabredenleri sever”Buyrularak, sabır ve tevekkül ehlinin Allah'ın sevgisine mazhar olduğu bildirilmiştir. Buna karşılık sabırsızlık ise, kaderden razı olmamak, Rabbimizin hikmetini beğenmemek demektir; bu hâl, gizli bir şikâyet mânâsı taşır ve Allah'ın fiillerini, rahmetini ve hikmetini beğenmemek gibi tehlikeli bir manayı içinde barındırır.Gerçek mümin ise her hâlinde Rabbim bilir, O'nun takdiri en hayırlıdır diyerek kalbini sükûnete erdirir. Başına gelen her musibeti bir imtihan, bir arınma vesilesi olarak görür. Çünkü bilir ki, sabırla geçirilen her zorluk günahlarına kefaret olur, kalbini temizler ve onu Rabbine daha da yaklaştırır. Böyle bir sabır, kulun imanındaki olgunluğu gösterir; sabreden kul, Allah'ın rızasına, rahmetine ve sevgisine nail olur. Zira musibet anında sabır göstermek, yalnızca dayanmak değil; Allah'a tam teslimiyetle yönelip O'nun hükmünü güzelce karşılamak, Rabbim beni terbiye ediyor diyebilmektir. İşte bu hâl, hakikî kulluğun ve ihlâsın en parlak tezahürüdür.Mesela, uzun süre ağrılı bir kansere karşı tahammül gösterip isyan etmemek, şikayet etmemek musibete karşı bir sabır örneğidir. Buna karşı ah, of etmek, ben ne ettim de başıma geldi demek, beni mi buldu gibilerden söylenmek sabırsızlıktır. Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:"Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir veya sabır musibetin ilk darbesine karşıdır" denilerek bu sabra işaret edilmiştir.10Ayrıca BakınızKUR'AN'DA, HADİSLERDE VE RİSALE-İ NUR'DA "SABIR"SABIR KUVVETİNİ DAĞITMAKSABIR VE TAHAMMÜLKaynakçalarSuyutî, el-Câmiu's-Sağîr, 2/80Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.95Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.124Zariyat, 51/60Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.124Bakara, 2/194Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.124Âl-i İmrân, 3/109Âl-i İmrân, 3/146Buhârî, Cenâiz, 32

5

Sineklerin Mikropları İmha Etmesi İle Hastalıkları Taşıdıkları İddiası Çelişiyor mu?

28. Lema'da, sineklerin mikropları taşımaktan ziyade, görünmeyen zararlı mikropları ve zehirli maddeleri emip yiyerek temizlediğini; bunları imha edip istihaleye uğratarak çok bulaşıcı hastalıkların önünü aldıklarını söyler. Ancak günümüzde sineklerin hastalık taşıyıp ölümlere sebep olduğu da duyulmaktadır. Bu ifadeler çelişiyor gibi göründüğünden, Bediüzzaman Hazretlerinin sözlerini nasıl anlamak gerekir?

34

Sikke-i Tasdik-i Gaybi Eserinin Mütalaa Sırası

"Üçüncü Nokta: Bu mecmûayı mütâlaa eden zâtların inceden inceye tedkîk etmelerine, hususan cifrî hesabâtına meşgul olmalarına lüzûm yoktur. Bir kısmı anlaşılmasa da, zararı yok. Hem umumunu anlamak da lâzım değil. Hem kerâmet-i Gavsiye'nin âhirindeki Şâm'lı Hâfız Tevfîk'in fıkrasından başlayıp âhire kadar mütâlaadan sonra ve baştaki mukaddimeyi de okuduktan sonra, istediği parçayı okusun."Bediüzzaman Üstadımızın tarifine göre Sikke-i Tasik-i Gaybi eserinin mütalaa sırası nasıl olmalıdır? Hafız Tevfik Ağabey'in müstakil bir fıkrası eserde gözükmüyor?

183

11. Şua, Meyve Risalesi, 1. Mesele'nin İzahı

11. Şuâ/Meyve Risalesi Kısa Künyesi:Tam adı: On Birinci Şuâ – Meyve RisalesiYazılış yeri: Denizli HapishanesiYazılış zamanı: 1943-44 yıllarıMüellifi: Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Hazretlerinin 1943-44 senelerinde Denizli hapishanesinde bulunduğu sırada, “hakiki müdafaanamemiz” dediği ve yine kendi ifadesiyle medrese-i yusufiye hükmünde olan hapsin bir meyvesi olması sebebiyle “Meyve Risalesi” olarak meşhur olmuş bir risaledir. 11. Şua, Risale-i Nur Külliyatı'nın iman hakikatlerine dair önemli eserlerinden biridir.Bu risalede bulunan 11 mesele; iman esasları, namaz, ubudiyyet, marifet-i ilahi, ahirete iman, haşr-i cismani ve Kur'an'ın tekraratının hikmetleri gibi hakikatlerin sade ve anlaşılır bir üslupla izahından oluşur. Üstad Hazretleri, o dönemde kendisiyle birlikte hapiste olan talebelerine imanî hakikatleri ders vermek ve onların kuvve-i manevilerini takviye etmek amacıyla bu eseri telif etmiştir.  Bu şua, onu okuyan mü'minlerin imanını kuvvetlendirecek hakikatleri ihtiva etmekle gayet tesirli ve faydalıdır. Bu eserdeki her mesele sanki İslamiyet ve iman ağacının dallarından kopmuş hakikat “meyve”leri gibidir.BİRİNCİ MESELENİN İZAHI:Dördüncü Söz'de îzâhı bulunan, her gün yirmi dört saat sermâye-i hayatı, Hâlikımız bize ihsân ediyor. Tâ ki, iki hayatımıza lâzım olan şeyler, o sermaye ile alınsın.1Üstad Bediüzzaman Hazretleri burada, dördüncü sözde izahı bulunan bir misal üzerinden, her gün 24 saatlik bir ömür sermayesinin hem dünya hem ahiret hayatımıza lazım olacak şeyleri elde edelim diye rabbimizin ihsanı olarak bize verildiğini ifade eder.Biz kısacık hayat-ı dünyeviyeye yirmi üç saati sarf edip, beş farz namaza kâfî gelen bir saati, pek çok uzun olan hayat-ı uhreviyemize sarf etmezsek, ne kadar hilâf-ı akıl bir hata; ve o hatanın cezâsı olarak hem kalbî, hem rûhî sıkıntıları çekmek; ve o sıkıntılar yüzünden ahlâkını bozmak ve me'yûsâne hayatını geçirmek sebebiyle, değil terbiye almak, belki terbiyenin aksine gitmekle ne derece hasâret ederiz, kıyâs edilsin.2Yani her iki hayat için bize emanet olarak verilen bu 24 saatlik ömür sermayesinin 23 saatini sırf dünya hayatına sarf eder (yani insan bu vakit sermayesinin bir kısmını helal dairede ki rızık, aile, çalışma, vb. gibi dünya işleri için de kullanabilir), fakat sadece bir saatimizi alan namaz ibadetine sarf etmez ve ebedi hayatımız için gerekli olan hazırlığı yapmazsak, ne kadar akılsızlık etmiş oluruz. Zira Hadis-i Şerifte de haber verildiği üzere;Kul, kıyamet gününde ilk olarak namazdan sorguya çekilir. 3Hem bu hatanın bedeli sadece ahreti kaybetmek değildir. Zira bu hata ümitsizlik ve ahlaksızlık benzeri farklı manevi ve ruhi hastalıkların ortaya çıkması gibi büyük zararlara da neden olur. Çünkü namaz sadece ibadet değil, aynı zamanda ahlâk terbiyesidir. Namazsız insan, ruhen daralır, kalben sıkılır. Asr Suresinde buyurulduğu gibi;Asra yemin olsun! Şüphesiz ki insan gerçekten hüsrandadır. Ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâdır. 4Eğer bir saati beş farz namaza sarf etsek, o halde hapis ve musibet müddetinin her bir saati, bazen bir gün ibâdet; ve fânî bir saati, bâkî saatler hükmüne geçebilmesi; ve kalbî ve rûhî me'yûsiyet ve sıkıntıların kısmen zevâl bulması; ve hapse sebebiyet veren hatalara keffâreten affettirmesi; ve hapsin hikmeti olan terbiyeyi alması, ne derece kârlı bir imtihân, bir ders ve musibet arkadaşlarıyla tesellidârâne bir hoş sohbet olduğu düşünülsün.5Bu kısımda, sadece bir saati vermek kâfi gelen beş vakit farz namazın hem dünyevî hem uhrevî faydasını anlatıyor. Rabbimiz şöyle buyuruyor:Muhakkak ki namaz, mü'minler üzerine vakitleri belirli (bir farz) olarak yazılıdır. 6Toplamda bir saatimizi bu vakitleri belirli olan namaza vermekle, hem baki olan ahiret saatlerini kazanmaya hem de dünyevi ve ruhi sıkıntıların giderilmesine vesile olacağı anlatılmaktadır. Çünkü namaz kılan insan bilir ki her derdine çare olacak sonsuz kudret ve rahmet sahibi bir Rabbi var. Hususen musibet (özellikle hapis) gibi sıkıntılı zamanların imtihan ve terbiye vesilesi olması sebebiyle, bu musibet zamanı bir saat namaz ibadetinin bir gün ibadet sevabını kazandırması, manevi terbiyeye vesile olması ve günahlara kefaret olmasının ne derece kârlı olduğunu anlatır. Çünkü bir saati namaza sarf edilse, o zaman hapis süresinin her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer ve o hapis musibeti günahlara kefaret olmasıyla birlikte namaz da günahları temizler. Böylece sıkıntılar hafifler, kalp ferah bulur. Bu hakikat Hadis-i Şerifin ifadesiyle şöyle müjdelenmiştir:Müminin başına gelen yorgunluk, hastalık, gam, keder, hatta bir diken bile, Allah onunla günahlarını affeder. 7“Dördüncü Söz'de denildiği gibi, bin lira ikrâmiye kazancı için bin adam iştirâk etmiş bir piyango kumarına, yirmi dört lirasından beş-on lirasını veren; ve yirmi dörtten birisini, ebedî bir mücevherât hazinesinin biletine vermeyen; halbuki dünyevî piyangoda o bin lirayı kazanmak ihtimâli binde birdir. Çünki bin hissedar daha var. Ve uhrevî mukadderât-ı beşer piyangosunda ise, hüsn-ü hâtimeye mazhar ehl-i îmân için kazanç ihtimâli, binde dokuz yüz doksan dokuz olduğuna yüz yirmi dört bin enbiyânın ona dâir haberlerini, keşif ile tasdîk eden evliyâdan ve asfiyâdan had ve hesaba gelmez sâdık muhbirler haber verdikleri halde, evvelki piyangoya koşmak, ikincisinden kaçmak, ne derece maslahata muhâlif düşer, mukayese edilsin.” 8Yani dünyevi bir piyango kumarında kazanmak ihtimali binde bir olduğu halde yarı malını veren bir adamın yaptığını akıl kabul ederse, kazanmak ihtimali %99 olan ve enbiya, esfiya ve evliya gibi bütün sadık habercilerin hak ve hakikat olduğuna dair haber verdikleri ebedi saadet için 24 saatten birini vermemeyi asla akıl kabul etmeyecektir.“Bu mes'elede hapishâne müdürleri ve sergardiyanları ve belki memleketin idare müdebbirleri ve âsâyiş muhâfızları, Risâle-i Nûr'un bu dersinden memnun olmaları gerektir. Çünki bin mütedeyyin ve cehennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibâtı, on namazsız ve i'tikādsız, yalnız dünyevî hapsi düşünen ve haram ve helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu, çok tecrübelerle görülmüş.”9Bu son kısımda özellikle hükümet idarecilerine, hapishanedeki idareciler ve memurlara hitaben; bu namaz ve iman derslerinin, insanları ıslah ettiği ve ahlâki düzelmeye vesile olduğu vurgulanarak, cehennem azabını bilen bin dindar adamın idaresinin, bir dinsizin idaresinden çok daha kolay olacağı anlatılmaktadır. Ayet-i Kerimede şöyle buyurulmaktadır:Şübhe yok ki namaz, çirkin işlerden ve kötülüklerden (insanı) alıkoyar. 10Bu ayetten de anlaşılacağı üzere iman hakikatleri ve ibadetler ıslaha sebeptir. Bu nedenle idarecilerin bu derslerden memnun olmaları gerekir.Ayrıca Bakınız11. ŞUA MEYVE RİSALESİ 2. MESENİN İZAHI11. ŞUA MEYVE RİSALESİ 3. MESENİN İZAHIMEYVE'DE BAHSİ GEÇEN MEŞHUR TALEBE KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 192.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 192.Tirmizî, Salât 188.Asr, 103/1–3Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 192-193.Nisâ, 4/103.Buhârî, Merdâ 1.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 193.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar 1, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 193.Ankebût, 29/45.

6.894

Namazları Cem Etmenin (Birleştirmenin) Hükümleri

NAMAZLARDA CEMHanefiler dışındaki cumhura göre seferde, yağmurlu günlerde, hacda Arafat ve Müzdelife'de cem yapılabilir. Hanbelilere göre bu meselede biraz daha genişlik vardır.Öğle ile ikindiyi birinci namazın vaktinde (cem-i takdim tarzında) birleştirmek; yahut öğleyi ikindiye tehir ederek (cem-i tehir tarzında) ikinci namazın vaktinde kılmak caizdir. Öne alınarak kılma konusunda Cuma namazı öğle namazı gibidir. Yine bunun gibi, akşam namazı ile yatsı namazlarını seferde, hem yatsıyı öne alarak birinci namazın vaktinde, hem de tehir ederek akşamı ikinci namazın vaktinde kılmak caizdir.Hanefilere göre; Arefe günü sadece hacılar için öğle ile ikindi namazını cem-i takdim tarzında tek ezan ve iki kametle kılmak caizdir.Müzdelife gecesinde akşam ile yatsı namazı bir ezan ve bir kametle cem-i tehir suretinde birleştirerek kılınır.Cumhurdan Şafiilere Göre Cem-i Takdimin Altı Şartı Vardır:1. Namazları birleştirmeye niyet etmek. Bu niyet birinci namaza başlarken yapılır.2. Tertibe riayet etmek. Yani önce birinci namazı kılmak.3. İki namazı peşpeşe kılmak, aralarında iki rekat namaz kılacak kadar uzun bir ara vermemek.4. İkinci namaz için iftitah tekbiri alıncaya kadar seferiliğin devam etmesi şarttır.5. İkinci namaza başlayıncaya kadar birinci namazın vaktinin kesin olarak devam etmesi, çıkmamış olması da şarttır.6. Birinci namazın sahih olduğuna inanmak. Cuma namazının sahihliği konusunda şüpheye düşse Cuma ile ikindiyi cem-i takdim suretiyle birleştirmek sahih değildir.Cem-i Tehirin İki Şartı Vardır:1. Birinci namazın vakti çıkmadan önce onu tehir ederek kılmaya niyet etmek.2. İkinci namazı tamamlayıncaya kadar seferiliğin devam etmesi şarttır.Cem-i tehirde tertip vacip değildir. Dilediğinden başlayabilir.Sünnet Namazlarda İse Şafiilere Göre;Bir kimse öğle ile ikindi namazını birleştirince, öğle namazından önceki sünneti daha önce kılar, tehir de edebilir. İster cem-i takdim yapsın, ister cem-i tehir yapsın hüküm değişmez. Eğer cem-i tehir yapmışsa iki namazın arasına almak da caizdir.Bir kimse akşam namazı ile yatsı namazını birleştirirse, bunların sünnetlerini sona bırakır. Eğer cem-i tehir yapmış ve akşamı önce kılmışsa akşamın sünnetini araya alabilir. Eğer cem-i tehir yapmış ve yatsıyı önce kılmışsa yatsı namazının sünnetini ortaya almak caizdir. Bundan başka şekiller yasaklanmıştır." 1Ayrıca BakınızYOLCULUKTA NAMAZI BİRLEŞTİRMESEFERİLİKKaynakçalarHALİT ÜNAL, "CEM'", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993, c. 7, s. 277-278

5.028

Dudaktan Kopan Deri Parçasını Yutmanın Dini Hükmü

İnsan bütün bedeni ile saygın bir varlıktır. Dolayısıyla kendi vücuduna ait dahi olsa kıl, kabuk, deri, tırnak ve dudak gibi şeyleri (bilerek) yemesi caiz olmaz.1Ancak bilmeden ve farkına varmadan dudağından sarkmış küçük bir parça deriyi ısırıp yutarsa bunda bir mesuliyeti yoktur. Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.2Sonuç olarak, insan bedeni kıymetlidir ve bilinçli yapılan yanlışlar sorumluluk doğurur. Ancak farkında olmadan yapılan hatalardan kişi mesul değildir; çünkü İslam'da esas olan niyet ve bilinçtir.KaynakçalarDin İşleri Yüksek Kuruluİbn Mâce, Talâk, 16.

2.810

Bismillah Neden Tükenmez Bir Kuvvet ve Bitmez Bir Berekettir?

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle, şöyle ki: Bedevî Arab çöllerinde seyâhat eden adama gerektir ki, bir kabîle reîsinin ismini alsın ve himâyesine girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcâtına karşı perişan olacaktır. 1Bismillah, kelime anlamı olarak “Allah'ın adıyla” demektir. Yani Allah namına başlamak, Allah namına işlemek, Allah namına almak, Allah namına vermek; sonuç olarak her ne hayırlı iş yapıyorsak Rabbimizin adıyla, izniyle, kuvvet ve yardımıyla yapmak demektir.Bismillah'ın "Büyük Tükenmez Bir Kuvvet" OluşuBesmelede öyle bir sır vardır ki insan gibi güçsüz ve muhtaç olan bir varlığı, kuvveti ve merhameti sonsuz olan Allah'a dayandırır.İnsanın sayısız düşmanları vardır. Başta nefis ve şeytan olmak üzere insan, kendini rencide eden, üzen ve çaresizlik içinde kıvrandıran çok bela ve sıkıntılarla karşılaşır. Yine insan öyle âciz ve güçsüzdür ki gözüyle göremediği küçücük virüslere dahi yenik düşer. Vücudundaki 100 trilyon hücrenin bir tanesini bile idare etmeye gücü yetmez. Ateşe, soğuğa, açlığa, hastalığa dayanamaz. Vücudu çelikten değil; çabuk dağılıp bozulan et ve kemikten ibarettir. Sözü ne güneşe, ne buluta, ne toprağa, ne atomlara ne de başka bir varlığa geçmez.Her yönüyle âciz olan insan, kendisini düşmanlarından koruyup kollayacak sonsuz bir kuvveti vicdanıyla aramaya başlar. Sonuç olarak Allah'ın sonsuz kudretini bulur ve ona dayanır. Böylelikle Bismillah diyerek, Rabbinin sonsuz kudretine dayanarak tüm zorluklara, hastalıklara ve belalara karşı dayanabilir. Tıpkı devletine bağlı bir askerin, devletinin ve askeriyenin tüm güç ve servetini arkasına alarak; devlet namına ve devlet başkanının ismi ve kuvvetine dayanarak gücünün çok üstünde işleri yapabilmesi gibi.Bu noktadan Bismillah, tükenmez bir kuvvettir, diyebiliriz. Evet, bizler hayırlı bir işe başlarken ya da yapmaya niyet ettiğimiz bir işin sonucunun hayırlı olmasını istiyorsak Bismillah demeliyiz. Çünkü Bismillah dediğimiz zaman; “Ya Rabbi! Bu başladığım işin tamamlanmasında gerekli olan güç ve kuvvet ancak senin tarafından bana verilmiştir ve sendendir. Sen bana bu gücü vermezsen ben bu işi tamamlayamam. Aynı zamanda her türlü bela ve hastalıklardan beni muhafaza edip koruyan da ancak sensin,” deyip Allah'a iman ve tevekkül ederek Rabbimizin sonsuz kudretine Besmele ile sığınmış olur.Evet, kâinatta çok küçük ve zayıf varlıklar vardır ki kendi güçlerinden çok fazla işleri yapıyorlar. Nokta gibi küçücük tohumların ağaçları âdeta sırtlarında taşımaları; aklı, fikri olmayan hayvanların insan hayatına en sağlıklı gıdalar olan süt, yumurta, bal ve ipek gibi benzersiz muhteşem nimetleri bizlere sunmaları hep bu sırra işarettir. Toprağın tatsız tuzsuz, ilimsiz, kudretsiz, kapkara hâliyle çeşit çeşit yüz binlerce çiçeğin, meyvenin ve sebzenin meydana gelmesine vesile olması elbette o bitki ve hayvanların Rablerinden aldığı güç ve kuvvet ile olduğu açıktır.Demek bütün varlıklar kendilerine has özel dilleriyle “Bismillah” derler. Yani; “Ya Rabbi, biz bu yapılan şeyleri ancak senin güç ve kuvvetin ile yapabiliriz” demektedirler. Eğer bitkilerin o nazik ve yumuşak kökleri sert kayaları delip geçiyorsa bunu kendi güç ve kuvvetleriyle yaptığını söylemek cahillikle eşdeğer olmaz mı? Yaz mevsiminin o yakıcı kavurucu sıcaklarında aylarca yemyeşil kalan incecik nazik yaprakların güçlerini Allah'tan aldığını kabul etmezsek, o zaman bu durumu nasıl açıklayabiliriz? Bunun gibi, atomlardan galaksilere varıncaya kadar her varlık, ortaya koyduğu işlerin büyüklükleri seviyesince Bismillah deyip her şeyi gerçekte yaratan ve yapanın sadece ve sadece Allah olduğunu bütün akıl sahiplerine ilan etmektedirler.Bismillah'ın "Bitmez Bir Bereket" Oluşuİnsan, yaratılışı gereği her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır. Gerek dünyası için gerekse ahireti için insanın çok şeye ihtiyacı vardır. Hayatı için vücuda, sayısız organ ve cihaza muhtaçtır. Hayatının devamı için havaya, suya ve pek çok nimete ihtiyacı vardır. Bunlara ilaveten, hayaliyle de en güzel yemekleri, en güzel evleri, yatları, katları ve giyecekleri yaratılış itibarıyla ister. Bununla da kalmaz, sonsuz bir yaşam ve sıkıntısız bir ömür arzular. Sevdikleriyle sonsuz olarak beraber olmak, hiç ayrılmamak ister. Fakat bu ihtiyaçlarının ve istediklerinin milyonda birine bile sahip değildir. Sahip olmadığı gibi, kendi gücüyle de elde edemez.Tam da bu noktada insanın vicdanı “Bana bu ihtiyaçlarımı ve istediklerimi kim verebilir?” diye bir yardım noktası aramaya başlar. Ve rahmeti ve hazineleri sonsuz olan Allah'ı bulur. İman ve tevekkülle Allah'ın rahmetinden istemeye başlar ve Bismillah der. Yani, “Ya Rabbi! Benim dünyadaki ihtiyaçlarımı ve sonsuza kadar uzanan isteklerimi verebilecek olan ancak sensin. Çünkü senin rahmetin, ihsanın ve ikramın sonsuzdur. En zengin olan sensin. Ancak senden yardım diliyorum.” diyerek imanını, tevekkülünü Allah'a sunar. Bu sayede bitmez bir bereket hazinesini de bulmuş olur.Madem ki kâinatta canlı cansız her şey “Bismillah” diye haykırıyor, biz nasıl olur da âdeta İslâm'ın bir sembolü olan bu mübarek kelimeyi ihmal ederiz? Nasıl olur da bizi Rabbimizin bitmez tükenmez merhamet hazinesine sevk eden, bütün sıkıntı ve zorlukların üstesinden gelecek sonsuz kudretine dayandıran bir defineden mahrum kalırız?O hâlde biz de her zaman “Bismillah” diyerek hiçbir işimizi besmelesiz bırakmayalım. Ta ki tükenmez bir kuvvete ve bitmez bir berekete Bismillah ile kavuşmuş olalım.Sonuç olarak Bismillah demek, insanın kendi âcizliğini fark edip her işte Allah'ın kuvvet ve merhametine dayanması demektir. İnsan tek başına zayıf ve muhtaçtır; fakat Besmelenin sırrı ile sonsuz bir kuvvete ve bitmez bir rahmete yönelir. Kâinattaki her varlık hâl diliyle Bismillah derken insanın da hayırlı işlerine Besmele ile başlaması âdeta kulluğun bir gereğidir. Bu yüzden Bismillah, insanı korkulardan ve çaresizlikten kurtaran, ona güç, kuvvet, bereket ve ümit veren mübarek bir anahtardır.Ayrıca BakınızİNSANIN BESMELE İLE KURDUĞU İRTİBATBİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIRBİSMİLLAH'IN İSLAM NİŞANI OLMASI NE DEMEKTİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2

5.286

Birinci Söz'deki "Biz Dahi Başta Ona Başlarız" Cümlesinin İzahı

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir;Bismillâh her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim! Şu mübârek kelime İslâm nişânı olduğu gibi, bütün mevcûdâtın lisân-ı hâliyle vird-i zebânıdır .1''Biz dahi ona başlarız'' cümlesi ile Bediüzzaman Hazretleri ona başlarız derken "Bismillah" kelimesinin kendisine işaret etmektedir. Her hayırlı işin başı olan Bismillah nedir, ne demektir, neyi ifade eder, bunu açıklamak için Risale-i Nur külliyatının başına alınmıştır. Yani her hayırlı iş gibi bu eser de besmele ile başlamıştır ve manası tarif edilmiştir. Madem her hayrın başı Bismillah ile başlar o halde hayır kapıları bu kelimenin manası ile açılır. Biz de Bismillah kelimesinin sırlı anahtarını açıklamakla başlarız demektir.Hem yine madem hayırlı işlere Bismillah ile başlanmalıdır. Kur'an'ın tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatına da Bismillah lafzı ile ve bu mübarek kelimenin tefsiri ile başlanmaktadır. Zira Kur'an'a tefsir yazmak da hayırlı bir iştir. Ayrıca BakınızBİSMİLLAH HER HAYRIN BAŞIDIRBİSMİLLAH'IN İSLAM NİŞANI OLMASI NE DEMEKTİR?İNSANIN BESMELE İLE KURDUĞU İRTİBATKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 2