Bu mesele tarihî, siyasî ve ilmî yönleri olan hassas bir konudur. Burada hem dönemin şartlarını hem de ilgili şahısların niyet ve içtihatlarını dikkate almak gerekir. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, II. Meşrutiyet döneminde siyasî hadiselerin içinde bulunmuş, bir dönem mebusluk ve resmî görevler yapmış bir âlimdir. İslâm'a çok büyük hizmetler etmiştir. Yazmış olduğu tefsir bu zamana kadar yazılmış en iyi tefsirlerden birisidir. Yazdığı dönemden itibaren âlimler onun tefsirinden müstağni kalamamışlar, bir başucu kitabı olarak ittihaz etmişlerdir. Bütün bunlarla beraber Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi sürecinde hazırlanan hâl fetvasını hazırlayan arasında olduğu kesin bir hakikattir. Nitekim kendisi de ileride, "Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid'in hal'ine karışmamdır" diyecektir.1
Ancak dikkat edilmesi gerekir ki Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’nın bu fetvanın hazırlanışında yer alması; makam, şöhret, para yahut şahsî menfaat saikiyle değil, kendi kanaatine göre devletin ve milletin maslahatını gözeten bir içtihada dayanıyordu. Bu sebeple mesele, sahabe döneminde meydana gelen ve tarafların kendi içtihatlarına göre hareket ettiği siyasî ihtilaflara benzer şekilde değerlendirilmiş; umumiyetle “içtihada dayalı bir hata” çerçevesinde ele alınmıştır.
Ayrıca ifade edildiği üzere, Elmalılı’nın daha sonra bu hadiseye dair pişmanlık duyduğu ve tövbe ettiği de nakledilmektedir. Zaten Ehl-i Sünnet anlayışında, içtihatla hareket eden bir kimse hata etse dahi, kasıt ve niyetine göre bütünüyle mahkûm edilmez.
Bununla beraber meseleye yalnız zahirî-siyasî cihetten değil, kader-i İlâhî nazarıyla bakmakta da fayda vardır. Doğrusunu Allah bilir.
1949'da Elmalılı'ya ait bir defterde yazılı olan bu ifadeleri 1975'te oğlu Muhtar Yazır'la yapılan mülakatta belirtilmiştir.; Prof. Dr. A. Ragıp Akyavaş, Tarih Mahşeri (2 cilt), Ankara 2003.

